![]() |
Cevap: Nazım Hikmet Şiirleri
Memede Son Mektubumdur
Şair: Nazım Hikmet Bir yandan cellatlar girdi araya, Bir yandan, oyun etti bana bu mendebur yürek, Nasip olmayacak Memed'im yavrum, seni bir daha görmek. Biliyorum, buğday başağı gibi delikanlı olacaksın, ben de öyleydim gençliğimde, kumral, ince, uzun; gözlerin ananınkiler gibi kocaman, bazen de bir parça bir tuhaf mahzun; alnın alabildiğine aydınlık; herhalde sesin de olacak - berbattı benimkisi - türküler döktüreceksin yanık mi yanık... Konuşmasını mı bileceksin - ben de becerirdim o işi sinirlenmediğim zamanlar - bal damlayacak dilinden. Vay, Memet, kızların çekeceği var senin elinden. Müşküldür babasız büyütmek erkek evladı. Ananı üzme oğlum, ben güldürmedim yüzünü, sen güldür. Anan, ipek gibi kuvvetli, ipek gibi yumuşak; anan, nineliğinde bile güzel olacak onu ilk gördüğüm günkü gibi, Boğaziçi’nde, on yedisinde ay ışığı, gün ışığı, can eriği, dünya güzeli. Anan, ayrıldık bir sabah, buluşmak üzre, buluşamadık. Anan, anaların en iyisi en akıllısı, yüz yıl yaşar inşallah... Ölmekten, oğlum korkmuyorum, ama ne de olsa iş arasında bazen irkilip ansızın, yahut yalnızlığında uyku öncesinin günleri saymak biraz zor. Dünyada doymak olmuyor, Medet, doymak olmuyor... Dünyada kiracı gibi değil, yazlığa gelmiş gibi de değil, yaşa dünyada babanın eviymiş gibi... Tohuma, toprağa, denize inan. İnsana hepsinden önce. Bulutu, makineyi, kitabi sev, insani hepsinden önce. Kuruyan dalın sönen yıldızın sakat hayvanın duy kederini, hepsinden önce de insanın. Sevindirsin seni cümlesi nimetlerin sevindirsin seni karanlık ve aydınlık, sevindirsin seni dört mevsim. ama hepsinden önce insan sevindirsin seni. Memet, memleketler içinde bir şirin memlekettir Türkiye, bizim memleket, insanı da, su katılmamışı, çalışkandır, ağırbaşlı, yiğittir, ama dehşetli fakir. ............. ............... Memet, ben dilimden, türkülerimden, tuzumdan, ekmeğimden uzakta, anana hasret, sana hasret, yoldaşlarıma, halkıma hasret öleceğim, ama sürgünde değil, gurbet ellerde değil, öleceğim rüyalarımın memleketinde, beyaz şehrinde en güzel günlerimin. |
Cevap: Nazım Hikmet Şiirleri
Mektuplar-08
Şair: Nazım Hikmet Nasılsın Tulyakova, ne alemlerdesin? Saman sarısı saçlar nasılsınız? Ne alemlerdesiniz mavi kirpikler? Mavi kirpikler yol verin, gözlerinizin içini görmek istiyorum, dolaşmak içinde gözlerinizin ve rastlamak kendime, belki satırları arasında bir kitabın, belki ikinci Pesçannaya'da otobüs durağında, rastlamak kendime içinde gözlerinizin ve 'Merhaba Nazım! ' demek, 'Nicesin, mutlu musun? ' Moskova Irmağı'na selam ederim. Kızıl Meydan'a fabrika bacalarına, tiyatroların tümüne selam ederim, evimizin, kapısına selam ederim, İstanbul'un duvarda asılı resmine selam! Beni sorarsanız, ben burda Kuzeydeyim iki gündür, Aruşa'da, Moşi'de, karlı Klimancora dağının dolaylarında. Turistik bir dağ. Otellerde konforu İsviçre