Forum Logo  

Anasayfa Kimler Online Forum Duyuruları Yönetim İletişim Reklam Ver
Geri Git   ForumDenizi.Com > Eğitim - Öğretim > Açık Öğretim

Açık Öğretim Açık öğretim hakkındaki tüm güncel bilgiler, haberler ve paylaşımların olduğu bölüm.

Etiket Listesi

  
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 17 Ocak 2018   #1
 
Anka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Üyelik tarihi: 09 Aralık 2017
Cinsiyet: Bayan
Mesajlar: 5,928
Konular: 2700
Rep Gücü: 7
Puanları: 10
Rep Grafiği: Anka is on a distinguished road
Alınan Beğeni: 493
Verilen Beğeni: 243
Nereden: ᴛᴙ
İlişki Durumu: Yok
Burç: Basak
Takım: Besiktas
Standart Aöf Türk Dili 1 Ders Notları 4. Ünite AÖF 4. Sınıf Ders Notları

Aöf Türk Dili 1 Ders Notları 4. Ünite AÖF 4. Sınıf Ders Notları

TÜRK DİLİ 4. ÜNİTE

IV. ÜNİTE

SES BİLGİSİ
TÜRK ALFABESİ VE YAZIM SİSTEMİNE GENEL BİR BAKIŞ
1928 yılında Harf Devrimi ile kabul edilen ve 1929’da resmen uygulanmaya başlayan yeni Türk alfabesinde, Latin alfabesinin temel harfleri alınmış ayrıca bu temel harflerde bazı değişiklikler gerçekleştirilerek yeni harfler yapılmıştır. Çok sayıda farklı harften oluşan karmaşık bir alfabeye yol açmamak amacıyla dilin sesleri, temel Latin harflerinin üstüne, altına konulan ayırıcı işaretlerle gösterilmiştir. Bu düzenlenmiş harfler: g’nin üstüne kısaltma (Breve) işareti konulması (g + ˘ >) ğ, i harfinin üzerindeki noktanın atılması (i - ˙ >) ı; Batı dillerinde i harfinin büyük şekli olan I harfinin üstüne nokta konulmasıyla i harfinin büyük şekli olarak belirlenmesi (I + ˙ >) İ, noktasız şeklin ise ı harfinin büyük şekli yapılması (I); s harfinin altına çengel işareti konularak ş harfinin karşılanması (s +¸ > ş) yollarıyla oluşturulmuştur. Türk alfabesinde başka alfabelerden alınmış ç, ö, ü gibi harfler de bulunmaktadır. Sesçil, yani söyleyişle yazılışın mümkün olduğunca birbirine yakın olması ilkesini esas alan Türk alfabesi; 29 harf, iki ayırıcı işaretten oluşur.


Bağımsız olarak kullanılan ayırıcı işaretler, halk arasında “şapka” olarak bilinen düzeltme işareti (^) ve kesme işaretidir (’).
“Yazıldığı gibi okunan” alfabelere sesçil alfabe, yazılışla okunuşun birbirinden çoğu zaman farklı olduğu alfabelere ise geleneksel alfabe adı verilir. Örneğin Türk, Rus, İtalyan alfabeleri sesçil; Fransız, İngiliz alfabeleri ise gelenekseldir. Türkçe, Latin tabanlı alfabenin kullanıldığı diller arasında söyleyiş ile yazımın birbirine en yakın olduğu dillerden biridir.
Türk alfabesi, ses birim-yazı birim karşılıklığı ilkesini esas alır. Ses birimler (= ünlüler ve ünsüzler) kısaca, iki sözcüğü ayırt eden en küçük birim; yazı birim (= harfler) ise yazım sistemindeki en küçük birimdir. Türk alfabesinde yer alan harflerin her biri genel olarak tek ses değerini gösterir. Örneğin c harfi; İngiliz alfabesinde /s/, /k/ seslerini ve h harfiyle birlikte oluşturduğu ch ikili harfi, İngiliz ve Latin temelli yeni Özbek alfabesindeki ch=/ç/, sh=/ş/ harflerinde olduğu gibi, tek sesi karşılayan ikili harf ya da Almancadaki sch= /ş/, Fransızca eau= /o/ örneklerinde olduğu gibi tek ses için üçlü harf gösterimleri yoktur.

Düzeltme işareti, âdet örneğinde olduğu gibi üzerine konulduğu ünlünün uzun okunduğunu gösterir. Kâr örneğinde ise üzerine konulduğu, ölçünlü söyleyişte kısalan /a/ ünlüsünün uzun söylenmesi gerektiğini değil, bir önceki ünsüzün ön damaksıl (ince, ön sıradan) söylenmesi gerektiğini ifade eder. Kesme işareti ise bir yandan özel adlara getirilen ekleri ayırmaya yarayan noktalama işareti olarak yaygın biçimde kullanılırken bir yandan da cüz’i, Kur’an, kıt’a vb. örneklerde, kullanımı zorunlu olmamakla birlikte, Osmanlı alfabesindeki ayın ve hemze harflerini karşılamaktadır. Nadiren de olsa karın, kar’ın, karı’n gibi eş sesli kelimeleri birbirlerinden ayırmak üzere de kullanılmaktadır. Son dönemlerde, söyleyişte düşen ünsüzlerin yerine kesme işaretinin kullanıldığını görüyoruz: bir yerine bi’ gibi yazılışlara da rastlanmaktadır.

Çevriyazı alfabesi: Dil ile ilgili bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere 1928’de yasayla kabul edilen ölçünlü Türk alfabesinden ayrı, bu alfabedeki harflerin ayırıcı işaretlerle genişletilmiş bir gayri resmî çevriyazı alfabesi vardır. Dil çalışmalarında yaygın kullanım alanı bulunan Türk çevriyazısının temel harfleri şu şekildedir: a, b, c, ç, d, e, g, f, i, g, ğ, h, k, l, i, ı, j, o, k, l, m, n, ñ, o, ö, p, r, s, Š, R, ş, t, U, u, ü, v, ð, y, z, ¡, z. , X.

Bu alfabede yer alan ayırıcı işaretli harfler genellikle Osmanlı alfabesindeki Arapça sesleri ve bazı yabancı dillerden kopyalanan sözcüklerdeki diğer özel sesleri karşılamaktadır.
Bunların dışında başka gösterimler de vardır. Örneğin a, 8, /a/ ve /e/ seslerinin kısa; ã, õ, /a/ ve /o/ ünlülerinin genizsil; g, /e/ sesinin kapalı; ä, /e/ sesinin açık olduğunu gösterir. Özellikle Batılı araştırmacılar Türkçe /c/, /ç/, /j/, /ş/ ünsüzlerini sırasıyla j/j, c, Z, w harfleriyle, i/ğ nca küçük gama harfiyle, Batı dillerinde bulunmayan /ı/ ünlüsünü ï, I hatta y harfiyle gösterebilirler. Ayrıca dil bilimciler için IPA alfabesi adı verilen uluslararası çok ayrıntılı bir alfabe sistemi vardır.

SESLER VE KONUŞMA SESLERİNİN OLUŞUMU
Konuşmaya yarayan seslere konuşma sesleri adını veriyoruz. Konuşma seslerinin üretimini ve algılanmasını şu üç aşamada değerlendirebiliriz:
Söyleyiş ses bilgisi: Konuşurlar sesleri nasıl üretir?
Akustik ses bilgisi: Sesler havada nasıl yol alır?
İşitsel ses bilgisi: Dinleyenler sesleri nasıl algılar?

Konuşma sesleri, ses yolu adı verilen akciğerlerden başlayıp burunda ve dudaklarda sona eren bir düzenek tarafından üretilir. Ses sisteminin en önemli görevleri, konuşma seslerinin oluşmasını sağlamak; ağlamak, gülmek, çığlık atmak gibi sese dayalı etkinliklere imkân sağlamaktır. Ses yolunun başlangıcında akciğerler vardır. Akciğerlerden diyaframın ve göğüs kaslarının itmesiyle pompalanan hava, ses yolunda ilk durak olan ses tellerine gelir. Ses telleri hava akımının geçişine hava akımını titreştirerek müdahale ederse üretilecek ses ünlü veya ötümlü ünsüzdür. Eğer ses telleri hava akımının geçişine müdahalede bulunmazsa yani titreşmezse bu kez ötümsüz ünsüzlerin oluşumunun ilk aşaması tamamlanmış olur. Okul gramerlerinde ünsüzler için kullanılan “sert” veya “yumuşak” sıfatları aslında akciğerden gelen hava akımının şiddetinin ses tellerine çarpmadan korunması ya da çarparak azalmasını ifade eder. Hava akımının ses tellerine çarparak boğumlanması durumunda ötümlü (yumuşak ünsüzler) veya ses tellerinde herhangi bir engelle karşılaşmadan, yani enerjisini yitirmeden boğumlanması durumunda ötümsüz ünsüzler (sert ünsüzler) oluşacaktır. Ses tellerinde ham ses hâline gelen hava akımının ikinci durağı gırtlaktır. Gırtlağı geçen ham ses, küçük dil tarafından ağız boşluğuna veya geniz boşluğuna veya her ikisine birden gönderilir.
İnsanın kafatasında iki büyük boşluk vardır. Bu boşluktan üstte olan burun boşluğu, altta olan ağız boşluğudur. Ağız boşluğunda ağız sesleri, geniz boşluğunda geniz sesleri oluşur. /m/ ve /n/ geniz sesleri, diğer seslerin tamamı ağız sesidir. Örneğin dudak ünsüzleri /b/ sesi ile /m/ sesi arasındaki tek fark, birincinin ağız sesi, ikincinin geniz sesi olmasıdır.


TÜRKÇE SES BİLGİSİNE GİRİŞ
Bir dilin en küçük yapı taşı sestir. Ses bilgisi; sese ait temel kavramları açıklayıp sesteki değişim ve gelişimlere açıklık getirmeye çalışır.
Seslerin nasıl oluştuğu, nasıl bir araya geldiği, anlamın bu seslere nasıl kodlandığı vb. pek çok konuya ilişkin henüz açık ve kesin bilgiye sahip değiliz. Ancak çok genel biçimde ses sisteminin temel birimlerini ses, ses birim ve alt ses birim olmak üzere üç kategoriye ayırabiliriz. Ses fiziksel bir olgu, işitme organının algıladığı titreşimler olarak çok genel bir anlam taşır. Ses birim, sözcükleri oluşturan, anlam ayırt edici konuşma sesidir. Ses birimler ünlü, ünsüz ve ikiz ünlülerden oluşur.
Bütün doğal diller gibi Türkçe ses sisteminin de temeli ses birimler kümesidir. P sesinin soluklu olup olmaması Türkçe için önem taşımazken, bir başka dilde soluklu p (ph) ile soluksuz p zıtlaşabilir, yani anlam farkı yaratabilir.
Ses birimleri belirlemede kullanılan ölçüt, sözcüklerin anlamca zıtlaşıp zıtlaşmadığının belirlenmesidir. Karşıt çiftler, aynı dizilişteki seslerin oluşturduğu sözcüklerde aranır. Örneğin kabak / kaçak / kapak / kayak / kazak sözcüklerinde anlam değişmesine yol açan b, ç, p, y, z sesleridir. Bu seslerin değiştirilmesi anlamı da değiştirdiğine göre /b, ç, p, y, z/ seslerinin her biri ses birimdir.

