![]() |
Hüseyin Yurttaş Şiirleri
https://img.antoloji.com/media/sair_...908_b_5325.jpg Albümü Kapatırken Şair: Hüseyin Yurttaş bir aşk bir aşkı silerse bir ölüm kapısını çaldırır öteki ölümün canlar canı canımız gidince kalır ki yaprağın arasında acısı iç karartan bencillikler birer gül kurusu gibi yalanların son belgesi olarak bir tanık değilseniz yaşama resminiz tanık olamaz yaşadığınıza! |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Anlat
Şair: Hüseyin Yurttaş kuş ağzıyla anlat o masalları o masal çocuklarına sesine imbatı kat göz göz nilüferler açsın gözlerinde akşam, sefalar getirsin ocakta alevden yazılar gaibi oku! seni susmak karanlık olur ihanet kadar puslu o yürek ansızın soğur enlemleri boylamlar boyunca bir çığlık yayılır ki kutuplardan duyulur kuş ağzıyla anlat o masalları o masal çocuklarına düşleri benzesin yaşamın güzellikleriyle özlerine özlemler sinsin bu ıssız geceyi kuşat şafağı doku kuş ağzıyla anlat o masalları o masal çocuklarına |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Aşk Ehliyiz
Şair: Hüseyin Yurttaş Aşk ehliyiz Ölsek de kaynaşır kanımız En karanlık gecede Tutkuyla aydınlanır bir yanımız Kımıldar Yüreğimizin karıştığı toprak Ölüm şaşakalır Bahçede açan çiçekdir canımız Bilgeler bilemez Tabipler anlayamaz Görünmez olduksa Sonsuzluktur mekanımız Aşk ehliyiz Sevmek dedik bismillah Dilimizde tesbih bu Gayrısına kapalı lisanımız |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Aşk Adımları
Şair: Hüseyin Yurttaş Bilsem adını yollara düşeceğim kervankıran yollara! 1. hangi rüzgarsa yüreğimin yelkenlerinde sürükler suların ışıklı yolunda beni iklimden iklime taşır, dönenceden dönenceye kimdir beni böyle yörüngesine çeken uzay taşları kadar karanlık ve yalnızken bilirim, adı konamaz düşlerde yaşayanın ansızın yerleşir yüreğimize büyülü gizemi saklı çiçeğidir içten içe süren baharımızın 2. önce denizler olmalı, ak denizler kumsallarında koşup oynaşacağımız çakılların çıtırtıları arasında güneşin altında, çamların gölgesinde önce denizler olmalı ve unutulmuş koyları o denizlerin teninde damlacıklar domur domur yosunlara değmeli ayakların bir ürperti gibi gezinmeliyim tüp diplerinde birden ufuklar yıkılmalı ki ötesi yurdu olsun sevgimizin önce denizler olmalı, ak denizler sözlerimizde suların yalınlığı kavuşmalıyız iki ırmak gibi çağıldayarak yataklarımız değişmeli coşkumuzdan birbirimiz olmalıyız kimliklerimizden sıyrılarak 3. ıssız bir köy evinde ocak başında türküsü olup gecenin yeniden yakılalım alevlerin dilinde üşüdünse sokul bana örtün olayım dünyama sunulmuş biricik meyvem haramım seni koruyan kabuğun olayım üşüdünse sokul bana ıssız bir köy evinde yüzlerimizde yalazların yansıması geçelim çağların ötesine iki masal kahramanı gibi anlatılsın öykümüz dilden dile 4. yollardayız eli elimde fundalıklar arasından yürüyoruz çiçekler öpüyor eteklerini yollardayız sevinci sağıyoruz günün göğsünden üstümüz başımız çengi ışık aşkın yolcularıyız yollardayız yüreklerimizde nice esinti çiçek tozlarıyla yüklü uçuyoruz düşlerin çavlanında 5. kentin sokakları aydınlanıyor birden yine yakalanıyoruz bakışların yağmuruna kıskançlığın kıskacındayım gir koluma aç adımlarını tenhalarda yürüyelim haydi yolumuz denizler olsun yoldaşımız martılar birer çarpıntı gibi geçelim günlerin solgun yüzünden esriyen yanımızda dalga dalga sevgiler ardımızda anılarımızın açık sözlü yalınlığı tenhalarda yürüyelim haydi en bildik sözlerle geçelim sevdanın çöllerini bir ışık yağsın sonra sussun her şey kanat vuralım yeşillikler arasında solukları turunç kokan güneyli çocuklar gibi tenhalarda yürüyelim haydi gümüş çizgilerini yoklayalım ufukların sevginin