![]() |
|
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Ping-Pong Masası
Beyaz iplik sert iplik ve tak tak Yuvarlak top küçük top ve tak tak Ping-pong masası varla yok arası Ben ellerim kesik varla yok arası Öpücüğüne eyvallah ve tak tak Beraber sinemaya ... evet ... ve tak tak Ping-pong masası varla yok arası Öküzün gözü veya dananın kuyruğu Kadifekale veya Sen nehri Ha Sezai ha ping-pong masası Ha ping-pong masası ha boş tüfek Bir el işareti eyvallah ve tak tak Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi Ne kadar güzel ne kadar sıcak Tak tak tak tak tak tak tak |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Pişmanlık Ve Çileler
Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür Bir odun parçası aydınlatır ocağı Annesi ateşin önünde perişan Annesi ateşin içinde hür Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür Yağmurlar sırtıyla sırtım arasındadır Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın Kalbimi bin parçaya böldü divane sır Sesi geliyor sesi, günahkar çocuklarım Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır Benim boyum ufak onun da ufaktı Kıvırcık saçlarından öpmediğim için onu Onun bu ocakta yanan toprağı Her gece rüyamda avuçlarımı yaktı Benim boyum ufak onun da ufaktı Benim gözlerim yeşildir onun kara Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara Annesinin başı elleri arasında Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük Bir fotoğraf asılıdır duvarda Aynaya, geceye, maziye dönük Annesinin başı elleri arasında Bir tüfeğin burnu havadadır Ateş almak üzeredir mermisiz Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım Siz beni ne anlarsınız... siz... Bir tüfek ateş almak üzeredir mermisiz Bir saman çöpüne tutunmuş kızların Eteğini ben çektim Neyleyim göğsümü Karacadağ'ın sert rüzgarı doldurmuş Annemden ben ilk sütü Geyve'de içtim Ankara'ya Çataldağ'a bir zindandan gül vurmuş Az kalsın ben ölecektim Bir saman çöpüne tutunmuş kızların Kediler halıları parçalıyor Kırmızı bir ışık düşüyor yere Annemin dizinde derman yok Hükmedemiyor insan ruhuna ateş Rüzgar hükmedemiyor incecik perdelere Kediler halıları parçalıyor Ateşte sarı gül açan saksılar Kızarmış bir ekmek gibi duruyor Kulağıma garip sesler geliyor Kuş yumurtasından çıkan insanlar Ahırda bir ata eyer oluyor Kulağıma garip sesler geliyor Ben bir şarkı bir türküyüm Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm Beni bir azizin nefesi uçurur Kalbimde Allah'ın elleri durur Cici ayaklarım ilikli bağlı Ben onun sılası kendimin gurbetindeyim Ben azizin hasreti Ben Meryem'in yanağındakı tüyüm Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara Ocak sönüyor ateş kül oluyor Annesinin saçları beyaz Annesi saçlarını yoluyor Ateşin içinde gül açılmış Servi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür Annesi ruhunda ruhuma eğilir Sineklerin kanadını ısıtan Bir güneş toprağı yarıp çıkacak Kadınlar sansa da yaşadığını Şarkısız kaldıkça yaşayamayacak Kadınları sarkılır, akrepler aydınlatır Kadınları sarkılır, zahirlar aydınlatır Artık ben gideceğim ata eyer vuruyorlar Hatıralarımı birer birer yakacağım Entarimi parça parça edip Zehirli kirpilere bırakacağım Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp Göğsüme siyah bir gül takacağım Batan güneşe doğru kurşunlar sıkıp Kendimi boşluğa bırakacağım Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım Siz beni ne anlarsınız... siz... Artık ben gideceğim atım kişniyor Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz bir deniz Beni onun gözleri çağırıyor duramam, duramam Benim gözlerim yeşildir ah... onun gözleri kara Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Rüzgar Şiiri
