![]() |
Nevzat Çelik Şiirleri
Anneler Günü Şair: Nevzat Çelik yeşildir artık yüreğinde kara bulut bugün anneler günü annem beni unut evde acılar koynuna yangelip yatmış inadına giyin sen de mayısa batmış yürü sokakta çocukların düşü aksın yürü ki saksıda çiçekler sana baksın diline genç anılarından bir türkü seç beş yıl büyüdüğüm okulun önünden geç ıslanırsa anıların güneşte kurut senin günün bugün unutma beni unut gök mavi deniz mavi tam kıyısında dur durma eteğinden beni bir daha savur annem yıldız kayıyor içinden dilek tut koşuyor sana kısa pantolunlu çocuk gözünde gözümde gözlerinde bin umut |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Af
Şair: Nevzat Çelik duvar duvar duvar sana ne desem ki ah incitmeden gözlerini mahkûmun her taşını kırmalı bir bir gerisi laf-ü güzaf |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Anımsamak Kuşları
Şair: Nevzat Çelik I çatıların üzerinde yürürdü serçeler kanatlarından günışığı dökülürdü ciğerleri sökülür gibi öksürürdü yokuşa vurdukça erkenci işçiler ekmeğinin yanına güneşi koyup usulca bakkaldan çıkan çocuk bir çift kanat açardı köşede ben dönerdim geceyarılarından üstüm başım çatışma içinde sardunyaların arasında pencerede sen taze bir badem gibi dururdun beni her sabah böyle vururdun çekip gözlerine mahmur bulutu günaydın derken salt dudaktın biri seni mutlaka öpüyordu bana mı öyle geliyordu sen mi çok ufaktın saçlarında miniminnacık papatya ardında çiçek bahçesi ayıp bir söz gibi yürürdün gözlerimi alıp götürürdün körleme kalırdım gidişini görüp de dönüşünü beklememek olur mu beklerdim tahtaya gömülen çiviler gibi bluzunun altında kanatlanan çifte kumruyu biraz köylü biraz burjuva sanırım kalçalarından almıştı o felaket huyu II kimdin neydin neciydin benim fikrim yoktu senin yaşın ve korkun kimi vakit konuğu olurdun duvar diplerinde kalleş ölümlerin kokladığı evimin tomurcukları patlayan bir dal gibi gülerdin kahve içtiğimiz fincana pencereye kilime duvara tabakta dilimlenmiş elmaya çın çın mavi saçılırdı en olmadık yerde eteğin açılırdı aklım karışırdı ne mümkündü görmemek hissetmemek incecik parmaklarında aşkla tüterdi değer değmez dudaklarına bütün sigaralar erkekti III sen hep oralardaydın küçük hoş görüntülerinle ben yüzümü rüzgara verirdim saçımın her telini uzak mavilere götüren denize dönerdim sonra sırtında dalgalar yürüten terim soğurdu bir köpek namlu ensekökümde dururdu işkence şuradaydı cezaevi burada yürürlerdi benimle yürüsem uzansam yatarlardı yanıma onlar benim gölgelerimdi bir önüme düşerlerdi bir ardıma IV kapandı üstüme geceyarıları polisler sürüklüyordu beni kent boydanboya susuyordu bulvarda bir ağaç gürültüyle kusuyordu kapandı üstüme geceyarıları sen yoktun okul arkadaşlarımın adını telefon numaralarını sinema kapılarını öptüğüm ilk kız gibi içtiğim ilk sigara ilk içki çıktığım ilk afiş gecesi gibi aklımda tuttum bir senin adını adını unuttum anımsamak kuşları bıçak uçmaları |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Bahar Ağrısı
Şair: Nevzat Çelik bir bahar daha dönüp gidecek kapıdan bir bahar daha sensiz yaşanacak demek bir bahar daha insanlar asılacak şafakta ben en çok şafakları ağlarım |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Bu Bahar Şaşma
Şair: Nevzat Çelik birdenbire ne oldu bana böyle ben eskiden yağmur filan takmazdım aşk desem değil yorgunluk hiç değil verip alnımı parmaklığın buz ufkuna kuytusunda kederler büyüten bir cehennem gibi bakmazdım düzeni yok voltamın nisanda mıyız yemyeşil bir dal kalbime bulaşıyor duvarlar üstüme yıkılırsa şaşma içimde firar etmek fikri aç bir kurt gibi dolaşıyor beni bu bahar vururlarsa şaşma |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Bulutları Kıvırcık
