![]() |
Cevap: Metin Altıok Şiirleri
Yerleşik Yabancı
Şair: Metin Altıok Kiminin dikenleri vardır Katlanamaz üstüne. Hep dikine durur Delmemek için gövdesini. Kiminin yoktur bir tek kemiği, Doğrulamaz ayaklarının üstünde. Ona göre varsa yoksa kendisi, Dürülüdür ütülü bir mendil gibi Ben eğilmem gündüz ama Geceleri kanatırım kendimi Ben bir söz söylediğim zaman, Kendine küçük bir pıtrak edinir. Çok sürmez anlar başına geleceği, Çarşılarda pazarlarda ondan selam kesilir. Ben birini sevdiğim zaman Göğünü durmadan genişletir. Ama herkes rahattır kozasının içinde, O sevgi artık kimsesizdir. Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli. |
Cevap: Metin Altıok Şiirleri
İkilem
Şair: Metin Altıok Bir kabuk içinde Birbirinden ayrılmaz ( :) Aşk ve acı yüreğimde İkiz badem içidir. |
Cevap: Metin Altıok Şiirleri
İlk Atlas
Şair: Metin Altıok Neler var bir düşün ikimizin arasında; Senle ben varız önce katı sınırlarımızla. Aç da bak sabırla, iyice ara Bir çocuğun kanayan ilk atlasında Kaçılacak yer yoktur bulanmadan acıya. 'Mutlu aşk yoktur dünyada' Seninle benim aşkımız bile olsa. |
Cevap: Metin Altıok Şiirleri
Yıkıcılar Geldiler
Şair: Metin Altıok Ve evin yüzü burkuldu Bir kıpırtı vardı şakaklarında. Yıkıcılar geldiler, çatıdan başladılar. Kiremitleri topladılar birer birer. Tahtaları söktüler, kanırtıp çivileri Ellerinde keserler. Anımsar mısın denize karşı oturmuştuk. İkimizde arkamızı dönmek istememiştik kıyıya. Susmuştuk uzun bir hesaplaşmayla. İki sevgili vardı yan masada; Umurlarında bile değildi deniz, Alınları birbirine değecekti az daha. Yıkıcılar geldiler, Çıkardılar kapı ve pencerelerin pervazlarını. Kör gözleri ve açılmış ağzıyla Kaldı temelleri üstünde umarsız ev. Sıra balyozlardaydı artık, Çelik iskeletini evin ortaya çıkarmak için. Benim göğüs kafesimde bir iskete, İskeletimin bekçisi, içten bağlı kemiklerime. Sıçrayıp duruyordu ordan oraya, Duyuyordum kıpırtısını içimde. Bir bulut geçiyordu senin gözlerinden. Oturuyorduk; ben kızgın çölüm, sen yıldızsız göğünle. Yıkıcılar geldiler; Düştü gürültüsüyle yüzü köhne evin, Göründü bazı odaları ve iç duvarları. Aynı renklerle boyanmış sofası, isli mutfağı. Bir kesit kalmıştı geriye şimdi o evden Eski bir yaşantıyı simgeleyen Çıkıp yürümüştük kıyı boyu Benim sıvası dökük yüzüm, senin çocuk gözlerinle. Oysa sen yürümeyi sevmezsin. Nasıl da değişmişti görünüşü Yıllardır görmediğimiz kentin Yürümüştük anısıyla eski cumbalı evlerin. Yıkıcılar geldiler, yıktılar bütün duvarları. Yalnız temel kaldı geriye ve birkaç tuğla kırığı. İş araçlarında artık, Bir canavar ağzıyla deşmek için toprağı. Ve temizleyecekler kazılan yerlerde Bizden kalan balçığı. |
Cevap: Metin Altıok Şiirleri
Yüzün
Şair: Metin Altıok Yüzün müdür acaba yolumu dolaştıran? Acının bu solgun haritasında, Kendime yeni duraklar bulduğum. Ulaştığım ıssız dağ doruklarında Yüzün müdür hep sorular sorduğum, Bakışının titrek aydınlığında? Aslında ne bulunur bir gezginin yanında Kendi yüzünden başka, Hüzünle bileyen direncini. Bir suyun ürpermiş aynasında Apansız gözgöze geldiğim. Ayakları ayaklarıma bitişik Kımıltısız bir gövdeyle rüzgârın sildiği. Bir bulup bir kaybettiğim Yani bir gezginin hep gittiği, Senin yüzün benim yüzüm değil mi? |
Cevap: Metin Altıok Şiirleri
Zamanlı Gazel
Şair: Metin Altıok Kendini yollara vurdun, değişen çevreye kandın bir zaman İçinde dönen başıbozuk sıkıntı, geçer sandın bir zaman Donmuş kentlerden geldin, sen bu kavruk yangın yerlerine Ürperen yalnız yüreğini, kızgın gurbete bandın bir zaman Düşündün geceler boyu, peşinden gelen tekinsiz geçmişini Gönlündeki göçük aşkın oduna, için için yandın bir zaman Sonunda gide gide, adına uygun düşen, yalnızlığına kondun Yorgun bedeninde zamana karşı, çırpınan candın bir zaman Üzülme altıok metin, hüzünlerle geçen tarazlanmış ömrüne Sen yoğun sis içinde sesi duyulan, uzak çandın bir zaman |
Cevap: Metin Altıok Şiirleri
Ölümden Konuşacaktık
Şair: Metin Altıok Evet sırasıdır, ölümden konuşacaktık, İntiharın ebruli ipliğiyle Bir düğün gecesinde senin Yakası işlemeli giysinden. Kapı kapı dolaşıp, etamin ve goblen Örtüler satan bohçacı ölümden. Boynuna taktığın eğri taneli İki sıra inciden konuşacaktık, Seni ürküten tren sesinden Ayı gölgeleyen tekinsiz gecede Karşımıza apansız çıkıveren O ihtiyar dilenciden. Gel ölümden söz etmeden önce Bir şeyler içelim seninle. Buğulu bir bardağın içinde, Buzlu ve limonlu votkayla birlikte Konuşalım ölümden, Bir samanyolu olsun masamızın üstünde. Hadi gel konuşalım, Sulanmış bir taşlığın serinliğinde. Akşam sefaları içinde, Bir masa, birkaç sandalye Ve ikimiz ölümden konuşalım, Senin ağzında gül, benimkinde menekşe. Yarına var mısın söyle? Doğacak çocuğa, çığlığa, ishak kuşuna, Rüzgarın savurduğu tohuma, Kavağın pamuğuna var mısın, Bir ağacın kavına, Deri değiştirmesine yılanın, Kozadan çıkan kelebeğe, Hatmiye, atkestanesine? Hadi gel öyleyse ölümden konuşalım. Belki de tümüyle aykırıdır gerçeğe, Ama ne olursa olsun biz yine Ölümden konuşalım seninle Ölüm de vardır yaşadığımız her şeyde. Bir bardak çatlarsa durduğu yerde, Bir aşk ansızın biterse, Ayna kırılırsa yüzünle birlikte, Zamanıdır konuşmanın ölümden. Bir çiçek olağanüstü güzellikte Açıvermişse bir sabah, Bir topal aksamadan yürümüşse, Hadi gel ölümden konuşalım; Yüzünü al basmış hasetçiden Ve onun elindeki kuru değnek bile Filizlenir sevgimizden. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:46. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.