Forum Logo  

Anasayfa Kimler Online Forum Duyuruları Yönetim İletişim Reklam Ver
Geri Git   ForumDenizi.Com > Kültür ve Sanat > Kitap Tanıtımları

Kitap Tanıtımları Beğendiğiniz ve paylaşmak istediğiniz tüm kitap tanıtımlarını bu bölümden yapabilirsiniz.

Etiket Listesi

Like Tree91Beğeniler

  
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 28 Ağustos 2018   #161

Üyelik tarihi: 27 Kasım 2017
Cinsiyet: Bayan
Mesajlar: 9,395
Konular: 1716
Tecrübe Puanı: 10
Puanları: 214
Rep Grafiği: extremist has a spectacular aura aboutextremist has a spectacular aura aboutextremist has a spectacular aura about
Alınan Beğeni: 3547
Verilen Beğeni: 3008
Nereden: Bilecik
İlişki Durumu: Love is Ongun♥
Burç: Aslan
Takım: Besiktas
Standart Cevap: Kitap kokan satırlar..

Deniz’in peşinden kahvaltı salonuna doğru yürürken, yiyip içtiklerine dikkat etmesi gerektiğini düşünüyor.

Açık büfelerdeki onca savurganlığı, vurdumduymazlığı içi götürmüyor zaten. İşte şu karşıdaki masa... Tıka basa doldurulmuş tabakları öylece bırakıp gitmişler. Bir köşesi ısırılmış poğaçalar, el sürülmemiş üzümlü, zeytinli, kepekli, yulaflı ekmekler; bin bir çeşit kahvaltılık, tatlı, meyve...

Bakışlarını masadan alamıyor Nehir. Gözlerinden taşan öfkenin gücüyle sarmaladığı her bir tabağı, yoksul evlere taşıyor zihninde. Gönlünce donatıyor bomboş sofraları. Birazını da sokaklarda yaşayan çocuklara ayırıyor. Yer sofraları kuruyor onlara.

“Buyurun,” diyor. “Yiyin yiyebildiğiniz kadar...”

Gözlerinin önündeki hayal perdesi çekildiğinde, acıyla burkuluyor yüreği. Tanığı olduğu adaletsizliğe isyan ediyor.

“Nerelere daldın gene?”

Yanıt vereceğine, içinden yükselen aykırı sesleri özgürlüklerine kavuşturuyor Nehir. Öyle ki, dudaklarından istemsizce dökülen sözcükler, bir araya gelip cümle oluşturduklarında, yalnız Deniz değil, kendisi de donup kalıyor.

“Benim düşlerimdeki tatil bu değil!”

“Ne dedin sen?”

Hayretler içindeki Deniz, cennetin ortasına düşmüş faninin halinden şikâyetçi olmasına isyan eder gibi.

“Yanlış anlama beni,” diye uzanıp elini tutuyor Nehir. “Haksızlık ettiğimi düşünmeni istemem. Bana en iyiyi sunmak için nasıl paralandığını görmüyorum sanma. Neyleyim ki bu tür bir tatil, benim tarzıma uymuyor.”

Kemer sahil şeridinin dillere destan güzellikteki tatil köyünün, karısını mutlu edemediğini görmenin hayal kırıklığı içinde Deniz. Daha ne olacak, diye geçiriyor içinden. Bundan ötesinde neyi düşleyip neyi isteyebilir ki insan?

Nehir’i kırmayacak sözcükleri bulup çıkarmaya, hafiften palazlanmaya başlayan kızgınlığını perdelemeye çalışarak, “Anlayamıyorum,” diye mırıldanıyor. “Yolunda gitmeyen, eksikliğini duyduğun bir şey mi var?”

“Sorun da bu ya! Eksiklik yok ortada. Tam tersine, abartılı bir fazlalık söz konusu. Öncelikle şunu bilmeni isterim... Senin yanında olmak her şeye bedel, hangi şartlarda yaşadığımızın zerrece önemi yok. Birlikteliğimizden aldığımız keyfi arttırmak için, böylesine iddialı yerlerde bulunmamız gerekmiyor ama. Bunca israf, bunca abartı rahatsız ediyor beni. Sözün kısası,*tatil=lüks*anlayışı bana çok uzak bitanem...”

“Anlaşıldı,” diyerek gülmeye başlıyor Deniz. “Solcu damarın tuttu gene. ‘Biz burada yiyip içip, har vurup harman savururken...’ diye başlayan söylevler geçiyor içinden, farkındayım. Her neyse, bunları bir yana bırak da düşlerindeki tatili anlat bana. Anlat ki, bir daha aynı hataya düşmeyelim.”

