Forum Logo  

Anasayfa Kimler Online Forum Duyuruları Yönetim İletişim Reklam Ver
Geri Git   ForumDenizi.Com > Eğitim - Öğretim > Psikoloji

Psikoloji Psikoloji alanındaki paylaşımlara ulaşabilirsiniz.

Etiket Listesi

  
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 16 Ocak 2018   #1
 
Anka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Üyelik tarihi: 09 Aralık 2017
Cinsiyet: Bayan
Mesajlar: 18,356
Konular: 9442
Rep Gücü: 20
Puanları: 94
Rep Grafiği: Anka will become famous soon enough
Alınan Beğeni: 1386
Verilen Beğeni: 865
Nereden: ᴛᴙ
İlişki Durumu: Yok
Burç: Basak
Takım: Besiktas
Standart Çaresiz Değilim Çare Benim - 1

Çaresiz Değilim Çare Benim - 1

"Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır. Kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur, içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder."

Çoğu insan kader'i yanlış bilir. Kader, var olan hayatın önceden çizilmiş olması demek değildir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarında yapılan seçimlerdir, güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Kişi kaderini seçimleriyle belirler, seçimleri kaderidir. Seçim yapmamak veya hiçbir şey yapmadan beklemekte bir seçimdir. Yani kişi belirlediği bir seçimde "ne yapayım, kaderim böyleymiş" deyip, çaresizlikle boyun bükerse; bu cesaretini sürgüne yollandığının, kendini kaybettiğinin ve kendini sınırladığının göstergesidir. Gerçekte hayat sınır koymaz; kişi inançlarıyla sınırlar kendini. Bir kişi kendini arıyorsa kaybettiği yere bakmalıdır. Bu nedenle suçlamak, şikâyet etmek, yakınmak, sorumluluklardan kaçmak, isyan etmek, tepkisiz kalarak durumunu kabullenmek veya boyun eğmek yerine, kişi kendi olma cesaretini göstermeli ve "çaresiz değilim, çare BEN'im" diyebilmelidir.

Çünkü ne hayatın gerçekten hâkimidir ne de hayat karşısında çaresizdir, kişi inandığı oranda mümkün olan her şeyi yapabilir, bunun için kendi benliğine, kendi içine bakması yeterlidir. Ayrıca kişinin suçlamak yerine sorumluluk alması, "her şeyin tek suçlusu benim, duygularımı ve düşüncelerimi denetleyebilirsem kaderime yön verebilirim, ancak kendimi değiştirebilirim, tutum ve davranışlarımı farklılaştırabilirim, tepkilerini değiştirebilirim," diyebilmesi, hayatı ve etrafındakileri olduğu gibi kabullenebilmeyi öğrenmesi gerekir. Çünkü gerçek değişim insanın içinden, duygu ve düşüncelerinden başlamalıdır. Bu süreçte kişi öncelikle korkularından ve yıkıcı düşüncelerinden kurtulmalı, "iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır" diyen atasözümüzde olduğu gibi kendini düzeltmeli, başkalarını kendi kafasındaki şekle uydurmak için baskı, şiddet, tehdit, ısrar, duygu sömürüsü gibi şeylerden vazgeçmeli, çarenin her daim olabileceğini bilmeli ve mutluluğunun başkalarının davranışlarına değil sadece kendisine bağlı olduğunu hatırlamalıdır.

Çaresizlikten kurtulmanın yolları vardır. Bu yolların birincisi kişinin içindeki engeldir. Yapılacak ilk şey, çaresizliğe götüren o içteki engelin aşılması ve "ben çaresiz değilim" demektir. "Ben yapamam" demek bir iç engeldir. Olumsuz düşünülen her şey bir iç engeldir, olumsuz düşünmeyi olumlu hale çevirmek, iç engelden kurtulmaktır. İkinci yol da kişinin dışında olan engellerdir. "Yapmazsın, edemezsin, başaramazsın" diyen ebeveynler, arkadaşlar, dostlar veya tanıdıklar en büyük engeldirler. Kişi kendi içindeki engeli aşamadığında dışındaki engelleri de kolay kolay aşamaz. Kişi "ben güçlüyüm, kendime inanıyorum, başarabilirim" diyerek birinci engeli, kendisine engel olmak isteyen kim varsa çevresinde onları dinlemeyerek de ikinci engeli aşmalı ve çaresizlik konusundadenemeler yapmalı, başlamak için en uygun zamanı beklemek yerine hemen başlamalı, şimdi başlamalı, şu anda bulunduğu yerden, elindekilerle başlamalıdır. Kişinin içindeki sınırsız deneme isteği, inancıyla birleşince imkânlar önüne de açılacak ve çaresizliğin belini kıracaktır. Çünkü bir şeyi denemeden kaybetmek, baştan kaybetmek demektir ama aynı şeyi deneyerek kaybetmek, deneme ile çaresizliği aşmayı öğrenmektir.