Şair: Nevzat Çelik yıl dört mevsim on iki ay yıl üçyüzaltmışbeş gün olur olmaz yerinde gecenin ve gündüzün tenimde uyanıyor senin çığlık çığlığa tenin kütür kütür kırmızı kanıyor elimde bir karpuz ne bir uyku gecelerimde ne düş ne bir huzur elmaya sakalımı sürtüyorum yanakların düşünce aklıma eğilip alıyorum kirazı ıslak dudaklarını alır gibi ağzıma gözlerinden akıyor ardarda kaç kuğu sonra bütün kuğu eğimleri boynunda omuzlarında sırtının oluğunda saçların bir gümüş uğultu uçup uçup ellerimi arasan memelerin değirmi buğusu belin belinin çukuru deli edecek beni durduk yerde başlayan kalçalarındaki müzik ve çisil çisil uyanmış bulutları kıvırcık.. felâket hüzün her bahar bir kuş uçursa hüznün sevgilim kuş bahçesine döner yüzün büsbütün uçurmalı oysa geceme seni bilerek isteyerek unutup herşeyi açlığı şurada kavgayı orada militanı sorguda işçiyi sokakta parmaklarımızda gün boyu güneş böğürtlen yer gibi temmuz tepelerinde mosmor sevişmeliyiz seninle sabaha kadar |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Çiçek Gibi
Şair: Nevzat Çelik 1 seven güzelim çocuk karşımda duruyor fotoğrafın güneş gibi asmışım ranzama seni gözlerimi gözbebeklerinde unutup o kadar yakın ve o kadar ürkeksin ki uçacak elimin sana uzanan rüzgârında sarı saçların tokasından kurtulup kolumu kanadımı kırıyor fakat yüzünün ortalık yerinde buruşan keder tam da gülecekken sımsıkı kapanıp yapışıyor kiraz ağacının bütün kirazı dudakların gözlerinin yemyeşil uğultusu ve pembe buğusu yanaklarının susup kalıyor apansız hem ne dersin ben sana aşık oldum küçük kız hem de içerdeki adama durup dururken aşık olan bir dolu şaşkın varken hem de bunu yasaklamışken kendime duvarla demir arasında voltada ranzada aykaranlıklarında yapayalnız çarparken yüreğim deli deli seni sevmenin sakıncası yok fakat seni sevmek yarını sevmek gibi birşey o güne dek bırak oyalansın bu yürek hem nasılsa sevmeyi öğrenmen için bir on yıl daha büyümen gerek 2 baban hapiste seven ranzası ranzama bakıyor öfkesi öfkeme seni anneni ve ülkemizi düşünüyor kükrüyor yaralı bir aslan gibi seni anneni ve ülkemizi düşünürken baban çıkacak hapisten uçacaksın gümüş bir kuş gibi kanatları kurşundan kurtulmuş gibi ne güzel şey seven baban çıkınca hapisten uçacaksın gümüş bir kuş gibi kanatları kurşundan kurtulmuş gibi 3 belki herkesin babası çıkamayacak hapisten ve belki onlar uçamayacak gümüş bir kuş gibi sevinçten bir zaman daha belki yaylım ateşlere düşecek en çocukça düşlerinin yolu belki bir zaman daha gözlerini ısıra ısıra ıpıslak bir bulut gibi yürüyecekler duvarlar boyu ve fakat şundan emin ol ki güzelim çocuk kollarının ucunda sıkışan dehşetli masum o iki yumruk alâmetidir kopacak kıyametin |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Çocuk
Şair: Nevzat Çelik ağlardı gözlerin mavi yeşil kara gülerdi gözlerin mavi yeşil kara ağla çocuk gül çocuk ama usul usul değil ama usul usul değil |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Diyarbakır Ölüleri
Şair: Nevzat Çelik I dün gece muştularla yağıyordu havalandırmaya ilk karı martın dün gece yüreğimizde bıçaktı ölüm haberleri diyarbakır'ın asıldı ellerimiz ayasından kasap çengeli mi parmaklıklar daha kaç fırtınayla çarpışacak bu erkek dökümü alınlar II incedir bileklerimiz yaşamak ağrısıdır boynumuzdaki atılırız her çığlığa süngü de öyle bir keskin ki aynı saldırma değil mi göğsümüzde gizlimizi arayan döküp benzini esmer tenimize yangınları kundaklayan yanıp kavrulan bir ülkeydi anladım ortasında o ateşin nasıl unuturum gözlerinizi karaydı arasında uzun kirpiklerin belki hiç