Gözleri parlayıveriyor Nehir’in. Uzunca bir süre susturulduktan sonra konuşmasına izin verilmiş küçük bir çocuğun susamışlığı ve saflığıyla, yüreğinden geçenleri sayıp dökmeye başlıyor.

“Benim düşlerimdeki tatili gerçekleştirmek için seyahat şirketlerini aramaya ya da gazetelerde çıkan boy boy ilanlara göz atmaya hiç gerek yok. Kalabalık, ün yapmış tatil yöreleri değil ulaşmak istediğim. Maksimum ya da ultra her şey dahil, yirmi dört saat*tüm yerli ve yabancı içecekler, gün boyu animasyon; hamam, sauna, masaj, jakuzi, buhar banyosu gibi beklentilerim de yok.

Kolesterol artışından başka işe yaramayan açık büfelerden uzak durmak en iyisi. İtalyan, Japon, Çin, Rus ya da Meksika mutfaklarının hatırını sormam da gerekmiyor.

Su kayağı, sörf gibi ücretsiz su sporları; okçuluk, atıcılık gibi kara sporlarıyla da pek işim olmaz.Yüzmekle yetinmeye programlanmış bedenimi dinlendirmek için çıkmalıyım tatile; onu hiç bilmediği eylemlerle tanıştırıp daha da yormak için değil.

Yıllar yılı özlemini çektiğim, ama bir türlü gerçekleştiremediğim bir tatil... Gönlüme göre, mütevazı ve sakin. Uzakları düşlüyorum nicedir. Uzakları, daha dingin, en dingin kıyıları...”

Hemcinslerinden, diğer kadınlardan ne kadar farklı Nehir! Deniz’in ona vurgunluğu belki de bu yüzden. Ruhundaki başkalığı keşfettiğinden.

Bir noktaya kadar anlayabiliyor onu. Ancak söylediklerine tümüyle katılamıyor. Yalnızca paranın getirdiği mutluluğun yapaylığına katılıyor katılmasına ama, sevgiyle beslenen, yanı sıra emek ürünü, helal parayla süslenmiş tertemiz ve pürüzsüz bir mutluluğun geri çevrilmesini de yadırgıyor içten içe.

Düşündüklerini bir yana itip Nehir’i kucaklarken, “Düşlerindeki tatil için geç kalmış sayılmayız,” diye fısıldıyor kulağına. “Eşyalarımızı toplayıp çıkalım. Hedefimiz uzaklar! Senin uzakların...”

* * *

En son yürekler ölür-Canan Tan.

Koş yoldaş, eski dünya arkanda!



Uzat ellerini,düşman titresin!



extremist isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 28 Ağustos 2018   #162

Üyelik tarihi: 27 Kasım 2017
Cinsiyet: Bayan
Mesajlar: 9,395
Konular: 1716
Tecrübe Puanı: 10
Puanları: 214
Rep Grafiği: extremist has a spectacular aura aboutextremist has a spectacular aura aboutextremist has a spectacular aura about
Alınan Beğeni: 3547
Verilen Beğeni: 3008
Nereden: Bilecik
İlişki Durumu: Love is Ongun♥
Burç: Aslan
Takım: Besiktas
Standart Cevap: Kitap kokan satırlar..

“Buralara kadar gelmişken... bu fırsat kaçar mı?”

İçinden yükselen sese karşı koyması güç. Ancak, isteklerini nasıl eyleme geçireceğini, Nehir’i nasıl razı edeceğini bilemiyor.

“Plajlarının güzelliği bir yana, tüplü ve tüpsüz dalış açısından Türkiye’nin en verimli noktalarından biridir Kaş,” diye başlıyor. “Daha önce grup halinde geldiğimizde uzun dalışlar yapmıştık.”

Susup, alacağı tepkiyi bekliyor. Nehir’in duymamış gibi davranması üzerine devam ediyor.

“Sualtındaki biyolojik çeşitlilik görülmeye değerdir.”

Sonunda, ağzındaki baklayı çıkarıyor:

“Sen de deneyebilirsin.”

“Sağ ol canım ama, hiç niyetim yok. Suyun üstü bana yetiyor.”

“Derinliklerin büyüsüyle tanışmadığın için böyle konuşuyorsun. Bir tadına varsan, vazgeçemezsin.”

“Bu işler bana göre değil Deniz. Tehlike kokusunu aldım mı, olduğum yere siner otururum ben. Uludağ’a gidip kayak yapmayan, karın üzerinde yürümekle yetinen birinden ne beklersin?”

