![]() |
Cevap: Faruk Nafiz Çamlıbel Şiirleri
Eriyen Adam
Şair: Faruk Nafiz Çamlıbel Gözlerim gözlerinde dinlenirken eriyor, Eriyor yaklaşırken dudağına dudağım. Zerrelerim çözülmüş gibi sesler veriyor, Ben sıcak bir denize inen buzdan bir dağım. Yanında damla damla bittiğimi duyarım, Yoklarım yerinde mi yüzüm,alnım,saçlarım? Bir göğüs geçirerek derim ki:'Yine varım, Fakat bir rüya gibi şimdi kaybolacağım' Bir gün,için içimde neyim varsa alacak, Varlığım bir su olup kabından boşalacak, Benden nişan olarak kucağında kalacak Boş bir yığın:Elbisem,gömleğim,boyunbağım. |
Cevap: Faruk Nafiz Çamlıbel Şiirleri
Firari
Şair: Faruk Nafiz Çamlıbel Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin Sana kafir dediler, diş biledim Hak'ka bile Topladın saçtığı altınları yüzlerce elin Kahpelendin de garez bağladım ahlaka bile. Sana çirkin demedim ben, kafir demedim Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin Yaşadın beş sene kalbimde, misafir demedim Bu firar aklına nereden, ne zaman esti senin. Zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine Takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek. Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek. |
Cevap: Faruk Nafiz Çamlıbel Şiirleri
Gençlik
Şair: Faruk Nafiz Çamlıbel Anlattı erenler: Bir bahar değil, Aşıkın ömründe bin bahar varmış. Hicranla ağaran bu saçlar değil, Savgisiz kalan kalb ihtiyarlarmış... Sorardım sırrını hiç düşünmeden: 'Bu fani gönlümün sevinci neden?' Beni günden güne meğer genç eden Daima değişen maceralarmış! Gönlümde kovalar eskiden beri Sarışın kumralı,kumral esmeri. Dolmadan boşalmaz birinin yeri. Gönlümde,anladım,her dem baharmış. |
Cevap: Faruk Nafiz Çamlıbel Şiirleri
Gizli Bakışlar
Şair: Faruk Nafiz Çamlıbel Bir bakış ki açıyor gönül muammasını, İki sevdalı kalbin en gizli yarasını, Bir bakış ki kudreti hiç bir lisan da yoktur, Bir bakış ki bazen şifa, bazen zehirli oktur. Bir bakış, bir aşığa neler anlatır, Bir bakış, bir aşığı saatlerce ağlatır Bir bakış, bir aşığı aşkından emin eder, seven insanlar daima gözleriyle yemin eder. |
Cevap: Faruk Nafiz Çamlıbel Şiirleri
Gönül
Şair: Faruk Nafiz Çamlıbel Bağından her güzel bir gül seçerdi, Bundan mı sarardın soldun,ey gönül? Kadınlar geçerdi,kızlar geçerdi, Bir zaman aşk için yoldun,ey gönül! Dünyaya baksan da gülümser gibi Uzuyor hayatın bir keder gibi, Ellerde dolaşan kadehler gibi Yıllarca boşaldın,doldun,ey gönül! Çare yok,matemin çok derinse de, Hasretin tükenmez yaşın dinse de. Gençliği hoş geçti,eğlendinse de Sanmam ki bahtiyar oldun,ey gönül! |
Cevap: Faruk Nafiz Çamlıbel Şiirleri
Görmeden Taptığım Put
Şair: Faruk Nafiz Çamlıbel Nasıl gönül taparsa Tanrı'ya,görmeksizin, Var adını bilmeden bağlandığım bir peri... Bir beyaz dalga gibi hep o engin denizin Üstünde gezmedeyim doğduğum günden beri. Ne ben yedim ihtiras peteğinin balından, Ne o tattı arzunun buğulu kevserini, Ne kırda kestiğimiz taze incir dalından Kaval yapıp çağırdık gönül türkülerini... Gördü mü efsaneler buna benzer haile? Leyla böyle sevilmiş,böyle sevmiş mi Mecnun? Yavrusuna tapınan analık aşkı bile Şehvete benzer biraz yanında bu duygunun. O bir gülüdür,yetişmiş kalbin altın tasına, Ve bir bülbül ki yalnız şi're vermiş sesini: Ne sular genç yüzünü nakşetmiş aynasında, Ne güneş yere sermiş boynunun gölgesini! |
Cevap: Faruk Nafiz Çamlıbel Şiirleri
Hamd U Sena