Alt ses birim, ses birimin, birbirleri arasında anlam ayırt edici özelliği olmayan, ancak tamamlayıcı dağılım adı verilen belirli çevrelerde bulunabilen üyeleridir.
Örneğin, Türk alfabesinde tek bir R/r harfi bulunmasına karşılık söyleyişte Rize sözcüğündeki [r] ile bir sözcüğündeki [r«] aynı değildir. İlk sözcükteki [r]nin çarpmalı bir ünsüz olduğu, ikinci [r«] ünsüzünün ise birinci kadar çarpmalı olmadığı dikkati çekiyor. Aynı şekilde alfabede tek bir V/v harfi bulunmasına karşılık düz ünlüler arasında gelen, kavak sözcüğündeki [v] ile kavuk sözcüğündeki [ð] bir ve aynı değildir. İlk sözcükteki [v] söylenirken üst diş alt dudağa değmekte, ikinci sözcükteki [ð] söylenirken ise dudaklar birbirine değmemektedir.
Her dilin ses birimleri ve alt ses birimleri kendilerine özgü düzenlemelere bağlıdır.
Ses birimsel farkındalık, konuşma sesleri arasındaki farkları algılamadır. Özellikle yabancı dil öğreniminde dilimizde bulunmayan, yabancı dillere ait kimi sesleri fark etmede veya telaffuz etmekte güçlük çekeriz. Aynı sorun Türkçe öğrenen bir yabancı için de geçerlidir. Örneğin, Türkçe öğrenen bir İngiliz ya da Boşnak kendi dillerinde /ü/ ve /ı/ ses birimleri bulunmadığından muhtemelen Türkçe /üç/ sözcüğünü /uç/, /kır/ sözcüğünü /kir/ gibi duyacak, bu iki ünlü arasındaki farkı algılamakta güçlük çekebileceklerdir. Oysa Almancada /ü/ bir ses birim olduğundan bir Alman aynı sorunu yaşamayacaktır. /ı/ ünlüsü Rusçada da bulunduğundan, Rus konuşurları da İngiliz, Rus ve Alman konuşurlarının aksine /ı/ sesini duyacaklardır. Türkçe konuşurları da İngilizce öğrenirken ‘batı’ anlamındaki west ile ‘yelek’ anlamındaki vest sözcüklerini ya da Boşnakçadaki birbirinden farklı ĉ ve ć seslerini ayırt etmede zorlanacaktır.

TÜRKÇENİN ÜNLÜLERİ
Konuşma seslerini çok genel olarak ünlüler, ünsüzler ve ikiz ünlüler olmak üzere üçe ayırabiliriz. Dünya dillerindeki toplam farklı ünlü sayısı 200 civarındadır.
Türkçedeki ünlü sayısı bakımından normal sınırlar içinde bulunduğu söylenebilir. Dünya dillerinin önemli bir bölümü /a, e, i, o, u/ ses birimlerinden oluşan 5’li ünlü setine sahiptir. Ancak, bu seslerin niteliklerinin ve niceliklerinin bütün dillerde bire bir aynı olduğu söylenemez.
Ünlüler, ünsüzlerin aksine, boğumlanma biçimlerinden ve noktalarından çok, dilin ve dudakların pozisyonlarına göre biçimlenir. Ünlülerin sınıflandırılmasında esas olan boğumlanmayla ilgili belli başlı ölçütler şu şekildedir:
• Artlık/önlük
• Darlık/genişlik
• Düzlük/yuvarlaklık
• Uzunluk/kısalık
Ünlü niteliklerini belirleyen üç önemli özellik yükseklik, artsıllık ve yuvarlaksıllıktır. Bu ölçütlerden başka daha özellikli vurgu, gerginlik/gevşeklik (kapalılık/açıklık), ağızsıllık (ağızsıllık/genizsillik), ton gibi ikincil ölçütler de vardır. Dillerde genel olarak ön-art karşıtlığından çok, açık-kapalı karşıtlığı yaygındır. Uzunluk ise nitelik değil; süre, yani nicelik özelliğidir.
Ses bilgisi, bir dilin seslerini oluşmaları, boğumlanma özellikleri, kelimelerdeki sıralanışları, yüklendikleri görevler ve uğradıkları türlü değişmeler açısından inceleyen gramer dalıdır.


Tarihî bakımdan, Türkçenin ünlü dökümü ile ilgili Türkçe kökenli sözlerde simetrik 8 temel kısa ünlü ses birimin varlığı kabul edilir. Türkçenin bakışımlı (simetrik) ünlü yapısını bozan kapalı g, Türk dil biliminin önemli sorunlarından biridir.
Öte yandan Türkçenin ortografik olarak yani ölçünlü yazım sistemine göre 8 ünlü ses birime sahip olduğu kabul edilmekle birlikte, bu sayı, ses bilimsel bakımdan başka dillerden kopyalanan uzun ünlüler ve yine kopya ön a ünlüsü ile birlikte en az 12’ye çıkmaktadır.
Ünlüler oluştukları yere, dilin veya çenenin yüksekliğine, dudakların durumuna göre biçimlenir. Ünlüler; akciğerden gelen havanın ses tellerinin titreşmesiyle ilk özelliklerini kazandıktan sonra herhangi bir engelle karşılaşmadan ağız boşluğuna gelir ve burada hiçbir nokta ile temas etmeden dilin, alt ve üst çenenin yüksekliğine; dudakların düz ya da yuvarlaklığına göre oluşur.
En temel ünlü ses olarak /a/ kabul edilir. Türkçe için en zayıf ünlü ise /ı/dır.

Dilin ön tarafının tümsekleşmesiyle ağzın arka bölgesinde art ünlüler /a, ı, o, u/, dilin arka tarafının tümsekleşmesiyle ağız boşluğunun ön tarafında ön ünlüler /e, i, ö, ü/ oluşur. Alt çene ve üst çenenin birbirinden uzaklaşmasıyla ağız boşluğu genişler, dolayısıyla geniş ünlüler /a, e, o, ö/; alt çene ile üst çenenin birbirine yaklaşmasıyla ağız boşluğu daralır ve dar ünlüler /ı, i, u, ü/ oluşur. Dudakların yuvarlaklaşması durumunda yuvarlak ünlüler /o, u, ö, ü/, düzleşmesi durumunda ise düz ünlüler /a, e, ı, i/ oluşur.
Ünlülerin söyleniş sürelerinin normal ünlünün iki katı olması durumunda uzun ünlüler meydana gelir. Ünlülerin daha uzun söylenmesine ise uzatma denir.
ı/ī: art, düz, dar; kısa, uzun
o/ō: art, yuvarlak, geniş; kısa, uzun
u/ū : art, yuvarlak, dar; kısa, uzun
e/ē: ön, düz, geniş; kısa, uzun
i/á : ön, düz, dar; kısa,uzun
ö/ȫ: ön, yuvarlak, geniş; kısa, uzun
ü/ǖ : ön, yuvarlak, dar; kısa, uzun
ė/ ḗ: ön, düz, orta; kısa, uzun

Kopya ünlüler: Diller birbirlerinden sözcük kopyaladıkları gibi, sözcüklerle birlikte bazen kendi özgün ses birim dökümlerinde bulunmayan sesleri de kopyalayabilirler.
Türkçedeki uzun ünlülü sözcükler başta Arapça ve Farsça olmak üzere Fransızca, İngilizce gibi dillerden kopyalanmıştır. Türkçe kökenli sözlerde birincil uzun ünlü yoktur. Arapça, Farsçada uzun olan, ancak Türkçeye kopyalanırken kısalan bazı uzun ünlüler (Ar. kayat >) hayat; ancak ha-ya-tım gibi eklenmelerde, açık hece durumunda eski uzun şekillerine döner. Arapçadan kopyalanan bazı sözlerde ise malum örneğinde olduğu gibi Türkçede bulunmayan hemze ve ayın ünsüzlerinin düşmesiyle oluşan ikincil uzunluklar vardır.

Medrese öğretiminden aktarılan ve bir Arabizm örneği olan ön a ünlüsü, daralmış ve öndamaksıllaşmış e’ye yakın bir a’dır. Saat sözcüğünde ilk hecedeki a, art a; ikinci hecedeki a ise ön a’dır.
Ünlülerin birbirine dönüşmesi: Türkçede ünlüler komşuluklarındaki ünlü ve ünsüzlerin etkisi vb. nedenlerle art damaksılaşabilir (kalınlaşabilir), ön damaksılaşabilir (incelebilir), daralabilir, düzleşebilir, yuvarlaklaşabilir, genişleyebilir veya kısalabilir, uzayabilir. Ancak bu süreçler normal koşullarda daima hep sistemli biçimde gerçekleşir. Örneğin düz, geniş, art a ünlüsü yuvarlaklaşırsa o; daralırsa ı; ön damaksılaşırsa e olur. Yuvarlak, dar, ön ü ünlüsü düzleşirse i; genişlerse e; artdamaksılaşırsa u ünlüsüne gelişir.
Düz
Yuvarlak
Geniş
Dar
Geniş
Dar
Art
a/ā
ı/ī
o/ō
u/ū
Ön
e/ē
i/á
ö/ȫ
ü/ǖ
ė/ ḗ


TÜRKÇENİN ÜNSÜZLERİ
Dünya dilleri arasındaki ünsüz sayısının 600’den fazla olduğu ortaya konmuştur. Ölçünlü Türkçenin harf olarak gösterilen ünsüzlerinin sayısı 21’dir. Ancak ölçünlü konuşma dilindeki ünsüz seslerin sayısı daha fazladır: b, c, ç, d, f, i, ġ,g, ğ, h, j, ḳ, k, ł, l, m, n, ñ, p, r, s, ş, t, v, y, z. Alfabede harf olarak yer alan j bir iki yansıma ve ödünçlemede, ñ ise kimi ünsüzlerin komşuluğunda /n/nin bir alt ses birimi olarak bulunur. Türkçenin ünsüzleri genel olarak dört ölçüte göre sınıflandırılır:
• Oluşum/boğumlanma yerlerine (çıkaklarına) göre
• Ötümlü/ötümsüz (titreşimli/titreşimsiz) olmalarına göre
• Sürekli/süreksiz olmalarına göre
• Ağız/geniz ünsüzü olmalarına göre

Oluşum/boğumlanma yerlerine göre (çıkaklarına göre) ünsüzler: Alt ve üst dudakların birbirine temas ettiği noktada dudak ünsüzleri /b, p, m/, üst dişler ile alt dudağın birbirine temas ettiği noktada ise diş-dudak ünsüzleri /f, v/ oluşur. Diş ünsüzleri adı verilen /d, n, s, t, z/ seslerinin oluşum noktası, üst ön dişlerin arkası/c, ç, j, ş/ ünsüzlerinin oluşum noktası ise üst ön dişlerin hemen üstünde diş eti ile ön damağın birleştiği yerdir. /g, k, ł, r/ ön damakta, /i, o, l, ğ/ ise art damakta oluşur. Ölçünlü Türkçede gırtlakta oluşan tek ünsüz /h/dir.
Ötümlü/ötümsüz (titreşimli/titreşimsiz, tonlu/tonsuz) olmalarına göre ünsüzler: Ciğerden gelen hava akımı ses tellerine çarpması durumunda, titreşerek şiddetini kısmen yitirir. Bu durumdaki bütün ünlüler ve /b, c, d, i, ġ, ğ, j, ł, l, m, n, ñ, r, v, y, z/ ünsüzleri ötümlü (titreşimli, tonlu) seslerdir. Ciğerden gelen hava akımının ses tellerini titreştirmemesi durumunda ötümsüz (titreşimsiz, tonsuz) ünsüzler oluşur: /ç, f, h, ḳ, k, p, s, ş, t/ ünsüzlerinin tamamı ötümsüzdür.
Buna göre b-p, c-ç, d-t, ġ-ḳ, g-k, j-ş, v-f, z-s ünsüzlerini birbirinden ayıran özellik, ilk ünsüzlerin ötümlü, ikincilerin ötümsüz olmasıdır.

