![]() |
Ali Cengizkan Şiirleri
https://www.tedu.edu.tr/sites/defaul..._cengizkan.jpg Alaca Aydınlıkta Şair: Ali Cengizkan Yıkıcı dost'a Gel de yürürken hiç konuşmayalım Bir yanımız güvercinler, parke taş altımızda Bırak Çıkrıkçılar Yokuşu orda dursun Nasılsa vur emri çıkartıldı adımıza. Nasılsa biz demeyi öğrendim, nasılsa Şimdi ben dedikçe de sen geliyorsun aklıma. Dünya bizim dışımızda, nesneler dışımızda Konuşmak anlamsız, vur emri var hakkımızda. Sevgiler de vurulur, bunu biz biliyoruz Nesneleşen sevgilerle, yüzükle, gülücükle Giysinin üstünde duruşunu ondan seviyorum Gövdenin içinde kıpırdayışı ondan. İnsandan kaçanlar olur yurt dışına Sevmekten kaçanlar olur aile-içinde, Kaçanlar olur yaşamaktan, yaşamları boyunca Ve vur emri çıkartılır bizim adımıza. Bırak Çıkrıkçılar Yokuşu orda dursun Tüllerle, koltuklarla, yatak ve yorganıyla, Bırak arkamızdan gelsin tarihçiler Ve aramızı belirlesin omzundaki küçük çanta. Gel, ve artık hiç konuşmayalım Bir yanımız güvercinler, parke taş altımızda Bırak Çıkrıkçılar Yokuşu orda dursun Nasılsa vur emri çıkartıldı adımıza. |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Yürümek
Şair: Ali Cengizkan Aşk da gelir peşimize, biz yürüyüp gideriz Kumsalın en ince yerlerine basarak Çünkü hep eklemlerdedir işimiz: sevgi ve nefret, dostluk ve düşmanlık dayanmak ve çözülmek. Dayanırız denizdeki konserve kutusuna, karpuz kabuklarına, fabrika artıklarına. Dayanırız falakaya, elektriğe, su işkencesine. Çünkü ilerde okyanus vardır, bir büyük, bir geniş, bir ferah. Ondandır ki goncayı sevişimiz tazeliğine değil açışına). Aşk da gelir peşimize, biz yürüyüp gideriz Kumsalın en ince yerlerine basarak Kanatarak ayak izlerimizi (Çünkü kanla kazanılmıştır herşey: bir çocuğun gülüşü, akşamları kaşıkladığımız bir tas çorba. sevgili dudaklara kondurulan bir küçük, bir küçücük öpücük, başını güneşe tuttuğumuz oğullarımız, sevgililerimiz, Çünkü kanla kazanılmıştır herşey ve kanla, yitirilir). Aşk da gelir peşimize, biz yürüyüp gideriz Kumsalın en ince yerlerine basarak Kanatarak ayak izlerimizi Aşk da girer içimize, biz yürüyüp gideriz |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Ankara Ankara Güzel Ankara'dan
Şair: Ali Cengizkan sunu Ankara bir düşler kentidir. Kentin kendisi insanları düşler dünyasına taşıdığından değil: İnsan Ankara'da düş kurmadan yaşayamaz da ondan. Ya yönetimle ilgili bir düşünüz olmalı, ya mutlulukla ilgili; ya iyi insanlıkla ilgili bir düşünüz olmalı, ya da iyi sanatçılıkla ilgili. Düşlersiz yaşanamaz Ankara'da: Çünkü ufuklar sınırlıdır dağlarla, geniş bir ufuk düşünüz yoksa. Çünkü dereler sığdır ve 'denetim altındadır', göğsümüzde yüreğimiz bir çağlayana kaynak oluşturmuyorsa. Çünkü Kale terkedilmiş gözükür uzaktan, içimizde taht kuran/hüküm süren, astığı astık/kestiği kestik ama sırasında kendini de kesen bir yönetim yoksa. Çünkü ilişkiler köhnemiş, 'memurin' ve hesaplıdır, yaptığınız herşeyi