Şair: Faruk Nafiz Çamlıbel Ne var ki mevcûd ise âlemde, güzel, doğru, iyi; Arayan fikri, bulan râhu, seven sevgiliyi Bize bahşetmiş olan Hazret-i Rahmân'a şükür. O büyük Rabb'e şükürler ki, ayak bastığımız Yeri halketti barınsın diyerek varlığımız; Ve yer üstünde hayâlin cereyânınca uzun, O büyük Rab ki, ışıklar yakıyor göklerde, Lûtfunun feyzini, görsün diye insan yerde; En büyük nîmete hamd, en küçük ihsâna şükür. O büyük Rab ki, ufuklar boyu nîmetlerini, Hüsn ü an, reng ü füsun, aşk ü cünûn mahşerini Gayrı kâfi görerek sevdiği biz kullarına Şimdiden vâdediyor başka bir âlem yarına; Mâ-i Tesnîm'e şükür, Ravza-i Rıdvân'a şükür. O ki, sedâsına yandıkça bütün mahlûkat, Arş-ı Alâ'da Ezel kasrına çıkmış yedi kat, Geriyor hüsn-i ilâhîsine atlas perde... En güzel vuslatı tattırmak için mahşerde Bize, gündüz gece, zehrettiği hicrâna şükür. |
Cevap: Faruk Nafiz Çamlıbel Şiirleri
Ölümü Hatırlatan Kadın
Şair: Faruk Nafiz Çamlıbel Kayalıklarda gördüm seni,bir sisli günde, Fırtınadan saçların çözülmüş bir demetti. O kayalıklarda ki bir yıl evvel üstünde Çöllerden aşık dönen bir genç intihar etti... Seni her nerde,artık,her ne suretle görsem Bir gölgenin duyarım ruhuma düştüğünü. Ben de o aşık gibi bir kayada ölürsem Rabb'im mukaddes etsin seni gördüğüm günü! Kayalıklarda bir genç öldüğü gün beldenin Halkı seni karanlık rüyalarında görmüş, Ey yadı gönlümüzden çıkmayan afet senin Sevmediklerin değil,sevdiklerin ölürmüş. Bazı ruhum kararır kefenlerden,mezardan; Yok mu,Rabb'im,ölümün bir güzel şekli,derdim. O kayalıklarda ilk seni gördüğüm zaman Hayalimde ölüme en güzel şekli verdim. Başka bir göz yaşını dudaklarınla silsen Ürpererek:Bu,derim,mezardan bir nefestir! Buna kıskançlık deme,bence değil yalnız sen, Seni gören göz bile ne kadar mukaddestir! Kimse karşında belki titremez gönlüm gibi, Bense hala korkarım dizinde ağlamaktan. Teması korku veren tatlı bir ölüm gibi Daha cana yakındır görünüşün uzaktan... |
Cevap: Faruk Nafiz Çamlıbel Şiirleri
Han Duvarları
Şair: Faruk Nafiz Çamlıbel Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya, Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları, Önde uzun bir kışın söldürdüğü etekler, Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler... Ellerim takılırken rüzgarların saçına Asıldı arabamız bir dağın yamacına, Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, Yalnız arabacının dudağında bir ıslık Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar. Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu. Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu. Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince, Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine. Ne civarda bir koy var, ne bir evin hayali Sonunda ademdir diyor insana yolun hali, Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor, Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor... Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine, Bir sarsıntı... uyandım uzun suren uykudan; Geçiyordu araba yola benzer bir sudan Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu, Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu; Ağır ağır önümden geçti deve kervanı, Bir kenarda göründü beldenin viran hanı. Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya. Bir noktada birleşmis vatanın dört bucağı Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı, Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor, Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor, Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı Heryüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı, Gitgide birer ayet gibi derinleştiler Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler... Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı, Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı; Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler, Aygın baygın maniler, açık saçık resimler... Uykuya varmak için bu hazin günde, erken, Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı; Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa; *On yıldır ayrıyım Kınadağı'ndan Baba ocağından yar kucağından Bir çiçek dermeden sevgi bağından Huduttan hududa atılmışım ben* Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi.. Gözüm imza yerinde başka ad görmedi. Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş; Araya gitti diye içlenme baharına, Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk Soğuk bir mart sabahı...Buz tutuyor her soluk Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri Bulutların ardında gün yanmadan sönuyor, Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor... Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar, Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide, İki dağ ortasında boğulan bir geçide Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu Burada son fırtına son dalı kırıyordu Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla Savrulmaya başladı karlar etrafımızda Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü; Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü... Gönlümde can verirken köye varmak emeli Arabacı haykırdı *İste Araplıbeli* Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana Biz menzile vararak atları çektik hana. Bizden evvel buraya inen uç dört arkadaş Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri Çicekliyor duvarı ocağın akisleri Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor *Gönlümü çekse de yarin hayali Aşmaya kudretim yetmez cibali Yolcuyum bir kuru yaprak misali Rüzgarın önüne katılmışım ben* Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım. Başucumda gördüğüm su satırlarla yandım *Garibim namıma Kerem diyorlar Aslı'mı el almış haram diyorlar Hastayım derdime verem diyorlar Maraşlı Şeyhoğlu Şatılmış'ım ben* Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı Az değildir, varmadan senin gibi yurduna Post verenler yabanın hayduduna kurduna Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu? Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende, Dedi Hana sağ indi ölü çıktı geçende Yaşaran gözlerimde her sey artık değişti Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti... Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi. Aradan yıllar geçti işte o günden beri Ne zaman yolda bir han raslasam irkilirim, Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar Dönmeyen yolculara ağlayan yaşlı yollar Ey garip çizgilerle dolu han duvarları Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları... |
Cevap: Faruk Nafiz Çamlıbel Şiirleri
Hayat
Şair: Faruk Nafiz Çamlıbel Ağzında şarkılıktan çıkmış iniltilerle Dağ,taş deme,arkadaş,gün batmadan ilerle! Yara açsın kayalar ayaklarında,varsın, Varsın omuz başların kamçılardan kızarsın, Bu ağrılar duyurmaz sana yalnızlığını. Kızıl dudaklarından bırakma ıslığını, Ağzında şarkılıktan çıkmış iniltilerle Dağ,taş deme,arkadaş,gün batmadan ilerle! Sırtında bir tüy gibi taşı taştan yükünü, Görmesinler belinin,sakın,büküldüğünü... Başında şakladıkça,atlıların kırbacı Anla ki her gün sana hız veriyor bir acı! Yara açsın kayalar ayaklarında varsın, Varsın,omuz başların kamçılardan kızarsın, Hayda,sarıl yollara...Ardına bakma,hayda! Sen yük altında haykır,yatsın eller sarayda. İnce bir iz bırakır yere sızdıkça kanlar, Seni bulur izinden ıslığını duyanlar... Bu ağrılar duyurmaz sana yalnızlığını, Kızıl dudaklarından bırakma ıslığını, Fırtına,yağmur,soğuk...Ne varsa üstüne çek! Bu çetin yolculuğun sonunda,gün gelecek, Sırma saçlar saracak her kan akan yerini, Gül dudaklar öpecek o kırbaç izlerini... Ağzında şarkılıktan çıkmış iniltilerle Dağ,aş deme,arkadaş,gün batmadan ilerle! |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:13. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.