Sürekli/süreksiz olmalarına göre ünsüzler: Ünsüzler çıkaklarında oluşurken hava akımı kesintili biçimde veya sızarak çıkar. Örneğin /t/ sesinin oluşumunda hava akımı kesintilidir, ancak küçük bir patlama işitilir; /s/ sesi oluşurken ise hava akımı kesintili değil, sızma şeklinde süreklidir. Bu nedenle hava akımının kesintili olduğu ünsüzlere süreksiz ünsüzler, hava akımının sızdığı ünsüzlere ise sürekli ünsüzler adı verilir.
Buna göre /b, c, ç, d, i, g, ḳ, k, p, t/ ünsüzleri süreksiz; /f, ğ, h, j, ł, l, m, n, r, s, ş, v, y, z/ ünsüzleri süreklidir.
Ağız/geniz ünsüzü olmalarına göre ünsüzler: Akciğerden pompalanan ve ses yolunda ham ses hâline gelen hava akımı ağız boşluğuna yönlendirilirse ağız ünsüzleri, burun boşluğuna yönlendirilirse geniz ünsüzleri oluşur. /m, n, ñ / geniz ünsüzleri, diğer bütün ünsüzler ağız ünsüzleridir.
Geniz ünsüzlerinin yanındaki sesler benzeşmeyle genizsilleşebilir. Örneğin, Çankaya sözcüğündeki ilk ünlü a, yanındaki geniz ünsüzü /n/nin etkisiyle genizsilleşerek /Çãnkaya/ şeklinde söylenir.
Boğumlanmaları sırasında diğer ünsüzlerin aksine, herhangi bir engelle karşılaşmayan ve herhangi bir noktada temas gerçekleşmeyen ğ, y, v gibi ünsüzlere, ünlülere yakınlığı nedeniyle ünlümsü adı verilir.

TÜRKÇENİN HECE YAPISI
Hece genellikle üç parçadan oluşur: Başlangıç, çekirdekten önceki ilk ses veya bazı diller için ilk sestir. Çekirdek, hecenin doruğu, yani hecenin en yüksek oranda duyulduğu bölümdür. Hecenin son parçası ise bitiştir. Her dilde ve her hecede bu üç parça bulunmayabilir, bulunması zorunlu parça, çekirdektir. Heceler birbirlerinden hece sınırı ile ayrılır. Hece sınırı iki hecenin arasındadır. Örneğin kuş/lar sözcüğünde ünlüler hece doruğu; ş ve l arası, hece sınırıdır.
Hecelerin yapısı V (ünlü) ve C (ünsüz) işaretleriyle gösterilir. Ünlü ile biten hecelere açık hece, ünsüz ile veya uzun ünlü ile biten hecelere ise kapalı hece adı verilir. Açık hece (.) işareti ile, kapalı hece (-) işareti ile gösterilir. CV, yani bir ünsüz ile bir ünlüden oluşan açık hece dünya dilleri arasında en yaygın hece türüdür. Her dilde ses birimlerin hece içindeki sıralanışında belirli sınırlamalar vardır.

Türkçenin Heceleri:
V (ünlü) , a
CV (ünsüz + ünlü) :bu; bu/nu, sa/rı
VC (ünlü + ünsüz) :al, ol
CVC (ünsüz + ünlü + ünsüz) :bil, bul; top/tan
VCC (ünlü + ünsüz + ünsüz) :alt, üst
CVCC (ünsüz + ünlü + ünsüz + ünsüz) :kalk, Türk
Türkçede en çok görülen hece türleri CV ve CVC’dir. CV ve CVC dışındaki hece türleri, hece yapısında değişme olmaksızın sözcük kökü ve gövdesi içinde üst üste gelemez. Hece sonunda iki ünsüz bulunan, yani
VCC ve CVCC türündeki hecelerin oluşumu Türkçede hece ve söz sonunda bulunabilen ünsüz çiftleriyle sınırlıdır. Başka dillerden kopyalanan (alıntı) sözcükler bu hece türlerine ait olabilirler. Türkçeye yabancı dillerden kopyalanan ve Türkçenin hece ve ses sistemine uymayan sözcüklerin bir bölümü ise yaygın kullanım alanı bularak söyleyişte ve yazımda sabr > sabır veya yalnızca söyleyişte film > filim örneklerindeki gibi Türkçeleşmiştir.
Hecelerin sıralanışında genel kural şudur: Sözcükte her ünlü, kendisinden önce gelen ünsüzü ve kendisinden sonra gelen tek veya düzenli iki ünsüzü; bu, Türk, ge/lin, bü/yü/mek, te/ker/lek vb. örneklerdeki gibi kurduğu hecenin içine alır. Sözcükler birleşirken kapalı heceyle biten sözcüğün sonundaki ünsüz, birleştiği sözcüğün ilk hecesindeki ünlüyle yeni bir hece kurar. Örneğin, aşevinden (aş + evinden) sözcüğü hecelenirken a/şe/vin/den olur. Benzer şekilde Dün akşamüstü bakkaldan üç ekmek aldım cümlesinde de ulama yapılır.

TÜRKÇENİN SES ÖZELLİKLERİ VE YABANCI SÖZCÜKLERİN TANINMASI
Türkçe ses bilgisinin temel ilkelerinden hareketle, aşağıda sıralanan ölçütler ve özellikler çerçevesinde herhangi bir metinde yer alan sözcüklerin büyük bir bölümünün köken açısından Türkçe olup olmadığını kestirmek mümkündür.
Türkçe kökenli sözlerde istisnai birkaç sözcüğün dışında, artlık-önlük uyumu vardır: Kök hecedeki ünlünün niteliği, sonraki hecelerdeki ünlünün art ya da ön olmasını belirler. böl-ge-le-ri-miz-den, baş-kan-la-rı-mız-dan örneklerinin ilkinde sözcük kökündeki ünlü ön (ö) olduğu için sonraki hecelerdeki ünlülerin de tamamı öndür. İkinci örnekte ise sözcük kökünde art ünlü (a) bulunduğu için, köke gelen bütün eklerin ünlüleri de arttır.

Artlık-önlük uyumuna girmeyen yabancı kökenli sözcüklere gelen ekler ise, sözcüğün son hecesindeki ünlünün veya bazen son sesteki ünsüzün özelliğine göre art veya ön ünlülü olur: Yabancı kökenli mikrofon-dan ve raportör-ler sözcüklerinin ilkinde son hecede art ünlü bulunduğundan sözcüğe gelen ek de art, ikincisinde ise son hecedeki ünlü ön olduğundan sözcüğe gelen ekin ünlüsü de ön sıradandır. Dikkat-lice, saat-lerce vb. Arapça kökenli sözcüklerde ise son hecede ön a (‘ince’ a) sesi bulunduğundan bu sözcüklere ön ünlü bulunan ekler gelmektedir. Alkol-den, rol-ün; emlak-çi, iştirak-ler vb. yine Fransızca, Arapça vb. dillerden kopyalanan sözcüklerde yer alan /l/ ve /k/ ön damak ünsüzleri olduğundan, bu sözcüklere gelen eklerin ünlüleri de ön sıradandır.
Türkçeye uzun zaman önce kopyalanan ve halk diline giren sözcüklerin bir bölümü Türkçe artlık-önlük uyumuna dâhil olarak Türkçe bir sözcük gibi görünebilir: Far > dürbün, Far. > çeyrek; Ar. A–dem > adam, Ar. > hava gibi
Birinci heceden sonra o/ö ünlüleri bulunan sözcükler yabancı kökenlidir: Türkçe kökenli sözcüklerde şimdiki zaman ekinin ve birleşik sözcüklerin dışında ikinci veya daha sonraki hecelerde o/ö bulunan kolon, kontör, moloz, pantolon, şantör vb. sözcükler yabancı kökenlidir.

Türkçe kökenli sözlerde istisnai birkaç sözcüğün dışında, dudak uyumu vardır: Ölçünlü Türkçede dudak uyumu veya düzlük-yuvarlaklık uyumu adı verilen uyuma göre düz ünlülerden sonra ancak düz ünlüler, yuvarlak ünlülerden sonra dar-yuvarlak veya düz-geniş ünlüler gelebilir. Buna göre bir hecedeki ünlüden sonra gelebilecek ünlüler şu şekildedir: a-a/ı (yalan, sarı), e-e/i (dere-geri), ı-ı/a (kıyı, ırak), i-i/e (diri, bile); o-u/a (kovuk, bora), u-u/a (kuru, kurak), ö-ü/e (bölüm, görev), ü-ü/e (ütü, üye).
Çamur, kabuk, kavun, kavur-, yağmur gibi birkaç sözcük dudak uyumuna aykırıdır.
Bu tür sözcüklerde /b, m, v/ gibi yanlarındaki ünlüyü yuvarlaklaştırıcı etkisi bulunan dudak ünsüzlerinin bulunduğuna dikkat edilmelidir. Ağızlarda bu sözcükler çamır, yağmır vb. düz ünlülerle söylenebilir.
Türkçeye uzun zaman önce kopyalanan ve halk diline giren sözcüklerin bir bölümü Türkçe dudak uyumuna dâhil olarak Türkçe bir sözcük gibi görünebilir: Far. dūrbîn > dürbün, Ar. şarḳî > şarkı, Ar. Turkî > türkü vb. Son iki örnekte Arapça özgün şekle yakın olan şarḳî ve Türkî sözcükleriyle, Türkçe ünlü uyumlarına giren şarkı ve türkü biçimlerinin Türkçede kullanıldığı, Türkçenin ses sistemine uyum sağlayan son iki sözcüğün anlamının da değiştiği dikkati çekiyor.
Türkçenin ses özellikleri konusunda dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta şudur: Rumcadan kopyalanan saka (kuşu), semer, temel; Farsçadan kopyalanan ser ‘baş’, ten; İngilizceden kopyalanan set, ten ‘10’ vb. pek çok sözcük, Türkçenin ses sistemine bütünüyle uyarlanmış ya da rastlantısal biçimde Türkçenin ses sistemine aykırı herhangi bir özellik taşımıyor olabilir.