“O halde izin ver, ben dalayım. Merak etme uzun kalmam.”

Nehir engelini aşamayacak galiba. Öylesine asılmış ki karısının suratı...

“Ben dalarken sıkılır mısın?” diye son bir atak yapıyor.

“Sıkılırım,” diye kestirip atıyor Nehir, gri bulutlarla gölgelenmiş gözlerini kaçırarak.

“Derinliklerin içinde kaybolmamdan mı korkuyorsun yoksa?”

“Evet. O güzel başın suyun üstüne çıkıncaya kadar, meraktan dokuz doğururum ben.”

Önüne konan engele, keyif aldığı bir uğraşın kısıtlanmasına aldırmıyor Deniz. Madem ki hayatı paylaşacaklar, Nehir de zaman içinde kocasının maceracı ruhuna alışacak nasılsa... Bugün dalış yapmasa, kıyamet mi kopar?

Onu bu derece iyimser kılan, Nehir’in dudaklarından dökülen son sözcükler galiba...

“Dokuz doğurmana gerek yok bitanem,” diye sımsıkı sarılıyor Nehir’e. “Bir tanesi yeter. Ha, daha fazlasını düşlersek eğer, teker teker olmasından yanayım.”

Kıpkırmızı kesiliyor Nehir. Yüzüne yürüyen sıcaklıktan anlıyor kızardığını. Hoşnut değil halinden. Küçük yaşta anasının babasının rızasıyla evlendirilmiş köy gelini tavırlarını yakıştıramıyor kendine. 21. yüzyıla ait olduğunu vurgulayan tüm kimlik kartlarını İstanbul’da bırakmış; reklam dünyasının başarılı ismi, övgüyle anılan modern işkadını o değil sanki...

Deniz ise onun yeniyetme mahcubiyetini çağrıştıran bu halinden pek hoşlanıyor. Kollarının arasına hapsettiği naif bedene daha da sıkı sarılıyor. Eğilip uzun uzun öpüyor dudaklarından.

“Daha önce âşık olmasaydım, şu anda gözümü kırpmadan, yeniden körkütük sevdalın olabilirdim. Dünyanın en tatlı kadını, benim karım... Neden utanıyorsun? Yaşadığımız doludizgin aşkın doğal sonucunu, aşkımızın meyvesini beklemek, neden ayıp olsun?”

“Tabii ki,” diye gülümseyerek Deniz’in kollarından ve mahcubiyetinden sıyrılmaya çalışıyor Nehir. “Bundan doğal ne olabilir? Daha önce hiç sözünü etmediğimiz bir konuydu. Hazırlıksız yakalandım, anlayacağın...”

“Hazır yakalamışken, enine boyuna konuşalım bari... Kariyer yapacağım diye ikimizi de evlat sevgisinden yoksun bırakacak bir yapıda olmadığını biliyorum ama, sorayım gene de. İş hayatıyla anneliği bağdaştırabilecek misiniz Nehir Hanım?”

“Bu soruyu sormak için biraz geç kalmadınız mı Deniz Bey? Ya*hayırdersem? Ya bu anaç görüntümün altında, hırslı mı hırslı bir işkadını yatıyorsa? Madem çocuk istiyordunuz, evlenmeden önce konuşup tartışmak daha akılcı olmaz mıydı?”

“Olmazdı! Bana çocuk vermen için evlenmedim seninle. Âşık olduğum için, sevdiğim için evlendim. Öncesinde konuşsaydık ve sen olumsuz yanıt verseydin bana, hiçbir şey değişmezdi. Beraberlikleri şartlarla sınırlamak, benim gözümde aşka yapılacak en büyük hakarettir.”

“İnsanların hayata bakış açıları çok değişken. Yakın çevremde, evleneceği kızı nikâh öncesinde kadın doğum uzmanına götürüp, çocuğu olup olmayacağını doktor raporuyla saptamaya çalışanlar var. Kendilerince haklılar, işi şansa bırakmayarak mutluluklarını garanti altına alıyorlar.”

“Onlara katılmıyorum. Farklı pencerelerden bakıyoruz dünyaya... Benim penceremde sonsuzluk var. Sonsuzluğun ortasında da sen. Ve daha sonrasında belirebilecek bir*can’ın hayali...”

“Şiir gibi konuşuyorsun,” diye gülümsüyor Nehir. “Daha önce göstermemiştin bu yönünü.”

“Hoşuna gittiyse dizelerle cümle kurarım bundan sonra. Hiç de zorlanmam üstelik, şiir gibi duruyorsun karşımda... Bana düşen, yalnızca gördüklerimi okumak.”