sayamayacaksınız sevgilinin saçına kaç ak karıştı gene de söyleyeceksiniz: yürü sevgilim ne de güzel yakıştı elli dokuz gün mü aç kaldınız vay benim kardeşlerim altınız öldü demek artık kaşık tutmaz bu ellerim III içimde bir ülke ağlar oturmuş sınırlarına saçını tarar bir çam devrilir hüznüme dalından bir kuş kalkar kuşun kanadına mı konar sabah yoklar demirörgüleri açamam ki sımsıkı gözlerim içinde diyarbakır ölüleri kimbilir ne güzeldir dinlemek dillerinde direnç türküleri basıp doğrulacak elbet kendi küllerine diyarbakır ölüleri |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Ellerin Müebbet
Şair: Nevzat Çelik senin neden neden istediğini bilmezdim çamaşır makinası der koyardın postanı tersyüz eder ceplerini gösterirdi babam bir el ıslatır çitiler bir el iplere dizer rüzgâr savurur güneş kurutur sanırdım ellerim ellerim ellerim derdin anne tuzbuz olurdu evimizim tek aynasında sesin binse sesim bir akça kuşun kanadına gitse boy boy çamaşır leğenlerinde kaç müebbet buluşuyor ellerim senin küçücek ellerinle |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Güneş Gibi
Şair: Nevzat Çelik iki elinle kapatıp yırtığını yaranın koynunda yıldız taşırsın ama düşer yine yıldız düşeceksen sen de bir akşam alacası güneş gibi düşmelisin ardında binlerce yıldız |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Güz
Şair: Nevzat Çelik sarı yaprakları ağaçların kanatları kırık bir kuş gibi düşüyor ta buradan duyuluyor gürültüsü kalbimde dehşetli bir keder üşüyor kuru yaprakları ağaçların kanatları kırık bir kuş gibi düşüyor içerde vakitsiz basıyor keder gözlerimi kapatıp seni düşündüm seni su başında bir karaca gibi en güzel yüzünü verirken suya bir tüfeğin aynasında gördüm tam altı bahar altı koca kış kesik bir dal gibi titredim kıyasıya bir tüfeğin aynasında gördüm seni en güzel yüzünü verirken suya içerde vakitsiz basıyor keder yasak bir kitap gibi yakılmayıp bu güz de sensizliğe mahkum edilirsem eğer hasretin beni duman edecek içimde seni sevmek telaşı alıp başını gidecek alıp başını gidecek seni sevmek telaşı her kuleden uzanıp açıp her mazgalı karanlık bir kuyu gibi bakacak düşman gözü ve ben duyarak hissederek bu gözü yasak bir ıslık kıvırıp dudaklarımın ucuna delip de geçemezsem gözü kırlangıçlar uykumu basacak gözlerime vuracak kanatlarında uçurdukları ayın çıplak ve ölü yüzü kırlangıçlar uykumu basacak gözlerim deli deli bakacak üçe beşe çıkacak nöbetçi sayısı yasak bir ıslık dudaklarımı yakacak felaketim olacak felaketim olacak biliyorum bu vakitli vakitsiz bastıran keder bu kalbime sürtünen cehennem telaşı voltamın ucunda savrulan bu sapsarı hüzün bu senin tüfeklerin menziline düşen güzelim yüzün ülkemin yüzü kentlerin dağların yüzü bu işkence bu ayrılık bu zulüm sonra bu diz boyu yaprak ölüsü göçüp giden bu kuşlar.. ağlamak ayıp değil işin kötüsü alaca bulaca yürüyor üstüme bulut gözlerime değerse duramam sevgilim sevgilim ellerimi tut |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Güzdür
Şair: Nevzat Çelik güzdür yapraklar ayağa düştüğünde ve kuştur göçmen gökyüzü güzdür göçmez kalır sızısı ellerimin güzdür çünkü anımsanır tarihi bütün yenilgilerin güzdür ve kürttür bir yıldır sarı esmer güzdür demek ki söylemeli güzde göçeni ve göçmeyeni güzdür her çiçek kendi dağınca alsın rengini büyüsün her çocuk kendi dilince |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
İçeri
