![]() |
Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Ağıt
Gönlümde yazdığım bu son ağıta Nazire yaparak coşan dalgalar ! Hastası olup da geç vakit hekim Arayanlar gibi koşan dalgalar! Sizinde elbette var bir sızınız, Bundan mı geliyor korkunç hızınız? Benide beraber alır mısınız ? Kederle kabarıp şişen dalgalar? Sizile paylaşsak bu korkunç gamı, Bitmiyor bu sonsuz ecel akşamı. Bilmem ki bundan mı titriyor gemi? Ey dalgakıranı aşan dalgalar? Hey ATSIZ çöküyor eski bir direk. Baksanda dünyaya titremeyerek, Hepimiz beraber haykırsak gerek Ey bela dehrinde pişen dalgalar!.. |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Aşkınla
Aşkınla senin bunca gönül etmede nale... Uğrunda akan gözyaşımız oldu şelale. Onmaz kara sevdamızı kan söndürecektir... O füsunkar ve güzel gözleri her kalbi deşen Öyle bir nazlı kızın aşkına düştüm ben ki... Ey bir eşi bulunmaz fedakar,mert arkadaş! Kıskandırdın bizi sen,bak ölümün ne kadar şanlı! Arkadaşımızın mert ve şan dolu göğsünde Şehitliğin nişanı kızıl bir gül açıldı.... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Afşın'a Ağıt
Ne ümitlerle gelip dünyaya En güzel ismi takındın: Afşın! Böyle erken bırakıp gitme neden? Kaç bahar, kaç yılı doldurdu yaşın? Kaldı senden bize bir gamlı seda... Bir vedadır o seda, sade veda! |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Atsız'ın Yeni Bir Şiiri
Sayın zevcin senin gayet yamandır Yaman kılgan anı elbet zamandır Anın kahvaltısı çay birle ekmek Reisicumhurun yalnız samandır Ufukta gördüğün sis, sis değildir Benim ahımla çıkmış bir dumandır Başım ta fecredek ağrıyla yandı İlacı vehmile hülya ve zandır Güven olmaz hayata çünkü en son Amandır ah amandır ah amandır |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Ay Yüzlü Güzel Konçuy
Mestim bugün aşkınla ay yüzlü güzel konçuy, Gönlümde esip çınla, ay yüzlü güzel konçuy. Şevkinle serab ettin, aşkınla harab ettin, Payında türab ettin,ay yüzlü güzel konçuy. Sensiz yaşamak boştur, birlikte ölüm hoştur, Coştum, daha çok coştur, ay yüzlü konçuy. Sevginle geçip serden, bildim yaralar nerden; Eyvah kara gözlerden, ay yüzlü güzel konçuy. Zulmetteki mahımsın, gönlümdeki ahımsın, Ömrümde günahımsın, ay yüzlü güzel konçuy. Lebler sücü, bir tas ver; hem neş'e ve hem yas ver; Hançer mi o kirpikler, ay yüzlü güzel konçuy. Almış beni albızlar, gönlümde yaran sızlar, Kurban sana Atsızlar, ay yüzlü güzel konçuy... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Ayrılık
Sevdiğim, kemençede titretiyorken yayı, Bülbül sustu, unuttu o eski ağlamayı. Öyle sandım ki gökte kızıllık sardı ayı, Sevdiğim, kemençede inletiyorken yayı... Ağaçların dalları saygılarla eğildi, İçimden çarpıntıyı, gözümden yaşı sildi, Böceklerin sesleri birdenbire kesildi, Sevdiğim, kemençede söyletiyorken yayı... Ayın on dördü gökte yavasça yükselince, Bir bağlama başladı önceden ince ince ... Birdenbire gürleşip kemençeye karıştı, Biri coşkun bir öfke, biri bir yalvarıştı. Birini inletirken bir kadının elleri, Birinde bir erkeğin kırılmış emelleri... Sonra kemençe sustu... Yalnız kaldı bağlama, Çalkalanarak diyor ki: 'Boşunadır, ağlama! Kemençen, bağlamam ve ... Gönüllerimiz kırıktır; Her tatlı sevişmenin sonu bir ayrılıktır... Gök onun kadar derin , o gök kadar berraktı, Biraz sonra nazik ay bizi yalnız bıraktı... Bu ayrılık çağının hicranını bir düşün, Beni hala yakıyor tadı en son öpüşün!?.. Hazin hıçkırıkları bırakılmış bir kızın, Hatırlattı bütün o eski ayrılıkları. Söndürür neşesini gönlümüzdeki hızın, Bırakılmış bir kızın hazin hıçkırıkları... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Bahtiyarlık
Bahtiyarlık ne zafer kısrağına binmektir; Ne yaşarken dünya uçmağına inmektir. Şekli olmaz, rengi yok, belirsizdir ve tektir. Bahtiyarlık: Ömründe bir kere sevinmektir. Bir karanlık geceye akıyorken bu varlık Bulunur mu dünyada ebedi bahtiyarlık? Mükafatın, yapsan da en büyük bir yararlık Nihayet zafer adlı bir kısrağa binmektir. Dört hecelik söz olan "bahtiyarlık"... O bir sır... Bilmeyecek insanlık bunu daha bin asır. Bilgi, bolluk, din, para... Hepsi boş, hepsi kısır... En fazlası bir dünya uçmağına inmektir. Her şeyin bir şekli var, her derdin bir ilacı... Türlü türlü yemişler verir dünya ağacı. Zafer çetin, ilim güç, bozgun kötü, aşk acı. Halbuki bahtiyarlık: Belirsizdir ve tektir. Bahtiyarlık: Boraca yüce dağları aşmak Varılmadan ölünen uzak yerlere koşmak, Tanrı'nın sofrasında mest olarak konuşmak Ve ömründe bir kere, bir kere sevinmektir... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Bütün Türk Gençliğine
Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset. Sen bütün varlığınla yurdumuzun malısın. Sen bir insan değilsin; ne kemiksin ne de et; Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın. Iztırap çek inleme... Ses çıkarmadan aşın. Bir damlacık aksa da bir acizdir göz yaşın; Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın, Tek başına dileğe doğru at salmalısın. Ezilmekten çekinme... Gerilemekten sakın! İradenle olmalı bütün uzaklar yakın, Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın, Ateşe atılmalı, denize dalmalısın. Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan! Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan? Mefkuresinden başka her varlığı unutan, Kahramanlar gibi sen ebedi kalmalısın... II Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak, Ne de sıska bir göğse takılan bir çiçeksin; Senin de bu dünyada nasibin var savaşmak!... Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin. Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla, Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova, yayla... Hayata ne biçimde geldinse bir borayla Daha sert bir kasırga içinde biteceksin. KIZIL ELMA uğruna kılıç çekince kından, Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından. Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından. Belki öldükten sonra bir parça güleceksin. Yüz paralık kurşunla gider 'HAYAT' dediğin; 'Tanrı yolu' uzaktır; erken kalk sıkı giyin. Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin Güzel Kızıl Elma'na varmadan öleceksin. III Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini, Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına. Işıksız kulübende boranın esişini Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına. Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca; Namert bir el arkandan seni vurur kadınca; Bir gün sabrın tükenir... Silahını kapınca Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına... Hayatın kamçısıyla sızar derinden kanlar, Senin büyük derdinden başkaları ne anlar? Vicdanını 'Paris'e, 'Moskova'ya satanlar, Küfür diye bakarlar senin dualarına. Hey arkadaş!... Bu yolda ben de coşkun bir selim, Beraberiz seninle, işte elinde elim. Seninle bu hayatın gel beraber gülelim, Ölümüne, gamına, tipisine, karına... IV Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile, Onu bütün gücünle vuracaksın çağında. Savaş... Bunun tadını ey Türk sen bulamazsın, Ne sevgili yanında, ne baba ocağında... Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara, Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara... Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara 'Çanakkale' ufkunda, 'Sakarya' toprağında. Siyasette muhabbet... Hepsi yalan, palavra... Doğru sözü 'Kül Tegin' kitabesinde ara... Lenin'den bahsederse karşında bir maskara, Bir tebessüm belirsin sadece dudağında. Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar! Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar... Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar? Ruhlarımız buluşur elbet 'Tanrıdağı'nda... V Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin, Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da, Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın, Yorgunluğu gidermek serin bir su başında. Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan? Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak'tan. Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan, Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında. Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın, Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın. Duyguların ölmüştür... Tapınılan bir kızın, Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında. Istırabı kanına kat da göz kırpmadan iç! Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç... Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç, Bir şeyin olmayacak hatta mezar taşında... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Davetiye
Ey Benito Musolini! Ey gayet yüce, italyanlar başvekili muhterem Duçe! Duydum ki, yelkenleri edip de fora Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora. Buyursunlar... Bizim için savaş düğündür; Din Arab'ın, hukuk sizin, harp Türklüğündür. Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa Türk eri de öyle gider kanlı savaşa. Hem karadan, hem denizden ordular indir! Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir! Kalem, fırça, mermer nedir? Birer oyuncak! Şaheserler süngülerle yazılır ancak! Çağrı Beğle Tuğrul Beğ'in kurdugu devlet italyali melezlerden üstündür elbet; Bizim eski uşakları alda yanına Balkanlardan doğru yürü er meydanına; Çelik zırhlı kartalları göklere saldır... Fakat zafer sizin için söz ve masaldır... Dirilerek başınıza geçse de Sezar Yine olur Anadolu size bir mezar. Belki fazla bel bağladın şimal komşuna, Biz güleriz Cermenliğin kudurusuna, Tanıyoruz Atila'dan beri Cermeni, Farklı midir Prusyalı yahut Ermeni? Senin dostun Cermanyaya biz Nemse deriz, Bir gün yine Beç önünde düğün ederiz. Söyle, kara gömlekliler etmesin keder; Ölüm-dirim savaş bir gun mukadder! Gerçi bugun eskisinden daha cok diksin; Fakat yine biz Osmanlı , sen Venediksin! Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir, Hayal bütün insanlarda olan bir haldir. Bu hayaller zamanları hızla aşmalı, Gök Türklerle Romalılar karşılaşmalı ! Görmüyorsan gönlümüzün içini, körsün! Kılıçlarımız kınlarından çıkmaya görsün! Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir; 17'ye karşı 44 milyon az gelir. Arnavudu yendim diye kendini avut, Yiğit Türkle bir olur mu soysuz Arnavut? Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler! Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler! Sert dipçikler ezmelidir nice başları ! Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları! En yiğitler serilmeli en önce yere! Kızıl kanlar yerde taşıp olmali dere! Ulku denen nazli gelin erde san ister! Büyük devlet kurmak icin büyük kan ister. Damarında var mı senin böle bol kanın? Türkün kanı bir eşidir lavlı volkanın! Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir, Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir, Karşısında olmasaydı şanlı 'Türk Budun Belki gerçek olacaktı bir gün umudun, İnsan oğlu ümitlerle dolup taşmalı, Aryalarla Turanlılar karşılaşmalı. Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır; Hız verecek biricik şey ona savaştır! Keskin olur likörlerden ayranla kımız, Karnera'yı yere serer Tekirdağlımız. Yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru Makarnadan kuvvetlidir yine bulguru... Biz güleriz Façyolarin felsefesine, Dayanır mı kırkı bir tek Türk efesine? Bizim yanık Fuzuli'miz engin bir deniz! Karşısında bir göl kalır sizin Dante'niz! Bizler ulu bir çınarız, sizler sarmaşık! 'General'ler 'Paşa' larla atamaz aşık!.. Ey italyan başvekili! Ey Musolini! iki irkin kabarmali asirlik kini... Hesabını göreceğiz elbette yarın Yedi yüzlü , yedi dilli italyanların! Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih. Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih Ne Venedik kalacakti, ne Floransa... Hos geldiniz diyecekti bize Fransa! Haydi, hamle kafirindir... ilkonce sen gel Ecel ile zaman bize olmadan engel! Burda tanklar yürümezse etme çok tasa; Süngülerle çarpışmadır savaşta yasa. Olma böyle sinsi çakal, yahut engerek! Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek! Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde! Atila'nın ateşi var içimizde! Kanije'nin gazileri daha dipdiri! sınırdadır Pilevne'nin kırk bin askeri! Edirne'de Şükrü Paşa bekliyor nöbet! Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet! Şehitlerden elli milyon bekcisi olan Aşılmaz bir kayadır bu ebedi Vatan! |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Ebedi Yiğit
Adı yok,şehit! Kefenin; Vatan, Tabutun; Cihan, Düşünüp övün, Yaşıyor ünün... Damarında kan, Bir alev midir? Yaşaman; roman, Ölümün; şiir. Sana yok ne taş, Nede bir mezar, Bu hayat; savaş, Ebedi uzar... Eşit olduğun, Şu güneş; Tuğun, Tabutum; Vatan, Mezarın; Cihan Adı yok yiğit, Ebedi şehit... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Eski Bir Sonbahar
Sonbahardı... Seninle geçiyorduk o yoldan; Topraklardan, havadan bir hüzün taşıyord Bize yaklaşıyordu Gönlümüzde yepyeni bir duygu yaşıyordu. Rüzgarların değildi bu musiki, bu hüzün; Hatırladın değil mi? Kuşlar ağlaşıyordu... Havada bir serinlik... Tatlı bir hayal gibi... Torak nasıl meçhuldü tıpkı istikbal gibi? O gün tabiat başka bir türlü yaşıyordu. Kalbin acı, gözlerin yaşla dolmuştu senin; Yapraklar gibi yere dökülüyordu enin; O nağme mesafeyi, zamanı aşıyordu. O bir beste değildi: Kuşlar ağlaşıyordu. En hazin şey muhakkak öksüz kalan ocaktır. Bu ocak hüzünlerle dolup boşalacaktır. Eski bir sonbaharı, küçük kuşları anmak Belki veda etmektir sana birkaç satırla... Yine bir sonbaharda ordan yalnız geçersen Beraber geçtiğimiz serin günü hatırla!.. |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Gel Buyruğu
Tanrının 'gel' buyruğu tatlılıkla erince Ona doğru can kuşu nice uçmasın, nice? Ne yaşamak tasası, ne dünyanın yasası, Ne de bir kaygı kalır can yükünü derince. Bu dirlik bir kılıçsa ölüm onun kınıdır; İkisini birlikte verirler bir verince. Ecel dedikleri şey erlerin kevseridir; Gözünü kırpmadan iç, içme çağı erince. Bir yumunca gözünü, kaybedince özünü Çalamazsın sazını öyle inceden ince Ne güneş kalır, ne ay; ne ırmaklar akar, ne çay; Dünyaya gelmedin say yağız yere girince. Bildiğin, neyse unut, Tanrı'ya kavuştun tut, Bir gün ölüm meleği seni yere serince. Şu gördüğün ne varsa birer birer küçük damladır, Bir denize akıyor hepsi yerli yerince Bir gördüğün baştır, mezar beşiğe aştır, Ölü diriye eştir, düşün biraz derince. Atsız! Ölüm gerekmek teninde can yaşarken, Sen burada olmazsın ölüm kanat gerince... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Geri Gelen Mektup
Ruhu mu ateş yoksa o gözler mi alevden Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu Pervane olan kendini gizler mi alevden Sen istedin ondan bu gönlüm zorla tutuştu Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse Her şey silinip kaybolurken nazarında Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse... Ey sen ki kül ettin beni olmaz yakışınla Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla Hançer gibi keskinler çiçekler gibi ince Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince İçimdeki azgın devi rüzgarlara attım Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım Gözler ki birer parçasıdır sende ilahın Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Kahramanların Ölümü