Birden gözleri ışıldıyor Deniz’in.

“Şiir*mi koysak adını?”

Nehir’in soran bakışlarına yanıt olarak ekliyor:

“Kimin, diye sormaya kalkma sakın. Çocuğumuzun adından söz ediyorum.”

“Deniz! Hepsi iyi, hoş da... Biraz aceleci davranmıyor musun? Tamam, işe güce dalıp annelik sayfasını boş bırakacak değilim. Ama en azından iki üç yıl sonrasını hedefleyebilirim. Şirketteki işler ben olmadan da yürüyecek kıvama gelmeli. Aklımı takacağım hiçbir pürüz bırakmamalıyım geride. Ancak o zaman hazır hissedebilirim kendimi.”

“Çok haklısın bitanem. Ama şimdiden çocuğumuza bir isim düşünmemizin de hiçbir sakıncası yok, öyle değil mi?”

“Sakıncası yok, doğru. Ama yararı da yok. Bu iş için ideal zamanı söyleyeyim sana. Bebeğin cinsiyeti hamileliğin ancak dördüncü ayından sonra belli olur ya... İşte o zaman oturup konuşuruz.”

“Cinsiyeti belli olmadan da bebeğe isim konulduğunun canlı kanıtı, karşında duruyor. Sana da anlattı ya Nisa Sultan... Hamile olduğunu anlar anlamaz, ‘Çocuğumun adı Deniz olacak,’ demiş. ‘Kız da olsa, erkek de...’ Neden biz de şimdiden konuşmuyoruz ki?”

Deniz’in bu garip ısrarı karşısında duraklıyor Nehir. Susuyor.

Kendi kendine konuşur gibi, “İkimizden bir parça o,” diyor Deniz. “İkimizden bir şeyler taşıyacak. Adı da öyle olmalı. Nehir ve Deniz... Bizden bir şeyler çağrıştırmalı koyacağımız ad. Sen çağırdığında beni hatırlamalısın, ben çağırdığımda seni...”

“Birbirimizi hatırlamamıza ne gerek var, biz hiç ayrılmayacağız ki,” diyecek oluyor Nehir, ama koskocaman, garip bir düğüm gelip boğazına oturuveriyor. Bakışlarını denizin mavisine dikip, Deniz’den gelecek yeni önerileri beklemeye koyuluyor.

“De-rin,” diye heceleyerek suskunluğunu bozuyor Deniz. “Derin!”

Gözlerini sımsıkı kapatıp heykel gibi kıpırtısız, öylece duruyor bir süre. Dilinden düşen iki heceyi bedeninin tüm hücreleriyle tanıştırarak onların onayını alıyor sanki.

Neden sonra açılıyor gözleri. Geniş bir gülümsemeyle aydınlanıyor yüzü.

“Nasıl?” diyor Nehir’e. “Beğendin mi? Derin... Çocuğumuzun ismi*Derin*olabilir mi?”

Öylesine hassas bir ruh hali içinde ki, öylesine kırılgan bakıyor ki gözleri; beğenmemek, karşı çıkmak, o anda Deniz’e indirilecek en büyük darbe olur.

“Neden olmasın?” diye mırıldanıyor Nehir.


En son yürekler ölür-Canan Tan.

Koş yoldaş, eski dünya arkanda!



Uzat ellerini,düşman titresin!



extremist isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 29 Ağustos 2018   #163
 
Arthuil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Üyelik tarihi: 20 Aralık 2017
Cinsiyet: Bay
Mesajlar: 2,582
Konular: 6
Tecrübe Puanı: 6
Puanları: 316
Rep Grafiği: Arthuil is a jewel in the roughArthuil is a jewel in the roughArthuil is a jewel in the roughArthuil is a jewel in the rough
Alınan Beğeni: 1081
Verilen Beğeni: 467
Nereden: Hayaller alemine kalkan son otobüs durağı
Standart Cevap: Kitap kokan satırlar..

Kalbim konuşurken nasıl sessiz kalacağımı bilmiyorum.

Beyaz Geceler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
extremist bunu beğendi.
Arthuil isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 31 Ağustos 2018   #164

Üyelik tarihi: 27 Kasım 2017
Cinsiyet: Bayan
Mesajlar: 9,395
Konular: 1716
Tecrübe Puanı: 10
Puanları: 214
Rep Grafiği: extremist has a spectacular aura aboutextremist has a spectacular aura aboutextremist has a spectacular aura about
Alınan Beğeni: 3547
Verilen Beğeni: 3008
Nereden: Bilecik
İlişki Durumu: Love is Ongun♥
Burç: Aslan
Takım: Besiktas
Standart Cevap: Kitap kokan satırlar..