yıldırımlarıyla yırtılsın içimizin karanlığı yağmura hazırlanır gibi dolu dolu ve coşkun tenhalarda yürüyelim haydi 6. söyle hangi denizlerin çocuğusun görüyorum yüzünde tirşe mavi yansımalarını dip dalgalarının bu aşk derinliğindir senin 7. kaç aşkın günbatımını yaşadım çekildim yıkıntılarımın içinde yürüdüm anıların tozlarına bulana bulana içim boz duman -oysa sen beni kaçırdın benden- türkülendim ansızın şimdi bütün uçurumların çiçek ve bu aşk bu aşk sevgilim senin kadar gerçek! |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Aşka Bahar Yetmez
Şair: Hüseyin Yurttaş kırlarda uçtuğumuz o ilk mevsim dalgalanan yeşil otlar, ekinler rüzgâr kaçırıyor seni ardından koşan kelebeğim kaç gün ki şu küçük ömrüm anlıyorum aşka bahar yetmez leylaklar öyle usul öyle deli mor kuytu bahçelerimde yine bir şarkı fışkırıyor pencerelerden bir perde benim için aralanıyor içimdeki küheylan kişnese de adımlarım ürkek yürüdüğüm yolları dal basmış oysa biliyorum aşka bahar yetmez bülbüller çağırıyor çiyli şafağı usulca öpüyor gökyüzünü toprağın nemli dudağı tomurcuk açımı gülümsüyoruz bütün güller yediveren olsa da usulca solduklarını görüyorum aşka bahar yetmez ben bir delice şahanım uçsam, kanatlarım pervane dönerim bulutların arasında güneşin kamaştığı yerde keskindir, aldanmaz gözlerim uzaktan seçerim yalnızları yüreğin çoraksa boşuna bekleme yeşilime koş, karış bana aşka bahar yetmez o ırmak kiminle konuşur eski sevdaların yatağında uyurken büyük uykusunu kim dağıtır bulutlarını kim siler gözlerinin pusunu can usuldan akan o sudur bulur bir gün okyanusunu aşka bahar yetmez gecikmiş yolcular adına yana yana geliyorum tut elimden çek beni içimin kuytularında açan o çiçek o çiçek, öldürecek beni son bir yağmur yağsa da baharımız uzasa da güz yelleri kavurur tomurcukları aşka bahar yetmez |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Belalı Aşklar Gazeli
Şair: Hüseyin Yurttaş O masum çocuk bakışlarıyla başlar Çıkmazlara saplanacak en koyu aşklar Sevinçle serpilir kuytularda, gözden ırak Suçlansa da büyür sevgi, gizli ya da aşikar Boşanır yürekte zincir, kopar kelepçeler Köpüren sevda selidir, bendleri aşar Kuşkunun akrebidir, durur taşın altında İki gövde bir iken, ansızın ordan çıkar Yüreğe akan zehir, zehiri akıtan iğne Güneşe çekilen perde, ışığa örülen duvar O karanlık kapılar, girilen sonsuz dehliz Bütün yollar kapalı, mevsim kış, her yer kar Dişler kamaşır tadından o yasak meyvenin Oysa her büyük günahın sonunda mutlak ölüm var Cinnetin kıranından geçilir, sokaklar bile kan Biter mi belası aşkın, nelerle yüklüdür rüzgar Kim ola uslanan, çılgınsa yaşamın ta kendisi Akmadan kan, boşalmadan son kılcal damar Kemikler sürme olmadan, külleri savrulmadan Unutulmaz o yangın, güze erse de bahar |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Beyaz Leke
Şair: Hüseyin Yurttaş -benjamin moloisi'nin idamı dolayısıyla dünya kalemkıranlarına- 1. afrika doğurdu seni güçlü kıldı bunun için ey yiğit oğlu kara kıtanın moloisi, genç adam şimdi adın ırmaklar gibi akıyor afrika dillerinde biz de türkülerimize katıyoruz seni süzülerek yükseliyorsun ortak sesleri arasında dünyanın asıldığın daracağı kuruyor kahrından kabuklarını çatlatarak o topraklarda doğup büyümenin utancıyla 2. artık ağız değiştiremeszin ey yargıç kırdın kalemimi çünkü vurdun boynunu moloisi'nin şimdi kimbilir neler anlatır sana ölüm gecenin derinliklerinde kendine bakarken bir kanat vuruşu gibi hışırtıyla usul usul artık ağız değiştirsen de yararı yok bütün günlerin bir ölüyle dolu duruyor sonraki hayatın işte önünde asılmış kapkara bir gövde olarak artık ağız değiştiremezsin koca bir dünyanın yüreği çırpında senin ağacının dallarında bir bayrağı yırtmış kadar oldun ölümü bir kez bile sınamadan karar verirken ölüme artık ağız değiştirsen de yararı yok bizim yüreğimize çöken acı buralardan, ta buralardan gelip bulacak seni orda, afrika'nın ucunda bulacak ve kavuracak! 3. orda bir beyaz leke geceler mi gündüz gündüzler mi gece afrika karanlığında orda bir beyaz leke utancın gönderlerinde afrika karanlığında orda bir beyaz leke insanlığın alnında afrika karanlığında |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Bursa Düşleri