Newton yerçekimi kanununu buldu, Einstein izafiyet teorisini, Edison ampulü buldu. Çaresizlerin en çok yaptığı hatalardan biri kaybetmekten ve hata yapmaktan korkmaktır. Kendine güvenen ve "çaresiz değilim, çare BEN'im" diyen insanların ise böyle bir endişesi yoktur, çünkü iyi bilir ki yanlış yapıla yapıla bir gün mutlaka doğrusu bulunacaktır, buna en güzel örnek ise Thomas Edison'dur. Edison ampulü icat ederken yüzlerce deney yapmış ve hiç biri sonuç vermemiş, tam vazgeçmeyi düşünürken ceketinden kopan düğmenin aşağı doğru sarkan ipi, doğruyu bulmasını sağlamıştır. Peş peşe deneylerin sürdüğü bir gün asistanı, "artık bu işten vazgeçsek, şu ana kadar yüzlerce deney yaptık ve hiçbir sonuç alamadık" demiş. Kendi olma cesaretini gösterebilen Edison, hemen itiraz etmiş ve "bu doğru değil, evet, amacımıza ulaşamadık ama hiçbir netice elde edemediğimiz doğru değil, çünkü aradığımız şeyin yaptığımız şeyin içinde bulunmadığını öğrenmiş bulunuyoruz" demiş. Böylece Edison hem kendini hem de tüm insanlığı karanlıktan kurtaran bu buluşu bulmak için günlerce uykusuz kalmış ve artık gözlerinin sancısı çekilmez olmuş, fakat o doğru bildiği hedefe doğru koşarken bu engellere takılmak istememiş ve sonunda başarmış. Çünkü en iyi öğrenme yolu deneyerek öğrenmedir. Deneyerek öğrenme, kişinin bilinçdışında yer alan yaratıcı fikirler kaynağına ulaşabilmesini de sağlar. Kişinin bu kaynağa ulaşabilmesi ve kendi olma cesaretini gösterebilmesi için;

—düşüncelerini bir noktada yoğunlaştırmasında,

—acele etmemesinde,

—fikirler geldiğinde hazır olmasında,

—fikirleri kullanma kararlılığı göstermesinde,

—kendisi için ideal bir zihinsel imajı belirlemesinde,

—çaba göstermeden yalnızca inanmanın hiçbir işe yaramayacağını bilmesinde,

—esnek olmasında,

—gerekirse plan değişikliği yapmasında,

—gözlerinizi hedeften ayırmamasında ve

—işi yarı yolda bırakmamasında fayda vardır.

Günümüz insanlarının çoğu yaratıcı fikirler kaynağına ulaşmak ve kendi iç rehberlerini dinlemek yerine, başkalarının beklentisi doğrultusunda hareket etmeye çalışıyorlar ve rahatsızlaşıyorlar. Oysa, bilinçli olarak düşünülen her düşünce, bilinçdışını etkileyebilir ve bu etki, düşüncedeki güç ve arzunun derecesine bağlı olarak eyleme dönüşebilir. "Yaratıcı fikirler kaynağı" terimini ilk defa analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung kullanmıştır. Jung, insanların içinde, derinlerde "kollektif (ortak) bilinçdışı" adını verdiği, asla tüketilemeyecek olan yüzyılların bilgeliği ve sonsuz bir yaratıcı fikirler kaynağı saklı olduğunu savunmuştur. Ruhsal sorunların çoğunun, insanın doğasına ve kendisine yabancılaşması olduğunu söyleyen Jung, "genişletme yöntemi" dediği teknikle, insanın çağdaş yaşamın gereği reddetmek zorunda kaldığı doğasını kademeli olarak açığa çıkarmayı hedeflemiştir. Bilinç alanını, bilinçdışına doğru genişletmeye başlayan kişi, iç dünyasını keşfedebilir, kendini tanımaya başlayabilir, yaşadığı dünyayı yeniden görebilir ve varoluşsal yolculuğunda bir basamak daha evrimselleşebilir.