Ortaçağda Suriye ve Mısır’dan kalkan gemiler Yunanistan ve Oniki Adalar’a mal taşırlarken buradan geçerlermiş. Gemileri için gerekli olan suyu da bu koylardan alırlarmış.

Günlerden bir gün, suyu biten teknelerden birinin yaşlı kaptanının genç ve yakışıklı oğlu, su almak için geldiği bugünkü Belcekız Koyu’nda, güzeller güzeli Belcekız’la tanışır. O kadar güzeldir ki Belcekız, genç kaptan görür görmez âşık olur bu Yörük kızına. Belcekız’ın içi de bir hoş olmuştur genç kaptanı görünce. O günden sonra, koyu çepeçevre saran dağların yamaçlarında, genç kaptanın gelişini özlemle bekler Yörük kızı. Genç kaptan, su alma bahanesiyle koya geldikçe, sık sık buluşmaya başlarlar.

Bir gün, baba-oğul iki kaptan, bu koyun açıklarında fırtınaya tutulurlar. Genç kaptan, Belcekız’la buluşmalarından, bu koyun bütün özelliklerini bilir. Dağların arasında rüzgârsız, kapalı, küçük bir koyun daha olduğunu, oraya sığınabileceklerini söyler babasına. Ancak, oğlunun gönül macerasını bilen yaşlı kaptan, onun kızı görmek uğruna gemiyi parçalayabileceğini düşünerek kabul etmez. Aralarındaki tartışma öyle çetin bir kavgaya dönüşür ki, yaşlı kaptan tam kayalıklara çarpacaklarını sandığı anda, bir kürek darbesiyle oğlunu denize atar. O an, denizin çarşaf dibi dümdüz, rüzgârsız bir koya açıldığını görür ama, iş işten geçmiştir...

Tepedeki kayalıkların üzerinde sevgilisinin gelişini bekleyen Belcekız, onun öldüğünü görünce kendini kayalıklardan aşağı bırakır.

O günden sonra, güzeller güzeli Yörük kızının canına kıydığı koya Belcekız, genç kaptana mezar olan diğer koya da Ölüdeniz adı verilir.”



*

Nehir’in üzerinde belirgin bir durgunluk, gözlerinde hüzün var. Nedenini erken dönüşlerine bağlıyor önce Deniz. Ancak karısının ağzından dökülen ilk cümlelerle yanıldığını anlıyor.

“Bulunduğumuz koyun yanındaki komşu koyda, Kuşadası’nın ilk tatil köyü vardır, bilirsin. Çocukluğumda, her yaz oraya gelirdik. Babam, ablam ve ben! Babam Amerika’ya gitmeden önce...”

“Babam” derken sesinde oluşan titreyiş fark edilmeyecek gibi değil Nehir’in. Bakışları donuk, yüzü birdenbire soluvermiş gül yaprağı gibi.

Elini uzatıyor Deniz, elini tutmak için; parmakları buzdan birer kalem sanki. Geri çekilip tepki göstermeden dinlemek en iyisi...

Ta başından beri biliyor Deniz, Nehir’in en hassas olduğu konu, babası. Hiçbir şey sormadı bugüne kadar, onun anlattıklarıyla yetindi. Şimdi de öyle yapacak. Yaralı bir ceylanın yumuşak karnına basıp canını daha da çok acıtmanın anlamı yok.

Kendiliğinden anlatıyor zaten Nehir. Anlatmak ihtiyacında... Yüreğinin, sivri uçlu zehirli kristallerini içinde biriktirdiği şeffaf kâse dolmuş. Hepsini değilse bile, kâsenin dışına taşanları bedeninden atacak ki biraz olsun rahatlayabilsin.

“Bir keresinde bayram tatiliydi... Yaz sezonu başlamamıştı henüz. İlkyaz... mayıs gibi. Tesisin tümü hizmete açılmamış. Bayram ziyaretçileri için hazırlanıyor evler. Temizlik yapılmış ama, diğer hizmetlerde eksiklikler var. Umduklarının üstünde talep gelince, ön sıradan başlayıp en gerilerdeki evlere kadar açmak ve konuklara sunmak zorunda kalmışlar. Bize de dağın yamacında, en arka sıralardan bir ev verdiler.

İçeri girmemle çığlığı basmam bir oldu. Duvarda yürüyen dört tane kocaman kertenkele! Bir anda kendimi babamın omzunda buldum. Ablamsa kapının önünde durmuş, korkmamın gereksizliğini, bu zavallı hayvanların zararsız olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Hemen idareyi aradık. Çok geçmeden bir görevli gönderdiler. Adamın elindeki sprey kutusuna şöyle bir baktı babam...