Uçurtmamı rüzgâr yırttı dostlarım! Gelin duvağından kopan bir rüzgâr... Bu rüzgâr yüzünden bulutlar yarım; Bu rüzgâr yüzünden bana olanlar... O ceviz dalları, o asma, o dut, Gül gül, mektup mektup büyüyen umut... Yangından yangına arda kalmış tut. Muhabbet sürermiş bir rüzgâr kadar. |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Sabun Yaşı
I. Kadın azaltır çocukları için Kullanmasını yabancıları genç gördükçe Adam konuşurken eli kaybolur kızlarla Neden getirmeyi unutmasın Nişanlı sabun demesini Bilmeyenlere denir Ben yaşarken kirli Ne kirli adamlar vardı Yıkadılar sonra anladım Ölü olduğumu II. Yıkadılar sonra anladık ölü olduğunu Alıp götürdük gelin gibi öğleyin Kesip durduk geyikleri Kuşları balıkları eski çiçekleri Nişanlı ölü nedir Bilmeyenlere denir Dalgın bir vaktinizde Bozmayasınız diye geleneği Taşlara bağladığımız Siz yunmuş ölüleri Ne aşkı ne neşesiyle Dünya Onmakta bizi Gelin gömün bari |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Saman Yolunda Veba
Önceden bilen oluş şartlarını çocuklarının Elleriyle değen koklayan hazırlayan adeta Sebebine ermeden erişmeden Korkan ilerdeki korkularla Noldu zarif latif anneler noldular Nerde çocuklar gece yarılarından sonra Çıkıp samanyoluna bakan Bakarak çocukluğu uzatmaya çalışan İşleri güneşin doğuşunu yayınlamak Bütün o çocuklar nerdeler Kalan ne Kızların kollarının arasından gözlenen Samanyollarından Bakışları benekleyen yalnız ölüm Ölüm geçti canlı ehram ölüm geçti O taklar geçip gitti insan üstüne kurulu Ve bağbozumları bizden bozulan Artık kendimize bile o kadar yakın değiliz Gece yarıları samanyolu yok Gün doğmuş doğmamış Bütün elmalar çürüdü Çocukluğumuzun dürbünleri içinden Geçen siyah halkalı kutsal şehirlerden Birini bulamadım gezdim bütün karaları Aşk siyahın beyazdan ayrıldığı Samanyolunda yürüyen bir karınca En onulmaz vebayı kutlayan bir güvercin İki katlı bir arabada Bu bize yaklaşan bir deniz arabası Sen ırakta samanyolu ırakta Ve ay başka bir ay Sarısı beyazına akmış Bulaşmış bir yumurta |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Sepet
Bir vakitler niçin Böyle büyük tutulmuş ölçüleri Çocuklar bile biliyor Filistinin ekmek sepetleri Anne ne koysun içine Ekmek mi çocuk mu Düşmanın ilk baktığı Ekmek sepetleri Dolmayı bekleyen Ekmek sepetleri Ve boşalmayı Ekmek sepetleri Her eşya gitse Kalacak tek eşya İnsana en aykırı Filistinde ekmek sepetleri |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Sessiz Müzik
Sen kış güneşi misin Yakarsın ısıtmazsın Bir ırmağın ortası yoksa Seni mi hatırlayacağım Bu dünyada olup bitenlerin Olup bitmemiş olması için Ne yapıyorsun Sizin evin duvarları taştan Dumanı da mı taştan Seni kız arkadaşlarından Sevinç gözyaşları içinde Öpen olmayacak mı Ezberlediğin şiir Beklediğin adam |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Sevgi