turistlerinin. Cagga kabilesi yaşıyor Moşi'de. Otellerde, kahveliklerde ve sizalllıklarda çalışıyorlar. Sizallıklar İngilizlerin, Hintlilerin, rumların. Cagga halkı güler yüzlü, akıllı, yumuşak. Erkekleri gömlekli, şortlu, ama yalyanak çoğu ve bisiklete meraklıo. Kadınları salınarak yürüyor alaca entarileri içinde ve başlarında kendilerinden büyük yükler taşıyorlar bütün Afrika kadınları gibi. Genç kızlar gördüm. kara biberim, badem şekerim ve naylon eteklikleri kabarık, ve okur yazarlık Anadolu'dan yüksek. Ngorongoro kıraterine gittim. Volkanın ağzı çayırlar ve ağaçlarla kaplanmış. İki yüz kilometre kare, dediler. Turistik gergedanları gördüm, turistik zürafaları, filleri. Sürülerle gezip tozuyorlar. Aralarından geçiyor jipimiz, burunlarının dibinden, başlarını kaldırıp şöyle bir bakıyorlar, tanıyorlar markasını otomobilin: Landrover ve kederle çeviriyorlar başlarını öte yana, bıkkınlık. Bir antiloplar alışamamış Landrover'e, sıçraya sıçraya kaçtılar. Bir de bir akşam bir Amerikan turisti sızmış çayırlıkta, arslanlar beklemiş başında sabaha kadar. Bakmışlar ayılmıyor, yemişler. Mezarını gördüm. Taşında yazılı hikayesi. Dolaylarda Masailer yaşıyor çırılçıplak bir avrat mahalleri örtülü. İri yarı insanlar. Kahverengine düşkün. Kahverengine boyanıyorlar. Kadınlarının kulak memeleri omuzlarına sarkıyor. bir ağırlıkla filan uzatıyorlar. Masailer göçebe. Davarcı. Sığırlarının etini yiyor, sütünü ve kanını içiyorlar sıcak sıcak. Ve sürüye saldıran arslanı mızraklıyorlar kulaklarından tutup. Otelde bir kaat verdiler bize: Kıraterde en çok neyi beğendiniz? Filleri mi? Gergedanları mı? Antilopları mı? |
Cevap: Nazım Hikmet Şiirleri
Mektuplar-02
Şair: Nazım Hikmet Bir akşamüstü oturup hapisane kapısında rubailer okuduk Gazalî'den: 'Gece: büyük lâciverdî bahçe. Altın pırıltılarla devranı rakkaselerin. Ve tahta kutularda upuzun yatan ölüler. Bir gün eğer, benden uzak, karanlık bir yağmur gibi, canını sıkarsa yaşamak tekrar Gazalî'yi oku. Ve Pîrâyende'm benim, ben eminim sen sadece merhamet duyacaksın ölümün karşısında onun ümitsiz yalnızlığı ve muhteşem korkusuna. Bir akar su getirsin Gazalî'yi sana: '- Toprak bir kâsedir çömlekçinin rafında tâcidar, ve zafer yazıları yıkılmış duvarlarında Keyhüsrevin...' Birikip sıçramalar. Soğuk sıcak serin. Ve büyük lâciverdi bahçede başsız ve sonsuz ve durup dinlenmeden devranı rakkaselerin... Bilmiyorum, neden aklımda hep ilkönce senden duyduğum Çankırılı bir cümle var: 'Pamukladı mıydı kavaklar kiraz gelir ardından.' Kavaklar pamukluyor Gazalî'de, fakat görmüyor, üstat, kirazın geldiğini. Ölüme ibadeti bundandır. Şeker Ali yukarda, koğuşta bağlama çalıyor. Akşam. Dışarda çocuklar bağrışıyorlar. Çeşmeden akıyor su. Ve jandarma karakolunun ışığında akasyalara bağlı üç kurt yavrusu. Açıldı demirlerin dışında büyük, lâciverdî bahçem. A s l o l a n h a y a t t ı r... Beni unutma Hatçem... |
Cevap: Nazım Hikmet Şiirleri