Şair: Hüseyin Yurttaş 1. gözlerimin derin karanlığında birden senin aydınlığın birden bursa şehri bursa şehrinde yeşil kuytusunda aşkımızın büyüdüğü bahçe rüzgârın salladığı beşik havada çiçek tozları denizler gibi karşılıyor seni uçsuz bucaksız göğsüm rüzgâra karışıyor terimiz yüreklerimiz ifil ifil ölümü unutturan bir çağrı nilüferlerin ışıltısında içime ağan gökkuşağı bir taç oluyor başında boynunda o ince fiyonk: aşk bağı 2. bursa'yı döşesem aşkımıza çayır çimen yeşerir uludağ peydahlanır birden kıskanç, eskil bir tanrı gibi şimşeklerini salar üstümüze yıldırımlar yağdırır bir kaya gibi bir ağaç kovuğu kundağımız olur kumru sesleri arasından sarı safran bir ışıkla sızan geçmişin o hüzün demeti belki bir mektup ürkek satırlarla seslenir imza yerinde dudak izi oyalı perdenin ardında bir çift ürkek göz kaldırımlarda ayak sesim usulca süzüldüğüm kapı aralığı göğsümde çırpınan deli kuş köpürüp taşan tenin 3. aynaların arka yüzünde karlı geceler güneşli sabahlar gibi geride bıraktığımız gençliğimiz lodosla savrulan biz miyiz yani ikimiz ve gölgeli aydınlığı kırılgan yüreklerimizin kuşların yere indiği bu kış günü tophane'de sıcak bakışlı iki pencere öyle dursa belki yalnızlığımızı silip atar "bursa'da zaman" ve bursa ellerimizin sıcak buluşmasında o acemi telaş yine de kar düşer düşüncemize hüzün sızar ne kadar gün vursa yamaçlara tutunan sis neyi örtüyorsa işte o yaşanmış öyküler tüllerin ardında mor kâküllü akşam ince buğulu sabahsa dingin bir sessizliğin üstüne kapanmış kubbeler çocuk yüzlü ihtiyar evlerden duman duman yükselen mutluluk kadar kahırsa 4. kapalıçarşı'ya sinmiş doğu'nun gizemi bir dantel ayrıntısı çatılarda ötüşe öpüşe yaşayan güvercinler görmüş geçirmiş bir şehirden geleceğe bırakılan bir güldür inkaya çınarının dallarında savrulan sana dokunsam elimde ipek izi 5. bizansli bir duvar osmanlı bir çınar dağların etekleri tutuşmuş yanar ha yanar sebillerde su ocaklarda kül say ki bir yürektir yarası derin kanar ha kanar 6. senin esintinle esriyorum yüzümde yağmur izleri içdenizlerim dalgalanıyor düşlerim tamyol ileri uykunu bölen dokunuşlarımda tenini tutuşturan kıvılcım nazında ürkek bir yalnızlık üstümüzde karanlığın gözleri dağılsın bungun bulutlar güneş konuşsun gök kamaşsın dursun iç çekişi damlaların mavi yollar bulalım aşkımıza |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Buz Mavisi
Şair: Hüseyin Yurttaş sisleri geçtim, geliyorum hüznü sil, ebruli günü ağart yere göğün öpüştüğü buz mavisine yaz beni kurusun kirpiğindeki son damla dinlensin yorgun gözlerin kış yolları bitti, yönüm sanadır ucu görünen aydınlık siliyor dağlarımın karanlığını yanan yüzüne değen kuzey serinliğiyim o uzak gecelerde özlediğin uzak sesim kapının önünde işte atılsan var ya, kollarım birden deniz birden göğsümde çılgın dalgalar artık seninleyim ateşlerden atladım, sulardan sektim savrulan kül söylesin yangınımı buzullarda uzayan gölgem sana uzanan elimdi benim geçmise dönmek yok artık adlarımızı bile değiştirelim sevgiyle yoğrulsun sevincimiz gökkusağıdır önümüzde açılan hadi, altından geçelim |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Çağrı..