1. Ah benim sevgim çiçek örneği Çarpılmışların kinini yeniler Beni alnımdan vurmak ister Saraların iftiraların gençliği Bilirim geçmektir sevgi Ölümün en yumuşak en ayarlı yerinden Çünkü çocuklar geçer Ölümün en yumuşak en ayarlı yerinden Zarif vakitlerin seçkin kadınları Hazırlardı kızlıklarında (doğum)ları Kaçmakla kurtulamadıkları Arada uyguladıkları 2. Çölden farklı olmayan bu korku Çocukların bu korkudan olur neşeleri Siyah sepete baktıkça her biri Sıcak hoşluğunu anlarlar ölmenin O gün gün ışığından mahrum Mahrum bırakılmış genç kızlar Anneleriyle parka çıkarlar Anneleriyle anneleriyle anneleriyle |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Sıla Aşıktır
Ülkedeki kuşlardan ne haber vardır Mezarlıklardan yükselen bir bahar vardır Aşk celladından ne çıkar madem ki Yar vardır Yoktan da vardan da Öte bir var vardır Hep suç bende değil Beni yakıp yakan bir nazar vardır O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır Sakın kader deme Kaderin üstünde bir kader vardır Ne yapsalar boş Göklerden gelen bir karar vardır |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine
II Gelin gülle başlayalım atalara uyarak Baharı kolayarak girelim kelimeler ülkesine Bir anda yükselen bir bülbül sesi - Erken erken karlar ortasında Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta- Bana geri getirir eski günleri ... Paslanmış demir bir kapı açılır Küf tutmuş kilitler gıcırdarken Ta karanlıklar içinde birden Bir türkü gibi yükselirsin sen Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken Söyleyemediğim ateşten kelimeleri Şuuraltım patlamış bir bomba gibi Saçar ortalığa zamanın Ağaran saçın toz toprağını Bana ne Paris'ten Newyork'tan Londra'dan Moskova'dan Pekin'den Senin yanında Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu Geceme gündüzüme Gözlerin Lale Devrinden bir pencere Ellerin Baki'den Nefi'den Şeyh Galib'den Kucağıma dökülen Altın leylak III Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma Kimi ırmaklardan yansıma Kimi kayalardan kırpılma Kimi öteki dünyadan bir çarpılma İçi ölümle dolu Dönen bir huni Doğarken güneş Kesilmiş ölü yüzlerden Bir mozayik minyatürlerden Dokunur tenimize Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay Ve birden senin sesin gelir dört yandan Menekşe kokulu sütunlardan Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan Gözlerine ait belgeler sunulur Ey aşkın kutlu kitabı Uçarı hayallere yataklık eden Peri bacalarının yasağı Gönlümün celladı acı mezmur Bana bıraktığın yazıt bu mudur Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi Senden bir gök Senden yıldızlar ördüler Ateş böcekleri O gece dört yanıma Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı Sen bir anne gibi tuttun ufukları Ve çocuklar gülle anne arasında Seninle güller arasında Tuhaf bir ışık bulup eridiler Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler Aramızdaki sırra Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar Gençlik monologları Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından Bana getiren Yasamız vardı Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Şahdamar