Şair: Nevzat Çelik düştüğünüzde çok şeyden ırak bir daha yaşayamayacaksınız çok şeyi tutamayacaksınız kolundan kısa pantolonlu bilya çağında bir çocuğu coşamayacaksınız bir kızın eteklerinde oyun rüzgârı uçurmasından bir daha hiç kalkamayacaksınız belki demir kaşıklı beyaz bir sofradan ve kanınız kaynasa da deli yalnız düşlerinizde tadacaksınız sevişmeyi ama dışarı baksanız da bakmasanız da avaz avaz sıçrayacaksınız camdan ne zaman bir yaşıtınız düşse delik deşik süngü ucundan |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Hasretin Müebbet
Şair: Nevzat Çelik alnımın en uzun çizgisinde kanayanımsın, ablamsın yokluğun acı bir bıçak gibi düştü de önüme öptüm, dudaklarımda parçalandı gül suretin alnımı ve dudaklarımı ayaza tuttum sonra sarsın diye senin bin müebbetlik hasretin |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Hepinizin Olsun Bu Şiir
Şair: Nevzat Çelik rüzgâr etekli geçin çocuklar gözlerimden geçin kısa pantolon boy boy oyun oyun şakacıktan oyuncuktan olsun razıyım dünden ba-ba deyin çığlık çığlığa önümde durun pamuk ellerinizle boynuma tırmanın dizlerimden karıştırın ceplerimi yüzünüzü sakalıma sürün ağlamıyorum kokunuz kaçtı da gözlerime o yüzden öpeyim gıdığınızı hadi katıla katıla gülün ulaş barış evrim özlem gökçe devrim güzelim adlarınız şimdiden tutmuş umutları yapraklarca balıklarca kuşlara geçin tuzakları aferin çocuklar size aferin bin aferin kat kat katlanıyorsam acılara gıkım çıkmıyorsa gövdemi serin bir dal gibi şafaklara salmışsam ipten alıp zehir-zıkkım müebbetlere yatırmışsam şair olmuşsam ekmekten ve aşktan yana bir adım daha erkene almışsam yani ömrümü bulutsuz yürüyün diyedir altında göğün hadi öpün birbirinizi öpün bir daha öpün ve alın artık ellerimden sizde büyüsün gülüm |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Hırsızlama
Şair: Nevzat Çelik kapalı kızların kapılarını hırsızlamalı kim takar karşı kapıya karanlık konan papağanı çatlatıyor damarlarımı kan bahar gelmiş aylardan nisan |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Kanat Çırpa..
Şair: Nevzat Çelik I gözkapağının altında daha ilk adımda mayın seni düşünmemek elimde değil uyanma sakın mayını geçsen yanağının çukuruna kurulur pusu kirpiklerinin içinde uyu benim için uyu n'olur uyu kanım dondu cehennem öfkemin sınırına çıkacağım adını haykıracağım avaz avaz sakın uyanma sesimi duyma daha ilk adımda mayın dikkat et işkillendi nöbetçi tetiğe binecek söyle gözlerine kalkıp gelmesinler sesime II çarpmış yüzüne iki avuç su eline uyku bulaşmış kimbilir hangi uzak düşten çekilip koparılmış göze geze arpacığa akıyor uyku el tetikte biter üç-beş nöbeti de ardından şafak söker nedir ki onsekiz ay tezkeresini alıp gider bir de esniyor çocuk gibi göz gez arpacık nöbetçi uykunla vuramazsın beni şafak vakti asılırken öfkemin en güzeli uyuyamam ben ben uyuyamam gözüme güney afrika kaçarken III gelme canım aramızda kıyamet kadar duvar havalar kışladı penceremde kurt gibi ayaz derimden başka giysi yasak bana üşüdüm elimde değil seni daha çok düşünmem gerek voltamı seninle vursam yataktan seninle kalksam alsam şu belalı başımı sana açılan yollara çıksam beni duyuyor musun hava kurt gibi soğuk.. parkanı ödünç ver sevgilim bekliyor nöbetçi nöbetçi heey pusatlanmış çocuk IV bir kuğu boynu gibi kıvrılıp uzanıyor hasretin -vururum- diyor nöbetçi -dokunursan vururum- fatma'dır sevdiği kızın adı ihtimal sen fatma'nı kolla diyorum benimkisi ihbar birden yanık türküsü besbelli yarasını buldum -yar etmem başkasına kaçarsa vururum- dokunma memet ne güzel şey sevmek.. soğuruyor sigarasını kule bulut bulut duman uzuyor tüfeğinin namlusu fatma kan revan V yıkımışım duvarı ellerimin kanamasından anladım -parola kaçarsa vur emredersiniz komutanım- dudakların papatya falı dudakların gitmiyor aklımdan bir de cehennem öfkem bir de sağanak yağmur -emredersiniz komutanım parola kaçarsa vur- sevmek ne güzel şey ve ne