Şair: Hüseyin Yurttaş küçük, tombul bir çocuğun sevinci nasıl sönerse öyle çekilir hayat yüzümden sen gidince gelsen şu kışkırtan bahar sıcağına uysam sana soyunsam bilirsin hiçbir yürek yaşlı değildir aşk için en büyük kuraklıklarda bile çatlatabilir onun tohumunu hadi, bana açıl boş bir kağıt gibi bembeyaz çağır beni sana birikeyim. |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Dar Sokağın Aşığı
Şair: Hüseyin Yurttaş İnce minareye eğilen ay Düşme sakın dar sokağa Orda ben varım Elim, eline uzanmış onun Aşkı fısıldayan gecede Duyuldu duyulacak Yüreğimin vuruşu O bir şiir gibi İç geçiriyor pencerede Yağmuru unutsak da içimiz ıslak Her sözcükte ayrı bir özleyiş Bilmem ki bu nasıl konuşmak Yaseminlerden geceye savrulan O uysal düş yalnızlığı Gözlerimizi kapasak İnce minareye eğilen ay Düşme sakın dar sokağa Karanlık korusun beni Kötü gözlerden Rüzgarımı sen kolla Çelimsiz gölgem çekilsin Düşlerin sığınağına Haykırasım geliyor bu aşkı GİZLEMEK ZORUNDAYIM AMA |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Dörtlük.
Şair: Hüseyin Yurttaş Geldin ve içimin ormanlarına yağdın Pencereme vuran yağmurdu sesin Issızlığıma düşen gölge, unutulmuş söz Beni sevgiye kilitleyen sensin |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Ebruli
Şair: Hüseyin Yurttaş sen geçtin duruldu şiirim şimdi hasretin ince yeli ölümseyen yüzünde o solgun ırmağın sönmüş kır ateşleri savrulan kül, neyi söyler zaman, kırgın düşlerle yaralı aşkın kayıp baharında kış izleri önünden geçtiğimiz aynalar gizlese de karanlığımızı yollarımız karla kaplı sessizlik sınır tanımıyor mavi bir damar usulca mora eğiliyor sonra her şey ebruli |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Erken Ölüye Mektup
Şair: Hüseyin Yurttaş silinmiş izlerin geçtiğin bütün yollardan ardından bıraktığın anılar gittikçe flu ne güneşin görünüyor ortalıkta ne yağmur kokusu havada şimdi her şey gecede sinsi yağan karla örtülü bizi sorma soğudu birden içimizin kuytuları ağzımızda kaldı ağıtlarımızın tortusu bırakıp denizleri çekildik kış karanlıklarına ıssızlığımıza düşen hep o bir damla su yanılgılarımız yanık izleri gibi bedenlerimizde bir bir kayıyor avuçlarımızdan sevgi yumağı yürekler dünle yarın farklı elbet, ama bugün hep aynı erişemediğimiz uçurumlarda soldu çiçekler bir muska gibi gizli gizli taşıyoruz seni tenimizin sıcaklığına karışmış öyle saklısın bu dünya bildiğin gibi değil bizi de öldürecek erken ölmekte galiba çok haklısın |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Gecede Kanat Sesleri
Şair: Hüseyin Yurttaş -I- bir kanat sesidir ay düşmüş ormanlarda yankısı yıldızları çağırır yalayıp geçer dorukları ıslık gibi duyulur ufkun ardından bir kanat sesidir taşır kuzey ovalarının serinliğini yağmurlarını karadeniz'in safran buğdaylarını içanadolu'nun bakar maviye çalan gözleriyle ege'nin gülümser sevinçler yüklü beyazlığıyla akdeniz'in -II- gecede kanat sesleri var akan kuşların çığlıklarıdır kar ıssızlığında kışlar bırakarak düzler yokuşlar bırakarak düşmüşler işte kara afrika yollarına gecede kanat sesleri var geçiyorlar terkedilmiş köyleri yıkılmış kentleri, yok olmuş uygarlıkları dualar gibi gizem dolu fısıltılarla karışıyorlar bulutlara nasılsa birden katılıyorum onlara yükseliyorum bir damla su gibi toprağımın kokusunu taşıyarak elsiz ayaksız kolsuz kanatsız uçmaya çalışarak ülkem yağmurlar emmiş bir tombul çocuk gibi denizler koynunda derin, soluksuz bir uykuda yollarında, ırmaklarında, köprülerinde damar damar akışan sevinç dal dal uzanan öfke yaprak yaprak dökülüyor hışmıyla gecenin ülkem belasını baştacı ettiğim toprağım deli divane eyliyor beni yücelerde dönüp duruyorum işte kanat sesleri arasında -III- - burdan ötesi gidilmez bir yolun, varılmaz durağıdır ki aktığım mı, yürüdüğüm mü, uçtuğum mu bilemediğim kara afrika yollarında gece yolcusuyum yoldaşım kuşlar tutmuş elimden kanatları sırça, 'gagaları gümüş' kuşlar karlı sonsuzlukların tozutan tipilerin tekizlemeleriyle kanat vuruyoruz burdan ötesi gidilmez bir yolun varılmaz durağı da olsa tutkum benim orda küçük kulübelerdeki zenci çocuklarına bataklık kuşlarına geyiklerin seğirttikleri yamaçlara bir selam gibi varmak bir akdeniz rüzgarı gibi onları okşamak varsın bitmesin yolları! - kaç yüzyılın demir hevenklerinin sallandığı şu uygarlık bağından göçüp giden bir yavru kuş olayım ben - ki bundan ötesi uçulmaz uçurumlar da olsa verip kendimi boşluklara sıradan bir ölümün çok ötelerinde ağmak sonsuza doğru varmak dünya halklarının haramiler önündeki sofrasına bir pençeyle alıp çalınmışı güldürmek afrika çocuklarını dünyayı ışıtan o bembeyaz dişleriyle! - gecede kanat sesleri var ben ordayım ne bitkinim ne yorgun esrimiş esiyorum yıldızlar bahçesinde |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Geldim..
