![]() |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Kan İçinde Güneş
Polonyanın kanı beyazdı İsyan bir bayraktı süt içinde Porselenlerden yapılmış Polonya Kırılan heykel ve heykel aşkları Ve Venüsün kırık kolu Polonya Polonya Polonya sana günaydın Karanlıklardan çekip kaderini İlk aydınlığa çıkardın Ama ben Peşteye dönüyorum Peşte bir kan çemberi Işıklı çemberler içinde ölüler Konuşturuyorlar sfenksleri Öğretiyorlar kelimeyi doğan Çocuklara kutsal kelimeleri Kelime en güçlü silahtır Tutar şehri ve insanı Elektrik lambalarının altında Kadın kanları Kadınlar susmuştu Konuşan erkekti Kadın gömlekleri yırtılıyordu Anne gömlekleri Ve mesut dakikaları beklemiş Bütün saatler Tırak deyip durdu Günah duvarına düşmüş Şehrin beyaz kaderi Ve kan aynasında Macar gölgesi Macar kası gergin Kan büyüyordu - İşin kötüsü gözüm görmüyor - Silah ıslandı atamıyorum - Çevrem kıpkırmızı oldu Ellerim yapış yapış - Kelimelerimi duyuyor musun? Dünyaya kan ismi veriniz Sokak fenerlerine asılmış Güzel ve canlı ölüm Aydınlatıyordu gerçeği Telgraf direklerine çekilmiş Düşman ölüleri bir bütün Apayrı bir varlık insandan Günah kadar çirkin Ve Tanrı düzenine aykırı Bir ur kocaman Ölüm yayılıyordu ölüyordu gece bile İşleyen makinalar kalmıştı yalnız Ve onların kolları insanlar Zalim kelimesinin gözbebeği İnsan değil alet Aletin aleti Kör - Tanrı onlarsız değil Ama onlar - Tanrısız Geride ve Peştede kan vardı Budanın bir kelimelik heykeli kan içinde Ve güneş yavaş yavaş yükseliyordu Peşte dağlarında Ve kan pırıl pırıldı Kızgın ve kaynar Bin güneş yanıyordu kanda Küçük fakat sağlam |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Kapalı Çarşı
Kendi yastıklarına gölge salmasın Çocuklarının öpüşleri onlara anlat Onlara anlat yağmur karşılıklı yağar Ruhların içindeki müzikle karşılıklı Kapalı çarşı içinde bir sigara Bir keman kılıfı senin saçlarına sürünen yağ Onlara anlat kadınların gözlerinin içinden geçer Kapalı çarşı ve kapalı çarşıyı götüren saat Bir inci gerdanlık dumanları içinde kapkara Anlamağa başladığı ağır ve çekilmez kelimeler içinde dağ Senin resmin ince gerdanlığın siyah parlaklığı içinde ışıklı Işıklı ışıksız yandan ve önden ışıksız arkadan ve içten ışıklı Onlara anlat ki insan kelimelerden ve şiirden yaratılmadı Tüyler içinde gelen yeni dünya Bir sandalye kadar hür olduğu gün Sen cuma gününün hürriyet kadar kutsal olduğunu onlara anlat Benim aynamı küçültüp büyülten onlar Benim aynamı aynalıktan çıkaran Kapalı çarşılar içinde fikre ve gerçeğe Neler neler etti anlarsın onlar Şemsiyeler gibi Felaketlerin en şakacısına açılıveren onlar Kendi yastıklarına düşmesin Dostlarının kadınları üstündeki gölgesi onlara anlat Kapalı çarşılar içinde Aslanların ağaç kabuğuna yazdığı şiir Kapalı çarşı içerisinde Açık ve keskin yumuşak ve güzel Kur'an sesleri Kapalı çarşı içinde kapalı rüya çarşıları Kapalı çarşı içinde öfke ve af çarşıları Kapalı çarşıya gittiğin zaman Bir yangın sonrasının gazetelerini okudun Bir gazete uzun ve kul olmuş bir gazeteydi kapalı çarşı Mavi gözlü bir gazete Kapalı çarşı içinde bulutların en senin olanı Sen bana kapalı çarşı Şüphesiz o kadar satılan ve alınanlar var ki Şüphesiz bir harita kırığı Bir yapma deniz parçasıyla kapalı kapalı çarşı Sen kapalı çarşılar üstüne yağmur yağanı Yağmurun iyi ve doğru yağmadığını onlara anlat |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Kar Şiiri
