Bazen arasında bir çekim olmayan yıldızlar kadar yalnız hissedersin
kendini ve her an bir yerlere çarpıp parçalanmaya elverişli…
Yalnız olduğunu sandığın zamanlarda o hep aklındadır çünkü.
Ve anlarsın ki,
Aklında olan şeylerin yanında olmamasıdır yalnızlık…
İşte tam da böyleyim…
Yokluğunu hissediyorum…
Ellerine uzanamayan parmak uçlarımı ısırıyorum. Kanıyor tırnak
aralarım, canım yanıyor… Et tırnaktan ayrılmıyor can özüm, kanıyor
da yine ayrılmıyor. Yoksa ben miyim yalnızca kanayan, ağlayan,
kırılan? Bir tırnak kadar katı ve kemikleşti mi yüreğin? Sahiden hiç
mi özlemedin ya da bir an olsun aklına bile mi gelmedim?
Sensizim sevgilim… Sensiz ve umutsuzum…
Adı yaşamaksa bu esaretin, ben ihtiyaçtan nefes alıyorum…
Gün olmuyor ki bir kere bile aklıma gelmediğin. Aklıma vurmadığın,
aklımı almadığın… Beni sabahtan akşama kadar paramparça
edip dağıtmadığın, kırıp atmadığın, yakıp savurmadığın bir gün olmuyor.
Bir an bile yoksa seni böylesine düşünmediğim, çıldırasıya düşlemediğim,
yanında olmayı deli gibi istemediğim… Bana alışmaktan
söz etme…
Alışmak unutmaya ehil olanın işi, ben sensizliğin hâlâ acemisiyim…
Tadını hiç bilmediğim bir çift dudağın arasında sıkışmış bir kelimeye
bağlı ömrüm “gel”.
Ayrılığa davet olmaz aşkta, bırakacaksan eğer tutma elimi. Yeterince
cehennemim ben, haddinden fazla lav akıtıyorum gözlerimden,
gözyaşlarım yanağımı yakıyor, yüreğim yangın yeri… Acım acıtmıyorsa
canını, kırılmışlığım batmıyorsa göğsüne; git ulan aklımdan,
uykularımda işin ne?
Anla ki bana haram bir aşkı çıkarmaya çalışıyorum gırtlağımdan,
boğazıma oturma! Üzgünüm, mutsuzum, kahrolmuşum sana ne?
Gel diyen dilim kal olsun, git Allah aşkına…
Kapısı örümcek ağıyla kapalı bir ibadethanenin yalnızlığı benimki,
sen inanma…
Ben sevmeyi beceremedim, abarttım...
Yüzüne dökülen saçlarını parmaklarımla omzuna yatırmayı sevdim.
Titreyen ellerini avuçlarımda ısıtmayı, gözlerinde boğulmadan hayale
dalmayı sevdim…
Deli gibi özleyen bir adam ne kadar unutabilmişse sevdiği kadını, o
kadar vazgeçebildim senden. O kadar söyleyebiliyor dilim; yüreğimi
hiç sorma, o sensiz hep üşüyor.
Hayalin kırılmış bir düş şimdilerde, hep aklıma düşüyor…
Aynı yolda yürümüyoruz artık seninle, aynı hayali başka öznelerle
yaşıyoruz. Ve biz başka şehrin sabahında, her sabah yanı başımızda belki de hiç tanımadığımız bir bedene sarılarak uyanıyoruz. İrkiliyoruz
sonra, sarılarak üşümenin tadı yakıyor canımızı. Ama unutma,
alışmaya da mecburuz.
Öldüm demeyle ölemiyoruz yaralandıkça; her şeye rağmen yaşıyoruz,
aldığımız bütün yaralarımızla...
Dedim ya çok abarttım seni sevmeyi…
Çok üzüldüm, kırıldım, yıprandım… Gel dedim sana, yine sev…
Tekrar yeşersin istedim umutlarım, yeniden hayata bağlanayım ve
seni kaybetmenin endişesini bile yeniden taşımaya hazırdım. Ama
olmayınca olmuyor işte, göz ağlamaya karar verdiğinde gözkapaklarını
kapatmak nafile; sızıyor yaşların, tutamıyorsun…
Sen de tutama, tut/ama avuçlarınla…
Yattığın yatak kuş tüyünden de olsa, benim ellerim havadayken senin
için rahat etmeyecek asla.