karşılıksız yapmıyorsanız. Onun için de Ankara bir düşler yatağıdır, onun çorak bir ülke, tozlu bir kent, kısır bir yaşam ve çeşnisiz bir toprak olduğu bir yana bırakılırsa. İşte bu şiir bu düşleri anlatır. Ve aşk delileri, mal delileri, göz delileri,yorgan yüzlüler, melekler, körler, sağırlar, dilsizler, sıkmabaşlar, açık bacaklar, şaşılar, uygunadımlar, beyinseverler, topatanlar, ayran kanlılar, koltukçular, yarım pabuçlar, zenneler,kırık boyunlular, boksör köpekleri, telli bardaklar, yaylı sazlar, dost ölüleri ve diğerleri adına ve onlar için yazılmıştır. II. KARANFİLLER VE İNSANIN HUYU Bakanlıklardayım. Elimde bir kırmızı karanfil. Hiç aklımda yoktu, hatta romantik bulurdum ama önünden geçerken çiçekçinin, beni al dedi aldım ve yapraklarında kayboldum, küçülerek küçülerek, çünkü karşımda duvarlarında hâlâ o kurşun delikleri olan (delikler 22 Şubat, 21 ve 27 Mayıs'ta açılmıştır) 1933 Alman mimarisini anımsatan uzun kolonlu,yayvan, suskun ve kendini ağırdan satan bir bina var. Yıl 1983. Ve ben dört yıl öncesini anlatıyorum. Dört yıl öncesini anlatıyorum. O zaman henüz kurşun delikleri beşinci kez sıvanmamış köşedeki parka bir ağlayan kadın heykeli konmamış ve yerler parke taşla kaplanmamıştı. Öğle vakti ben kendimi çiçeklerle avutuyorum: Yeşil kurtarıyor bazen. Üç dakika sonra o geliyor topraktan bir gelincik fışkırıyor siyahı kaşlarına, ah, kırmızısı esmer tenine benzeyen ve ben o gelinciğin ellerini tutuyorum yeni yıkanmış, ıslak, pembe gözlerinden bacakarasına doğru inen su burda işte. Kırmızıdır su senin bakışından yeşil bir serinliktir Ankara'da o çeşmedir Kale'de birdenbire karşınıza çıkan çünkü kırmızıdır su benim aşkımdan. Kim derdi ki dört yıl sonra bu şiiri yazarken Nâzım'dan elalıp bu şiiri yazarken bütün akarsular kurumuş olacak (zaten Bentderesi'nin üstü çoktan kapanmıştır) Abdi İpekçi öldürülecek, ismi bir parka verilecek (Sıhhiye'dedir park, büyük bir gölü vardır) yani akarsu yerine durgun ve yeşil su yeğlenerek (zaten Cumhuriyet'te hep böyle yapılmıştır) dahası kim derdi ki yanımda sen olmayacaksın diye. Hepsi bitti. Karşıda Millet Meclisi hâlâ eldeğmemiş bahçesiyle duruyor. Bâkir ve temiz. Yaşanmamışlığın temizliği. Biraz da sevinçli Halkevleri binasını yıktırdığı ve bahçesini dörtyüz metrekare daha genişlettiği halkı içinden temelli attığı ve kendisini millete verdiği için. Hepsi bitti. Bir kumru gördüğümde (Ankara'da ne kadar da arttı kumrular, bilemezsin belki aşktan, belki ayrılıktan diyorlar) işte ben bir kumru gördüğümde haberini alıyorum bahçesindeki heykelin. Biraz büyükmüş. Biraz mağrur biraz sade biraz ezik dururmuş öyle. Bakanlıklardayım elimde kırmızı bir karanfille. Hangi bakanlık mı, kuşkusuz gönlümün bakanlığı. |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Az Kan Çok Ter