Şair: Hüseyin Yurttaş karanlık kapılardan geçtim kendimi ışığa vurdum da geldim kamaşan gözlerimdi aldanan kimbilir neyi gördüm de geldim insandım, onmaz yanımı onardım o ayrıksı yalnızlığa erdim kovdum kirli karayı, sevdikçe arındım sevmenin erdemine vardım da geldim kötü öyküler dinledim, romanlar yaşadım kanayan yaramı sardım da geldim elçi, istemez aşk, saklı sözüö sanadır yürekte zinciri kırdım da geldim |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Hoşgeldin Aşk
Şair: Hüseyin Yurttaş aşk, ey aşk boşuna saklanma gördüm seni sobe! |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Öpüldünüz Efendim
Şair: Hüseyin Yurttaş Buzul günlerinin çözüldüğü mevsimdi Şiirler gibi akıyordu ırmaklar Çekildi iğreti yollar ayaklarımızın altından Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim Herkes bir başınaydı, nedense biz ikimizdik Sokaklar yalın ışıklarla yıkanıyordu Özlemin kabarmış köpüğü yüreklerimizde Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim Söcükler nereye kaçmışlardı öyle Neden susmalarla doluydu o uzun yürüyüşümüz Şehir mi ıssızdı, biz mi kimsesizdik Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim Kanlı yaşantıları tanımıştık, sınanmıştı sevgimiz Eksik değildi yine de içimizden bulutları Kendi dallarımızı savurup kıran fırtınaların Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim Kırgındı ömürlerimiz hiçbir şeyi değiştiremediğimizden İçten içe yaşadığımız pişmanlıklarla Kaç baharın gülü solmuştu yüreklerimizde Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Hoşgeldin..
Şair: Hüseyin Yurttaş Su sandım içtim sesini İnce gölgeni gördüm Bir yamacın başında Sarışın günlere yürüdüm Sözcükler buldun bana Gizem kapılarını açan sözcükler Yüzümde gülücükler göğerdi Şarkılara büründüm Kara kışların ardından geldin Avucumda çiçek oldun Kuşlugum da kuş sesi Yeşilinle örtündüm aşkın eski çağlarından Önüme açılan söylence Hoş geldin |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Kaçış
Şair: Hüseyin Yurttaş kimliğini gizle gece gölgelerinden sakın gelecegim beni bekle ölüm mü dedin ağzından yel alsın sırdaş karanlık korur bizi çeker gideriz buralardan kimse görmeden el ele |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Nostalgıa
Şair: Hüseyin Yurttaş hangi serüvendi uçsuz bucaksız yaşadığımız genç ışıkları altında bahar güneşlerinin sonsuz bir ormanı geçmekti baştan başa kentleri çölleri ve buzulları aşmaktı ansızın trenlerden inmekti, gemilerle açılmak geçmiş bozgunların toz bulutlarını dağıtarak altından geçilecek bir gökkuşağıydı yaşamak! sevinç kahkahalarıyla kelebekler yağardı gökten şen şakrak yağmur yanılıp kara dönünce kırağılar aklardı yüzünü küskün kuşların çocukların ceplerinde çağların çerezi: yaşama sevinci duaları sığmazdı küçümen avuçlarına göğe açılırdı o boncuk elleri altından geçilecek bir gökkuşağıydı yaşamak! ıssız uçurumlarda usanmaz gecekuşları sabahı çekerlerdi derin deryaların dibinden bundandı seslerinin karanlıkta yankılanıp durması bundandı kınalar yakınması gökyüzünün şafağın utanır gibi usul usul ağarması bundan altından geçilecek bir gökkuşağıydı yaşamak! çiyler öperdi yüzünü ilk ışıklarda gövermiş dünya bahçesinin bir sözcük açardı gizem kapılarını ansızın özlediğimiz yaşantılar dökülürdü masal odalarından o balkan yüzler, göçmen geçen yüzyıllar gülümserdi o uzak topraklardan altından geçilecek bir gökkuşağıydı yaşamak! Resmini göğsümüzde taşıdığımız biri vardı. ağaç gövdelerine adını kazıdığımız kırık bir ok kaldı geriye şimdi o sevdadan yüzler güzlere soyundu, dindi ince ağrısı yüreklerin artık ulu ağaçların uğultusu anlatıyor yılların yılkıya saldığı anıları oysa altından geçilecek bir gökkuşağıydı yaşamak! |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