Ben de alışacağım elbet,
Diyeceğim o ki, benden aldığın huzuru başkasında kaybet…
kendini ve her an bir yerlere çarpıp parçalanmaya elverişli…
Yalnız olduğunu sandığın zamanlarda o hep aklındadır çünkü.
Ve anlarsın ki,
Aklında olan şeylerin yanında olmamasıdır yalnızlık…
İşte tam da böyleyim…
Yokluğunu hissediyorum…
Ellerine uzanamayan parmak uçlarımı ısırıyorum. Kanıyor tırnak
aralarım, canım yanıyor… Et tırnaktan ayrılmıyor can özüm, kanıyor
da yine ayrılmıyor. Yoksa ben miyim yalnızca kanayan, ağlayan,
kırılan? Bir tırnak kadar katı ve kemikleşti mi yüreğin? Sahiden hiç
mi özlemedin ya da bir an olsun aklına bile mi gelmedim?
Sensizim sevgilim… Sensiz ve umutsuzum…
Adı yaşamaksa bu esaretin, ben ihtiyaçtan nefes alıyorum…
Gün olmuyor ki bir kere bile aklıma gelmediğin. Aklıma vurmadığın,
aklımı almadığın… Beni sabahtan akşama kadar paramparça
edip dağıtmadığın, kırıp atmadığın, yakıp savurmadığın bir gün olmuyor.
Bir an bile yoksa seni böylesine düşünmediğim, çıldırasıya düşlemediğim,
yanında olmayı deli gibi istemediğim… Bana alışmaktan
söz etme…
Alışmak unutmaya ehil olanın işi, ben sensizliğin hâlâ acemisiyim…
Tadını hiç bilmediğim bir çift dudağın arasında sıkışmış bir kelimeye
bağlı ömrüm “gel”.
Ayrılığa davet olmaz aşkta, bırakacaksan eğer tutma elimi. Yeterince
cehennemim ben, haddinden fazla lav akıtıyorum gözlerimden,
gözyaşlarım yanağımı yakıyor, yüreğim yangın yeri… Acım acıtmıyorsa
canını, kırılmışlığım batmıyorsa göğsüne; git ulan aklımdan,
uykularımda işin ne?
Anla ki bana haram bir aşkı çıkarmaya çalışıyorum gırtlağımdan,
boğazıma oturma! Üzgünüm, mutsuzum, kahrolmuşum sana ne?
Gel diyen dilim kal olsun, git Allah aşkına…
Kapısı örümcek ağıyla kapalı bir ibadethanenin yalnızlığı benimki,
sen inanma…
Ben sevmeyi beceremedim, abarttım...
Yüzüne dökülen saçlarını parmaklarımla omzuna yatırmayı sevdim.
Titreyen ellerini avuçlarımda ısıtmayı, gözlerinde boğulmadan hayale
dalmayı sevdim…
Deli gibi özleyen bir adam ne kadar unutabilmişse sevdiği kadını, o
kadar vazgeçebildim senden. O kadar söyleyebiliyor dilim; yüreğimi
hiç sorma, o sensiz hep üşüyor.
Hayalin kırılmış bir düş şimdilerde, hep aklıma düşüyor…
Aynı yolda yürümüyoruz artık seninle, aynı hayali başka öznelerle
yaşıyoruz. Ve biz başka şehrin sabahında, her sabah yanı başımızda belki de hiç tanımadığımız bir bedene sarılarak uyanıyoruz. İrkiliyoruz
sonra, sarılarak üşümenin tadı yakıyor canımızı. Ama unutma,
alışmaya da mecburuz.
Öldüm demeyle ölemiyoruz yaralandıkça; her şeye rağmen yaşıyoruz,
aldığımız bütün yaralarımızla...
Dedim ya çok abarttım seni sevmeyi…
Çok üzüldüm, kırıldım, yıprandım… Gel dedim sana, yine sev…
Tekrar yeşersin istedim umutlarım, yeniden hayata bağlanayım ve
seni kaybetmenin endişesini bile yeniden taşımaya hazırdım. Ama
olmayınca olmuyor işte, göz ağlamaya karar verdiğinde gözkapaklarını
kapatmak nafile; sızıyor yaşların, tutamıyorsun…
Sen de tutama, tut/ama avuçlarınla…
Yattığın yatak kuş tüyünden de olsa, benim ellerim havadayken senin
için rahat etmeyecek asla.
Ben de alışacağım elbet,
Diyeceğim o ki, benden aldığın huzuru başkasında kaybet…











Ağaç şeklinde