Şair: Ali Cengizkan Dökmekle kendini yükümlü sanıyor, zafer! Çünkü her kapının ardında bir küçük kuş öter, Her paspasın altında bir anahtar, büyüklüğünü Onu bulan anlar. Tanınmamış gibi davranmak Nedense karanlığı deler sanılır... Oysa ter Kan ve karanlıkla birliktedir hep, birlikte ve El ele gezer yarasalarla, bağda, vınlayarak Kulakların dibinde, çünkü bilir onlar, mekânın Her gece yeniden açıldığını, her bağın iki Mekân anlamına geldiğini zamanla el ele, ve hele Güzergâhından sapsın yolcu, hele elinde keser Ve çapa, köşeden dönsün, elinde kayısı dolu sepetle Entarisini savuran kız kimliğinde, her gün, her Güneş Batar. Kan Dökmekle kendini yükümlü sanıyor, zafer; Yanılıyor! |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Bağımlı Şiir'den
Şair: Ali Cengizkan I Bütün gün kırlarında dolaştım yurdumun Oynak tepelerinde, ayartıcı ovalarında. Bütün gün kırlarında dolaştım senin Bir avuç toprak arayarak, boş, serin Oysa ne kadar anlamsız tarihsiz bir toprak Tarihsiz bir ev, tarihsiz bir insan aramak, Bazı şairlerden sonra geçti artık Geçti artık bazı şeyleri anlatamamak İşte bir sürü bitki, adını bilmediğim Kuzukulağı, devedikeni, ısırganlar yanında Sarı ve kızıl açan, bildiğim, görmediğim İnce gövde, narin yaprak, al dudak Yere yalıcı, sarılıcı, gramofon Kimbilir hangi derde deva Bütün gün kırlarında dolaştım senin Yaşamak bir yanımda aldı başını gitti Bir yanımda besleyici ve yabanıl otlar Biryerlere bağladılar beni, adlarını bilmesem de Kenetlenmişler ya ayrıkotları kadar sıkı Biryerlerde, biliyorum, bulabilirdim. II Akşam tütün dumanlarıyla inerdi soframıza Ve biz, o çocuğu görürdük aramızda: Nedir bağımsızlık, bağımlı olmak mı Bir kuşun gülüşüne, bir kızın kanadına? Hazırlop bir ömür... Ben yokum buna. Doğrudur, bir süre şöyle söylenebilir: Bağımlılıklardır bağımsızlığı oluşturan. Oysa küçük şeylerdir büyükleri yaratan. Hem kim bilebilir küçük yanlışları Büyümeden?... Bir mesleğin seçimi Elleri kansız bir katil yaratabilir, Bir yaşamın seçimidir, derim ben. Bir kızın seçimi Bir oğulun seçimidir bir bakıma. Bir süre bunlar söylenebilir, doğrudur Ama hangi bağlamda?... Şimdi sen ey şair Bağımlısın şiire. Ama bağımsızsın da Bağımlı şiir, dedin ona, köpeksi gülüşünle Oysa biliyorsun; senden daha özgür: Seni astılar mı ölürsün, o yakılsa da kalır. Seni övseler, şımarırsın, o kendini korur. Seni sevseler, büyürsün, tek ayrıcalığın burda. Bağımlıdır şiir de, evet; insana. Denizi düşün; bir oluşumdur, devinir. Bir bütündür, ama parçalanır dalgalandığında Yine de kuruduğu görülmemiştir ırmaklar gibi Bir trajedidir onu besleyen ırmakların kuruması. Bir süreçtir, suyun tarihiyle eşanlamlı. Bir halktır, suyun tarihiyle eşanlamlı. Bir düşünce, suyun tarihiyle eşanlamlı. Bir damladır, okyanusun büyüklüğüyle özdeş Eh biraz büyümüştür kısacası. Yani küçük şeylerle gelindi bugüne. Küçük bankalarla, küçük bonolarla, küçük tahvillerle Küçük gayrimenkullerle gelindi bugüne. Küçük adamlar, küçük mülkler büyüdü birdenbire Ve küçüldü ülke... Bu böyle bilinmeli Şimdinin bilinmesi yetmez Onu