Siz hürsünüz; siz şartsız ve kayıtsızsınız Bir balığın, bir siyah, bir kara balığın İncecik kılçığı üzerine yemin edersiniz; (K) harfi üzerine yemin edersiniz. Rakı içen kadınların, çiçek yiyen kızların İyilikleri, günahları ve çeyizleri üzerine yemin edersiniz. İstakozların, kırmızı ve mavi istakozların Bir mavzerlik peygamberlikleri üzerine, Küçük ve büyük, acılı ve acısız Yeminler yeminler yeminler edersiniz. Siz siz üzre yeminler edersiniz. Biz hayret eder, kuvvet eder, dudağımızı bükeriz; Dudağımızı kör makaslarla dilim dilim ederiz İki tane elimiz var deriz; Bin tane elimiz olsaydı Bini birbirinin aynı olurdu deriz. 999 elimiz kağıt gibi yansın, Bir elimiz güneş gibi dursun.. Biz elbette dudak büker, hayret ederiz. Biz inkar eder, inkarı severiz; Bayram hediyenizi iade ederiz Biz mahcup ve onurlu çocuklarız Başımızı kaldırıp bir bakmayız Siz rüyalarınızda yaşayıp durursunuz Siz güvercinleri gözlerinden vurursunuz Siz ekmeğin hamurunu, aşkın hamurunu samandan yoğurursunuz Siz rüyalarınızda yaşayıp durursunuz Toprağı zindana koyduk biz Üzerine yedi kilit vurduk biz Kaç gelinin alnında kaç yumurta kırdık biz Varsın yarın takılsın benim çene kemiğim Bir köpeğin ön dişlerine Ve Fahriye'nin kürek kemiği tam ortasından kırılsın Biz inkar eder, şah inkarlar severiz. Kafamızı kaldırıp bir bakmayız ........................................... Ruhumuzun içinde kar yağar Anamızdan doğduğumuz geceden beri Heybemizi emektar makinelere yükleriz Fikirlerimizi tifil vinçlere İri buğday tanelerinin trenleri yürüttüğünü bilmeyiz Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız Biz kirli ve temiz çamaşırları Aynı zaman aynı minval üzere katlarız Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız Siz kalbe hançer gibi giren Siz kalpten ağaç gibi çıkan Siz bize şahdamarımızdan yakın Siz yüzükler içindeki kan Siz inançların sedef kabuğunu Ebabil kuşlarının gagalarıyla kıran Bununla beraber üzülmediğinizi biliyoruz Gün gelecek toprağın altına uzanacağız Her gece saat beş sularında sizi Toplardamarlarımızın içinde bekliyeceğiz |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Şehrazat
Sen gündüzün gecenin dışında Sen kalbin atışında kanın akışında Sen Şehrazat bir lamba bir hükümdar bakışında Bir ölüm kuşunun feryadını duyarsın Sen bir rüya geceleyin gündüzün Sen bir yağmur ince, hazin Sen şarkılarca büyük uzun Sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne Bir ömür boyu yağan bir ömür boyu karsın Sen merhamet sen şefkat sen tiril tiril kadın Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın Sen başını çeviren cellat başının güne Sen öyle ki sen diye diye seni anlayamayız.. Şehrazat ah Şehrazat.. Sen sevgili, sen can, sen yarsin... |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Taha kapının önünde
Ne bahardan bir gül ne yazdan bir yemiş Ne kıştan bir imdat ne sonbahardan sada Bir ara dinlendiriyor yüreğini Beethoven Dört duvardan yavaş yavaş gelen Gözlerden bir çılgınlık akıyor geriye geriye doğru Van Goghun elleriyle kırılan bir başak mı bu Cermen baltalarıyla frenk sopalarıyla İskandinav buzullarıyla geçti Wagner Bir ses ki asur kabartmalarından beter Beklenen muştunun heykeli mi kırıldı battı Sona mı erdi eleğimsağmaların saltanatı Akşam akşam dar sokaklar ağzında kayboldu bir bir Hayallerimizin icadı putlar düşten yoğrulmuş tanrılar Ergenin şeytan aldatmacaları İnsanın ilk karşılaştığı denizlerin Önünde yaktığı kireç alevlerinde hisar Her hastalık bir putun kırılması mı demek Putların toptan kırılması mı demek ölmek (...) -Yanardağ kıyısında