Bilinç, kişinin farkında olduğu bölümdür, yaşamın ilk dönemlerinde, hatta belki de doğum öncesinde başlar, çevreden gelen uyaranlarla beslenir ve gittikçe genişler. Jung'a göre bilincin 4 temel boyutu vardır bunlar: Düşünme, duyumsama, hissetme ve sezgidir. Kalıtım ve çevre koşulları, kişinin hangi boyutta bu zihinsel gelişimi göstereceğini belirler.

Ego ise; bilincin bir örgütüdür, bilinç düzeyinde algılanan tüm duygu ve düşüncelerden oluşur, gündelik yaşantımızı sürdürebilmemiz için içeriden ve dışarıdan gelen uyaranları, bilgileri filtre eder.

Bilinçdışı kişinin emirlerini değiştirinceye dek onları yerine getirmeyi sürdüren sadık bir hizmetkâr gibidir. Gerçekte bilinçdışının bildiği ve uyguladığı emirler aslında kişinin kendisiyle ilgili inançlarıdır. Bu nedenle kişi kendisi hakkında ne düşünüyorsa o'dur. Gandhi diyor ki; "düşünceleriniz pozitif olsun, çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur; sözleriniz pozitif olsun çünkü sözleriniz davranışlarınız olur; davranışlarınız pozitif olsun çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur; alışkanlıklarınız pozitif olsun çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur." Aynı şekildeFrances Wilshire ''Sen'' adlı kitabında "evrenin en vazgeçilmez varlığı sizsiniz, nerede olduğunuz, ne olduğunuz, hayatınızın ne denli büyük ya da küçük olduğu önemli değil; kendi dünyanızın merkezi sizsiniz ve daima da öyle olacaksınız.'' demiştir.

William Shakespeare de; "iyi ve kötü diye bir şey yoktur, biz onu düşüncelerimizle yaratırız" diyor. Bu nedenle kişi beyninin nasıl çalıştığını anlarsa hem kendisinin terapisti olur hem de davranışlarını değiştirme yeteneği kazanarak kendisi olabilir. Everett Dirksen, "yaşam durağan değildir, düşüncelerini değiştirmeyenler düşkün evindeki yaşlılarla, mezarlıktakilerdir" der. Helen Keller diyor ki; "hayat ya cesur bir denemedir ya da hiçbir şeydir, hata yapmayanlar, hiçbir şey yapmayanlardır."Emerson da, "davranışlarınızdan utanıp sıkılmayın, hayatın tamamı bir denemedir" demiştir. Jung bilinçdışı kavramını bir ada benzetmesi ile açıklamıştır.
Adanın görünen kısmı bilincimizdir. Okyanus kolektif bilinçdışıdır. Ara sıra görülüp ara sıra yok olan kumsal ise bireysel bilinçdışıdır. Kişisel bilinçdışı; kişinin yaşadığı tüm anıları depo eder ve baskılanmış çocuksu isteklerden oluşur. Hayatta yaşanmış hiç bir şey unutulmaz, bilince en yakın katman olan kişisel bilinçdışında muhafaza edilir. Kişinin hayatını mahvedebilen çocukluk yaraları ve kompleksler bu katmanda bulunur. Kompleksler; kişisel bilinçdışında bastırılan çocukluk travmalarının ve bu travmaların içselleştirilmesinden meydana gelen düşüncelerin bir araya gelmesi ile oluşur.

Kompleksler kişiyi hâkimiyeti altına alarak, adım adım yaşamına egemen olabilir, yaşam enerjisini emebilir. Jung kişisel bilinçdışını aydınlatmada, kelime çağrışım tekniğini kullanmıştır, çünkü komplekslerin kendilerine uygun kelimeleri mıknatıs gibi çektiğini gözlemlemiştir, bu yolla kişiyi bilinçdışı içerikler konusunda aydınlatmayı hedeflemiştir ve "bilinçdışı komplekslerini keşfeden, bunların kölesi olduğunu fark eden kişi, bu zincirleri kırıp köleliğinden kurtulabilirse, özgür bir insan olarak yeni bir varoluşsal sürece girebilir" demiştir.