geleceğe yetiştirmeli: Küçük bağımlılıklarla gidilecek bağımsızlığa Ve haykırıyorum işte: Yaşasın ... Ülke! Nedir bağımlılık, işte bir söz İşte bir urgan sıkıyor boğazımı. Çocuklara koyun benim adımı Gördüğünüz gibi yitirdik isimsiz kahramanımızı Yarattığımız gibi yitirdik... Şimdilerde Akşam açlık kokularıyla iner sofralara Ve sokaklarda onlar dolaşıyor... Hâlâ. |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Dayım Gül Takardı Gömleğinin Yakası
Şair: Ali Cengizkan Ve canlıymışçasına, hergün onu sulardı. Yağız tenindeki su buharlaşsın diye Düğmeleri en bıçkın küfürlerle açardı: Çiçekçiydi, yaprak bitlerini öldürmeyen. Fotoğrafçı, savaş yıllarına rötuş yapan. Meddahtı, her akşam eve gülücükle gelen. Kumraldı, çocukları hep karısına çeken. Uzun boylu, kendisine palto diktirmeyen. Sebzeciydi, domatlarını hiç yemeyen. İşadamı, hasırdan başka minder bilmeyen. Dindardı, ezan okunurken rakı içmeyen. Gözlüklüydü, gözleri daha da büyüyen. Gezgin, İzmir'in parkelerini denetleyen. Balıkçıydı, elleri suyla nasır tutan. Nikotinman, sigarası bağlanarak uzayan. Diplomattı, kokteyle pantolonla giden. Yatırımcı, geceleri ailesini besleyen. Dayım gül takardı gömleğinin yakasına Seni görse, eminim, mutluluktan ağlardı. |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Fazıl Say İçin Prelüd
Şair: Ali Cengizkan İçten içe nasıl ses verir insan kutusu Patlar sızan bir gaz ya da tortu Nedir bu, içimizdeki müziği arıtan Taşıran dışa, taşıran son damla, dışa Bir teni yatıştırmak gibi bir tenle Bir bedeni yanına koymak için başkasının Geçmiş, gelecek, gelenek arasına İnsanın camına, cam yoldaşına Bırakın kuramı, bugün var yarın yok Bu ince billur kabı yaşamın Taşsın kendi dışına sonsuz sıvı, taşsın Aşk, aşk olsun Fazıl'a. |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Fırtına
Şair: Ali Cengizkan Düşük yoğunluğa dayanamayan sıvı Gibi,bulaşıyordu güvertedeki herkese: İsrailli karı-koca bedava iş tatilinde, İranlı ana-kız, esmer güzeli, tesettürsüz Mutluydular, bebekli Fransız çift gibi, Ağızlarında sürekli sarı diş ve sigara Çiğneyen, çiğneyen ve çiğnenen iki kaptan. Ben Raşit, memnun oldum, ya siz? Yahudi olan sarışın 'güzel' başbakandan Haberli: Ben Raşit, türküm ve müslümanım Basına ulaşmak istiyorum, Türk gençliği Kaptan, ve deliyim, ve tedavi görüyorum ve Doğruyum, çalışkanım. Yirmi yaşında Düşük yoğunluğa dayanamayan her sıvı Gibi, örtüyordu İranlı ana-kızın üstünü Besmeleyi gösterirken dümende asılı. Garip bir gündü, güneş bir gösteriyor gül Yüzünü mavi denize, kızartıyordu donmuş Yanaklarımızı, Ben Raşit, memnun oldum Bir asıyordu suratını bizler gibi Falezlerin üstünde tepinen kentin Suratsızlığına öykünerek: Ben Raşit, Gezintide bile ayakları çekmiyordu işte Bunca ağırlığı, gülümsemek ve temizlemek Dünyayı, fobisiydi: Dünya bir tekne, yoktu Gidecek "başka bir dünya, başka bir ülke Başka bir kent": Ben Raşit, kız kardeşimi Korurum ama en büyük hırsızdır