büyük felaket elindeki tüfek söğüt dalı değil bu memet.. türküsü çatallanan bir yol gibi susuyor ağzı fırın bulut bulut duman kusuyor VI memet düşlerin firarını vuramıyor hiçbir tüfek bir kuşun uzaklaşan kanatları yağmur ayaklarım tutuk şafağı koluma takmışım cezaevini yukarda kulelerin dibine bırakmışım canım uyan altın ülkesinde köleler yürüyor vakit tamam bir tepenin ardına giriyor şafak dehşetle farkediyorum ayaklarım yürümeyi unutmuş patlarsa patlasın daha ilk adımda mayın ülkemin zencileri kesik bir dal gibi susturulmuş VII savrulup titriyor kasılıp gevşiyor gece ey benim büyük öfkem yol bul kendine pretoria merkez cezaevi'nde gülüm şairi bir ipte buluyor ölüm.. suretin çıksın cama pencereye gel nakış nakış uyansın kilim pencereye gel bırak saçın dağınık göğsün açık kalsın daha ilk adımda patlasın mayın bırak nerdeyse bağıracak ıslak bir çocuk gibi pencereye gel pencerede şafak VIII zafer bizim olacak demiş selâm olsun halkıma selâm olsun sana benjamin moloise kara şair çok şey çıkardım sözlerinden ülkeme dair gel seninle sevgilim güney afrika'ya gidelim cape town'a johannesburg'a gizlice girelim içelim zencilerin güneşinden kapkara kesilelim bütün mazlum halklar adına özgürlük adına çalalım isyan ateşini çalalım kucak kucak vahşi bir kuş gibi uçalım ülkemize kanat çırpa kanat çırpa kanat... |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Kuşlardan Önce Kalkan
Şair: Nevzat Çelik palton yoksa ellerimi tut kaportacı işçi çocuk pusu kurmuş kapına çakal gibi bir soğuk |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Mâceram
Şair: Nevzat Çelik genç mi olunurmuş içerde a benim gülüm söyledim yedi yılda bütün türkülerini ömrün güz bir yandan uçuşur saçlarımda kış bir yandan ihtimâl ki ben senden tam sekiz ilkbahar büyüğüm sen saçlarına ilkokul kurdelası taktığın gün devadımlarla buluştu ayaklarım ah ne çabuk kanımı pompaladı yüreğimin çelik kasları kanım damarlarımda şaha kalkan atlardı beyaz atkılar gibi attım boynuma bulutları uçura uçura yürüdüm rüzgârında ölümün en güzel nakışını vururken kanatları kuşun delip geçti karaciğerimi karanlık bir kurşun onsekiz yaşım düştü ıslak aynasına asfaltın ılık bir ıslık gibi aktı kanım fakat ölmedim bir hemşirenin mavi gülüşüne tutundum gülüm anladım ki asla yenemez gülen insanı ölüm dokuzuncu gün haykırdım pencereden gökyüzüne heey kurşunların rağmına yaşamak ne güzel şey ben böyle hep uslanmaz kavgacı ve her güzele aşık durmuşken seksen mart akşamlarına bahar gibi şık duvarlara zincirlere çıktı yolu umudumun şarkılar ne bilsin sorguevlerini istanbul'un gayrettepe'yi samandıra'yı... ah gülüm ne bilsin parmaksız bir el gibi bütün tanımları insanın insan işkencede susabilen bir hayvanmış meğer dur ağlama küçüğüm hiç yakışmaz yüzüne keder ta kökünden tükürdüm dilsiz kalacakmışım ne gam işte böyle başladı benim yıllar süren mâceram |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Merak
Şair: Nevzat Çelik siz şimdi bana bir kucak gökyüzü getirebilir misiniz demirörgülerle parçalanmamış suda serin suda pırıl pırıl akan bir yaprak bana çiçek kokusu bana deniz bana toprak boyunca mayısa batmış bir ağaç büyütebilir misiniz bana verebilir misiniz muştusunu silahları susmuş bir dünyanın aç doydu güneşe sarındı çıplak-diyebilir misiniz söyleyin bana okuyabilir misiniz kurtuluş haberlerini şiir tadında -güney afrika'da kara öfke kara bir kartal gibi kondu karanlığın gözüne alaydınlık bir sabah doğdu zencilerin yüzüne- mesela gencecik ölüp gitmek birşey değil şu kahrolası merak olmasa |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Müebbet Türküsü
