Mevsimi olmayan yağmurlardan birinde, üstü kapalı mekânlarda dolaşıyorum.
Çay tadında anıları yudumlarken yeşil, mor, pembe besteler dökülüyor üzerime.
Segah makamında dem tutuyorum..."


Yıl 1999'du...
Ay yere inmiş, gecenin hükmünü dolaşıyordu
bir aydınlığın üzerlerine doğru geldiğini görenler, feci çığlıklarla kuytular arandılar
Hiçbir kuytunun karanlığını, açığa çıkaramayacağını sandılar
aldandılar...

Yıl 1999'du...
En bilge sandıklarına yarınları sordular, görülmeyeni görenin varlığını unutup
oysa yarın gizli tutulmuştu, her şeyden ve herkesten
kim, 'yarın bana açıldı' dediyse dünyayı satın almıştı
bir zerreye ebediyeti değiştiler
aldandılar...

Yıl 1999'du...
Ay pencerelerden içeri bakmış, uykunun tik taklarını dinliyordu
saksı çiçekleri, bir de kafeste kanaryalar ürperdi korkuyla dünyanın gözlere çektiği mil,
ayakta uyuyanların acısını ebed'e bıraktı bir avuç insan
inandı alev topunun uyarısına bir avuç insan, 'zaman varken dönün' dedi
kimi eğildi, kimi dağ başını gösterip 'oraya çıkar kurtulurum' zannına kapıldı aldandılar...

Yıl 1999'du...
Cümlelerin ortasını alıp kitaplara başlık yaptılar, biz daha iyi biliriz edasıyla
söz yüreğe inmedi mi havada asılı kalır, unuttular
unuttular, asırlarca o cümlelerin nasıl da taşındığını kusursuzca
yeni metodlarla öne çıkmaya çalıştılar, insanların vitrinini süslercesine
cümlelerin asla eskimeyeceğini anlayamadılar
aldandılar...

Yıl 1999'du...
Rahmeti gazabını kuşatanın affına sığınıp, dönmediler
kapılarını sel çaldı, açtıklarında suya kapılıp kayboldular
'durun ve gökyüzüne bakın, nasıl da duruyor1 dendi
gözleri zürkan, güneş ve yıldızlardan başkasını göremediler
'o hep oradaydı, yine orada duracak' dediler
aldandılar...

Yıl 1999'du...
Ay, gece gece sokakları ev edinenleri gözlüyordu
birden köpekler havlamaya, kediler duvarlara tırmanmaya başladı
korku, yüreklerdeki atışını hızlandırdı herkesin: güp güp... güp güp... güp güp...
artık korksanız da vakit çok geç, hüküm zamanı
feryatlar feryatlara karıştı
aldandılar...

"Mevsimi olmayan yağmurlardan birinde, üstü kapalı mekânlarda dolaşıyorum.
Çay tadında anıları yudumlarken yeşil, mor, pembe besteler dökülüyor üzerime.
Segâh makamında dem tutuyorum..."


Nazife ÇİFTÇİOĞLU