bacılar, Ben müslümanım sen yahudi, oku bakalım Kulhüvallahiyi, kül uçmasın denize, kül Yutmam, kül uçmasın aklımdan. Garip Bir gündü işte, öylesine, dedim ya G. Aslan II teknesinde fırtınada sallanan Ülkesini arıyordu o gün biraz herkes. Onu uzun yıllar önce bulan kaptan Ucuz turistik andaçla asmıştı aynaya: "Yorgunum, beni bekleme kaptan, Seyir defterini başkası yazsın. Çınarlı kubbeli mavi bir liman Beni o limana çıkaramazsın." N.Hikmet R., diye okudu Raşit, ben Raşit. |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Hayat Bahçesi
Şair: Ali Cengizkan Bahçe tarumar. Ama gözler önüne serilen Görüntünün sesi mi olmalı sözler? Serçe Cıvıltıları, çan sesleri, at pislikleri, Rüzgârın kuru yapraklarda bıraktığı Hışırtı yapışıyor sanki yirmi yıldır Kullanılmayan bahçeye, babanın ölümüyle. Toplumsal arkeoloji mi ırgalayan beni Tahrik eden, edilen bir leş kargası gibi? Meraklıyım. Budanmamış güller çılgın Palmiyelerin kuru dallarının altında, Kendiliğinden ölen çiçekleri toplanmamış Zakkumun. Gübre ve çürüyüş. Tohumdaki ev Kale gibi gözlüyor şimdiki ve geçmişteki Yaşantıyı: Kız ve erkek çocuklar burada Denge buldular nilüfer yapraklarında, çember Çevirmişti büyükler havuzda, sonra fırladı Resimden haylaz damat ve gelinler. Ama Onlar bir kez kapıdan girdiler mi İçeri, gözleri parlardı babanın, ayrıldılar mı Bir kaptan bakışını giyer, şapkasını geçirir Sözüne, kimse evde durmak istemezdi Tanışmamak için gözü dönmüş yalnızlıkla. Oysa ölümün görevi ne, gelir padişah Tekillik. Tek, sonra birden aynı Merdiven basamakları, aynı işçilik, aynı Anlamı bulunca evin biçeminde, dünya Ne kadar acı dolu, herkesin kendi Kefesine uygun dağılan. Acı aynı, Zevk de, ama kefen ne kadar geniş İse, ağırlığın ne kadar fazla ise O kadar götürüyorsun işte öteye. |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Haydarpaşa Burası
Şair: Ali Cengizkan Kaç kere yanaştın bu minyatür iskeleye Kaç kere bağlandın ve çözüldün, saçlarınla Kaç kere lastiklerin ezildi, palamarın koptu Kaç kere düdük çaldın, bir çocuk istedi diye Kaç kere öptün o kızı, dudağının üstünden Kaç kere sarıydı içerisi, sıcak ve rahat Kaç kere çarptı yüzüne o tuzlu yağmur Kaç kere yanaştın, eli yanağında sandın Kaç kere sarsıldın, bir karanfil elinde. Kaç kere yaşadın, duydun ve eskidin Kaç kere merdivenlerden indin, Glasgow 1859. İskeledeyim; atlarken gördüm yeşil denizi Her yan yeşil, yine de kimlik denetimi. |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak
Şair: Ali Cengizkan Taş düştüğü yerde kaya Taş düştüğü yerde gömülür bir boşluğa Hey nöbetçi, bu kör karanlığa Dokun, yansın ellerin, yansın ellerin. Ellerinden dudağına ve ağzına taşan o meyve Kırların ürperişi gibi gözlerinden her an geçen istek Gidiyorsan gidersin, odalar geride kalır Bırak şu ellerini, menekşeleri, ölümü; bırakırsın. Ölüm babamdı ceplerinden hergün birşey çıkan Küçük bir gönye, gül kapçıkları Paçalarında biriken çamur