Karın yağdığını görünce Kar tutan toprağı anlayacaksın Toprakta bir karış karı görünce Kar içinde yanan karı anlayacaksın Allah kar gibi gökten yağınca Karlar sıcak sıcak saçlarına değince Başını önüne eğince Benim bu şiirimi anlayacaksın Bu adam o adam gelip gider Senin ellerinde rüyam gelip gider Her affın içinde bir intikam gelip gider Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın Ben bu şiiri yazdım aşkın çeşidi Öyle kar yağdı ki elim üşüdü Ruhum seni düşününce ışıdı Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Kav
Otomobil birden çıkıyor yoldan Bir deniz kıyısında duruyor Büyü bıçağı koparıyor onu gri harmanili kayalardan Yalnız sırtlarından sezilen haçlı erleri kayalardan Kayalar kapatıyor onun arkasını som Düşünceyle şekerlendirilmeden Günse eriyor yön yön Van Gogh'su bir kırmızılık Kirazların ve güllerin tifoya kardeş çıkan rengi Kokuları bile kıpkırmızı olan güllerin Ve otomobilden inen sensin iki avcunda deniz Çevrene üşüşen zeytin ağaçları Arkandan inenler o kimlerdir ki avuçlarına gülüyor Oluşa gülüyorlar kuşlara çocuklara Ki senin ellerini görmek bir kurtuluştur çocuklara Sen yüzünde Akdeniz memnunluğu sen Truvalı Helen Sana gelmiş bütün yunanlılar atlı arabalarla Atlarla otomobillerle uçaklarla Bütün kiraz yangını çocukları andıktan sonra Evrenin akşamından döndünüz evlerin parmaklarına Almışsın üstüne örtücülüğünü siyah kahverenginin Ağaç gövdelerinin kavların rengini Tabiat seninle canlı ve yeni Tabiatı duruşun ve bakışınla verimlendirmişsin Ey geçmez gençliğin telâşsız sesi Sesinle ölümü ürkütmüş terletmişsin Bir piknik yer altı gençliğine gözlerin Saçların bir başlangıç eski zaman leylâklarına Bir vakit gelse ki kapansam ayaklarına Geçen zamanı yanlış bir rüya gibi yorumlasam Resmini yunanlılardan kalma kayalara oysam Gitsem Bergama Tiyatrosunda seslensem ismini Benimle birlikte tabiat çağırsa seni Eski çağ çağırsa seni Yeni çağ çağırsa seni Her piknik gezintisinde yaptıkları gibi Çiçek kuş arı ve mavi gökte güneş Seninle donanırlar çocuk oyunlarında dağ düğünlerinde Ve kayalar ilk olarak atalardan arınmış Büyümüş denizden gelen sabırsız seslerle Sonbahar papirüslerini birer birer atmış Kentse yüzyıllarca ilerde ve ötede Sen halk ve çocuklar ve bir portatif çadır Ve kalakalmış bir oto uçurum kenarında Hafta içi gel gitleri denizde kanayıp ıslanış Güneş sevinçli yaşlarla kararmış Tabiatla konuşmaya başlarsın bardakların derinliğinde Çin çay bardaklarının Birbirinizi yitirirsiniz tabiatın sisinde Biriniz Kafdağında biriniz Çinseddinde Deniz yüreğinizin telâşsızlığından aydınlığını emer de Akşamın üstüne boşanır yanar beyaz gecelerde İyot kokulu yalnızlık panayırlarında Ben bir peri masalı gibi anılırım o anda Gelip geçen bir nöbet gibi o anda orada Saçılan eşya toplanır otomobil çalıştırılır dönüş başlar Tabiatla son alışverişi yapar çocuklar Deniz yavaş yavaş siyah bir kabuk bağlar Çayırlar üzerinde soğan yumurta kabukları büzülmüş kâğıtlar Sende kadınlığın o sonsuz gülümsemesi ve toparlanışı var Gözler hep arkadadır acaba unutulan bir şey mi var Mutlaka unutulan bir şey var Gün bir bomba gibi düşer ve batar Arkaya son bir göz atılır otomobile doluşulur Şimdi sizi tabiattan koparan geri alan bir asfalt Şehrin düşüncelerini yayınlayan kalorifer bacaları Oraya buraya koşuşan insanlar Ve bütün ışıklar yanar |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Kav 2- 34
Günaydın bana geri gelen şiir Bana geri gelen anıt Bana geri gelen kalbim Bana geri gelen kalbimin ayışığı Gözleriyle iyileştiren yaralarımı Kalbim güneşim efendim Günaydın yüreğimin kuşluğu Sürekli kuşluğu Günaydın alacakaranlık Ama nasıl alacakaranlık Bizi yataklardan koparan Dağlara yaklaştıran Dağlara doğru fırlatan Grevlerden grevlere koşturan Yanardağ Alacasıyla anne karanlığıyla baba Loşluğuyla kardeş aydınlıyla abla Kırmızı kırmızı bir karasevda Siyah siyah bir kuş lamba Hız kazanmış kristal camlarla Gelen ve giden İçimizde ve dışımızda Son durak İstanbul İlk durak Ankara (...) |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Kervan