O Kuytu Liman
Şair: Hüseyin Yurttaş su uzak ve derindi sevgim gölgesi gizlice geçerdi yollarından seni sorardı kuş kanatlarına usul uzak ve derindi sevgim sana sunulan taçtı, taç yapraklarımdan o suskun saatin kumuydu akan ince ince beni öğüten zamanın değirmenlerinde koca gençlik gidip gün kocalığa dönünce seslere salınan o çığlık, o yitik sesti nice kalıntıya can veren, sevda örenlerinde saklı düşüm, can icre sancım, utangaç gülüşüm her şey için çok geç, sözcüklerim dağılabilir artık sana söylenecek ne'm kaldı bir şiir bile etmiyor dudaklarımdaki kırık dökük heceler usul uzak ve derin o kuytu liman, o mavilik ufkuma gerilen gözlerin |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Paradoks
Şair: Hüseyin Yurttaş beni yağmura bırak sen çekil iğreti bir cama yazıl susar gibi bak akşama bulaşan o son koku o zencefil sen ol göğsümde tüt gözlerimdeki buğu ben isem onu sil beni yağmura bırak sen çekil |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Senden Sonra
Şair: Hüseyin Yurttaş Senden sonradır Bu benim Düş evlerine girdiğim Uçmaklara vardığım Senden sonradır Bu benim Sevgi köprüsün geçtiğim Ölüm asrı uçtuğum Senden sonradır Bu benim Öz varlığım gördüğüm Sonsuzluğa erdiğim |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Rüzgara Kapılma
Şair: Hüseyin Yurttaş Bir daha rüzgara kapılma Öyle uçusmasın eteklerin Küllerim savrulur birden Sonra seni de tutuşturur alevlerim Bir daha rüzgara kapılma Öyle toprak gibi dirilmesin tenin Tohum olup serpilirim Bulutları da indirme Bütün filmleri yakan o bembeyaz tenine Önce ben eririm Söyle güneşe Çekilsin kirpiklerinden Sataşmasin kulaklarının altındaki sarı tüylere Her hal-ü karda Dövüşebilirim senin için |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Sevgi Baştan
Şair: Hüseyin Yurttaş açık kapıları ardında bırak, dalgalarla yürü bir kuzey rüzgarı ol, serinliğinle gel susmak bilmeyen koca deniz anlatsın bütün kuşaklara o yitik efsaneyi orfe, orfe! sevgi baştan! şafakta sessizliğe salınan o ezgi mahmur özlemleri büyütsün usul usul uzak dağların havası, akarsuların büyüsü tütsülerin ağır yüküyle çöksün iç duvarlarına bütün toyluğunla uykuların bölünsün, gecelerin uzansın uzanıp uzanıp kopar gibi güç kavuşalım sabahlara düşlerime baskın ver, adını değil yüzünü istiyorum ilk ışıklarla koşalım çılgın yamaçlara ırmak boylarına, otların yumuşacık koruganına orfe, orfe! sevgi baştan! o şehri yeniden kuralım o şehri ve büyük aşıkların tarihine gömülmüş sevda şehirlerini yeniden roman olmak, şiire dökülmek için alanlarda anıtlara karşı öpüşelim tenha gecenin koynunda düşelim o büyük boşluğa yıldızlar ansızın peydahlanıp büyüsünler, gözlerimiz kamaşsın orfe, orfe! sevgi baştan! ölü demirlerle örülmüş sınırları geçelim bir bir toprağın buğulu yüzü gülsün gönensin sıcak merhabalarla sıkalım ellerini cümle aşıkların bahar köpürsün kuytulardan, o uğultu duyulsun taşkın yeşil, gümrah su orfe, orfe! sevgi baştan! |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Sözüm Var
Şair: Hüseyin Yurttaş bırakın dünyayı dolaşsın sesim ışığın hükmüne ersin yoklasın bütün yollarını kara parçalarının bırakın dünyayı dolaşsın hırçın sesim dayansın kulaklarına kara gözlerinden karanlıklar fışkıran adamladın sözüm var benim de dünya dolusu sözler içinde sözüm var halkın mor inancı deli kırmızısı ırmaklar gibi ırılarken sözüm var dünyaya karşı SİTE |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Uyan Ey Kız