kalıpları İki ayakkabıydı kapımızın önüne konan. Aç avcunu, kayalıklara çarpan dalgalardan Ne kaldı işte buruşuk yanaklardan Hırsın, kösnünün, acının kestiği acılardan Suyla kesildi gitti dudağın kenarındaki tuz. Tuzun ve tozun kesiştiği yerdesin, sözün kırıldığı duvar Yansıtır kimlerin kaldığını iki ateş arasında Bir otelin pervazları kanar ve isiyle Gökmedrese kapısında güzelim bir nakış daha. Bakış ve dokunuş, o tılsımlı kuş, nereye gitti Nerde bitti kalemin yazdığı düş, dumanın Boğduğu gülüş, iki gözüm İki gözüm, sözüm bitti. Vatikan'da Roma'ya bakarak çırpınan ve bağıran körü Sıvas'ta minareden seyreden sağır duyar, Yine de dünya aynasına bakıyorum, iki gözüm İki gözüm, çıkartamadım yüzümü... Yanakları eğitim yanığı askerin avcundasın, Metin abi Yönün neresi, sağ yanındaysan söz ve kösnü Sol yanındaysan yine söz ve kösnü Eksik olmayacak, eksik olma, belleğimizden. |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Püskürtme
Şair: Ali Cengizkan Herşey yerli yerindeydi, masalar, sandalyeler tabldot tepsileri, tabaklarda yemekler Tütüyordu hâlâ. Kabukları soyulmuş bir portakal Duruyordu orda, üstünde bir kızın parmaklarının sıcaklığı yanında yarım bardak su havada gülüşmeler, çatal bıçak sesleri... Herşey yerli yerindeydi, ve kuşkusuz onlar da Toplamışlardı işlerine gelenleri ve gelmeyenleri, afişleri, pankartları, duvar gastelerini kırık camları, kurşun kovanlarını, sopaları kanlı bir ayakkabı tekini gözleri yuvalarından fırlayan gasteciyi. Herşey yerli yerindeydi, öğrenciler yemekhaneye döndüklerinde. |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Resim ve Behçet
Şair: Ali Cengizkan Bir resmin düşündürdükleri çoğunlukla daha büyüktür re- simden çünkü pembe yanaklı oğlan var mıdır yok mudur, güçlü ve pazulu tanrının yanında gıcırdayan bir kapı gibi duran baba belki kızıyordur karısının sırıtmasına ve kızgınlık, gönüllü bir esnaf gibi kendini durmadan ucuzlatıyordur. Bir resmin düşündürdükleri taşar çerçeveden, altındaki sehpaya akar yapışarak gönlün çekmecelerine, mineli tutmaçlara, sabun kokan kağıtların altına, sarartarak o kağıtları ne sandınız, naf- talin kokularını sindirerek içine, ben o zamanlar resimlerin için- deydim ne sandınız, benim de akardı gönlüm başkalarının res- mine, benim de dökülürdü saçlarım başkalarının göğüslerine ne sandınız ve çekmeceler açılırdı gönüllerle birlikte. Bir resmin düşündürdükleri farklıdır bir fotoğrafın dü- şündürdüklerinden, çünkü fotoğraf gerçeği vererek (sahi gerçek neydi, ne sandık) düşündürdükten sonra başladığından düş- lendirmeye, daha verimlidir zihnin toprağında, suyla yürüyen Erzincan'dır, suyla konuşan Amasya; höyükle apse yapan Gor- dion'dur, çağıl koşan Kalkedonya, boncuk boncuk mozaik ter- leyen Antiokya, uzak duran Ancyra. Bir resmin düşündürdükleri farklıdır bir resimden, şu söy- lediğim sözden, o resmin fotoğrafından,yaşayan tenden... Örneğin Behçet'ten... |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Senlere