Şair: Nevzat Çelik I önce kol sonra sürgü sonra anahtar açılır kapı itilirim sırtımdan ben ebedi kiracı kesilmiş hükmüm önce sürgü sonra kol sonra anahtar kapanır kapı bir ömür boyu diri diri içmek için gövdemi dolanır bacaklarıma balçık gibi ağır bir karanlık çırpınsam küçücük pencerede çifte çapraz parmaklık üstünde yüzüme örtülür binlerce kare demirörgü her karesinde oyulmuş bir göz gibi kanar gökyüzü batan güneşim kapının önünde kıpkızıl asılırım biran ranzam tavana ranzam yere ranzam göğsüme çakılı kımıldasam göğsüm boydan boya yırtılacak sanki duvarlarını üstüme yıkacak hücrem adım atsam adım atsam apansız kurşun değdi kanadına kuşun tutun beni önüm berbat uçurum bu kimin sesi bırak torbanı atlas'a ödüldür gökkubbeyi taşımak düş kırıklığına salan salsın gözlerini bırak ranzanda yatak yatakta düşlerin dağınık kalsın yürü delikanlım beton altında toprak uyansın duvarı duvara vur ateş gibi bir ıslık tuttur yürü a benim deli gönlüm yürü kesilmiş hükmün II şarkılar türküler skeçler camdan cama gülücükler -olur böyle şeyler takma kafanı yatarız be- gecede ay mı var alttan alta katılaşan bir şey olur böyle şeyler takmıyorum kafamı yatarız be.. biter havalandırma eğlentisi de gecenin bir yerinde son sigaranın ateşi kararır dostlar uykuya varır gece sefası bu mevsim açar mı gecede ay mı vardı idamdan müebbete düştüm müebbetten hücreme belki sıcaktı şubat gece karla başladı fakat en güzel yüzünü resminin yüreğime ters kapadım kırdım belleğimin bütün sırrı dökük aynalarını ranzam soğuk ranzam ayaz ranzam kar altımda demir üstümde ışık yanımda duvar üşür ellerim sensiz ellerim öksüz ellerim nerde portakal bahçesi kadar sıcak memelerin dönerim gene duvar gene soğuk gene ayaz düşlerim seni almaz düşlerime müebbetim sığmaz bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun güneşi yatırsalar koynuma ısınamam bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun III bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun sen yüreğimin dağlarında sakladığım kaçak kız seni sunuyor kar yüklü dallarıyla çam ağaçları kimliğin bende saklı uzanıp alsam alnın apak gece balçık gibi yapışıyor ellerime saat kaç tende yaşanmayacak aşkımız anladım tenimde isyan yorgunum ranzama uzansam gözlerimi kapatsam bir daha açmasam beni bu kapkara suskunluk beni öldürecek diyorum avaz avaz düşüyorum asama dikse anam kapımızdan balkona tırmansa akçamların kokusunu sen saçlarından savursan üç yanı sırılsıklam ülkem gibi hep acı dalgalara dirensen yanağından mutlu bir damlanın yuvarlandığını görsem kar da eridi çamur sonra yağmur sokaklar çıplak asfalt makadam bulvar ayaklarda o bildik bıçak acısı haki gömleğinden bir düğme aç ellerimden üşüyorum şafakları yunus çıkarsa ağlarından balıkçılar beter ağlar dudaklarında uzayan sigara külü martı kanatları ve türkü: bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun bulaşıyor dilime beni ağzınla sustur susturacaksan IV sabah oldu beni ağzınla sustur susturacaksan gazeteyle uzatıldı mazgaldan dürülmüş bir yangın gibi korkunç acılarıyla ellerime on üç yıl öncesinin vietnam'ı pirinç tarlaları bambu evleri insanları yani kavgaları 1972 trag bang köyü ve temmuz güneşi ve yankee ve napalm yani ölüm bulutları yapışıyor sırtlarına çocukların çocukların bacakları tutuk çığlıkları var fakat ağızlarında boylarından büyük ilkokul çağında saçı kara çığlığı yangın küçücük kızın bant çekmişler göbeğinin altına ne ayıp ne yasak kaçıyor o güzelim çocuk bütün insanlığıyla çıplak elinden tutmalı göğsüme basmalı göğsümde soluklandırmalıyım benim de gözlerim yanaklarıma doğru çekilmeli acıdan ağzımı kulaklarıma dek yırtarcasına haykırmalıyım payıma düşeni almalıyım yedi milyon ton bombadan