Türkçe kökenli sözlerde istisnai birkaç sözcüğün dışında birincil uzun ünlü bulunmaz: Birincil uzun ünlü, ünlünün kendisinde en eski dönemlerden beri var olan bir niceliktir. İkincil uzun ünlü ise kısa ünlünün büzülme vb. çeşitli ses olaylarıyla sonradan uzun ünlü hâline gelmesidir. Türkçe sözcüklerdeki ikincil uzunluklar ünsüz düşmesi, ulama, tonlama, birleşme vb. ses olayları sonucunda ortaya çıkar: var + ol- > /vārol-/, dağ > /dā/, yağ > /yā/. Bu tür ikincil uzunluklar yalnızca söyleyiştedir. Ölçünlü Türkçede yad ‘yabancı’, yarın gibi bir iki sözcüğün dışında, birincil uzun ünlü bulunan sözcüklerin tamamı yabancı kökenlidir.
Yabancı kökenli sözcüklerdeki birincil uzunlukların büyük bölümü cahil, mavi, mukabele, tarih, vadi örneklerinde görüldüğü gibi yazıda gösterilmez. Bu tür sözcüklerdeki uzunluklar işitsel olarak öğrenilir. Uzun bir zaman önce Türkçeye girmiş ve yaygın kullanım alanı bulmuş kimi yabancı kökenli sözcüklerdeki uzun ünlüler kısalabilir. Örneğin Arapça tārîḫ sözcüğünde ilk hecedeki uzun a (a) korunurken kapalı ikinci hecedeki uzun i (î) ünlüsü kısalmıştır.
Bu tür sözcüklerde kapalı hece, ünlü ile başlayan bir ek alarak açık heceye dönüştüğü zaman sözcükteki kısalmış olan ünlü tekrar eski uzun şekline dönebilir. Örneğin, Arapça ḥuḳūḳ sözcüğü Türkçeye hukuk biçimiyle kopyalanırken ikinci hecedeki uzun ünlü kısalmıştır.

Kullanım sıklığı ve yaygınlığı sözcüğün Türkçeleşmesinde, Türkçe ses özelliklerine uyum sağlamasında en önemli etkendir. Arapça murād sözcüğü Türkçede tür adı olarak murat, erkek adı olarak Murat biçimine gelişmiştir. Tür adı olan murat, ünlü ile başlayan ek aldığı zaman açık hece durumunda kalan /a/ tekrar muradım (mu-rādım/ örneğindeki gibi uzun ünlülü biçimine döner.
Aynı hecede ya da farklı hecelerde iki ünlü yan yana gelemez: Türkçede boşluk yoktur; yani Karaağaç gibi birleşik sözcüklerin dışında, iki ünlü yan yana bulunamaz. Bu nedenle ünlü ile biten sözcüklere ünlü ile başlayan bir ek geldiği zaman, su-y-u, ara-y-a vb. örneklerdeki gibi arada boşluk doldurucu y ünsüzü türer. Yumuşak g’nin (ğ) söyleyişte erimesiyle ortaya çıkan *deil (< değil) vb. ikincil söyleyişlerin dışında, ölçünlü Türkçede iki ünlünün yan yana bulunduğu duayen, fuaye, koordinasyon, mozaik, reel, suare vb. sözcükler yabancı kökenlidir.

Arapçadan kopyalanan fiil, mesut, saat, şiir, şair vb. sözcüklerde iki ünlü arasında yer alan ayın ünsüzü Türkçe söyleyişte düştüğü için bu tür sözcüklerde iki ünlü yan yana gelmiştir. Türkçeye uzun zaman önce kopyalanmış ve yaygın kullanım alanı bulmuş fâ’ide, tâ’ife vb. Arapça kökenli sözcükler ise hemze ünsüzünün düşmesi, ardından boşluk doldurucu y ünsüzünün türemesiyle fayda, tayfa biçimlerine gelişmiştir; ancak aynı gelişim benzer özellikteki aile, ait, dair, daire, sair vb. sözcüklerin yazımında görülmez.
İkiz ve üçüz ünlü yoktur: Yalın ünlülerde (monoftong) yalnızca bir oluşum durumu, ikiz ünlülerde (diftong) iki, üçüz ünsüzlerde (triftong) ise üç oluşum durumu vardır. Yani ikiz ünlü, aynı hecede bulunabilen iki ünlüdür. Aynı hecede üç ünlünün bulunmasına ise üçüz ünlü adı verilir. Saha (Yakut) Türkçesinde bies ‘beş’, uon ‘10’ gibi örneklerde aynı hece içinde ikiz ünlü bulunabilirken Türkçe sözcüklerde bu türden ikiz ve üçüz ünlüler yoktur. Türkçenin ünlüleri yalın ünlülerdir.
Ünlü-ünsüz uyumu vardır: Türkçe kökenli sözcüklerde ön damak ünsüzleri /g, k/ ve ön avurt ünsüzü /l/ art ünlülerle; art damak ve art avurt ünsüzleri /ġ, ḳ, ł / ön ünlülerle aynı hece içinde veya yan yana bulunamaz. Ayla, yayla, soylu gibi y ünsüzünün, kendisinden sonra gelen l ünsüzünü öndamaksıllaştırdığı örnekler dışında, bu uyumun bulunmadığı sözcükler yabancı kökenlidir. Örneğin kriz, grev kontrol, rol sözcüklerinin ilk ikisinde, art damak ünsüzleri ḳ (r) ve ġ (r)den hemen sonra ön ünlüler i ve e; üçüncü ve dördüncü sözcükte ise art o ünlüsünden sonra ön avurt ł’si gelmektedir.

Türkçede iki ünsüz hatta üç ünsüz yan yana gelebilir: Türkçede iki sessizin (ünsüz) yan yana gelemeyeceği kanısı oldukça yaygındır, oysa Türkçede iki hatta üç ünsüz yan yana gelebilir. Türkçede iki ünsüzün veya üç ünsüzün yan yana gelebileceği veya gelemeyeceği özel durumlar şu şekildedir: Türkçe kökenli sözcüklerde söz başında, bir iki tartışmalı örnek göz önüne alınmazsa, söyleyişte ve yazımda iki ünsüz yan yana bulunamaz. Ancak sözcük veya heceler Türk, alt, ölç, üst vb. belirli ünsüz çiftleri ile sona erebilir.
Sözcük kökünde ya da hece sonunda yan yana üç ünsüz bulunmaz: Türkçe kökenli sözcüklerde söz başında, hece veya söz sonunda üç ünsüz yan yana gelemez. Kontr, sfenks gibi sayısı çok az olan bu tür sözcükler yabancı kökenlidir.
Yazılışta söz başında iki ünsüz bulunan sözcükler yabancı kökenlidir: Yabancı kökenli sözcüklerde söz başında bulunan ünsüz çiftlerinin arasında kredi /kıredi/, grup /gurup/, trafik /tırafik/ vb. söyleyişte dar ünlü türer. Ancak yazımda kopyalandıkları dilde yazılışın etkisiyle söyleyişteki dar ünlüler gösterilmez.
/y, ş, s, n/ kaynaştırma ‘harf’leri değildir: Kimi okul dil bilgisi kitaplarında ‘kaynaştırma harfleri’ olarak nitelenen /y, ş, s, n/ ünsüzlerinden yalnızca y ünsüzü ara-y-a, su-y-u örneklerindeki gibi, iki ünlüyü birbirine bağlar. Diğer seslerin hiçbiri ses bilgisel ilkeler bakımından ‘kaynaştırma harfi’ olamaz.


Sözcük ya da hece sonunda belirli ünsüz çiftleri bulunabilir: Türkçede en az 21 ünsüz vardır. Bu durumda, Türkçe sözcük ya da hecelerin sonunda, potansiyel olarak 420 ünsüz çifti bulunabilir. Ancak ölçünlü Türkçede hece ya da sözcük sonunda yer alan ünsüz çifti 15’i geçmemektedir. Söz ya da hece sonunda bulunan ünsüz çiftlerinin tamamında ilk ünsüz akıcı /l, n, r/ ünsüzlerinden biri veya /s/dir. Bu ünsüzlerin oluşumlarında, temas derecesi, kendilerinden sonraki ünsüzlerden daha azdır.
-LÇ: ölç, -LK: ilk, -LP: alp, -LḲ: kalḳ, -LT: alt, -NÇ: korkunç, -NK: denk, -NT: ant, -RÇ: sürç, -RK: Türk, -RḲ: sarḳ, -RP: sarp, -RS: pars, -RT: sürt, -ST: üst.
Bu ünsüz çiftlerinden -NK, -NT, -RS ve -ST pek az Türkçe sözcükte görülür. Denk ve pars örneklerinden ilki, Eski Türkçeye muhtemelen Çinceden kopyalanan teñ sözcüğünden gelişmiştir. Pars hemen hemen bütün Türk dillerinde bars biçimiyle bulunmasına karşın sözcüğün kökeni belirsizdir. Üst sözcüğü ise tek örnektir. Yabancı dillerden kopyalanan sözcüklerle, söz sonunda bulunabilen ünsüz çiftlerinin sayısı artmıştır: ebeve-yn, kapitali-zm, ka-sk, nüa-ns, se-mt, şe-vk vb.

Söz başında /c, f, ğ, h, j, l, m, n, ñ, p, r, ş, v, z/ ünsüzleri bulunmaz: Türkçede istisnai birkaç sözcüğün dışında /c, f, ğ, h, j, l, m, n, ñ, p, r, ş, v, z/ ünsüzleri söz başında bulunmaz. İstisnai örnekler uş imdi biçiminden gelişen şimdi; ne soru ilgecinden türeyen nere, neden, niçin vb. soru sözcükleri; lıkır lıkır, mırıl mırıl, pat, şırıl şırıl, vız, zangır zangır vb. yansımalardır. Bu tür örneklerdeki ünsüzler ikincildir. Var, var-, ver-, sözcüklerinde söz başında bulunan v- ünsüzü Eski Türkçe b-’den gelişmiştir. Vur- sözcüğündeki v- ise ikincildir; sözcük, Eski Türkçe ureyleminin önünde v- türemesiyle bu şekli almıştır. Pınar, pek, pusu sözcükleri Eski Türkçe buñar, berk, busug; hangi, hani sözcükleri Eski Türkçe kanı ‘nerede?’, Eski Anadolu Türkçesi kangı; şiş, şiş- sözcükleri ise Eski Türkçe sış, sış- biçimlerinden dönüşmüştür. Yumuşak g (ğ) ünsüzü Türkçeye özgü bir ses olmasına karşın asla söz başında bulunamaz.
Yukarıda sıralanan ünsüzlerle başlayan sözcükler, belirtilen özel durumların dışında yabancı kökenlidir. Örneğin cuma, fen, hesap, şükür, vali, ziyaret Arapçadan; can, jale, peri, renk, şah Farsçadan; halter, jandarma, marj, narkoz, plato, raket, şövalye, vites Fransızcadan; cıvata, ciro, filika, firma, lastik, pipo, rota, vazo İtalyancadan; feribot, golf, hentbol, lider, miting, roket, şilt, vinç İngilizceden; cımbız, fire, huni, lahana, marangoz, poyraz, roka, vatos, zargana, zoka Rumcadan kopyalanmıştır.

Sözcük sonunda /b, c, d, ġ, g/ ünsüzleri bulunmaz: Ad ‘isim’, od ‘ateş’; sac ‘plaka hâlinde metal’, yad ‘yabancı’, yed- ‘yedeğinde götürmek’ vb. birkaç sözcük dışında söz sonunda bu ünsüzlerin bulunduğu sözcükler yabancı kökenlidir. Özellikle Arapça ve Farsçadan kopyalanan söz sonunda -b, -c, -d, -g bulunan sözcükler de Türkçenin bu ses özelliğine uyarak âb, hac, had vb. kimi örnekler dışında -p, -ç, -t, -k şeklinde ötümsüzleşir: Arapçadan kopyalanan tabip, ilaç, kasıt; Farsçadan kopyalanan bitap, ümit, renk vb. sözcüklerin sonundaki ünsüzler ikincildir. Aynı gelişim, Batı dillerinden yapılan kopyalarda metod/metot, etüd/etüt gibi yazımdaki kararsızlı klar ve kimi istisnalar dışında görülmez: tab (tuşu), lig, psikolog vb.
Sözcük kökünde ikiz ünsüz/uzun ünsüz yoktur: İkiz ünsüz, sözcük kökünde aynı ünsüzün yan yana bulunmasıdır. Türkçede, vurgulamaya veya tarihsel seslik gelişimlere dayalı anne, elli vb. veya *eşşek, *yürrü gibi konuşma dilinde vurgulamaya yönelik ikincil örneklerin dışında sözcük kökünde ikiz ünsüz bulunmaz. Eller, yollar vb. sözcüklerdeki l ünsüzleri farklı hecelerdedir.