Mektuplar-01
Şair: Nazım Hikmet Saat dört yoksun Saat beş yok Altı, yedi, ertesi gün, daha ertesi ve belki kim bilir... Hapisane avlusunda bir bahçemiz vardı. Sıcak bir duvar dibinde on beş adım kadardı. Gelirdin, yan yana otururduk, kırmızı ve kocaman muşamba torban dizlerinde... Kelleci Memedi hatırlıyor musun? Sübyan koğuşundan. Başı dört köşe, bacakları kısa ve kalın ve elleri ayaklarından büyük. kovanından bal çaldığı adamın taşla ezmiş kafasını. 'hanım abla' derdi sana. Bizim bahçemizden küçük bir bahçesi vardı, tepemizde, yukarda, güneşe yakın, bir konserve kutusunun içinde... Bir cumartesi gününü, hapisane çeşmesiyle ıslanan bir ikindi vaktini hatırlıyor musun? Bir türkü söylediydi kalaycı Şaban Usta, aklında mı: 'Beypazarı meskenimiz, ilimiz, kim bilir nerede kalır ölümüz....? ' O kadar resmini yaptım senin bana birini bırakmadın. Bende yalnız bir fotoğrafın var: bir başka bahçede çok rahat çok bahtiyar yem verip tavuklara gülüyorsun. Hapisane bahçesinde tavuklar yoktu, fakat pek ala gülebildik ve bahtiyar olmadık değil. Nasıl haber aldık en güzel hürriyete dair, nasıl dinledik ayak seslerini yaklaşan müjdelerin, ne güzel şeyler konuştuk hapisane bahçesinde... |
Cevap: Nazım Hikmet Şiirleri
Mektuplar- 09
Şair: Nazım Hikmet Hapisten çıktığım günleri hatırlıyorum, hapisten çıkarıldığım günleri değil, çıktığım, içerde kendimin dışarda dostların ve zamanların zorlamasıyla çıktığım günleri hapisten., Sevinç. Düğün, bayram. Sevinç, kibirli biraz, biraz şaşkın. Sevinç. dallarında hayallerin ve umutların parıltısı, yemişleri değil, parıltısı. Ve yüksek sesle anlatmak hapisaneyi herkese ve kendine. Hapisane hala düşlerine girer, uyanırsın sıçrayarak. Yakanı bırakmaz alışkanlıklarıyla yasakları hapisane yıllarının. Kapatamazsın mektuplarının zarflarını, karavana vakitlerini, beklersin, ve akşamlar kararınca kapının dışardan kilitlenmesini, yanmasını ampullerin kendiliğinden. Sevinç. Düğün, bayram. Ama bayram günlerinin de sonu var bütün günler gibi. Bakarsın, evinin damı akıyor, pencereler, kapılar onarılmak ister, su getirtmek, açtırmak gazı, elektriği, yatak çarşafı almak, tabak, çanak, kitap. Kolların hazır çalışmağa, onlar içerde de çalıştırıldılar, ama bilgi'n uyutuldu. Paran da yok. Borca batmak da tehlikeli. Nerden, neresinden, nasıl kurmağa başlamalı evini hürriyetinin? hapisten çıkanın haline benziyor hali Tanganika'nın. |
Cevap: Nazım Hikmet Şiirleri
Mektuplar- 03
Şair: Nazım Hikmet Bugün çarşamba: - biliyorsun - Çankırı'nın pazarı. Demir kapımızdan geçip kamış sepetimizde bize kadar gelecek yumurtası, bulguru, yaldızlı, mor patlıcanları... Dün köylerden inenleri seyrettim: yorgundular, kurnaz ve şüpheli, ve kaşlarının altında keder. Erkekler eşeklerde, kadınlar çıplak ayaklarının üstünde geçtiler. Herhalde içlerinde senin bildiklerin vardır. Herhalde iki çarşambadır pazarda: kırmızı başörtülü 'kibirsiz' İstanbulluyu aramışlardır... |