Jung'a göre atalarımızın tüm yaşamları zihnimizde, bilinçdışının derinliklerinde gizlidir. Kişiye özel tüm deneyimleri kapsayan kişisel bilinçdışından ayrı olan ve Jung'un kolektif bilinçdışı adını verdiği bu yapıda, insan hafızasında kayıtlı ve yaşanılan kültüre dayalı her türlü imgeler, semboller, dil ve diğer tecrübeleri yer alır. Kolektif bilinçdışı insan türüne özgüdür ve gizli anlamlar içerir. Ruhun nesnel halde görüntüsü olarak ifade edildiği için nesnel ruh da denilebilir. Algı ve eylemdeki seçicilik de kolektif bilinçdışıyla açıklanabilir. Bazı şeylerin algısının diğerlerine göre daha kolay olması, zaten ortak bilinçdışında algılanan şeyin var olması ile ilgilidir. Kolektif bilinçdışı evrimsel deneyimlerden oluşur ve kişiliğin temelini şekillendirmede etkilidir, insanın davranışlarını etkisi altına alabilir fakat daha önce yaşanılmamış deneyimleri kapsadığı için kişinin bunları hatırlaması ve farkında olması mümkün değildir. Dolayısıyla kişinin varoluşu onun geçmişiyle de bağlantılıdır.

Bu bağlantı, yalnızca kişisel geçmişini değil, kendi türünün geçmişini, hatta insanlığın evrimini içerir. Kolektif bilinçdışı Jung’un arketip (ilk örnek) dediği imajlardan oluşur, bu imajlar insana atalarından aktarılırlar. Arketipler, insanın vaktiyle atalarının geliştirmiş olduğu tepkilere benzer eğilimler göstermesinin kaynağını oluşturur yani kişinin içine doğduğu dünyanın genel imajı, doğduğu anda içinde de vardır. Örneğin, bebek dünyaya geldiğinde, kolektif bilinçdışındaki anne imajı sayesinde annesini algılar ve onunla ilişkiye geçer. Ancak kendi annesiyle etkileşime başladıktan sonra bireysel farklılıklar ortaya çıkar. Çünkü çocukla ilişki, bir toplumun diğerine ya da bir aileden diğerine, hatta aynı aile içinde bir çocuktan diğerine farklılıklar gösterebilir.

Kişi düşüncelerini değiştirirse kaderini de değiştirebilir. "Etki" düşüncedir, "tepki" ise bilinçdışının verdiği karşılıktır. Ancak kişinin bütün dileklerinin gerçekleşeceği diye bir kural yoktur. Kişi dileklerinin istediği gibi karşılık bulmadığını fark ederse, ilk yapması gereken şey, böyle bir başarısızlığın temel nedenlerini anlamak olmalıdır. Bu nedenler bazen güven eksikliği veya çok fazla çabadır, bazen de çocukluk yaralarımızdır. Birçok kişi, bilinçdışının işleyişini tam olarak anlayamaz ve farkında olmadan bir şekilde dileklerinin gerçekleşmesine mani olabilir.

Bilinçdışı ne zaman bir düşünceyi kabul etse, hemen bunu uygulamaya başlar ve bunun için bütün önemli kaynaklarını ve potansiyellerini kullanır. Bu yasa iyi düşünceler ve kötü düşünceler için de geçerlidir. Yani kişi bilinçdışını olumsuz biçimde kullanırsa, bu soruna, başarısızlığa ve karışıklığa neden olabilir, yapıcı biçimde kullanırsa hayatına zihinsel huzurla birlikte özgürlük getirebilir. Düşünceler olumlu, yapıcı ve sevgi dolu olduğunda, doğru yanıtı almak mümkündür. Bu nedenle başarısızlığın üstesinden gelmek için yapılması gereken tek şey, bilinçdışının düşünceyi ya da isteği kabul etmesini sağlamaktır. Kişi bunun gerçekliğini kabul ettiğinde zihnin çalışma yasası gerisini halledecektir. Kişi inançla, güvenle ve şüphesiz bir şekilde düşüncesinin gerçekleşmesini isterse, bilinçdışı bu görevi devralacak ve ona cevap verecektir. Ancak kişi ne zaman bilinçdışını kendisi için bir şey yapmaya zorlamak isterse genellikle başarısız olur, istediği sonuçlara yaklaşmak yerine uzaklaşabilir. Çünkü bilinçdışı zihinsel bir zorlamaya tepki vermez, inanca ya da bilincin kabulüne tepki verir. Sonuç elde etme konusundaki başarısızlık şu ifadelerden de kaynaklanabilir:

—"Her şey kötüye gidiyor."