yaşama- 51 Yukarda bir yanardağ Kızgın küllerini savuruyor Bu ölü şehrin üstüne İşte bu şehre alıştı Taha Kırağı çalmış evlerine Kahvelerinde dayanılmaz bir çağrıyla Çağıran gecelerine alıştı Taha Geceye bir alkol gibi alıştı Kışlarında terlediği üşüdüğü yazlarında Bu şehre alıştı Taha Gül açmayan baharlara Yaprak düşmez sonbahara Kurbansız bayramlara Öğle öten horozlara Ancak geceleri rastlanılan köpeklere Tütün kokan kedilere Kesin kesin alıştı Yalnız sahaflarında grev yok İşçiler lağımları akar bırakmış Kurumuş kitabelerdir artık çeşmeler Bir semtine yerleşti Özler durur öbür semtini O nerdeyse cehennem orası sanki |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Taha'nın Dirilişi
Dört melek ve Kur'anla Dirildi Taha Onulmaz bir ölümle Kavuran bir felçle Öldüğü halde Dört melek ve Kur'anla Dirildi Taha Cebraille Mikâille Üç Sûr ve İsrafille Azraille bile Dirildi Taha Yatağında bozulmuş bir bağ gibi Kavrulmuş yapraklar gibi Dağılmış ve kendi kıyametini Ve kendi onulmaz mahşerini yaşamışken Nemrudun ateşinde yanmışken Firavun suyunda boğulmuşken Dört melek ve Kur'anla Peygamber soluğuyla Dirildi Taha Açtı sofrasını Mikâil Nimetler sofrasını Bal zeytin ve nardan Su getirdi dağlardan pınarlardan İlkin dudağını ıslattı bengisuyla Tahanın Geçti bir eleğimsağma omuzlardan Taşıyan o gülümsemesini Hızırın Hızır güldü Kur'anı Cebrail açtı Sofrayı Mikâil açtı Ölümü öldürdü Azrail Sûrunu üfledi İsrafil Dirildi Taha İşte böyle dirildi Taha Durun anlatayım size melekler Tahayı nasıl dirilttiler Anarak İsanın doğumunu Anarak Muhammed Mustafanın doğumunu Melekler Tahayı dirilttiler |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Taha'nın ölümü
Ölen şehirlerdir Taha değil Kuruyan nehirlerdir Lambadır sönen kış dökülmüş içine Sonbahar yaprağı ırmağı emmiş Asfalttır çekilen sıva bereket toprağının Bu Tahanın ölümü değiş yürüyüşü mezarların Kabirlerin şamarıdır çağın yüzüne Geceye batışıdır taş bakışlarının Tarihle öpüşme bitmiş demektir Güneşten aya Aydan geceye inmiş demektir masal Fal Kadın ellerine ısmarlanmış olan Fincanlardan fincanlara armağan Sabahların bakırı zehir özleminde Ekmek rafların en gerisinde Ev eskimiş yıpranmış depreme gebe Taşlar birer birer mineralerden düşmede Kubbenin kurşununu kesmiş bir elmas Cam kesmeye mahsus olan Her gece kalbimize musallat olan Cami kubbelerini eriten şimşek Kalbimizin özünü kemiren akşam Ağaç yutmuş kabrin taşını yazısını Ölüler kalmamış haykırdı Taha ne de babalardan bir anı Sur yıkıntıları ölüme açılmış Ölü kalmamış ama ölüm tutuyor güneşi toprağı Ölü kalmamış ama ölüm hayat halini almış İçine girdiğimiz yılan turşulu ölümle Değişe değişe bozulmuş ölüm bile Nerde ölümün o ak o yeşil O siyah kırmızı keskin rengi Artık ölüm ne gri ne kahverengi Ne gök rengi ne yer rengi Ölüm bir grev gibi kaplamış ülkemizi Ta can evimize kast eden bir grev gibi Batı bu karanlık grevin gözcüleri Doğu sonsuz bir grevin Çocuk düşüren bir anne gibi Güneşi düşürmüş son seheri Taşlar birer birer minarelerden düşmede Geceler bir inme gibi inmede Bir felç geldi gökten ve topraktan Doğudan ve batıdan Kollara bir zincir gibi yapışan Ayakları ateşin gıcırtısıyla yakan Kalb Yakup ve Yusuf öyküsünden boş Kafa bütün karıncalarla sarhoş Dudağı kessen bir şarap gibi Felç inmiş ağzımıza yakan bir kireç