Şair: Hüseyin Yurttaş uzun boylu o genç adam o uzak şehre indiği zaman seni düşündü ilk olarak gece tenhalığında şiirlere bulandı uyku ve duman yüklü bir sabahçı kahvesinde sokaklara vurdu kendini ardında kol gezen bir yalnızlıkla uzaktın uyku sularındaydın sen yumuşaktı döşeğin bulutlar gibi nerden bilirdin ki iki uykusuz gözün senin için nemlendiğini? okuduğu şiirdin söylediği şarkı nasıl yoğun yaşıyordu seni bir bilsen evet, ah bilsen sıyrılıp çıkardın yatağından yalın bir bıçak gibi ince uzun alev dili gövden odalara dağıtırdı sıcaklığını üşürdün ve özlerdin onu o uzun boylu çocuk o şehrin en yalnız adamı şimdi be kız sen uyku sularındasın hala uyan artık! |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Yağmur Kuşları
Şair: Hüseyin Yurttaş Bahardı Göğerdi dallarımız Irmak boylarına yürüdük İçimizde parıltılı güneşler Önümüzde düşlerimiz Adlarımızın ilk harfleri Agaç kabuklarında Bir yağmur başladı ansızın Kaçmak ne mümkün Suçlusu bizdik bu baskının Gökte çılgın bulutlar Sırılsıklam yürüdüğümüz yollarda Telaşlı ayak izlerimiz Yüzünde damlacıklar Büyülü bir düşle aralanmış kirpiklerin Bir agaç kovuğunda Tüte tüte sokulduğun göğsüm Nasılda çocuk bu ilk yangınında Bulanan sularla geliyor ırmak Yalnızlığımızın üstüne Köprüleri aştı aşacak Islak saçların yapışmış tenine Öpsem yangınım bulaşacak Bu “delikanlı bahar” Anlıyor bizi Ve gökleri kırbaçlıyor Yağsın diye bu yağmur Sonsuza kadar |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
İki Sarmal
Şair: Hüseyin Yurttaş gökler kanıyordu ıssızlığın bozgununda seğiren sulardı tenimizi ürperten can içre sancıyan sanrılarda bulduk kendimizi yeniden yeniden ayrılıp kavuşmalarda deniz karanlığına sığındığımız zamandı köpükleri kıvılcım yüklü dalgalar saçıp savurarak bizi bizden ötelere bir kıyıyı arıyorlardı, kıyıda bir kulübeyi dingin bir sağnağı emiyordu göğsü denizin gülüşen ışıkların kaynaştığı o uzak limandı ikili sarmaldık akıl almaz bir boşlukta seslerimiz sevişiyordu sevincin ağızlarıyla parmak uçlarımızda kıvıl kıvıl kumların kıpırtısı gök bulut yığılı, inadına çoğalan bir öfkeyle iki ömrün sığdığı küçücük bir andı bir düş seli miydi sürükleyen bizi gerçeklerin kıskacında döne döne birden bulup birden yitirdiğimiz geldiğimiz ve gidecek olduğumuz o yöne bilmem ki hangisi doğru, hangisi yalandı? |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Yıldız Baskını
Şair: Hüseyin Yurttaş yıldız baskınıdır bu beni birden yörüngemden çıkaran bu kalabalık gökyüzü göğsümden taşan sevinç gözleri çiçek çocuklar gibi sesimde kelebekler yıldız baskınıdır bu saat sıfırı vurunca beni uzayın koynuna bırakın hangi soyaçekim hangi kardeşçe düzen yıldızları bu denli birbirine benzeten bire hey aklımı alacak oralarda neler var oralarda neler var durdurun beni durdurun düşeceğim ey eli silahlı dünyalılar |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
İzmir İçin Kenar Süsleri
Şair: Hüseyin Yurttaş 1. imbatı dök yazıya şiir olur söz renk değişir serin mavi izmir olur 2. saçlarına ilişmiş imbat gözlerinde akdeniz yalnızlığın buğusu sabah ağızlarında işte asfalta vuran kartal gölgeleri bıçkın bıçakların bilekleri doğradığı kan tüten geceler bu kent bir kadındır say ki kadındır her gün kanama geçiren 3. sabahsa sonsuz güllerle gelir belkahve üstlerinden akın akın bulutlar hınzır bir rüzgarın önünde ışıkların öpücükleriyle uyanır dağlar denizler düşlerin derin uçurumları görünür birden toprağın nemli ağzında deli filizler göğerir gök tereke şenlenir kıraçlar o yorgun süvari sağrısını yine kırbaçlar başlayan bu kaç milyarıncı günün okunur altı çizilmiş satırları insanla başlayan o