Mecnun bu olgunluk yıllarında Koştu kervandan kervana Hizmet ederek insanlara Erdi teselli pınarına Zamanı hatıraya karşı kullandı Aşka karşı hakikatle donandı Şefkat merhamet ve hakikat Aşka karşı aşkla birlik silah ve at Ve Tanrı'nın saltanatı tek saltanat Bu görüşle karışıp insanlara Buldu çoklukta tek bir manzara Her işin sonu başı Tanrı Alınyazımızın heykeltraşı Tanrı Tek var olan O...gerisi gölgeler Sabah uyanıp karşılamak yeniyi Ufuklara bakıp beklemek yeniyi Kudüs'ü gördü Şam'a vardı Biri güneşin parça oluşu Biri aydan düşmüş bir mezardı Biri selvi biri çınardı Biri ayna biri duvardı Kervanları şehirlere şehirleri kervanlara Çevirerek içinde sürüp gitti bu macera Eşyada alevlenip alevlenip sönüş Dolaşıp dolaşıp Tanrı'ya dönüş Tenha kaldığıan çadırlarda Kalbine inerdi bal rengi bir levha Yeni bir yazı çözmeğe uğraşırdı İnsanlara kapalı harflerdi savaştığı Bir gün Leyla'nın evlendiğini duydu İçinde bir ses dedi: ne acı düğün bu Başkaldırdı bu sese: hayır hayır dediKendine, şeytana karşı haykır dedi Lekeleri gitti lekelenmez ismin Öyleyse alkış tut öyleyse Mecnun sevin Geceler, yıldızlar, yakın yıldızlar Toplanın Leyla'nın oraya yıldızlar Saçın saçına çiçekler yıldızlar Benden bir şimşek çizin havaya Bir dokunur dokunmaz gibi bir esiş gibi İyilik dileklerimi bırakın yıldızlar Böyle düşünüp sevinme ve üzülme arasında Günlerce düğünün akında kabusun karasında Zorladı ölümle hayatın sınırlarını Bir uçtan bir uca var ve yok olmanın sırlarını Annenin ölümü babanın ölümü En kara haberler düğümü Geldi gitti yıktı Mecnun'u Aylarca bilinmezle pençeletti O'nu Bir kez bir kez daha vurdu yere Tunçlaştı çelikleşti Kays işte böylece Ve alıştı bütün bu olanlara Yaz kış durgunluk ve fırtına Aynı varoluşun dönüşümleri Gün değişiminin aynadaki izdüşümleri Gibi bir etkiye dönüştü O'nda Böyle bir yoruma kavuştu sonda O ve Leyla aynı kadere susamaktalar Birlikte de olsalar ayrı da olsalar Aynı günün biri gecesi biri gündüzü Aynı alınyazısının cevheri ve yüzü Sevgi gözde değil gönüldedir Vücut değil ruhtur aşka kadir Hersey havada bir toz gibi döner durur da Yok olur sonunda Tanrı'nın varlığında Yaşamak Tanrı uğruna Tanrı içindir Geri ne varsa tahttan indir Ruh hürdür Tanrı sevgisiyle Bağlı değil zaman ve yer ilgisiyle Artık buluşmuşlardır Tanrı katında Bir yersizlik ve zamansızlık saltanatında Bir şey değişmez gelse de gelmese de Leyla Farketmez gitse de gitmesede Mecnun O'na |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Köpük'ten
Portakal büyüsüdür yalayan seni beni Kentte başlarken gece horozun terk ettiği Bir kadını havlıyor taşıyor o ıssız köpekler ki Kırmızı bir karpuzun ortasından kesilen o köpekler ki Deniz mi dedin ne denizi Ben Kristof Kolomb'un uşağı değilim Ben ırmakçıyım denizci değilim Kulağımda ne bir aşk ne de bir kürek sesi Bir meydan uğultusu barbar bir inşaat sesi Bir kere kente girdin Bir kadını al onu yont yont anne olsun Her kadın acıma anıtı bir anne olsun Çocuklara açılan mavi kırmızı pencere anne Sen bu şehrin sokaklarından geç sonsuz pencerelerle Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun Ve sonra yıpratılan ne Mavi bir alıkonan Bu köpekler neyi havlıyor hangi kadını Bu horozlar neyi ürperiyor çocukları mı Sabah ki marul ortası kırılan bir gemi direkte Vakit