‘Böcek ilacı bu,’ dedi. ‘Bu hayvanlara etki eder mi sanıyorsun?’

Yatağın üzerine bıraktı beni. Kuyruklarından tutup birer birer dışarı attı kertenkeleleri. Gene de içine sinmedi.

‘Bu odada kalamayız biz. Çocuklar korkar,’ dedi idarecilere.

İlk sıradan yer verdiler bize. Yedekte tutuyorlarmış meğer...

Sorun hallolmuştu ama, tatil boyunca omzunda gezdirdi beni babam.”

Susuveriyor birden. Anlattıklarından duyduğu pişmanlık, kopkoyu bir leke gibi yapışıyor yüzüne. İstemi dışında çırılçıplak kalmış da örtünmeye çalışıyor sanki. Bu kadarıyla da yetinmeyip, çıplak halinin zihinlerde bıraktığı izi anılardan kazıyıp silmeye çabalıyor kendince.

Onun bu umarsız çırpınışının farkında Deniz. Sevdiği insanın acısını yüreğinin derinliklerinde aynen hissediyor ama, onu incitmeden nasıl yardım edeceğini bilemiyor.

“Demek kertenkeleden korkardın sen...” diyor, anlatılmak istenen ana tema kertenkele ve ona duyulan korkuymuş gibi. Acının odaklandığı noktayı yok sayarak, karşısında yaşanan yakıcı sızıyı hissetmemişçesine, gülerek, umursamazca...

Kocasına minnetle bakıyor Nehir. Sessizce teşekkür ediyor anlayışı için. Yalnız ikisinin anladığı bir dili konuşuyorlar sanki.

“Hâlâ da korkarım kertenkeleden,” diyor Nehir, eski neşesine kavuşmaya yüz tutmuş sesiyle.

“Yanında ben varım ya artık! Tek bir kertenkele yaklaşamaz yakınına. Hele bir yaklaşsınlar! Kuyruklarından tuttuğum gibi...

Ha, büyüdün artık; omuzlarımda taşıyamam seni ama, son nefesime kadar yüreğimde taşıyacağıma söz verebilirim.”

Deniz’in uzattığı eli geri çevirmiyor Nehir. Sımsıkı tutuyor avuçlarının arasında.

Hep yanımda ol Deniz, yüreğinde taşı hep beni...

****
“Sıkı tutun Nehir!...”

Hep bu sözler dolanıyor beyninde.

“Sana tutundum ben Deniz,” diyor umarsızca. “Sen de sıkı tutun Deniz! Yalvarırım... Bana ve hayata... Sıkı tutun!”


****
Nehir olmuş neye yarar, bundan sonrasında?

Deniz’e ulaşamayacak olduktan sonra...

#
Ya şimdi? Kendi evinde...

“Bir daha asla Deniz’e kavuşamayacaksın!” diye isterik ve tiz çığlıklar atan; kanatmaya hazır, zehire bulanmış sipsivri tırnaklarını yüreğinin derinliklerine batıran, gece kılığına girmiş şeytanlarla nasıl baş edecek?

**
“Merak ettim şimdi,” diyor Tolga. “Bütün Demir Leydi’ler perde gerisinde böyle gözyaşı dökerler mi, yoksa yalnız bizimkine has bir özellik mi ağlamak?”

“Ben kim, demirden leydi olmak kim, Tolga?” diye acı acı gülüyor Nehir. “Benimki yalnızca, dışarıya karşı dik durma çabası...”

---
“Hangi gelecekten söz ediyorsunuz? Bugün’ümü bile yaşayamıyorum ben. Dün’de kaldım. Ne bugün, ne gelecek... Beni yaşama bağlayan ne varsa, dün’de var.”

&

“Ağlamaktan utanma!” diyor Sedef Hanım, tabağındaki elmayı parçalara bölerken. “Gülmekten utanmadığın gibi ağlamaktan da utanmayacaksın. İnsana özgü duyguların dışavurumudur ikisi de. Bir başka deyişle, insanı insan yapan duygu yansımalarıdır. Hayatı doya doya yaşamak istiyorsan, yeri geldiğinde katılarak gülecek, yeri geldiğinde hıçkırarak ağlayacaksın. Ve bu yaptıklarından asla utanç duymayacaksın.”