uzun öykünün 4. teninde nice hoyrat elin okşantısı bir çocuk gibi gülümsüyor kentim benim, ince kızım, cerenim ağlayıp ağlayıp açılmış gibi sabahlara nazlanıyor yüzünde eski masalların izleri 5. güneşle evlidir gizliden ayla sevişir yıldızlar söylesin dillere destan sevdalarını haşarı bir yürektir vurur ha vurur karanlıkta ışıklı bir salıncak gibi kendi rüzgarıyla savrulur 6. dalgalar kırık fenerler sönüktür demir tarar gecenin ışıkları imgeleminde dip sularının yakamozlarla söner gizemi bir imparator sanılsa da körfezin divanında o yalnız ve uzak gemi bir çocuktur düşlerin beşiğinde sallanan gecedir ve göz kamaşır kendi aydınlığından! 7. ay açar karanlıklar kapısını altın tozlarıyla kuşatır gökyüzünü dingin yer çöker ağırlığından adı izmir olsun hıdırellez ateşlerinden atlayan o haşarı çocuğun |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Ölüler Şehri
Şair: Hüseyin Yurttaş o şehri nerde bıraktık biz hangi yitik zamanda, hangi görünmez günde el ele yürüdüğümüz o güleç kaldırımlar ansızın sevgiyi vuran meydan saatleri neresinde kaldık ölüme yürüdüğümüz tenhalığın o şehri nerde bıraktık biz sevgimiz ağlarken ağaç kabuklarında düşen yapraklara, yosun kokan eski parklara inceden sokulan rüzgarımız hangi kuytulara sığındı şimdi oradan, o uzak ufuklardan bak bahçede inadına açmış o mor menekşe inadına uzanmış asmanın kolları ayışığında öpülen dudakların izi gecede son vapur yanaşıyor kıyıya, ışıklar alesta son vapur yanaşıyor kıyıya, ışıklar alesta yıldızlar hep birden mi kayıyorlar suyun sesi büyüyor gölgesi ağırlaşan kameriyede yasemin kokuları savruluyor iğreti avlularda sürdük sınırlarını kentin, kırlara bayırlara sürdük caddeler genişledikçe bun çöktü varoşlara bir tanrıya yürüdü artık incir bitmeyen duvarlar göğün gözleri kanlandı, ufuklar silindi kıyılardan dağları yitirdik, ağaçlar kuş öldü, ibret cana dayandı sürdük sınırlarını kentin yeni mezarlıklar kurduk ölülerimizi sıraya sokup gömdük geçmişimizi servi diplerine anılar uğulduyorsa, ürkek bir nostaljiyi büyütüyorsak, aldırma yüreklerimizde güne yetişme kaygısı, gerisi ütopya sürgit kendimizi aradığımız bu sonsuz kovalamacada sevgiyi koymuştuk bir yerlere, duruyor mu orda dokunsak tozlu bir vazo gibi elimizin altında sanki nedense sönmüş bütün şamdanlar, perdeler ağır ve uykulu ocakta usul usul o ateş, kim yaktıysa yana yana ağlıyor o içli güz dinginliği kapı aralıklarında rengarenk masallar iniyor bağladı tavanlardan sahi, neyi nereye koymuştuk biz, duruyor mu orda? sürüp çıkardık o şehri şehrimizden anılarımız yeni kenar semtlerde öksüz birer çocuk leylek yuvaları kapanan her fabrikanın bacasında üstelik leylekler de küs artık ve afrika'ya yeminli tezgahta ve gergefte o inatçı eller, gül ağacı, gül oya mahzun bir çocuğun görüntüsü asfaltın serabında hiç kimse bulamıyor kendi şehrini, yok artık kayboldu gülüşü gökyüzünün, dokunuşu rüzgarın eski sokaklarda yeniyetme güneş cesetleri yenildik bu en büyük meydan savaşında gölde gülümseyen nilüfer uzaklığında gençliğimiz ölümü hiç ıskalamıyor bu şehir |
Cevap: Hüseyin Yurttaş Şiirleri
Öptüm Çocukluğumu
Şair: Hüseyin Yurttaş Öptüm çocukluğumu Yorgun bir saatinde gecenin Bir sesin ışıkları önünde Öptüm çocukluğumu Şimdi dönüp geriye bakmalıyım Silkeleyip ayaklarımın tozunu Güzün eğri yolu önümde iste Şimdi dönüp geriye bakmalıyım Hazır olmalıyım kötü güne Çünkü yağmur yürüyecek damarlarıma Yoksul gecelerimin soğuğuyla Hazır olmalıyım kötü güne Ama hep yürümeliyim Şiirin bayrağı altında |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:30. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.