işte ben her acıda böyle sırılsıklam şaşkınım haykırılmış her çığlık burda benim ağzımı yakıyor durma kanıyor acılarım gövdemin neresine dokunsam kaldırmadan demir parmaklığı insanla insan arasından canım sevgilim ben bu yaraları kabuk bağlatmam V alnım parmaklığa gömülü alnımda tarifsiz hasret dörtbir yanım idam dörtbir yanımda türküleşen müebbet ne bir yıldız kayar üstünden ne bir çiçek açar hücreler burada susuz kör kuyulara benzer her bahar duvara koşar da sarmaşıklar yaz biter yorulur sonunda salkım saçak dal budak ağaçlar gözlerimi içime çevirmesem gözlerim duvarda kurur bir an büyüse suskunluk kulaklarıma kurşun akar belki bu yüzden yüreğimde tepesi karlı dağlar boydan boya karadeniz boydan boya toros akdağ karadağ altındağ cudi ağrı canik aras vurulup öldüğüm kalkıp çocuklar gibi güldüğüm dağlar yakındır eteklerinde dudaklarına özenir kiraz ellerin tüfeğinden çözülür göğsüne ılık ılık kan yürür dişlerinin arasında apak ilkbahar kardeleni uyanırsın tenin buğulanır bilirim dudakların mahmur uykudadır kollarını açıp gerinirsin ormanın bütün ağaçlarınca yeşil dokunabilsem sana çoğalırdım saçlarınca tel tel yüreğimin ırmaklarını aykırı akıtıyorum dağlara doğru süzülüp gelsen suda bir papatya kadar güzel VI saçlarını yastık yapıp yatıyorsun öyle düşünüyorum yorgan diye geceyi dört mevsim üstüne çekiyorsun yaprak düşer ay düşer yıldız düşer kar düşer kurşun düşer üstüne bomba ölüm ayrılık düşer apansız sena düşer aklıma beni ağzınla sustur göğsü isyan göğsü ateş göğsü tomur tomur sena onaltı yaşının heyacanını tarar aynada çıplacık boynu.. el-boruk dağlarında israil konvoyu kıvrılır yılan gibi.. nazi fırınlarından sarı yıldız uyanır aynada gözlerini bırakır gözleri iki yüz kilo bomba içine 504 peugeot'nun büsbütün bir kinle oturur kanatlanır avına sena mehdillah şii müslüman kız sedir ağaçları değil yanan köyleri geçer iki yanından hükmünü okur benim ülkemde filizkıran fırtınası dalların acısı gelir hücremde beni bulur konvoy patır cizze arasında durur.. sena atmaca sena nisan dalları gibisin sena sena fünye fitil ateş.. sena dur ama durma.. gövdesinin dört katı ağır bombayla patlar güzelim kız beni ağzınla sustur susturacaksan VII bu türkü hiç bitmeyecek karanlık sular akıyor içime her dizesi bir fırtına belki soluğum yetmeyecek korkarım teninden avuçladığım buğu uçup gidecek yastığım sımsıkı yastıkta aralanmıyor dudakların kış üşümesiyle durma sırtını dönüyor yatağım bir yangından çıkmışım tepeden tırnağa yanık çekip almışım bir çocuğu çığlığı bende kalmış yana yana dost kapılardan yüzgeri olmuşum su dökenimi aramışım inatla beni ağzınla sustur beni suskunluk kapkara suskunluk öldürecek beni sesi türkümün sesi sağanak yağmurları isterim dur altına sen de sağalır belki ateşi gövdemin duvarla başladı duvarla mı bitecek türküm şu dağlar eteği kuşatma tepesi karlı dağlar şu okul şu sokak şu ev şu ağaç şu bulvar düşünüyorum da sanki bir varmış bir yokmuş benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş sesli konuş dışarda kalmasın çiçek yüklü dallarıyla bahar balçık gecelerden balçık gecelere çıkıyorum ayaydınlık sabahlara bir de sana inanıyorum VIII benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle benim gecelerim tepeleme ısırganotu sevgilim dur durak yok bana bu bahar akşamlarından toprak deniz ve kadın kokularıyla dövüyor da kapımı bir karası aşıyor duvarı kahrolası karanlık kibriti çakılmış sigarayım nerede dudakların barut dumanıyla islenmiş belki kararmış saçların çekincesiz yıkanırsın deli çılgın akan sularda sular hırçın sular arsız ben ellerimle yapayalnız kovalanmışım çocukça düşlerimden taşa tutulmuşum balıkları