#

“Benim en büyük suçum doğmak! Ondan da büyüğü, evlenip mutluluğa ‘merhaba’ demek. İlkinde annemin, sonrakinde kocamın katili olmuşum. Öyle diyorlar... Oysa onların yaşamalarını benden çok kim isteyebilir bu dünyada?

Annem! Keşke bir kez, yalnızca bir kez sıcaklığını duyabilseydim...

Kocam! Biricik aşkım... Bıraksalardı, onun yerine ben ölmez miydim?”

Sinirli bir kahkaha atıyor.

“Amma arabesk oldun!” diye azarlıyor kendini. “Silkin ve kendine gel Nehir Hanım! Ne bekliyordun ki? Öz baban bile, adını sanını defterinden silmişse senin; evlendiğin insanın üç gündür tanıdığın ailesi şöyle bir iteleyivermiş, kapının dışına bırakmış, çok mu? Aramadılar, sormadılar, diye sızlanma hiç...

Sevgili babacığın arayıp, ‘Ne haldesin?’ diye sordu da mı, ellerin aramasını bekliyorsun?”





[En son yürekler ölür-Canan Tan]

Koş yoldaş, eski dünya arkanda!



Uzat ellerini,düşman titresin!



extremist isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 03 Eylül 2018   #165

Üyelik tarihi: 27 Kasım 2017
Cinsiyet: Bayan
Mesajlar: 9,395
Konular: 1716
Tecrübe Puanı: 10
Puanları: 214
Rep Grafiği: extremist has a spectacular aura aboutextremist has a spectacular aura aboutextremist has a spectacular aura about
Alınan Beğeni: 3547
Verilen Beğeni: 3008
Nereden: Bilecik
İlişki Durumu: Love is Ongun♥
Burç: Aslan
Takım: Besiktas
Standart Cevap: Kitap kokan satırlar..

Gregory Dart-Karşılıksız Aşk alıntılarım

#Kendimi, bir grafikteki tek bir nokta misali, anlamsız beyaz bir denizde süzülüyormuş gibi hissediyorum.


#Âşık olmadığımız için bir neden göstermek zorunda falan değiliz, ama nedense bunu hep yapanz. Bu, başkalarının bize zorla kabul ettirdiği, bizim de kendimizden beklediğimiz, bizi reddetmek zorunda kaldıkları zaman bizden uzaklaşan sevgililerimizden de beklediğimiz bir şeydir. Şu da bir gerçek ki bu gibi konuların açıklaması olmaz, çünkü aşk da dini inanç gibi ne rasyoneldir ne de isteğe tabi. Yapabileceğimiz tek şey ya bize sunulan mazeretleri kabul etmek ya da etmemektir.

# bir kadın olmanın, devamlı olarak başkalarının arzularından sorumlu tutulmanın ne demek olduğunu anlamaya başladım.

Hedefi olduğunuz ve tepki vermek zorunda kaldığınız onca ilgi; nasıl davranırsanız davranın her zaman sonuçta sebep olmakla suçlanmanız kaçınılmaz (dan onca teklif. Birçok kadının bu kadar kuşkulu davranmasına şaşmamak gerek. Kaderlerinin başka birinin dinde olmasından böylesine bıkmalarına da şaşırmamalı. Jean Rhys’m Good Moming Midnight kitabındaki orta yaşlı kadın kahramanı hatırladım: “Tabutun kapağı gürültüyle kapandı. Artık sevilmek, güzel, mutlu veya başardı olmak istemiyordum. Sadece bir şey, tek bir şey istiyordum: Yalnız bırakılmak.”

Koş yoldaş, eski dünya arkanda!



Uzat ellerini,düşman titresin!



extremist isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 15 Eylül 2018   #166

Üyelik tarihi: 27 Kasım 2017
Cinsiyet: Bayan
Mesajlar: 9,395
Konular: 1716
Tecrübe Puanı: 10
Puanları: 214
Rep Grafiği: extremist has a spectacular aura aboutextremist has a spectacular aura aboutextremist has a spectacular aura about
Alınan Beğeni: 3547
Verilen Beğeni: 3008
Nereden: Bilecik
İlişki Durumu: Love is Ongun♥
Burç: Aslan
Takım: Besiktas
Standart Cevap: Kitap kokan satırlar..

Albert Camus- Sisyphos Söyleni alıntılarım

Ruhum, ölümsüz yaşamın ardından koşma,
olanaklar alanını tüketmeye bak.

Pindaros
**
Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır; intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediğinde bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir. Gerisi, dünyanın üç boyutlu olup olmadığı, aklın dokuz mu, yoksa on iki ulamı mı bulunduğu, sonra gelir. Oyundur bunlar; ilkin yanıt vermek gerekir.