Şair: Ali Cengizkan Yitik adalardan uçurdum son uçurtmamı. Güllerin kırmızısı, tek olsun, bir de beyaz, Niye papatya getirmezler anlamam. Son bir kokladım memleketin dağlarını, Kalmak istesem de artık kalamam. Son kez seviştiğim kırlarda o yaz İstesen de yapamam, isteme unutmamı. İstesen de yapamam, isteme unutmamı. Kırkbeş mi, bir gül daha, elli olsun, Bu yıl güller biraz daha pahalı. Kalmak istesem de artık kalamam, Düşün, bir yıl olmuştu onu tanıyalı Şimdi olurolmaz gözlerim dolsun, Kırlarda papatyalar ondan son bir anı. Gözlerini hatırladım, bal rengi, elâ, Yok sana demedim, eğreltiden koyma. Düşündükçe yüreğim ateş parçası Şimdi olurolmaz gözlerim dolsun. Saygı duruşu, sonra makinalı tarakası. Süsleme, şöyle basit bir paket olsun. Kolumda ağırlığın barut kokuyor hâlâ. Kızıl bayrakla rengârenk bir mayıs alanı. Bu yollar tıklım tıklım, gür sesimiz havada "Günlerin getirdiği baskı, zulüm ve kan" Saygı duruşu, sonra makinalı tarakası Anımsadığım kollarımda çırpınan can Dörtbiryanımız canlar, biz bayrakla ortada Kızıl çiçeklerle kıpkızıl bir mayıs alanı. "Teyzeciğim, geride kalanlar sağ olsun." Yüreğimiz senin yanında, toprakta. Son dem bakış, gözlerin kıvılcımlı, Kalmak istesem de artık kalamam, İstesem de yapamam, isteme unutmamı, Yüreğimiz filizlendi,yumruğumuz havada, Canların hesabını soracağız, and olsun. |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Solfasol Otobüsü
Şair: Ali Cengizkan Haydi gel, bir kere daha deniyelim, Mutluluk hakkını kaptırma başkasına. Solfasol otobüsüne binelim sıkışıktır, Yakın olmanı istiyorum bana. Asu gel, bir kere daha deniyelim. Bu otobüs en kalabalık, en coşkunu, Yollarda hemen her gün kaza, Ama olsun, biz yine ona binelim. Şöyle geç, hem biraz daha sokul, Duymak isterim o kızoğlan kokunu. Senin ellerin ne küçükmüş ki, Tuttuğun bir ölü gövde olmasın. Derin nefes al, geleceği düşün. Bilincini sık, yaşlar dolmasın, Senin gözlerin ne büyükmüş ki. Asu gel, bir kere daha deniyelim. Asu gel, solfasol otobüsüne binelim. |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Söyle Gökyüzü
Şair: Ali Cengizkan Acıyı kim neyler Neyler kasabayı şehirli düşünceler, Acı, yığından bir tel çeker gibi Kayıp gider götürerek kendi nedenlerini. Aşktır, acıyı kim neyler Peçe altında gezer sevişerekten, Ben çok gördüm çok gezdim çok sevdim Gönlümde sen olan kuyuyu bildim. Gönlünde kuyuyla acıyı kim neyler Süzersin acıyı gövdende bırakarak, Tortu atılmaz, yanık onmaz, toz yunmaz Çıkrık çalışır bir eğlentiyle. Kuyu kalır çölde bir olanak olarak Yer altı sularını birleştirir gibi Acı, katmandan katmana kuyudan kuyuya Gelenek olur ve alışkanlık yaratır. Çıkrığın gıcırtısı müzik gibi inler Kova deliktir lafolsun diye işte, Eskil bakışların tirşesi yeter Aşktır, söyle, acıyı kim neyler? |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Taş Da Çürür