gibi Ağız mermerle örülmüş Kapatılmış yedi uyuyanlar maparası Develer çöle dağılmış Ateş sönmüş kervan batmış Kervana yol gösteren yıldız yanmış Saksılarda kömürü soluya soluya can vermiş çiçek Sevgiliye uzatılmış ama sevgili ölmüş Baba demiş hasta çocuk ama baba gitmiş Kapı çalınmış ama kimse yok önünde Belki bir yabancılık belki bir rüzgar çalmış Dağ çingenelerine ısmarlanan fallardan Bir daha bir haber alınamamış Bu yıl baharda menekşeler biile açmamış Anneler kirazları beklerken Bir bardak suda ölüm kaynamış Ölen şehirlerdir Taha değil Taşlarını fırlatan minareler Veriyor son felç hıncından bir haber Felç öfkesinden bir sayfadır önümüze açılan Oku okuyabildiğin kadar ölüm dersinden Taha birkaç kelime kaldı söylenmedik Felçten önce birkaç kelime söyle Son birkaç kelimeyi de söyle Öleceksen bari öyle öl öyle Uğursuzluk akşamı çökmeden Kısa süren Kutsal bir öğle gibi Son birkaç kelimeyi söyle Arkadaş aynalar kırılmış Gerdeklerin şiddetinden değil Savaştan dönen yiğitin Sevinç mızrağından değil Aynalar farelerin tıkırtısından bezmiş Kırılmış kırılmış aynalar bezmiş Kırılmış kırılmış aynalar kırılmış Kırılmış yarasaların soluğundan Baharı kalmamış ondan kırılmış Ortasından çatlayan bir zamandan kırılmış Aynalar kırılmış Tahanın yatağına bir adım ırakta Taha ırakta aynalar ırakta Yatak bir karantina kazanı gibi kaynamakta Felç bir kar şehri gibi şehri gömmekte beyaza Dağların beyazına değil ölümlerin beyazına Köpük ölünün sarasının tükrüğü Duvar yanmış bir Kur'an sağlam kalmış duvarda Fırlayacak kuvvet yok kol yastığa dayandığında Ayakları şimşek yakmış Ezmiş bir gök gürültüsü kaburgaları Yatak yapışmış vücuda nasıl koşacaksın Taha Nasıl koşacaksın taş araya girmiş Kur'ana |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Talha At
I. Dostlarımız geldi hafif danslar geldi Şeker verdik aslan yeleleri aldık kırk kapı açtık Kırk kapı açtık Mavi Sakal öldü Kırk odanın içinde güzel aslanlar güldü Sen güldün Asya güldü hafif danslar geldi Gel kalbini saat yap odamıza Saatin içine kutsal sözler yaz Güneş yap aşka güzel ölümleri uslu ölümleri Gel mesut odalar içinde çözül güzel bulmaca Güzel ve mağrur ve katil İç dünyamı ikili susmalarla bölme Şiir günlük konuşma dilimiz Kıskançlığımdan örülme bir perde Perdeye çarpan beş deniz Kuvveti yok bende itham etmek hakkından önce II. Dostlarımız geldi sağlam izleri var karda Yapacaklarının yapılabileceği iyi öğretildi onlara Ve sağlam kutular içine koydular gölgelerini Karışık bir ses teller üzerinde Londra Gel bu gece görülmemiş bir şey olacak Yanlış bir dağın altından yanlış bir su çıkarsa Kaybolursa taşlar içinde taşlar getiren taş bir bulut Eşkiya heybesinde çizgili kayığa asıl Merhametin bildik kaynağı eşkiyalar Kıldan ince çarpık bilgileri unut Sessiz derin sonsuz yaslı duvarlar önünde Türküler içinde en şen en senin olanı söyle III. Aşk kadar nazlı saat kadar gerçek Bir bülbül bakıyor bana doğru Boş oda kadar tedirgin tehlike kadar güzel Bir bülbül içimde sedefle kaplanıyor Payıma korkarım eşsiz bir azap düşecek Dostlarımız geldi öldü büyücüler İnsanla peygamber arası basık bir gürültü içinde Korkunç ilgiler döner dolaplar Sedef gurur ve inat içinde Seni bana getirsin ölüm yatağımdayken Kırık ayaklı tahta at. |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Tut