**
yaşamın, yaşamaya değmediği düşüncesine vardıkları için ölen nice insanlar görüyorum. Kendileri için bir yaşama nedeni olan (yaşama nedeni denilen şey, aynı zamanda çok güzel bir ölme nedenidir de)

***

Şimdiye kadar intihar, yalnızca toplumsal bir olay olarak ele alınmıştır. Buradaysa, tam tersine, bireysel düşünceyle intihar arasındaki ilişki söz konusu. Böyle bir eylem, yüreğin sessizliğinde, tıpkı büyük bir yapıt gibi hazırlanır. İnsan kendi de bilmez bunu. Bir akşam tetiğe basar ya da kendini sulara bırakır. Bir gün bana intihar etmiş bir emlak yöneticisinden söz ederken, beş yıl önce kızını yitirdiğini, o zamandan beri çok değiştiğini, bu olayın onu “için için yediğini” söylemişlerdi. Bundan daha uygun bir sözcük bulunamaz. Düşünmeye başlamak, için için yenmeye başlamaktır. Bu başlangıçta, toplumun fazla bir etkisi yoktur. Kurt, insanın yüreğindedir. Yürekte aramak gerekir onu. Yaşam karşısında uyanıklıktan ışık dışına kaçışa götüren bu ölümcül oyunu izlemek, anlamak gerekir.


***
Ama aklın hangi dakikada, hangi davranışla ölümü seçtiğini saptamak güç olsa bile, eylemin kendisinden, bu eylemin gerektirdiği sonuçları çıkarmak o kadar güç değil. Kendini öldürmek, bir anlamda, melodramlarda olduğu gibi içindekini söylemektir. Yaşamın bizi aştığını ya da yaşamı anlamadığımızı söylemektir. Yine de örneklemeleri fazla ileri götürmeyelim de bilinen sözcüklere dönelim. Yalnızca “çabalamaya değmez” demektir kendini öldürmek. Yasamak, hiçbir zaman kolay değildir kuşkusuz. Birincisi; alışkanlık olan birçok nedenlerden dolayı, yaşamın buyurduklarını yapar dururuz, isteyerek ölmek, bu alışkanlığın gülünçlüğünün, yaşamak için hiçbir derin neden bulunmadığının, her gün yinelenen bu çırpınmanın anlamsızlığının, acı çekmenin yararsızlığının içgüdüyle de olsa benimsenmiş olmasını gerektirir.
**
Kötü nedenlerle de açıklansa, açıklanabilen bir dünya, dost bir dünyadır.
##



Schopenhauer’in pek zengin bir sofra başında intiharı övdüğünü sık sık anlatıp gülerler. Şakaya alınacak hiçbir şey yok bunda. Acıklıyı ciddiye almamak o kadar da ağır bir şey değil, ama bu tutumu benimseyen kişi hakkındaki yargıyı eninde sonunda tutumun kendisi verir.

**

Koş yoldaş, eski dünya arkanda!



Uzat ellerini,düşman titresin!



extremist isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 04 Ekim 2018   #167

Üyelik tarihi: 27 Kasım 2017
Cinsiyet: Bayan
Mesajlar: 9,395
Konular: 1716
Tecrübe Puanı: 10
Puanları: 214
Rep Grafiği: extremist has a spectacular aura aboutextremist has a spectacular aura aboutextremist has a spectacular aura about
Alınan Beğeni: 3547
Verilen Beğeni: 3008
Nereden: Bilecik
İlişki Durumu: Love is Ongun♥
Burç: Aslan
Takım: Besiktas
Standart Cevap: Kitap kokan satırlar..


Koş yoldaş, eski dünya arkanda!



Uzat ellerini,düşman titresin!



extremist isimli Üye şuanda  online konumundadır  

Sosyal Ağlarda Paylaş

Etiketler
kitap, kokan, satırlar


Konuyu 1 kişi okuyor. (0 üye ve 1 misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Okuduğunuz kitaplardan hoşunuza giden satırlar... Anka Forum Oyunları 13 31 Ağustos 2018 21:36
Papatya Kokan Kadın Ahmet Şahin Anka Kitap Tanıtımları 0 27 Aralık 2017 23:14
Arabada Kitap Okuyabiliyor Musunuz Anka Göz Sağlığı 0 27 Aralık 2017 00:48
Nostalji Kokan Orijinal Sevgililer Günü Hediyeleri Başak Hediyelik Eşya 0 09 Aralık 2017 16:28
Kitap Okumak ve Yararları Ersin Kitap Tanıtımları 0 06 Aralık 2017 16:20


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:11.