Cevap: Nazım Hikmet Şiirleri
Mektuplar -07
Şair: Nazım Hikmet Çarşı pazar dolaştım karıcığım, not ettim fiyatları. Tanganika dehşetli ucuzluk. Mesela, güneş, hem de en olgunu, en kırmızısı, yağmur mesela, hem de aylarca şakırdayanı artsız arasız, yahut da boy boyu, çeşit çeşidi sıtmaların, yahu da kopkoyu esmer eller, turfandası da, olgunu da, hem de hepsinin tırnaklarıyla avuçları pembe, hatta muz, beş kiloluk hevenkleri, bir şişe Pepsi Kola'dan ucuz. Sana bunları yazdım, iki gözüm, düşünüyorum, Tanganika'dan pahalı mı benim Anadolu? Kimi yerlerinde yağmur çok daha pahalı, kimi mevsimlerinde güneş, ama sıtmaların fiyatı, yahut da ellerin, hele parmakalrı kınalı olanların, hiç de bundan pahalı değil. Muza gelince, bizde yetişmez, ama soğanla tuz, beş kilosu değil, birer kilosu, burdaki muz fiyatına. |
Cevap: Nazım Hikmet Şiirleri
Mektuplar -06
Şair: Nazım Hikmet Hint Okyanusu'nu seyrettim bu sabah. Okyanuslar üstüne bir çift sözüm var sana: Kıyısından seyredilen okyanus farksızdır Marmara açıklarından. Yani demek istediğim: Okyanuslar büyük sevdalar gibidir Tulyakova seyredilmeğe gelmez, Okyanus yaşanılır. |
Cevap: Nazım Hikmet Şiirleri
Mektuplar - 05
Şair: Nazım Hikmet Saat beşte akşam oluyor: insanın üstüne doğru yürüyen bulutlarla. Yağmur taşıdıkları belli. Birçoğu elle tutulacak kadar alçaktan geçiyorlar... Bizim odanın yüz mumluğu, terzilerin gaz lambası yandı. Terziler ıhlamur içiyorlar... Kış geldi demektir... Üşüyorum. Fakat kederli değilim. Yalnız bize mahsus bir imtiyazdır: kış günleri hapisanede, sade hapisanede değil, bu kocaman bu ısınası bu ısınacak dünyada üşüyüp kederli olmamak... |
Cevap: Nazım Hikmet Şiirleri
Mektuplar - 04
Şair: Nazım Hikmet Sıcaklar bildiğin gibi değil ve ben ki yalı uşağıyım, deniz ne kadar uzak... İkiyle beş arası cibinliğin altına uzanarak ter içinde kımıldanmadan gözlerim açık dinliyorum sineklerin uğultusunu. Biliyorum: şimdi avluda duvarlara çarpıyorlardır suyu, kızgın, kırmızı taşlar tütüyordur. Ve dışarda, otları yanmış kalenin eteğinde bir kezzap aydınlığı içindedir simsiyah kiremitleriyle şehir... Geceleri birdenbire rüzgâr çıkıyor. sonra kayboluyor birdenbire. Ve karanlıkta canlı bir mahluk gibi soluyup, yumuşak, tüylü ayaklarıyla dolaşarak bizi bir şeylerle tehdit ediyor sıcak. Ve zaman zaman ürpermelerle duyuyoruz derimizin üstünde bir korku halinde tabiatı... Bir zelzele olabilir. Zaten üç günlük yere geldi, salladı çapanoğlu Yozgad'ı. Ve yerlilerin kavlince: altı tekmil tuz madeni olduğundan yıkılacak Çankırı şehri kıyametten kırk gün önce. Yatıp bir gece başın bir kalasla ezilmiş, çıkmamak sabaha... Ölümün bu kadar körü ve mendeburu... Ben yaşamak istiyorum biraz daha, daha bir hayli yaşamak. Bunu birçok şey için istiyorum, birçok çok mühim şeyler. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:39. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.