(Şehit tayyareci Kurmay yüzbaşı Kami'nin büyük hatırasına) Gerilir zorlu bir yay Oku fırlatmak için; Gece gökte doğar ay Yükselip batmak için. Mecnun inler, kanını Leyla'ya katmak için. Cilve yapar sevgili Gönül kanatmak için. Şair neden gam çeker? Şiir yaratmak için. Dağda niçin bağırılır? Feleğe çatmak için. Açılır tatlı güller Arılar tatmak için. Tanrı kızlar yaratmış Erlere satmak için. İnsan büyür beşikte Mezarda yatmak için. Ve.............. Kahramanlar can verir Yurdu yaşatmak için... 1931 |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Kahramanlık
Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir, Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir. Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir; Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir. Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından Koşar adım gitmeli onların arkasından. Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından İleriye atılmak ve sonra dönmemektir. Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık... Her ışığın ardında gizlidir bir karanlık. Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık; Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir. Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir, Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir. Bunun için ölüme bir atılış gerekir. Atıldıktan sonra bir daha dönmemektir... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Karanlık
Son ışık söneli nice zamandır; Rüyalar! Yeniden önüme düşün! Yardan ayrı geçen uzun yıllarda, Hülyası bulunmaz bir anlık düşün. Yayını kalbime Ayzıt asalı, Başka bir eldenim katı yasalı. Burda koskoca bir gönül masalı Kaybolur içinde bir damla yaşın. Aşk için verince bu kadar emek, Varlıktan sıyrılıp ruh olmak gerek. Ey zaman, ey dünta! Geri gelmemek Üzere sizlerde benimle koşun!.. |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Kardeş Kahraman Macarlar
Akıttılar yine kara toprak üstüne Kahraman Macarlar şanlı Turan kanını! Yazdılar yeniden Tarihe en şerefli, Yiğitlik Destanını! Yurt için ölümdür, en güzeli ölümün, Ölümler yaşatır bir ırkın vahtanını. Arpad'ın Milleti elbet öldürülemez, Verse de bin canını! Bataklık Milleti Moskof sürülerine! Gösterdi Macarlar Turanlılık şanını! Binlerce öldüler... Ölmek yenilmek değil, Yüceltmektir Şanını! Not: Atsız, Macarlar'ın Sovyetlere karşı 1956 yılındaki başkaldırışından duygulanarak, Macar vatanseveri ve Türk dostu Prof. İmre Taht'a ithafen bu şiiri yazmıştır. |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Kızıl Elma
'Yüz paralık kurşunla gider hayat dediğin; Tanrı yolu uzaktır; erken kalk sıkı giyin. Yazık, bütün ömdünce o kadar özlediğin Güzel Kızılelma'na varmadan öleceksin.' |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Korku
Bir lahza uzaktan seni görmem, Hasretle yanan bağrıma bir damla su oldu. Sensiz geçerek ruhu karartan koca bir yıl, Hissiz ve hayatsız bir ölüm uykusu oldu. Ömrümdeki en korkulu endişe ve duygu, Sensiz yaşamak korkusu oldu. 5 Mayıs 1945 |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Koşmalar (Sesleniş)
Yalnızım,ne kadar aranıp dursam, Baş ucumda seni bulamıyorum. Güneşten vazgeçip susuz olsam da Seninle olmadan olamıyorum. Şu yollar bilmem ki dağ mı, ova mı? Gitsem bulur muyum kendi yuvamı? Kuş!Yolun nereye?Bizim eve mi? Sen götür,ben haber salamıyorum. Her gece orda bir yaslanan mı var? Sessizce kirpiği ıslanan mı var? Uzaktan bana bir seslenen mi var? Ne diyor?Sesini alamıyorum. Acaba yaşlı mı kara gözlerin? İçimde bir derin yara gözlerin... Daldı mı uzak bir yere gözlerin? Görmüyor,bilmiyor,bilemiyorum... Günleri sayarım,geceler iner, Beklerim geceyi,yıldızlar söner, Gizli bir yaram var,durmayıp kanar; Neresi?Bulup da silemiyorum. Ulaşsa da sana yolların ucu, Varmaya yetmiyor Atsız'ın gücü. İçimde duruken bu kadar acı, Hala yaşıyorum,ölemiyorum. 25 Ağustos 1944 |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Koşmalar(Ağıt)
Gönlümde yazdığım bu son ağıta Nazire yaparak coşan dalgalar ! Hastası olup da geç vakit hekim Arayanlar gibi koşan dalgalar! Sizinde elbette var bir sızınız, Bundan mı geliyor korkunç hızınız? Benide beraber alır mısınız ? Kederle kabarıp şişen dalgalar? Sizile paylaşsak bu korkunç gamı, Bitmiyor bu sonsuz ecel akşamı. Bilmem ki bundan mı titriyor gemi? Ey dalgakıranı aşan dalgalar? Hey ATSIZ çöküyor eski bir direk. Baksanda dünyaya titremeyerek, Hepimiz beraber haykırsak gerek Ey bela dehrinde pişen dalgalar!.. |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Kömen