Son kaya iniyor kuyu aydınlanıyor Ses insanın derinlerde parlayan Son isyan denemesi oluyor güzel İçimde yaman tutuk bir şair doğuyor Tut elimden Dosta düşmana karşı bir iyi konuşayım Tut Kulede saat kırılmasın Geyikler sağır Rüyalar boğuk olmasın Son kral ağlıyor, üstünde son kuş yoruluyor Halkın kayıp annelere karşı saygısı yok Tut elimden Düşen tüyleri toplayalım Tut İsimsiz çocuk ağlamasın Kuyuda ışık sönmesin Kırk oda içiçe dönmesin Halayıklar sağır Dualar boğuk olmasın Son insan yürüyor Tut elimden kaçalım Kaçalım kaçalım Bizi kimseler görmesin Arıyanlar bulmasın Tren duvarları sarsmasın Yürek bu kadar hızlı çarpmasın Kan böylesine hızlı akmasın Aşkın kulakları sağır Sesi boğuk olmasın |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Veda
Silahlara veda Geceye rüyaya ve sana Yalnızlığın geyik gözlü köşesinden Düzenlerin çıkmazına Çizdiğim resmin Saat kulesi ağlıyor Ağzım o çeşit yok Şişe bu çeşit var Sen bir gece gelsen Güneş doğmasa Gitmeden yine gelsen Bu yeni geleni Bu bize bakanı Sana bir anlatsam Güneş doğmasa Sandıkların içini göstersem sana Çizdiğim resmin Yalnızlığın geyik gözlü köşesinde Bir rafa koyabilsen Olup biteni ve onları Sabaha kadar konuşsak O ürkek ürkek bakanı sana bir anlatsam Ateşi karı tüfeği çeksem Ocağa pencereye kapıya Kemana veda Yağmurda şeytan ve şapkası Silahın ölümünü kutluyorum Tren kaçırmış gibiyim Sana veda |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Yağmur Duası
Ben geldim geleli açmadı gökler Ya ben bulutları anlamıyorum Ya bulutlar benden birşey bekler Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum Ben geldim geleli açmadı gökler Bir yağmur bilirim bir de kaldırım Biri damla damla alnıma düşer Diğerinde durup göğe bakarım Ne şehir ne deniz kokan gemiler Bir yağmur bilirim bir de kaldırım Nedense aldanmış bir gece annem Bir kadın gömleği giydirmiş bana İşte vuramadı gökler bana gem Dinmedi içimde kopan fırtına Nedense aldanmış ilk gece annem Biri çıkmış gibi boş bir mezardan Ortalıkta ölüm sessizliği var Bana ne geldiyse geldi yukardan Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar Biri çıkmış gibi boş bir mezardan İyi ki bilmiyor kalabalıklar Yağmura bakmayı cam arkasından İnsandan insana şükür ki fark var Birine cennetse birine zindan İyi ki bilmiyor kalabalıklar Yağmur duasına çıksaydık dostlar Bulutlar yarılır gökler açardı Şimdi ne ihtimal ne de imkan var Göğe hükmetmekten kolay ne vardı Yağmur duasına çıksaydık dostlar Ben geldim geleli açmadı gökler Ya ben bulutları anlamıyorum Ya bulutlar benden birşey bekler Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum Ben geldim geleli açmadı gökler |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Yoktur Gölgesi Türkiyem'de
Sabahlari gün dogmadan uyanir Dilini yutacak olur içi kanlanir Gün boyu çalisir aydinlanir Kederini anlarsaniz size ne mutlu Acir fakir çalisan kadinlara Titrer bir gönül kiracak diye hanim dizi Incedir billurdandir yoktur gölgesi Türkiye'de Bir meçhul Meryem mermerden degil ama kutlu Gözlerine baksaniz erirsiniz kar gibi Elinizi sallasaniz rüzgarindan sallanir Bir geyik olur sizi arar melul ve bakir Görür gibi uyur konusur gibi susar güler aglar gibi |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:48. |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.