Şair: Ali Cengizkan Böyle dedi kaya mezarını temizleyen Rüstem Usta. Taş da çürür. İncir kokuşlu dar sokakları aştınsa, görmüşsündür Kıyıda, küçük bir çocuk taş atıyor suya Taş da çürür. Eğil biraz, paslanmış kıyı babasına tutunarak sark Suyla rıhtımın birleştiği yerlere bak Taş da çürür. Kumsalda, çam tahtasını astarlıyor sandalcı baba Çocuk büyümüş; yüzmeyi biliyor, denizle oynamasını da Yüreğim çürümez; gözyaşları işlemez, kurşunlarınız da Taş çürüsün. |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
İan Anderson İçin Prelüd
Şair: Ali Cengizkan Bir aşkı şiddetlendirmek olabilir mi Bir sesi, bir bakışı, bir sarılışı Ayaklarımız yerdeyken ama, suda Ya da salda gidiyoruz ırmak ağzına Ağız dediysek o da bir çağrışım, içinde Hurma kokusu bir dil taşıyan, gökdil Gözlerinin renginde bulutlar gibi Durmadan yer değiştiren, ama yürek Bulur ya diğer yüreğin atışını, hızla Kırk yıl, kırk yıl sonra döndüğünde Çocukluğunun kentine, ayak nasıl Bulursa kendi yolunu, kuru dere yatakları Yasemin kokusuyla bulayıp alnını, aynı Rengin peşine takılırsa, keşfedememişti O an'a kadar onun o olduğunu, güzelleme Varlığını kaldırsın yataktan, sabah Serinliğinde ıslak verandada, çıplak Bedenden taşan ısıyı emdirsin taşlara, Tiz ve ince bir anı gibi akıyorsa da yaşam Neden peşinden gideriz adımlarımızın İzlerimizin, bizi önümüzde takip eden? Önümüzde takip eder adımlarımız bizi Flütünün ezgisi gibi ve çaldığında kavallı Ne zor, ne zor büyüsünden kurtulmak Bir aşkın, bir aşkın, bir aşkı anar gibi Peşpeşe taşlar, dokunuşlar, oynak bir kızın Topuğu kaldırıma basan, tozlu, sevgili Geceleri göğsümüzde seken, göğüsleri Basma entari altında iki tomur, baharat Küpesi gibi zümrüt gözleri, çıplak Bedenimize dikilir, kuru otlar arasında kendi Aranışını gerçekleştirir, inşaat tahtası oyun Dansederken, kendi parçalarını tutacak çiviyle Anılarını pekiştiren, anıların ve acıların çivisi Şimdi senin ezgin nasıl da iyileştirir Yarayı, bazen takılıp ardına imamla rahibin Kendi çarmıhını taşıyan bir mesen: Ey Halk, siz dilencilerim Koparıp parçalarımı Ruhumdan, sadakamı sunuyorum size, işte Sizi öldürecek küçük ezgi, minik nota, arsız Motifi tüm bir yaşam bestesinin: Aşk |
Cevap: Ali Cengizkan Şiirleri
Yaşamak Gibi
Şair: Ali Cengizkan -C.A. Kansu'nun anısına- Küçük şeyleri sevmeliyim, Dedem Ceyhun öğütledi. Çolak amcamın demlediği Bergamut tütsülü çayları, Zından demirlerinde akşam Karanlığı gözaltında tutanı, Ay çevrende dinlenirken Sürmeli kızımın bakışını, Dışarda elleri bahar, İçerde deli eden âşıkları, Simit yemeyi yürürken, Sevdiğimi sokakta öpmeyi, Bir çiçek duruşunda dimdik Kavgada ön safta gitmeyi, Tıkız bebeleri kucaklarken Doksanlık ninemce ağlamayı, Gülü, reyhanı, nergisi, Bir de maddeci diyalektiği, Küçük şeyleri seviyorum, Dedem Ceyhun yol gösterdi. Son ıpıl bakışında gördüm, Dedem ölümü de sevdi. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:05. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.