çiçek bozuğu bir akşam terkisi Bana ayrılan hangi Arap atının terkisi Hangi çadır düşüncesi ve çöl Bir mermerin rüzgârdaki savruluşu çöl Kadın giyeceklerinin kıvranışı kızılda Bir kırmızı biber salgını develer Yeter suyun anıtlaşması çelik çelik biatı Bir kere kente girdin Felçli kadın karyolaya bağlı Haliç Engenlik gençkızlık işletmesi karyola ki Bekâr bir ölümün fener alayı şöleni Azrailin boyuna bülûğa erdiği gerdeği girdiği Eleni Eleni karyolada düşünen kadın Yalnız ve som karyolada düşünen kadın Her erkeği papaz sanıp günah günah olarak çıkartan Her gece güneşi ısıran Köpekler neyi havlıyor hangi gülü Horozlar neyi ürperiyor savaşı mı Bir yumurta ortasında gece yarısı Sen ey şair ki ellerini kollarını çarmıha gerdin Ölüm ki tabiatüstü hayatların menaceri En yeni buluşu intihardır |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Köşe
1 Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin Gözlerin kac kişinin gözlerinde gezinir Sen kaç köşeli yıldızsın Fabrika dumanlarında resmin Kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun Hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi Aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim Sen kaç köşeli yıldızsın 2. Evlerinin içi ayna döşeli Ayna hatıra gözler ve sevmek Benim aşkım binbir köşeli ah binbir köşeli Bir köşe gidince bin köşe yeniden gelecek Ayna hatıra gözler ve sevmek Evlerinin içi kabartma bahar Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar Halıları öpe öpe nakış yapar nakış gibi ayaklar Siz söyleyin insan seve seve ölmez ne yapar Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar Evlerinin içi yeni güllerden Görülmemiş güneşleri görülmemiş gözlerine getiren Sağ köşedeki entari sol köşedeki şapka Beni katıl suların ortasına bıraka Katıl sular güneşi gözlerinden götüren Evlerinin içi gurur döşeli Benim aşkım binbir köşeli ah binbir köşeli 3. Sen geldin benim deli köşemde durdun Bulutlar geldi üstünde durdu Merhametin ta kendisiydi gözlerin Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu Bulutlar geldi altında durduk Konuştun güneşi hatırlıyordum Gariptin yepyeni bir sesin vardı Bu ses öyle benim öyle yabancı Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı Dişlerin öpülen çocuk yüzleri Güneşe açılan küçük aynalar Sert içkiler keskin kokular dişlerin İçinden geçilen küçük aynalar Ve güldün rengarenk yağmurlar yağdı İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı Sen geldin benim deli köşemde durdun Bulutlar geldi üstünde durdu Merhametin ta kendisiydi gözlerin 4. Taşların ortasında Leylanın gözleri Leyla köşe köşe göz göz şiirin ortasında Ben Leylayı bulduğumdan yahut kaybettiğimden beri Leyla ya o adamın bardağında ya o dağın ortasında Ben Leyla gibi güneş doğarken uyanamam Şehir gece gündüz benim içimde uyur Leylayı götürüp Londranın ortasına bıraksam Bir bülbül gibi yaşayışını değiştirmez çocuktur Leyla diyorsam kesik yanaklarıyla Leyla Üç köşeli dünyasıyla Okuyla yayıyla yaylasıyla acımasıyla Leyla diyorsam şu bizim gerçek Leyla Biz seni işte böyle seviyoruz Leyla O gitti bize ağlamak kaldı kala kala 5. Beni yeraltı sularına karşı iyi savun Tırnağını taşa sürten yitik keçilere karşı Bu çeşmenin üç köşesinden hangisinden su içecek Senin bahtsız ve mesut Eyyubun Atların en güzel biçimini sessizce kalbime indiriyor İçımde İstanbul çalkanırken bozbulanık çeşme Bir dans için can vermeğe hazır bekliyorum Sen orda gelirayak kuklalara insan gibi konuşmasını öğretme Su akıyor birikiyor kan lekeleri Kurtulsam diyorum bir eser buna engel Öyle büyüyor öyle çoğalıyorsun İstanbul kalmıyor Hangi köşesinde huzur o köşesinde sen Hangi köşesinde yeni çağlara uygun odalar Ben bölünmez bir şairsem Sen bölünmez bir anne Bir çeşme |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Küçük Na't