Yabancı dillerden alınan sözcüklerin bir bölümünde ikiz ünsüzler korunur: cennet, millet, seyyar, pizza, tenezzül vb. Söz sonunda ikiz ünsüz bulunan yabancı kökenli sözcüklerin bir bölümünde had(d), hak(k), his(s), red(d), zam(m) vb. sözcük sonundaki ikiz ünsüzler tekleşir; ancak, bu sözcükler haddini, hakkın, hissetmek, reddetmek, zammı vb. ünlü ile başlayan bir ek aldıklarında ya da ünlü ile başlayan yardımcı eylemle birleşik eylem oluşturduklarında eski şekillerine dönebilirler. Aynı gelişim fen(n) sözcüğünde görülmez.
Ünsüz uyumu vardır: Ötümsüz ünsüzlerle biten sözcüklere ötümlü ünsüzlerle başlayan ek geldiğinde ekin ünsüzü, ötümsüz karşılığı varsa ötümsüzleşir: -pc- > -pç- (tüp-cü > tüp-çü), -hd- > -ht- (sabah-dan > sabah-tan), -td- > -tt- (at-dı > at-tı), -şc- > -şç (hoş-ca > hoş-ça), -şd- > -şt- (baş-dan > baş-tan) vb. ötümlülük/ ötümsüzlük bakımından ünsüz benzeşmeleri ortaya çıkar. Bu ses olayı Ar. mechūl > meçhul, Ar. tesbît > tespit örneğindeki gibi, yabancı kökenli sözcüklerin kök ve gövdelerinde de görülebilir.

Türkçe kökenli sözcüklerde bulunan /c, f, ğ, h, v/ ikincil ünsüzlerdir: Eski Türkçe yazılı belgelerde c, f, ğ, h, v ünsüzleri bulunmaz. Bu ünsüzler esas olarak ç, p, g, k, b ünsüzlerinin ET yupka > yufka, ET açık- > acık-, ET yag > yağ, ET takı > dahi, ET eb > ev vb. örneklerde olduğu gibi ötümlüleşmiş veya sızıcılaşmış biçimleridir. Ölçünlü Türkçede bu tür istisnaların ve ofla-, horla-, cayır cayır, vızırda- vb. yansımaların dışında kalan cereyan, felek, coğrafya, her, virüs vb. c, f, h, v ünsüzlerinin yer aldığı sözcükler yabancı kökenlidir. Yumuşak g (ğ) sesi ikincil olmasına karşın Türkçeye özgü bir ünsüzdür.
Türkçe kökenli sözlerde /j/ bulunmaz: Yansımalar dışında içinde j sesi bulunan bütün sözcükler yabancı kökenlidir. Divanü Lugâti’t-Türk’te, İrani dillerden kopyalanan sözcüklerde görülen j sesi yüzyıllar boyunca Türkçenin ses sistemine yabancı kalmıştır. Bu ünsüz, Türkçede genellikle Jale, Jülide vb. Farsça veya jandarma, jet, jön, jurnal, jübile, kolej, viraj gibi Fransızca sözcüklerde görülür.

Ayın (ʿ) ve hemze (ʾ) işareti bulunan sözcükler Türkçeye Arapçadan kopyalanmıştır: Osmanlıca döneminde sözcükler Arapçadaki biçimleriyle yazılıyordu. Arapçaya özgü ayın ve hemze ünsüzlerine Latin tabanlı Türk alfabesinde yer verilmemiştir. Ancak bu Osmanlıca gelenek, özel durumlarda ayın veya hemze ünsüzlerinin kesme işareti ile gösterilmesi şeklinde devam etmiştir. Bununla birlikte, son dönemlerde bu ünsüzlerin kesme işareti ile metinlerde gösterildiğine veya söyleyişte neş’e, mes’ele gibi duraklama ile işaret edildiğine nadiren rastlanmaktadır. Bu sesler söyleyişte büyük oranda iz bırakarak Türkçeleşmişlerdir.
Ayın ve hemze hece sonunda düşerken söyleyişte kendisinden sonraki ünlüyü uzatabilir: meʾmur > mēmur, mîʿmar > mîmar, teʾmin > tēmin. Ayın ve hemze mesʾele > mesele, neşʾe > neşe, sanʿat > sanat, suʾal > sual vb. örneklerde olduğu gibi hece başında düşebilir. Tek heceli sözcüklerde, şiʿr > şiir, fiʿl > fiil vb. gibi ayın ünsüzü düşerken ünlü ile ünsüz arasında, önceki ünlü türünden ünlü türeterek sözcüğü iki heceli duruma getirir.
Çok heceli sözcüklerin sonunda /p/ bulunmaz: Türkçe sözcüklerde -p yalnızca tek heceli sözlerin sonunda veya alıp, gönderip, koşup vb. zarf-fiil ekinin sonunda bulunabilir. Bunun dışında iki veya daha çok heceli sözcüklerin sonunda -p ünsüzü bulunamaz.
Dolap, kalıp sözcükleri Arapçadan, antilop, stetoskop sözcükleri ise Fransızcadan kopyalanmıştır. Ancak Arapça kökenli dolap, kalıp sözcüklerindeki -p ikincildir, ötümlü -b’den gelişmiştir.

SES OLAYLARI
Dilin canlılık ilkesi gereğince biçimbirimlerde, yani sözcüklerde ve eklerde meydana gelen ses değişikliklerinin tümüne genel olarak ses olayları adı verilebilir.
Sözcüklerin bir bölümü tarih içinde bazen kısmen, bazen tanınmayacak derecede değişebilir; ancak yazılı kaynaklardan izlenebildiği kadar, en eski dönemlerden itibaren hiç değişmeden bugüne kadar gelen sözcükler de vardır. Orhon Türkçesi dönemi adı verilen 8. yüzyıla ait Orhon Yazıtları’ndan alınan bir cümleyi on üç yüzyıl sonra, bugünkü Türkçe ile karşılaştıralım: ET Teñri1 teg2 Teñride3 bolmış4 Türük5 Bilge6 Kagan7 bu8 ödke9 olurtum10 “Tanrı gibi Tanrı’dan olmuş Türk Bilge Kağan bu zamanda (tahta) oturdum.” cümlesindeki 1. ve 3. Sözcüklerde (Tanrı) ön ünlüler e-i art damaksıllaşarak a-ı olmuş, ñ ünsüzü yerini n’ye bırakmıştı r. 2. sözcük (teg) Türkiye Türkçesinde yaşamamaktadır. 4. sözcükte (olmuş) sözbaşındaki b- ünsüzü düşmüş ve sözcüğün ünlüleri dudak uyumuna girmiştir. 6. Ve 8. sözcükler (bilge, bu) herhangi bir ses değişikliğine uğramadan aynı yapı ve anlamla bugünkü Türkçeye aktarılmıştır. 7. sözcük (kağan) benzer şekilde küçük bir değişiklikle bugün de kullanılmaktadır. 9. sözcüğün kökü ‘zaman’ anlamındaki öd, unutulmuş, ancak ondan türeyen ödle sözcüğü öğle, öğün şekilleriyle bugüne ulaşmıştır. Yaklaşma ve bulunma durumunu işaretleyen -ka eki ise yerini yaklaşma durumu eki -(y)A’ya bırakmıştır. 10. sözcük ise bugün otur- biçimindedir.

Alıntı sözcüklerin Türkçenin ses sistemine uyarlanması: Konuyu Arapçadan kopyalanan taife ve tayfa (Gemide türlü işlerde çalıştırılan sefer işçisi) sözcükleriyle ele alalım. Aslında iki ayrı yapıda gördüğümüz taife ve tayfa aynı sözcüklerdir. Taife, Arapça özgün ṭā’ife şekline daha yakınken, denizcilik terimi olarak kullanılan tayfa, ses olayları sonucunda Türkçenin ses sistemine büyük ölçüde uyum sağlamıştır. Tayfa sözcüğünde Türkçenin temel ses sistemine uymayan tek özellik, yalnızca f sesidir. Türkçe Sözlük’te taife maddesinde tayfa maddesine gönderme yapılmakla birlikte, iki sözcük anlamca farklılaşmıştır. Osmanlıca sözlüklerde ilk hecesi uzun olan taife “1. Bölük, güruh, takım 2. Gemi işçilerinin tamamı” şeklinde açıklanmış ve ikinci anlamdaki sözcüğün Arap harfleriyle ṭā’ife değil, ṭayfa şeklinde yazılması gerektiği belirtilmiştir.

Ses Olaylarına Yol Açan Etkenler
Ses olaylarının oluşmasında seslerin belirli özellikleriyle diğer sesleri etkilemesi, en az çaba ilkesi, en çok çaba ilkesi, ilişkide bulunulan dillerin etkisi, yazım vb. pek çok etken vardır. Bu etkenleri genel olarak şöyle açıklayabiliriz:
Seslerin özellikleri ve işlevleri: Ünlülerin ve ünsüzlerin insanlardaki mizaca benzeyen belirli özellikleri vardır. Hangi sesin hangi özellikleri taşıdığı, hangi sesin hangi işlevlerinin bulunduğu aşağı yukarı bellidir. Örneğin, çıkağı (oluşum yeri) çift-dudak olan ötümlü, sürekli geniz ünsüzü m, komşuluğundaki ünlüyü yuvarlaklaştırabilir; ancak doğası gereği asla düzleştiremez. Yarı ünlü y, yanındaki art ünlüyü öndamaksıllaştırır ama asla art damaksıllaştırmaz.


Tarihsel nedenler: İsim ve fiil çekiminde, eklenme sürecinde tarihî özellikler ortaya çıkabilir. Örneğin git- ünlü ile başlayan bir ek alıp t ünsüzü, iki ünlü arasında kaldığı zaman gi-d-er, gi-d-iyor, gi-d-ecek sözcüklerinde görüldüğü gibi ötümlüleşerek d ünsüzüne gelişir. Bu gelişmenin sebebi tarihseldir.
En az çaba yasası: Dildeki değişmelerin nedenlerinden biri, doğadaki en az çaba yasasıdır (minimum enerji düzeyine düşme). İnsanlar sözcüklerin söylenişi esnasında mümkün olduğunca az enerji harcama eğilimindedir. Ötümsüz ünsüzlerin söylenişi, ötümlü ünsüzlerden daha çok enerji gerektirir. Türkçenin ses sistemine aykı-rı yabancı kökenli film, fikr, şükr, nötr vb. örneklerde enerjiden tasarruf için -lm, -tr, -kr vb. ünsüz çiftleri, aralarında bir ünlü türetilerek Türkçe hece sistemine uygun *filim, fikir, şükür, *nötür vb. şekillerde telaffuz edilir. Ancak yıldız işaretli sözcüklerde olduğu gibi, bu söyleyişlerin önemli bir bölümü yazımda gösterilmez.

