![]() |
Nazım Hikmet Ran - Karanlıkta Kar Yağıyor
Karanlıkta Kar Yağıyor Ne maveradan ses duymak, ne satırların nescine koymak o, ne bir kuyumcu merakıyla islemek kafiyeyi, ne güzel laf, ne derin kelam... Çok şukur hepsinin hepsinin üstündeyim bu aksam. Bu aksam bir sokak şarkicisiyim hünersiz bir sesim var; sana, senin işitemeyeceğin bir şarkiyi söyleyen bir ses. Karanlıkta kar yağıyor, sen Madrid kapısındasın. Karsında en güzel şeylerimizi ümidi, hasreti, hürriyeti ve çocukları öldüren bir ordu. Kar yağıyor. Ve belki bu aksam ıslak ayakların üşüyordur. Kar yağıyor, ve ben simdi düşünürken seni şurana bir kursun saplanabilir ve artık bir daha ne kar, ne rüzgar, ne gece... Kar yağıyor ve sen böyle deyip Madrid kapısına dikilmeden önce herhalde vardın. Kimdin, nemden geldin, ne yapardın? Ne bileyim, mesela; Ast orya kömür ocaklarından gelmiş olabilirsin. Belki alnında kanlı bir sargı vardır ki kuzeyde aldığın yarayı saklamaktadır. Ve belki varoşlarda son kursunu atan secin motorları yakarken Bilbao`yu. Veyahut herhangi bir Konta Fernando Valaskerosi de Kortoba`nın çiftliğinde ırgatlık etmişindir. Belki de küçük bir dükkanın vardı, renkli İspanyol yemişleri satardın. Belki hiçbir hunerin yoktu, belki gayet güzeldi sesin. Belki felsefe talebesi, belki hukuk fakültesindensin ve parçalandı üniversite mahallesinde bir İtalyan tankının tekerlekleri altında kitapların. Belki dinsizsin, belki boynunda bir sicim, bir küçük haç. Kimsin, adin ne, tevellüdün kaç? Yüzünü hiç görmedim ve görmeyeceğim. Bilmiyorum belki yüzün hatırlatır Sibirya`da Kolcak`i yenenleri belki yüzünun bir tarafı biraz bizim Dumlupinar`da yatana benziyordur ve belki bir parça hatırlatıyorsun Robespiyer`i. Yüzünü hiç görmedim ve görmeyeceğim, adimi duymadın ve hiç duymayacaksın. Aramızda denizler, dağlar, benim kahrolası aczim var. Ben ne senin yanına gelebilir, ne sana bir kasa kursun, bir sandık taze yumurta, bir çift yun çorap gönderebilirim. Halbuki biliyorum, bu soğuk karlı havalarda iki çıplak çocuk gibi üşümektedir Madrid kapısını bekleyen ıslak ayakların. Biliyorum, ne kadar büyük, ne kadar güzel şey varsa, insanoğulları daha ne kadar büyük ne kadar güzel şey yaratacaklarsa, yani o korkunç hasreti, daüssılası içimin güzel gözlerindedir Madrid kapısındaki nöbetçimin. Ve ben ne yarin, ne dun, ne bu aksam onu sevmekten başka bir şey yapamam. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:07. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.