—"Asla karşılık alamayacağım."

—"Çıkış yolu göremiyorum."

—"Durum umutsuz."

—"Ne yapacağımı bilmiyorum."

—"Karmakarışık oldum."

Bu tür ifadeler kullanıldığında bilinçdışı kişiye karşılık vermez ve onunla işbirliği yapmaz, sürekli yerinde sayan bir asker gibi, ne ileri ne de geri gider. Bu nedenle kişi bilinçdışının müthiş güçleri ile çalışırken kafasında net bir düşünce olmalıdır, bir çıkış yolu olduğuna, bir çözümün bulunacağına inanmalıdır. Kişi bincinde net bir karara vardığında, aklını başınıza toplar ve neye inanırsa onu yaşar. Çünkü bilinçdışı insanoğlunun her organının nasıl çalıştığını ve hastalıkları nasıl iyileştirileceğini bilir. Kişi sağlık komutu verdiğinde bilinçdışı bunu yerine getirecektir, burada anahtar, gevşemedir yani "rahatlık işi çözer." Kişi ayrıntılara ve sıkıntılara saplanıp kalmayınca, sonucun ne olacağını bildiğinde, ister sağlıkla, ister parayla, ister ilişkilerle ilgili olsun, sorunun çözümünün mutluluğunu hissedebilir. Hisler, bilinçdışı faaliyetlerin mihenk taşıdır. Bu nedenle kişi yeni fikrin sonuçlarını hissetmeli, bunu gelecekte hayata geçecek değil, şu anda hayata geçmekte olan bir şey gibi görmeli ve buna yürekten inanarak hissetmelidir. Bunun için kişi sonu ve bunun yaratacağı özgürlük halini gözünde canlandırmalı, gerekirse entelektüel sorun çözme becerilerini bir kenara bırakmalı, basit, çocuksu, mucizeler yaratan bir inancı korumaya çalışmalıdır.

Kişi gözünde var olan rahatsızlıktan ya da sorundan kurtulmuş halini canlandırdığında, peşinde olduğu özgürlük durumunun duygusal hazzını hayal ettiğinde, her türlü bürokrasiyi süreçten çıkarttığında ve en iyi yolu, basit yolu tercih ettiğinde başaracaktır. Çünkü bilinçdışından karşılık almanın en iyi yollarından biri disiplinli ve kararlı bir hayal gücüdür. Bilinçdışı vücudun mimarı ve inşaatçısıdır, bütün hayati fonksiyonları kontrol eder. İnanmak, bir şeyi doğru kabul etmek, o varmış gibi yaşamaktır. Kişi inancını koruduğu sürece, dileklerinin gerçekleşeceğine tanık olmanın keyfini yaşayabilir. Kuşkular ve tereddütler dileğin gerçekleşmesini engelleyebilir. Bu nedenle kişi kendi kendine, "keşke iyileşebilseydim" ya da "umarım işe yarar" dememelidir, yapılacak iş hakkındaki duygu gidişatı belirler. Kişi sağlık fikrini tam bir inançla bilinçdışına devretmeli, sonra rahatlamalı, gevşemeli, kendini onun gücüne bırakmalı ve “bu da geçecek” demelidir. Gevşeme ve inanç yoluyla bilinçdışı yeniden programlanabilir ve inanç hayata geçebilir.

Cem KEÇE
Psikoterapist & Yazar


To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Güzel günler yakın.
Anka isimli Üye şuanda  online konumundadır  

Sosyal Ağlarda Paylaş

Etiketler
benim, Çare, Çaresiz, değilim


Konuyu 1 kişi okuyor. (0 üye ve 1 misafir)
 
Seçenekler
Stil

Gönderme Kuralları
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Çaresiz Değilim Çare Benim - 2 Anka Psikoloji 0 16 Ocak 2018 00:03
Sen Benim Sabahımsın Anka Aşk - Şiir Dünyası 0 12 Ocak 2018 13:31
Kahraman Tazeoğlu - Karanlığa Çare Yoktur Anka Aşk - Şiir Dünyası 0 07 Ocak 2018 23:26
Pera Suç Benim Anka Yerli Şarkı Sözleri 0 28 Aralık 2017 18:02
Kan benim, damar benim Nymphe Komik Videolar 0 12 Aralık 2017 20:24


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:00.