Analım Tunga Er efsanesini; Duyalım geçmişin erkek sesini. Bürüyüp Tanrıdağ'ın çevresini Yine Gök Türk olalım, El kuralım. Ötüken-Yış durak olsun da bize Yürüsün ordular ordan denize. Çinli baş vermese, gelmezse dize Kağanın buyruğu vardır: Vuralım. Anlatılmaz, yüce bir erdem olan Bu akınlarda bulunmaz yorulan. Günü geldikçe de bizden sorulan Kan ve can vergisi olsun... Verelim! Ülkü uğrunda gönüller delidir. Kişiler ülkü için ölmelidir. Tanrı'nın insana değmiş elidir Şu ölüm adlı güzel şey... Saralım. Hiç düşündün mü niçindir yaşamak? Bir görev yapmak içindir yaşamak. Er kişiysen görevin neyse, başar. Zevke, eğlenceye hayvan da koşar. Görüyorsun nice havan yığını Ki yapar sadece hayvanlığını. Fakat onlar bile kendince yine Tükürürler Kardeş'in itlerine. O nasıl olmalı bir ruhu ölü, Ya da bir canlı, fakat kahpe dölü Ki sanar durduğu yer it inidir, Oysa bir şanlı şehitler sinidir. O fuhuş uzmanı çikletli dişi, Dişinin en kötü, en köhnemişi, Kaplamış ruhunu çirkef yosunu, Hiç umursar mı şehit ordusunu? Var mıdır onca tivistin ötesi? Adı üstünde: Köpek sosyetesi! Yok sayıp sen de bu ruhsuz sürüyü Kılavuz yap ebedi Gök Börü'yü. Çıkarıp Ergenekon'dan ulusu Türk'ü kılsın yine dünya ulusu. İzleyip Gök Börü'nün gölgesini Gezelim gel o Kömen ülkesini. Gönlümün özlemi yerdir orası, Gürler ufkunda yiğitlik borası. Orda erdem gözükür, başkası çıkmaz alana. Kapanıktır kapılar her kovu, her bir yalana. Orda erler: Kimi arslan, kimi pars'ın eşidir. Orda kızlar: Güneşin kendi, ayın onbeşidir. Uğramaz ufkuna asla o yerin yüz karası; Orda yoktur ne siyaset, ne fikir maskarası. Yaşamaz öyle bir ortamda küçüklük, kötülük; Bir alaydan daha üstün savaşır orda bölük! Sungurun uçtuğu yerlerde barınmaz yarasa; Ve bütün dirliğin üstünde yürür sade yasa... Bir düşün başların üstünde kağanlık tuğunu, Ruh duyar orda ölürken bile Türk olduğunu; Ölümün zevkini bir süs gibi gönlünde taşır. Dirilerden daha çok orda şehitler dolaşır. Bu şehit ordusu varken kuramaz kimse pusu, Yurt için kan dökülür orda denizler dolusu. Günümüzden, düşünüp birçok asırlar geriyi Analım bin kere ölmüş o ölümsüz çeriyi: Ebedi yiğit! Adı yok şehit! Kefenin: Vatan... Tabutun: Cihan... Yaşıyor ünün. Düşünüp övün, Damarında kan Bir alev midir? Yaşaman: Roman; Ölümün:Şiir. Sana yok ne taş, Ne de bir mezar. Bu hayat: Savaş! Ebedi uzar. Eşit olduğun Şu güneş: Tuğun. Tabutun: Vatan, Mezarın: Cihan. Adı yok yiğit! Ebedi şehit!.. Onu anmakla görür Türk soyu gökçek Kömeni: Doludizgin yarışan Tanrıkut'un dört tümeni... Bin asır geçse de rastlanmaz onun bir eşine, Buyruk aldım diye ok fırlatıyor evdeşine... Bidev atlarla kılıp her yolu bir günde yarı Yıldırımlar gibi dağlardan aşan orduları... Saygı olsun bu çelik atlıların gök tuğuna, Tuğu kaldırmış olan orduların başbuğuna. O nasıl bir yürüyüştür, ne yiğitler katarı! Kun'u, Gök Türk'ü, Oğuz-Uygur'u, Kırgız'ı, Tatar'ı... O batırlar ki basıp bağra kucaklar ölümü. Özgelerden sakınıp kendine saklar ölümü. Her zaman öyle ağırdır ki yiğitlik kefesi, Kahramanlar gibi ölmek o günün felsefesi... Onların sanki başak canları... Durmaz, biçilir... Toprağın içkisidir kanları, al al içilir. Tarihin bir olağanüstü ve şahane işi Kür Şad'ın, Kül Tegin'in, Çağrı Beğ'in ok çekişi... Şubat 1964 |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Mutlak Seveceksin
Sevda gibi bir gizli EMEL ruhuna sinmiş; Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş. Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş, Bir sır ki bu, ölsen bile asla açamazsın... Anlatması imkansız olan öyle bir an ki, Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki... Bak emrediyor: Daldığın alemden uyan ki, Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
O Gece
O gece ne kadar güzeldi mehtap Gönülden fışkıran nağmeler gibi. Ruhumu yıkayan bir seldi mehtap En tatlı ilk ve son buseler gibi. O gece o müthiş deniz durgundu, Ömründe susmayan rüzgar yorgundu, En kara gönüller aya vurgundu Leyla'yı içinde bulan er gibi. O gece zevkini duydum hayatın, Sırrını anladım mükevvenatın. Gönlümde yıkılan bir kainatın Sesini işittim giryeler gibi. O gece hayatım sanki masaldı, Şuurum o anın içinde kaldı, Kalbime ışıktan bir füsun doldu İnsanı çıldırtan handeler gibi. O gece felekten bir gece çaldım, Ömrümde son defa bahtiyar oldum; Ölürken yaşadım, yaşarken öldüm Ve, sustum, sükutu besteler gibi. O gece ne kadar güzeldi mehtap, Sandım ki ruhumda yükseldi mehtap, Gönlümü yıkayan bir seldi mehtap, Rüyada çalınmış buseler gibi. O gece gönlüm de aya vuruldu; İçimde küllenen ateş dirildi. Dünyada ne varsa yere serildi, "O" kaldı... Kalbimi seyreder gibi. O gece sevgim coşkun ırmaktı, Kalbimden taşarak o kalbe aktı; ................... Gözlerime en keskin bakışla baktı: "Ben de seni Atsız, ben de ...." der gibi... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Özleyiş
Özledim... Yanıklık canıma değdi... Özledim, yıllarca daha özlerim. Hasret türkü olsa, ben onu çalsam, Kırılıp giderdi nice sazlarım... Yatın ümitlerim, uykuya yatın! Bitin hasretlerim, tükenip bitin! Ayrılık ateşi çetinmiş, çetin; Onunla dikleşir bütün düzlerim. Yanımda sanrım, bakarım düştür; Güldüm zannederken gözlerim yaştır. Umduğum ne varsa hepside boştur; Yinede bekliyor onu gözlerim. Sazlar var: Durmadan gurbeti çalar; Hayal var: Gözümü, gönlümü çeler. İçimde bir bülbül şakıyıp çiler: Özledim, yıllarca daha özlerim... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Ruh Adam kitabından...