Göz seni görmeli, ağız seni söylemeli Hafıza seni anmak ödevinde mi Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli Sen eskimoların ısınması sevgililer mahşeri Aklım yeni bir akıldır çiçeklerden Mantığım mantığın üstünde yeni İçimde Nuh'un en yeni tufanı Dünyaya ayak basıyorum yeniden Göz seni görmeli ağız seni söylemeli Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli Yüzlerce yıl geçiyor belki bir bulut geçiyor Ben yeni doğmuş bir çocuk gibi Herkesin konuştuğu dilden mahrum Ama yepyeni bir dil konuşmanın sevinci Bütün deniz kıyılarında seni anmalı Sen buzulların erimesi eskimoların ısınması |
Cevap: Sezai Karakoç | Şiirleri
Leyla Köşesi
Bir de bakalım Leyla köşesinden Aşkın kadın adlı penceresinden Bırakmıştı kendini yazılmış olana Susmak ve konuşmamak denen cana Evlenmişti ve görünüşte mutlu Şimdiden memnun ve gelecekten umutlu Fakat bir eksiklik ufacık bir nokta Kalbi kurcalıyordu hala Mecnun ne olmuştu neredeydi Nasıldı ne yapıyordu hali neydi Geceleri loş gölgeler arasında Kum tepelerinde ay yarasında Mecnuna benzeyen hayaller olurdu Bu anlarda sanki kalbi dururdu Bitmiş olan bir daha mı başlayacak Ne çare başlayan başlamamış Bitmiş bitmemiş olacak Gibi gelirdi Ona Ürküntü geçmiş ama erememişti huzura Karanlık bitmiş fakat erememişti huzura Ay tutulmuş tutulmuş kurtulmuştu Gönlü zaman zaman tutmuştu muştu Gün kırmıştı siyah çerçevesini Yarmıştı ışıkta ötesini berisini Baskın korkusuyla ürperen çadırların Bugün düzen ve güven, ama yarın!! Yarına bir güvence olmayan Neye yarar böyle bir şimdiki zaman Acıyla da olsa dopdolu olan hayat Boşalmıştı zembereği boşalmış bir saat Gibi. Dönmüştü bomboş bir kağıda Ağızdaki tad benzemiyor eski tada Irmak kurumuş rüzgar esmiyor Yakıcı güneşi bir parçacık bulut örtmüyor Arzu ve korku iki karanlık duygu Yüreğinde birbirini kovalayıp duruyordu Ya bir gün geri dönerse Mecnun Yine altüst olursa ortalık bütün Daha mı iyi olur daha mı kötü bilmiyordu Bir umut vardı gönlünde eksilmiyordu Sonra kızıyordu kendine kınıyordu kendini Kapamak istiyordu içinde eskinin kepengini Eski oldu diyelim ama neydi yeni Ve nasıl eskitmeli eskimiyeni Nasıl öldürmeli ölmeyeni Nasıl diri sayarsın ölü olanı Eski bir zehirdi belki ama yeni Andırıyordu tatsız tuzsuz bir yemeği Beklemek neyi beklediğini bilmeden Gün günü ay ayı kovalarken Beklemek bir vaktin doluşunu Öç alan kaderin zalim oyunu Her şey akılla kurulu akılla düzgün Ama aklın içinde olamalı baharat gibi Bir parça delilik Oysa mecnun almış bütün deliliği gitmiş Kupkuru bir hayat kalmış ve adeta oyun bitmiş Arzulanan zenginlik, at kumaş ve ziyafet Yetmez olur insana bir gün elbet İnsan hep birşey umar bekler Ne olduğunu bilmez fakat Fakat sonradan duruldu Leyla Tevekkülle huzuru buldu Leyla Ruhta kopan fırtınalar dindi Gökten gönle sükunet indi Anladı ki acı tatlı soğuk sıcak Geçmiş ve gelecek ayrılmak ve kavuşmak Hep aynı varoluşun dönüşümleri Aydınlanışları ve sönüşümleri Her şey havada döner durur Sonunda Tanrı varlığında yok olur Ruh hürdür vücut esir Ruh baldır beden zehir Ruh hürdür Tanrı aşkıyla Bağlı değil yer ve zaman kaydıyla Farketmez gelse gelmese Kays (Mecnun) Ona Gitse gitmese Ona Leyla Tanrı katında buluşmuşlardır Hakikat yurduna kavuşmuşlardır |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:41. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.