Nedensiz öndamaksıllaşmalar: Dil, elma, anne vb. kimi sözcükler bilinen herhangi bir seslik neden bulunmamasına karşın tarihsel gelişim süreci içinde öndamaksıllaşmışlardır.
/c, ç, ş, y/ ünsüzlerinin öndamaksıllaştırıcı etkisi: Bu ünsüzler özellikle kendilerinden sonra gelen ünlüleri öndamaksıllaştırabilirler. Örneğin *yana yine, tekrar sözcüğü tarihsel süreç içinde /y / ünsüzünün etkisiyle önce öndamaksıllaşarak *yene, ardından ilk hecedeki e sesi yine y ünsüzünün etkisiyle daralarak yine şekline gelişmiştir
/y/nin daraltıcı etkisi: /y/ ünsüzü, yanındaki ünlüleri nitelik bakımından değiştirme eğilimindedir. y sesi, -mA- ekini ünlüsünü daraltarak gelmeyor > gelmiyor, olmayor > olmuyor örneklerinde olduğu gibi, -mI-/-mU- biçimine geliştirmiştir. Yukarı da işaret edilen yine sözcüğünde de aynı gelişme görülür.
/b, m, p, f, w, v/ ünsüzlerinin yuvarlaklaştırıcı etkisi: Dudak ünsüzleri yanlarındaki ünlüleri yuvarlaklaştırabilir. Örneğin, Arapçadan alıntı hamur, Farsçadan alıntı duvar sözcüklerindeki yuvarlak ünlüler ikincildir. Halk ağızlarındaki buba, Azeri Türkçesindeki ov ‘av’ sözcüklerindeki yuvarlaklaşmaların sebebi dudak ünsüzleridir.
Dar orta hece ünlüsünün düşmesi: Türkçede sözcük vurgusu genellikle son hecededir. Orta hece ünlüsünün vurgusu zayıftır. Bu nedenle açık, orta hecede kalan dar ünlüler alın > alnı, burun > burnu, karın > karnı vb. özellikle organ adlarında ve bünyesinde türeme dar ünlü bulunan fikir > fikri, zikir > zikri, şükür > şükrü vb. Arapça kökenli sözcüklerde düşme eğilimindedir.

Zayıf ı ünlüsünün öndamaksıllaşması: Türkçede ünlüler içinde kapladığı süre, yani uzunluk ve vurgu bakımından en zayıf ünlü ı’dır. Bu nedenle, ET bıt, kanı, ınan- sözcükleri bit, hani, inan- vb. örneklerdeki gibi öndamaksıllaşarak i ünlüsüne gelişme veya orta hecede düşme eğilimindedir.
Telafi uzunluğu: Sözcükteki seslerden birinin çeşitli nedenlerle düşmesi durumunda, sözcükteki bu kaybı telafi edecek bir gelişme olması beklenir. Ünsüzler düşerken bu düşmeyi telafi etmek üzere kendilerinden önceki ünlünün süresini uzatabilir. Örneğin var ol- birleşik eylemi söyleyişte ulama ile /varol-/ biçiminde söylenince ilk sözcükteki kapalı hecenin son ünsüzü r, kendisinden sonraki ünlü ile yeni bir hece, -rol hecesini kurar. Son sesini yitiren ve açık hece durumunda kalan va- biçimi, r’nin düşmesini telafi etmek üzere va biçimine gelişir, yani a ünlüsü uzar.
Seslerin birbirlerini etkilemesi: Sözcük ve eklerin birleşiminde yer alan ünlüler ve ünsüzler birbirlerini nitelik ve nicelik bakımından etkilerler. Örneğin, ünlülerin sözcüğün hecelerindeki sıralanışı artlık-önlük uyumu, dudak uyumu gibi belirli kurallara bağlıdır. Her ünlü, istisnalar dışında, kendisinden sonra gelen ünlüyü belirler. Ünsüzler de birbirlerini özellikle ötümsüzlük-ötümlülük bakımından etkiler.

Yazımın etkisi: Türk yazımı (imla) esas olarak söyleyişe, yani söylendiği gibi yazılma ilkesine dayanmakla birlikte, bazı durumlarda yazım kılavuzu ve sözlüklerdeki biçim, söyleyişi etkilemektedir. Sözcükler bu kaynaklardaki yazılışa uygun biçimde söylenmektedir. Örneğin, dağ, yağ sözcükleri söyleyişte son sesteki ğ düşmesiyle /da/, /ya/ biçimine gelişirken resmî ortamlardaki söyleyişlerde yazımdaki /dağ/, /yağ/ söylenişi esas alınır. Zonguldak’a vb. örneklerde de yazımın etkisiyle kimi zaman söz sonundaki /k/ ötümlüleştirilmeden söylenir.
Başka dillerin etkisi: Doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkide bulunulan diller birbirlerini az ya da çok bütün dil bilimsel düzeylerde etkileyebilirler. Örneğin, başka dillerin ses sistemine özgü bir ses kopyalanabilir. c, f, h, j, v gibi seslerin Türkçe ses birim dökümüne girmesinde Arapça ve Farsça sözcüklerin etkisinin bulunduğu yadsınamaz. Batı dilleri az da olsa Türkçeyi ses bilgisi bakımından etkilemektedir. Örneğin, Türkçede vurgu esas olarak son hecede bulunmasına karşın, ilk hecesi vurgulu BOnus örneğinde görüldüğü gibi sözcükler başka dillerden vurgusuyla birlikte kopyalanabilmektedir.

Ünlülerle İlgili Ses Olayları
Ünlü düşmesi: Ünlü düşmesi, sözcüğü oluşturan ünlülerden birinin çeşitli seslik nedenlerle kaybolmasıdır. Bu ses olayı; ünlünün düştüğü yere göre söz başında, söz içinde ya da söz sonunda görülür.
Söz başında ünsüz düşmesi ısıcak > sıcak, ısıtma > sıtma vb. azdır. Söz içinde ünlü düşmesi devirim > devrim, kavuşak > kavşak, yalınız > yalnız vb. genellikle orta hecesi dar ünlü olan sözcüklere özgüdür; ancak değenek > değnek örneğindeki gibi az da olsa orta hecedeki geniş ünlüler de düşebilir.
Söz sonundaki ünlü düşmeleri güvey i > güvey vb. az sayıda sözcüğün dışında genellikle belirtisiz ad tamlamalarında en az çaba ilkesi sonucunda tamlanan ekinin düşmesiyle gerçekleşir. Erkek giyimi > erkek giyim, Kadıköyü > Kadıköy vb.

Alıntı sözcüklerde özellikle emir > emri, keşif > keşfi vb. örneklerdeki gibi türeme ünlüler, eklenmelerde düşer. Far. mumiya > TT mumya örneğinde olduğu gibi özgün dar ünlü de düşebilir.
Ünlü türemesi: Ünlü türemesi, sözcüğün özgün biçiminde bulunmayan bir ünlünün sonradan çeşitli seslik nedenlerle ortaya çıkmasıdır. Ünlü türemesi azcık > azıcık, dar > daracık vb. genellikle söz içi durumda görülür.
Ağızlarda limon > ilimon, Rumeli > Urumeli örneklerindeki gibi /l/, /r/ ünsüzleri ile başlayan yabancı kökenli sözcüklerin başında ve özellikle Batı dillerinden kopyalanan sözcüklerde söz başında iki ünsüz bulunması durumunda, bu iki ünsüz arasında dar ünlüler türeyebilir: İng. steam > istim, Fr. station > istasyon vb.
İki ünsüzle başlayan yabancı kökenli sözcüklerde yazımda gösterilmese de söyleyişte dar ünlü türer: Fransa > /Fıransa/, grev > /gırev/ vb. Türkçenin ses sistemine aykırı iki ünsüz hece veya sözcük sonunda ise aynı şekilde iki ünsüzü birbirinden ayırmak üzere dar bir ünlü türeyebilir: Ar. cebr > cebir, Ar. resm > resim, Ar. Šabr > sabır. Ancak meşk, semt vb. sözcüklerdeki -şk, -mt ünsüz çiftleri Türkçenin ses sisteminde bulunmamasına karşılık, bu sözcüklerde ünlü türememiştir. Ölçünlü dilde, Batı dillerinden kopyalanan elektrik, film, nötr, titr vb. sözcüklerde ünlü türemesi görülmez.

Özellikle ana dilin ses sistemine uymayan kopya sözcüklerde, iki ya da üç ünsüz arasında kısa bir ünlünün türemesi, hece yapısının basitleşmesini ve yerlileşmesini sağlar.
Hece kaynaşması (Büzülme): Bu ses olayında önce ünsüz erir, daha sonra yan yana bulunan iki ünlü kaynaşarak tek ünlü hâline gelir: hasta + hane > hastane, ne için > niçin, ne asıl > nasıl, ne ara > nere, posta + hane > postane
Daralma: Daralma; benzeşme, daraltıcı ünsüzlerin etkisi vb. seslik nedenlerle geniş ünlülerin dar ünlü hâline gelmesidir. Türkçede büyük, dış, git-, güvercin, il, uğra-, uğru ‘hırsız’, uğur, yukarı vb. sözcüklerin ilk ünlüleri tarihî dönemlerde geniş idi, ağızlarda böyük, get-, gövercin, el ‘halk’ vb. bazı sözcüklerin geniş ünlüleri korunmaktadır. Eklenme sırasında da daralma görülebilir: bilmeyor > bilmiyor, de-yor > diyor, ye-yor > yiyor vb.
Genişleme: Genişleme; ağız boşluğunun durumuna göre dar ünlülerin geniş ünlü hâline gelmesidir. Boğa, boz-, (arı vb.) sok-, yol- vb. sözcüklerin ünlüleri tarihî dönemlerde dar u idi. Ağaç sözcüğü de ET ıgaç biçiminden gelişmiştir.
Genişleme az görülen bir ses olayıdır. Eski Anadolu Türkçesinde ışk olarak görülen sözcük bugün aşktır.
Ön damaksıllaşma: Öndamaksıllaşma, sözcükteki art ünlülerin, benzeşme, /c, ç, j, ş, y/ ünsüzlerinin etkisi vb. nedenlerle ön ünlülere dönüşmesidir. Türkçenin en zayıf ünlüsü olan ı, i’ye gelişme eğilimindedir. Nitekim biç-, bit, dahi, hani, inan-, it, s il-, şiş- sözcüklerinin ünlüleri tarihî dönemlerde ı idi. yeşer-, y ine vb. sözcüklerde tarihî dönemlerde art ünlü a bulunuyordu.

Türkçe söz varlığında /ö, ü/ bulunan bütün Arapça, Farsça sözcüklerde öndamaksıllaşma olmuştur. Örneğin, Farsçadan kopyalanan dü ‘2’, gül, köhne sözcükleri, bu dilde sırasıyla do, gol ve kohne biçimindedir.
Art damaksıllaşma: Art damaksıllaşma, sözcükteki ön ünlünün benzeşme, uzun ünlülerin kısalması vb. çeşitli seslik nedenlerle art ünlüye dönüşmesidir. Art damaksıllaşma, öndamaksıllaşmaya göre daha az görülen ses olayıdır. Türkçedeki ısın-, ısı, ıssız, Tanrı ve çekimli bana, sana sözcükleri, tarihî dönemlerde ön ünlülü idi.
Far. hefte > hafta, Far. ḫirmen > harman vb. yabancı dillerden kopyalanan sözcüklerin ünlüleri de art damaksıllaşabilir. Sözcüklerin ünlüleri de art damaksıllaşabilir.
Düzleşme: Düzleşme; sözcüklerdeki yuvarlak ünlülerin, düz ünlülere dönüşmesidir. Tarihî dönemlerde yuvarlak ünlü ile görülen kimi sözcükler bugün düzleşmiştir: ET büt- > bit-, ET üçün > için, ET töpö > tepe, ET tüz- > diz- vb.
Yabancı kökenli kimi sözcüklerde f’den sonra gelen o ve u ünlüleri düzleşerek ı’ya gelişir: İt. fortuna > fırtına, Ar. furŠat > fırsat, Yun. furun > fırın vb.