Ey vatan! Güzel turan! Sana feda biz varız. Düşman oğlu meydana çık! Kahramanlık kimde ise anlarız. |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Sarı Zeybek
Şu dağların meşeleri karanlık, Etekleri olur çayır çimenlik Kızanlarla burda eder yarenlik, "Sarı Zeybek şu dağlara yaslanır, Yağmur yağar, pusatları ıslanır". Sarı Zeybek şu dağların eridir, Dağlar onun bütün yoğu varıdır. Kendi sarı, bindiği at dorudur; Attan inip şu dağlara yaslanır, Gözü dalar, bakışları puslanır. Sarı Zeybek dağdan dağa taşınır, Taşınır da yüce dağlar aşınır. Mola verip Gökçen kızı düşünür; Efe dağdan köye doğru seslenir, Yosma Gökçen sesi duyar, süslenir. Sevmesin mi Sarı Zeybek Gökçen'i? Yüzü melek, saçı ipek Gökçen'i? Bütün Aydın elinde tek Gökçen'i? Kız sevmeyen erin gönlü paslanır, Paslanırda imil imil yaslanır. Padişahın kulağına varırsa, Tutun diye devlet emir verirse , Üç yüz atlı, beş yüz yaya yürürse Dağlar, taşlar barut ile sislenir, Ölen ölür, anaları yaslanır. -2- Candarmalar genç efeyi sardılar, Kırk ölümden beğendiğin sordular; Kızanları bir bir yere serdiler. Sarı Zeybek kara sürmez şanına, Erlik için kıyar kendi canına. Nasıl olsa uçar da can, kalır ten; Bir ah tuttu şu dağları derinden. Sarı Zeybek vuruldu üç yerinden. "Yazık olsun Telli Doru şanına, Eğil de bak mor cepkenin kanına". Sarı Zeybek gün batarken vuruldu. Nabızları yavaş yavaş duruldu, Gözlerine kara perde gerildi Yiğit başı düşüp kaldı yanına, Bakmaz oldu mor cepkenin kanına. Sarı Zeybek öldü sanma, diridir; O, dağların yine eşsiz eridir, Bütün kızlar atık onun yarıdır. Vurulmuştur hepsi onun ününe. Can atarlar şimdi gerdek gününe. Sarı Zeybek şimdi artık masaldır, Sanma yıllar şerefini azaltır. Yiğitlerin dillerinde meseldir. Er kişiler kıyar da öz canına Bir damlacık leke sürmez şanına... Hüseyin Nihal ATSIZ |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Selam
İcim yine sevinçlerle dolup yanıyor; Ruhum sanki deniz olmuş,dalgalanıyor. Uzak uzak ülkelere döndüm seferden; Yaralarim ağır,fakat mestim zaferden; Zafer ümit kaynağının bir çeşmesidir Zafer bir çok gönüllerin birleşmesidir. Gönülleri birleşenler ölse de bir gün Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün. Gönülleri birleşenler!Selam sizlere! Uzaklarda dertleşenler!Selam sizlere! Selam sana hücrelerde benzi solan genç! Selam sana ey yılları heba olan genç! İstikbalim gitti diye yaslanma sakın! Istikbalin değil, ruhun Tanrı'ya yakın! O yalancı istikbale bir perde indir! Gerçek yarın unutma ki bir gün senindir! Selam sana yavrusundan ayrılan kadın! Kimbilir sen gizli gizli nasıl ağladın! Ne bir damla gözyaşı dök, ne yasla dövün; Sen yaşarken öksüz kalan yavrunla övün! Gür sütünle aşladigin erlik cevheri Yapacaktır onu yarın yaman bir çeri... Tek bir kadın değilsin sen...Sen bir ocaksın! Madem ki bir adin Atsız, katlanacaksın! Kafkasyada can veren bir şehidin kızı Bir çeliktir...Yüreğinde erir her sızı... Varsın bağrın firkatiyle yavrunun yansın... Yansın,dayan!Çünkü sen de bir kahramansın! Ey ekmeği alınanlar!Selam sizlere! Ey rütbesi çalınanlar!Selam sizlere! Kardes yahut arkadaştır diye evleri, Ocaklari dağıtılan ülkü devleri Selam size! Üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur,tarih sizi elbet alkışlar! Ey ciğeri parcalanan kahpe veremden Ne beklersin dünyadaki sahte keremden? Ciğerlerin sönüyorken Tanrı'yi andin; Tasa etme,gerçeklesir mukaddes andın. Hepinize sevgilerle coşkun selamlar! Şehitlerimiz bile sizi belki selamlar İçtiginiz ıstıraplar size kımızdır Bu acılar mazimize selamımızdır. En tatlı bir hayalimdir bu selam benim Kırk derece sıcaklikta erirken tenim... Çekiyoruz bunalarak fakat ne çıkar? Ulu Tanrı bir gün elbet bizi yargılar. Bütün dünya sağırlaşsa o bizi dinler Onun rahmet denizinde ruhlar serinler. Ey hırçın genç,ey güzel kız! Bırakın yası... Yeter temiz gönüllerin bizi anması... Toprak ana uyuturken koynunda bizi Yarinkiler biçecektir ektiğimizi, Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır, İste o gün ruhlarimiz şad olacaktır! Selam şanlı mazimize! Selam yarına! Selam zafer ordusunun silahlarına! Ey geçmişin yigitleri! Selam sizlere Ey yarının sehitleri! Selam sizlere! Siz tarihe yazıyorken sanli bir satır Aranizda bulunacak güleç bir batır; Atsız oğlu Yağmur denen bu yağız çeri Atılarak hepinizden daha ileri Güldürecek babasinin yanik ruhunu Ruh ve yürek sagirlari anlamaz bunu Karisinca gövdem yurdun topraklarina Ruhum uçar irkimizin bayraklarina, Varligin sevgisi onlara tasir Kendisi de ay-yildiza belki karisir Bir gün gelip irkimizin gürbüz erleri Adim adim dolasirken kutlu yerleri Vaktiyle bir Atsiz varmis derlerse ne hos Anilmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhos? Haydi artik dinsin bütün iztiraplarin Ufuklardan sanli bir gün dogacak yarin Güzellikle sıcaklikla ve ihtisamla... Kumandasiz hazir olup onu selamla! Gönlündeki yaralarin kanini dindir... Yüzdeyüz Türk oldugun gün cihan senindir... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Sona Doğru
Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim, Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim. Dünya denen mezellete dalsın her isteyen, Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim. Herkes bir özleyişle yaşar... bende öylece Altaylar'ın ve Tanrıdağ'ın çevresindeyim. Merdanelikle şöyle bakıp ayrılıklara Son menzilin hüzün dolu kaşanesindeyim. Artık veda zamanına pek fazla kalmadı; Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Topal Asker
Ey saçları "alagorsan" kesik hanım kız! Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız! Bacağımla alay etme pek topal diye. Bir sorsana o topallık bana nereden hediye ? Sen Şişli'de dans ederken her gece gündüz, Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık; Siz salonda dans ederken bizler savaştık . Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız, Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız! Olan işler dimağını azıcık yorsun! Biliyorum elbisemle eğleniyorsun; Biliyorum baldırını o kadar nazla Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla Benim bütün elbisemden... Hatta kendimden... Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben Neyim? Bir hiç... İşe güce yaramaz topal... Sen sağlamsın, senin hakkın, dünyadan zevk al: Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz! Ey gözünün rengi bana yabancı güzel, Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel! Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün. Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur Dolaşırken... Biz de tipi, fırtına, yağmur, Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık; Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık. Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık; Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık... Gülme öyle bana bakıp pek arsız arsız Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız! Sana karşı haykıranı, mecbursun dinle; Bugün hesap göreceğiz artık seninle: Ben cephede geberirken, geride vatan Aşkı ile bin belalı işe can atan Anam, babam, karım, kızım, eziliyorken Dağlar kadar yük altında... gel, cevap ver, sen Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız? Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız! Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda... Ey nankör kız, ey fahişe unutma şunu: Sizin için harp ederken yedim kurşunu. Onun için topal kaldı böyle bacağım, Onun için tütmez oldu artık ocağım. Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda. Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız, Bu amansız boğuşmada öldü yarımız, Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız Size şarap oldu sanki... Şehit canımız Güya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz; Zıpladınız, kudurdunuz arsız, edepsiz!.. Gerçi salonlarda senin "yıldız"dı adın, Hakikatte fahişesin ey alçak kadın! Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu: Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu. Omuzun da neden seni fuzuli çeksin? ......................................... Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!.. 1926 |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Türk kızı
Pınar başına geldi Bir elinde güğümü; Çattı yay kaşlarını Görünce güldüğümü, Bağlamıştı gönlümü Saçlarını düğümü. Bilmiyordum bu örgü Acaba bir büğümü? Sordum: nerdedir yerin? Nedir senin değerin? Yedi kral vurulmuş, Ne bu ceylan gözlerin? Hangisine varırsın Bu yedi ünlü erin? Şöyle dedi bakarak Göklere derin derin: Kıralların taçları Beni bağlar büğü mü? Orduları açamaz Gönlümdeki düğümü. saraylarda süremem Dağlarda sürdüğümü. Bin cihana değişmem Şu öksüz Türklüğümü... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Türkçülük Bayrağı
Türk duygusu her Türkçüye en tatlı kımızdır; Türk ülküsü candan da aziz bayrağımızdır. Bayrak ki onun gölgesi Bozkurtları toplar; Bayrak ki bütün kaybedilen yurtları toplar. Nerden geliyor? Tanrıkut'un ordularından! Lakin bize bir beyt okuyor kutlu yarından: Darbeyle gönüllerde yatan ülkü silinmez! Atsız yere düşmekle bu bayrak yere inmez!... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Türkistan İhtilalcilerinin Türküsü