Yuvarlaklaşma: Yuvarlaklaşma, sözcüklerdeki düz ünlülerin genellikle, ET bolmış > olmuş gibi ünlü benzeşmesi ya da Far. dîvar > duvar, Ar. ḫamîr > hamur örneklerindeki gibi /b, f, p, v/ ünsüzlerinin yuvarlaklaştırıcı etkisi sonucu yuvarlak ünlülere dönüşmesidir.
Kısalma: Kısalma, sözcüklerdeki uzun ünlülerin kısa ünlüye dönüşmesidir. Türkçe kökenli sözcüklerde uzun ünlü yoktur. Bu nedenle, Türkçe, yabancı kökenli sözcüklerdeki uzun ünlüleri kısaltma eğilimindedir.
Arapça ve Farsçadan kopyalanan sözcüklerdeki uzun ünlülerin bir bölümü kısalmıştır. Ar. ḥisab > hesap, Ar. ḥayat > hayat, Far. pāpūş > pabuç, Far. tāc > taç. Bu sözcüklerin bir bölümü, ünlü ile başlayan ek aldıklarında, kısalan ünlü, tekrar uzayarak birincil şekline dönüşür: hesap > hesāb-ı, hayat > hayāt-ı. Aynı kısalma Batı kökenli sözcüklerde de görülebilir: İng. meeting > miting, İng. speaker > spiker, İng. hooligan > holigan
Uzama ve uzatma: Türkçede alıntı sözcüklerin dışında birincil uzun ünlü bulunmadığını biliyoruz. Ancak çeşitli seslik nedenlerle ortaya çıkan ve söyleyişte var olan ikincil uzunluklar ve yine farklı nedenlerle Güzeel! gibi kısa ünlülerin uzatılarak söylenmesiyle oluşan uzunluklar, daha doğrusu uzatmalardan söz edilebilir.
Ünlü birleşmesi: Ünlü birleşmesi; ünlüyle biten bir sözcüğün, ünlü ile başlayan bir ek alması ya da sözcük ile birleşmesi durumunda, ilk sözcüğün sonundaki veya ikinci sözcüğün başındaki ünlülerden birinin düşmesidir: ne ara > nere, Cuma ertesi > cumartesi, kahve altı > kahvaltı, ne asıl > nasıl vb.

Ünlü benzeşmeleri: Ünlülerde genişleme, daralma, yuvarlaklaşma, düzleşme, ön damaksıllaşma, art damaksıllaşma bazı durumlarda bir hecedeki ünlülerin diğer hece veya hecelerdeki ünlüleri kendisine benzetmesi yoluyla olur. Örneğin o ve bir sözcüklerinden oluşan öbürün birleşik sözcük hâline gelme sürecinde o ve i ünlüleri birbirlerini etkilemişlerdir. Ön ünlü olan i, geriye doğru etkide bulunarak art ünlü o’yu ö’ye (*öbir); yuvarlak bir ünlü olan ö ise düz ünlü i’yi yuvarlaklaştırarak dudak uyumu çerçevesinde ü’ye geliştirmiş ve birleşik sözcük öbür biçimi ortaya çıkmıştır.
Başka dillerden eski dönemlerde kopyalanan sözcükler e-u > e-i: Ar. zeytūn > zeytin, u-e > u-a: Ar. ṣūret > surat, u-î > ü-ü: Ar. mudîr > müdür vb. örneklerde olduğu gibi ünlü benzeşmeleri yoluyla sözcükler artlık-önlük ve dudak uyumlarına girmiştir.

Ünsüzlerle İlgili Ses Olayları
Türeme: Ünsüz türemesi, sözcüğün özgün biçiminde bulunmayan bir ünsüzün sonradan çeşitli seslik nedenlerle ortaya çıkmasıdır. Bu ses olayı; ünsüzün türediği yere göre söz başında, söz içinde ya da sonunda görülür: örküç > hörgüç, öyük > höyük, ET ut- > yut-, ET ur- > vur; aslan > arslan, kılıç > kılınç, tüfek > tüfenk, tuç > tunç. Örneklerden de anlaşılacağı gibi türemeler genellikle söz başında ve söz içinde görülmektedir. Söz başında genellikle h ve y, söz içinde ise genellikle l, n, r ünsüzleri türer. Eklenmelerde iki ünlünün yan yana gelmesi durumunda karay- a, su-y-u vb. örneklerde olduğu gibi y türer.
Yabancı dillerden kopyalanan sözcükler Türkçenin ses sistemine uyarlanırken Ar. ʿaybe > heybe, Far. aveng > hevenk, Far. kehruba > kehribar örneklerindeki gibi ünsüzler türeyebilir. Ünsüz türemesinin diğer bir nedeni de kopyalanan sözcüklerdeki boşluğu doldurmaktır. Bu tür sözcüklerde boşluk doldurucu y ve birkaç sözcükte v ünsüzü türer: Ar. żaʿîf > zayıf, Ar. má’î > mavi vb.

Düşme: Ünsüz düşmesi, sözcüğü oluşturan ünsüzlerden birinin herhangi bir seslik nedenle veya nedensiz olarak kaybolmasıdır. Bu ses olayı; ünsüzün düştüğü yere göre söz başında, söz içinde ya da söz sonunda görülebilir. *ufak-rak > ufarak, *ufakçık > ufacık, *yumuşak-çık > yumuşacı k vb. sözcüklerdeki ses uyumsuzluğuna (kakofoni) yol açan ses tekrarları ün süz düşmesinin diğer bir nedenidir. En az çaba yasası gereğince Türkçede söylenişi en zor ünsüzler olan r ve h, yarı ünlü ğ konuşma dilinde düşme eğilimindedir: bi(r), da(h)a, ya(ğ)mur vb.
Başka dillerden kopyalanan sözcüklerde de ünsüz düşmesi görülebilir: Ar. ʿafv > af, Ar. kammal > hamal, Ar. misk > mis, Ar. Turkiyye > Türkiye, Ar. z. ann > zan; Fr. contact > kontakt > kontak vb.
Göçüşme (Yer Değiştirme, metatez): Göçüşme, sözcük içindeki seslerin yer değiştirmesidir. Genellikle /l, p, r/ ünsüzlerinin ikisinin birlikte bulunduğu sözcüklerde görülür. Söz içinde birbirini izleyen sesler arasındaki yer değiştirmeye yakın yer değiştirme (ekşi > *eşki, yalnız > *yanlız, yanlış > *yalnış); birbirinden uzakta kalan seslerin yer değiştirmesine ise uzak yer değiştirme (lanet > *nalet, bulgur > *burgul) adı verilir. Göçüşme, ölçünlü dilde çok seyrek rastlanan bir ses olayıdır. Ancak sözlü dilde ve özellikle Azericenin etki alanına giren ağızlarda nispeten yaygındır.

Benzeşme (Asimilasyon): Ünsüz benzeşmesi, bir sözcükteki ünsüzlerin; oluşum noktası, nitelik ve/veya nicelik bakımından birbirine benzemesidir. Ünsüzlerdeki ötümsüzleşme, ötümlüleşme, süreklileşme, süreksizleşme, genizsilleşme vb. değişmelerin en önemli nedeni ünsüzlerin birbirini etkilemesidir. Benzeşmeler sözcük içinde geriye doğru, yani gerileyici ya da ileriye doğru, yani ilerleyici olabilir. Penbe > pembe gerileyici benzeşme örneğidir, örnek aynı zamanda oluşum noktası bakımından benzeşmedir. Çift dudak ünsüzü b, kendisinden önceki n ünsüzünün kendisi gibi çift dudak ünsüzü m’ye gelişmesini sağlamıştır. n ünsüzünün bu değişiminin nedeni, m ünsüzünün kendisi gibi geniz ünsüzü olmasıdır. Yazı dilinde özellikle eklenme sürecinde ötümlü ünsüzlerin ötümsüz ünsüzlerin etkisiyle ötümsüzleşmesi, yazı dilinde gösterilmesi zorunlu bir kural olduğundan yaygındır. Örneğin şd > şt: beş-de > beşte, yarış-da > yarışta vb. örneklerdeki gibi son sesteki ötümsüz ünsüzler kendilerine eklenen ekin ünsüzünü kendileri gibi
ötümsüzleştirmektedirler. Sözlü dilde ve ağızlarda ünsüz benzeşmeleri yazı dilinden daha fazladır. Tesbit > tespit örneği ise ilerleyici benzeşme örneğidir. Bu örnekte ilk hece sonundaki ötümsüz s ünsüzü, hece başındaki ötümlü b ünsüzünü etkileyerek kendisi gibi ötümsüz p ünsüzüne değiştirmiştir.

Aykırılaşma (Başkalaşma, disimilasyon): Aykırılaşma, genel anlamıyla bir parçanın, sistemli biçimde, aynı özelliği taşıyan komşu parçanın özelliğinden kaçınması sürecidir. Örneğin, aynı cins iki ünsüzden birinin, söyleyişteki kakofoniyi ortadan kaldırmak üzere, içeri-rek > *içerrek > içerlek, tepme > tekme; Ar. ʿaṭṭ r > aktar, Ar. muşammaʿ > muşamba örneklerinde olduğu gibi, başka bir sese dönüşmesidir.
Hece düşmesi (Haploloji): Hece düşmesi, sözcükte birbirinin ardından yer alan ve birbirine benzeyen veya birbiriyle özdeş olan hecelerden birinin ses ve hece tekrarlarını önlemek, vurgusuzluk vb. nedenlerle düşmesidir: başlayayım > *başlayım, dirilik > dirlik, ilerile- > ilerle-, oyuna- > oyna- vb.

Sık kullanılan ilgeç ve yüklemleştiriciler, yukarıdaki nedenlerle kimi parçalarını yitirerek ekleşebilirler. Araç durumu eki -lA, bildirme eki -DIr, şimdiki zaman eki -yor sözcüklerden gelişmiştir. Belirtisiz ad tamlamasıyla yapılan kimi yer adlarında iyelik eki -(s)I ’nın düşmesi sonucu hece düşmesi meydana gelir: Hacet tepe-si > Hacettepe, Tebriz kapı-sı > Tebrizkapı; bayan çorabı > bayan çorap vb. Ünlü düşmesi aynı zamanda hece düşmesi anlamındadır.
İkizleşme: İkizleşme, sözcük kökündeki herhangi bir sesin, çeşitli nedenlerle yan yana iki kez yer almasıdır. İkizleşme uzun ünlünün kısalması, vurgu gibi seslik nedenlerle ortaya çıkabilir: ana > anne, ET elig ‘50’ > elli. Günlük dilde anlamı vurgulamak, güçlendirmek vb. amaçlarla aşağı > aşşa(ğ)a (yazıda aşağıya) vb. geçici ikizleşme örnekleri vardır.

Tekleşme: Özgün söylenişlerinde veya yazılışlarında ikiz ünsüz bulunan sözcüklerin söyleyişte veya yazımda ünsüzlerden birinin düşmesidir: Ar. edebiyyat > edebiyat, Fr. collektif > ko lektif vb.
Ötümlüleşme: Ötümlüleşme, çeşitli seslik nedenlerle, sözcükteki ötümsüz ünsüzlerin ötümlü ünsüzlere gelişmesidir. Bugün söz başında d-, g- bulunan dün, gün vb. bütün sözcükler tarihî dönemlerde t- ve k- ünsüzlerinin ötümlüleşmiş biçimleridir.
ad, od, sac gibi tek heceli veya aç > acık- (ancak aç- > aç-ık), dip > dibi (ancak sap > sap-ı) gibi çekimli sözcüklerdeki ötümlüleşmelerin nedeni kök hece ünlülerinin Ana Türkçe döneminde uzun olmasıdır. Kimi sözcüklerde yine art zamanlı nedenlerle ikili şekiller vardır: ak-ı/ağ-ı, süt-ü/süd-ü, yok-u/yoğ-u vb.

Çok heceli sözcüklerin sonundaki ötümsüz ünsüzler, eklenme durumunda, iki ünlü arasında genellikle ötümlüleşir: kanat > kanad-ı vb. -t eki ile yapılmış yeni kelimelerde ötümlüleşme görülmez: anıt-ı, konut-u vb. Tek heceli çarp- > çarp- ım, kırk > kırk-a vb. sözcüklerin aksine dört > dörd-üncü, kurt > kurd-u vb. sözcüklerdeki son ses iki ünlü arasında yine tarihî nedenlerle ötümlüleşir.
Kullanım sıklığı yüksek olan kimi yabancı kökenli sözcükler, ünlü ile başlayan ek almaları durumunda, ses bilgisel bakımdan Türkçe kurallara uyum sağlar, yani sözcükte son ses olan ötümsüz ünsüz, ünlü ile başlayan ek arasında kaldığında ötümlüleşebilir: Ar. zanbao > zambak > zambağ-ı, İng. winch > vinç > vinc-e, Fr. électrique > elektrik > elektriğ-e vb.

Ötümsüzleşme: Çeşitli seslik nedenlerle sözcükteki ötümlü ünsüzlerin ötümsüz ünsüzlere gelişmesidir. Türkçede ötümsüzleşme genellikle eklenmelerde son seste ve ek başında yer alan git-di yerine git-ti, sabah-dan > yerine sabah-tan vb. örneklerde olduğu gibi, ünsüzler arasındaki ilişkinin yol açtığı benzeşmelerle ortaya çıkar.
Ar. ḥabb > hap, ancak hap-ı; Fr. tube > tüp, ancak tüp-ü gibi az sayıdaki sözcük bu kuralın dışındadır.
Fransızca ve İngilizce kökenli sözcüklerin sonundaki g ünsüzü genellikle korunur: Fr. démagogue > demagog, Fr. psychologue > psikolog, İng. league > lig vb.

Ötümsüz ünsüzle biten yabancı kökenli sözcükler ünlü ile başlayan bir ek aldıklarında, genel kural olarak, son sesteki ünsüz ötümlüleşmez: Ar. emlak > emlâk> emlak-e, Ar. evrao > evrak > evrak-ı, Fr. type > tip > tip-e, Fr. soupe > sup > supun; İng. cake > kek > kek-in, İng. shoot > şut > şut-u vb.
Süreklileşme: Süreklileşme, süreksiz ünsüzlerin, akıcı ya da sızıcı sürekli ünsüzlere dönüşmesidir: Eski Türkçe bar, bar-, ber- sözcüklerinin sırasıyla var, var-, ver- ; ab, eb sözcüklerinin av ve ev biçimlerine gelişmesi, yani b > v değişimi birer süreklileşme örneğidir. Aynı şekilde ET öpke > öfke, ET yag > yağ-, ET beg- > beğ > bey, ET teg- > değ- vb. örneklerindeki i > ğ, g > ğ; ET takı > dahi, daha örneklerinde -o- > -h- gelişmeleri de süreklileşmedir.
Süreksizleşme: Süreksizleşme sürekli ünsüzlerin süreksiz ünsüzlere dönüşmesidir. Süreksizleşme örnekleri sınırlıdır. Örneğin yabancı kökenli sözcüklerdeki j sesinin söyleyişte c’ye gelişmesi süreksizleşme örneğidir. Benzer şekilde söyleyişte benzeşmelerin yol açtığı azıcık > accık vb. ölçünlü dil dışı z-c > c-c gelişmeleri süreksizleşme örnekleridir.

Eklenmelerdeki nöbetleşmeler: Sözcükler başka sözcüklerle veya ekler sözcüklerle birleşirken veya yalın durumdayken genellikle yazıda gösterilmeyen kimi benzeşmeler ortaya çıkabilir: cd > jd: vicdan > /vijdan/,
nb > mb: binbaşı > /bimbaşı/, nl > nn: onlar > /onnar/, zs > ss: tuzsuz > /tussuz/. Bir bölüm örnekte t’den önceki ç ünsüzü, söyleyişte ş’ye gelişir: çt > şt: geçti > /geşti/, uçtu> /uştu/.
Sözcük kökündeki açık e, ünlü ile başlayan ek aldığı yani açık hece durumuna geldiği zaman kapalı e’ye (g) gelişir: ben, ancak bg-ni; sen, ancak sg-ni vb. Bu değişmeler de yazıda gösterilmez.

PARÇALARÜSTÜ SES BİRİMLER
Sözcüklerin bazı hecelerini, sözcük öbeklerinin bazı sözcüklerini daha baskılı, vurgulu söyleriz. Vurgunun yeri zaman zaman anlama göre değişebilir. Aynı şekilde cümleler veya sözcükler arasında kısa veya nispeten uzun süreli durgu ve duraklar yaparız. Durgu ve durakların yerinde yapılması anlamı berraklaştırır. Örneğin tanımadığımız, içeriğinden haberimizin bulunmadığı bir metni yüksek sesle okuduğumuz zaman durgu ve duraklamaları her zaman tam olarak yerinde yapamayacağımız için konuşmalarımızı dinleyenler anlamakta güçlük çekeceklerdir. Cümlelerin anlamına, içerdiği mesaja uygun biçimde ses titreşimlerinin yükselip alçaldığı tonlama adı verilen parçalarüstü ses birimden de söz edebiliriz. Aynı cümleyi farklı tonlarla birbirinden farklı anlam ve işlevlerde kullanabiliriz. Görüldüğü gibi bütün bu öğeler anlam ve iletiyi etkiler. Parçalarüstü ses birimlerdeki değişiklikler sözcüğün, cümlenin anlamını veya yine sözcüğün sözlük türünü değiştirebilir.

Vurgu: Herhangi bir sözcenin parçasının diğer parçalara göre daha baskılı ve güçlü biçimde söylenmesidir. Böylelikle daha baskılı söylenen parçaya önem verilmiş olur. Ses bilgisinde sözcük vurgusu ve cümle vurgusu olmak üzere iki ana vurgu türü vardır. Ayrıca öbek vurgusu, berkitme vurgusu ve ahenk vurgusundan da söz edilebilir. Sözcük vurgusunda hecelerden biri, cümle vurgusunda ise sözcüklerden biri vurguludur. Örneğin, bölme sözcüğünde vurgu ilk hecedeyken (BÖLme!) olumsuz emir, ikinci hecedeyken (bölME) matematik terimi karşılığındadır. BEN onu gördüm (Sen değil, ben gördüm) cümlesinde vurgulanmak istenen sözcük, yani ben daha baskılı söylenmiştir. Cümlede vurgulanmak istenen sözcük yükleme yaklaştırılır: Onu BEN gördüm.

Macarca, Çekçe vb. kimi dillerde vurgunun yeri değişmez, İngilizce ve Rusça vd. dillerde ise değişkendir.
Türkçe genel olarak vurgusu sonda bulunan bir dildir. Sözcüklere yapım eki eklendikçe vurgu sona kayar. Ancak yukarıdaki bölme sözcüğünde olduğu gibi anlama göre vurgunun yeri değişebilir veya vurgunun yerinin değişmesiyle AYdın (kent adı), ayDIN (erkek ya da kadın adı) örneklerinde olduğu gibi anlam da değişebilir. Türkçede bazı yer adlarında vurgu ilk veya orta hecededir. Olumsuzluk -mA eki, eşitlik eki -cA, araç durumu eki -lA vb. gibi bir dizi ek vurguyu üzerlerine almaz.

Tonlama: Konuşma sırasında sesin perdesinin değişmesiyle oluşan melodik modeldir. Bu melodik modeller, konuşurun sinirli, sakin, nazik, şaşırma gibi o an içinde bulunduğu psikolojik durumu hakkında bize bilgi verir. Ton yükselebilir, düşebilir, sabit kalabilir. Soru cümlelerinin, koşul cümlelerinin ve bildirim cümlelerinin tonları farklıdır.
(1) Buyrun5(Hoş geldiniz.)
(2) Buyrun3(Ne istiyorsunuz?)
Kitleye hitaplarda tonun değişmemesi konuşmayı sıkıcı hâle getirir, hatta konuşmanın anlaşılmasını olumsuz yönde etkiler.

Durgu ve durak: Konuşma esnasında cümleler veya sözcükler arasında verilen kısa aralıklardır. Durgu kısa, durak durgudan biraz daha uzun aralıktır. Durağın asıl işlevi konuşmada anlamın ve uyumun daha açık hâle getirilmesi ve yüksek bilgi içeren içeriğin veya düşük olasılığın ifade edilmesidir. Aşağıdaki cümlede durgunun yeşil sözcüğünden sonra yapılması durumunda yeşil, cümlenin öznesi olurken ikinci cümlede yeşil gözlere’den sonra yapılması durumunda ise ibare, dolaylı tümleç hâline gelmektedir.
(1) Yeşil/ gözlere iyi gelir.
(2) Yeşil gözlere/ iyi gelir.


To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.


To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.


To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Anka isimli Üye şuanda  online konumundadır  

Sosyal Ağlarda Paylaş

Etiketler
aöf, ders, dili, notları, sınıf, türk, Ünite


Konuyu 1 kişi okuyor. (0 üye ve 1 misafir)
 
Seçenekler
Stil

Gönderme Kuralları
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Aöf Türk Dili 1 Ders Notları 3. Ünite AÖF 4. Sınıf Ders Notları Anka Açık Öğretim 0 17 Ocak 2018 00:25
Aöf Türk Dili 1 Ders Notları 5. Ünite AÖF 4. Sınıf Ders Notları Anka Açık Öğretim 0 17 Ocak 2018 00:23
Aöf Türk Dili 1 Ders Notları 6. Ünite AÖF 4. Sınıf Ders Notları Anka Açık Öğretim 0 17 Ocak 2018 00:22
Aöf Türk Dili 1 Ders Notları 7. Ünite AÖF 4. Sınıf Ders Notları Anka Açık Öğretim 0 17 Ocak 2018 00:21
Aöf Türk Dili 1 Ders Notları 8. Ünite AÖF 4. Sınıf Ders Notları Anka Açık Öğretim 0 17 Ocak 2018 00:21


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:25.