Ey, Türkistan, şanlı ülke, güzel anayurt! Bir gün gelir kaldırırız yine bayrağı; İçimizden elbet çıkar yeni bir Bozkurt, Yabancıdan geri alır kutlu toprağı... Küçük kuşlar bize hergün şöylece çiler: Ey ölümle el sıkışan ihtilalciler! Size der ki gökten inen kutsi elçiler! Siz buldunuz ebediyet denen kaynağı... Biz, mezarsız ölüp giden genç atsızlarız; Yaramızı suyla yıkar, otla sararız; Kimsemiz yok, fakat gönüllerde biz varız, Bize şefkat sunmaz hiçbir kadın dudağı... Bak Timur'un, Gültekin'in ruhu ne diyor: Şanlı günler şimdi efsane diyor, İt canlı rus vatanını soyuyor, yiyor, Ey, büyük Türk haydi artık kaldır sancağı! Mazideki zaferlerden kalmadı bir iz; Döktüğünüz kanlar oldu bir deniz... Birgün elbet yeni baştan birleştiririz: Türkmen, Kırgız, Uygur, Başkurt, Özbek, Kazağı. |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Türklerin Türküsü
Dilek yolunda ölmek Türklere olmaz tasa, Türk'e boyun eğdirir yalnız türeyle yasa; Yedi ordu birleşip kaşımızda parlasa Onu kanla söndürür parçalarız, yeneriz. Biz Turfanı yarattık uyku uyurken Batı Nuh doğmadan kişnedi ordularımızın atı. Sorsan şöyle diyecek gök denilen şu çatı: Türk gücü bir yıldırım, Türk bilgisi bir deniz. Delinse yer, çökse gök,yansa, kül olsa dört yan, Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan, Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz... |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Unutma
Yetmiş gün bir öksüz gibi yaşadın; Annenin gittiği günü unutma! Senin için kendini harcayan kadın, Unutulmaz oğlum, onu unutma... Mezarı olursa koy birkaç çiçek, Babanın rüyası olunca gerçek. İstersen dünyada her şeyden el çek; Bayrağı, ırkını, dünü unutma! Anneni konuştur getirip dile; Anlatsın nasıldı çektiğim çile. Gurbette tükenip dönmesem bile Unutma oğlum hiç, beni unutma! 19 Ağustos 1944 |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Varsağı
Erlik günü geldiğinde Yigitlere şan görünür. Yığın yığın harcanmaya Nice yüz bin can görünür. Kopunca bir büyük savaş Er tez gider, korkak yavaş. Yüreksize akçayla aş, Erlere meydan görünür. Bir gün olur yılda, ayda Birleşiriz hep Altay'da. Güz ayında, kurultayda Başı börklü han görünür. Atsız der ki: Ne var canda? Yatarız taze çimende. Rus'un adı her geçende Gözlerime kan görünür. |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Yarının Türküsü
Arkadaşlar, haydi artık saflar dizilsin! Uzak, yakın ufuklardan koşup gelerek Belde çelik kılıç, içte çelikten yürek Taşıyanlar saflardaki yerini bilsin! Bir çığ gibi yürüyelim gözler ilerde; Keder, elem her ne varsa geride kalsın! Tehlikeler duman gibi tüterken yerde Arkadaki her düşünce sönüp ufalsın. Kahramanlar yürük gider ölüme karşı, Bir sevgili gibi onu basar bağrına! Bak, uzaktan çalınıyor bir zafer marşı, Yürüyelim şu doğmakta olan yarına... Sen ne kadar güzel şeysin, ey şanlı ölüm! Bizim bütün talihimiz sende saklıdır. Ey dünyada her yiğite nişanlı ölüm, Zevki sende arayanlar elbet haklıdır. Köprüköy'den, Pilevne'den gelen ses nedir? Çanakkale şehitleri dirildiler mi? Çocuklarda yeni doğan bu heves nedir? Kocamışlar bir sır için gençlik diler mi? Saflarımız seylerse de yine ileri!.. Düşenlerin kanlarından doğar bir şafak! Haydi sarssın yeri, göğü cenk türküleri; Kanımızla burda yarın güller açacak. |
Cevap: Hüseyin Nihal Atsız Şiirleri
Yolların Sonu
Bu gün yollanıyorken bir gurbete yeniden Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize. Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden İtler bile gülecek kimsesizliğimize. Gidiyorum: gönlümde acısı yanıkların... Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda. Dün benimle birlikte gülen tanıdıkların Yalnız bir hatırsı kaldı artık yanımda. Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz; Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağına. Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin Değişilir topuda bir sokak kaltağına. İster düşün... Kendini ister hayale kaptır... Uzar uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların. Bakarsın aldanmışsın, gördüğün bir seraptır Sevimli bir hayale açılırken kolların. Ey doğunun anlımı serinleten rüzgarı! Ey karanlıkta bana arkadaşlık eden ay! Arzularım bir oktur, aşar ulu dağları. Düştüğü yer uzakta "DİLEK" adlı bir saray. O sarayda bulunca Tanrılaşan erleri Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek. Hepsi sussa da "Kür şad" uzatarak elini; "Hoş geldin oğlum ATSIZ, kutlu olsun!" diyecek. 1932 |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:52. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.