oltada bir deniz gibi ayağa kalkmışım delikanlıyım yıldızsız gecelerde düşlerine kıran girmiş sensiz kupkuru bir dalım güneşin gözüne batan grevsiz işçiyim de ocağı tütmeyen evim öğretmenim diline sözcük sözcük yasak vurulmuş çocuğum elinde bir balon bulut bir dolu umut benekli balonlarım sonra bir varmış bir yokmuş benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş IX türkü söylüyoruz tahliyecinin ardından nedense yanık yanık birşeyler kokuyor havada ağlamak istiyorum ateş hattından çıkmışım beni ağzınla sustur tam bir hafta aralıksız dövmüşler barikatı kanlı upuzun bırakmışım üç arkadaşımı yorgunum yürürken şarapnel parçası düşüyor göğsümden çekilen ilk dişimmiş gibi alıp cebime koyuyorum daha otuzbir dişim var katıla katıla gülüyorum yaranı avuçlarıma ver ateş hattından çıkmışım yitiyor nöbetçi kulesi ellerim kopuyor parmaklıktan nerede susuzluğun bir yudum su kaldı mataramda ağzımda senin dudakların bir varmış bir yokmuş duvarın dibinde kurt köpekleri ve bolivyalı çavuş guevera'nın sırt çantasında neruda kahkahası ve ezbere okuduğun bizim şairlerimiz geliyor aklıma salt bizim işimizmiş gibi şaşıp kalmışım felâket yakışırmış meğer onlara da ölmek çınar dediğin de gün gelir devrilirmiş usulca anımsa ne derdik aramızda ona hadi anımsa a. kadir amca a. kadir amca a. kadir amca X benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle ben yokum okulda fabrikada sokakta sen yoksun her adımda bir pusu her pusuda bir sevinç asılı kapılar kapalı pencerelerin perdeleri aralanmaz çocukların oyuntaşı parçalanır camlarda gülmeler açmaz ardına kapının süpürgeyle kurum yığar bir kadın öğrenciler başka işçiler başka bir başka ülkem sen neredesin insan kardeşim nerede neredeyim ben hücremin değil evinin duvarında bitiyor voltam buz gibi titriyor sırtıyla duvara sırtımı dayasam adımlarımı sayıyor bir iki üç... aklı karışıyor gün biter mi ay biter mi mevsim yıl biter mi duvardan duvara ömür biter mi şaşıp kalıyor kapısını açsa kapıma çıkacak ödü kopuyor işte bu insan kardeşimin ölümcül korkusu bu işte ağır mahkumum düşüyorum bütün uçurumları yüreğinin kayalıklarında yeşertemedi henüz bana bir dal paramparça parmaklarım korkusunu sıçrıyor uykusunda XI insan yaralarım kanadı beni ağzınla sustur yaralarım kanamasa gözlerim duvarda kurur kör sağır suskunlukları dipsiz düşüyorum ayırdına varmadan dibini çekiyorlar uçurumun beni dipsizlik kapkara dipsizlik öldürecek beni sözüm kurşun hasretim kurşun kurtuluşum açsana gülün yaprağını uçsana kanadını kuşun sevmesi sevişmek değil gülmesi gülüşmek çocuğunun saçlarını okşuyor elleri dalgın elleri uzak yasaklarca çalışıp konuşup yaşıyor yasaklarca hah desem unutup büyük ellerini kaçacak kaçacak ardında madeni sesler bırakarak keşif kolları çıkar inadına yasak ateşler yak kuşatmalar da kuşatılır bir yerde haber uçur alınıp satılabilen bir ülkenin müebbetiyim ben türküm duvarla türküm yangınla sürüp gidecek gencim delifişek gözlerim bir çift kara tüfek bütün umutlar menzilimde belki kızıyorlar sözlerime henüz bir avuç insan kardeşimi gördüm fakat şaşırmadan ellerini dimdik bakabilirken gözlerime XII benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş çoğalmasın yangın sesli konuş güzelim insan adın bende gizli gölgen takibinde helikopterin her gece koşar gelirsin düşlerimin çekimine kapılıp kent dağa kavuşur ellerim ellerini bulunca ellerimiz buluşunca düşlerim gece baskınında çam ve ardıç kokularını göğsüme bırakıp kopar yürürsün ellerimin şehvetine sarınıp yürürsün canımın içi kanatlan çarçabuk serçe tedirgini adımların ele vermeden seni.. kaç mahpus yılı düşlerime girip çıktın hep bir umudun allığı düşler ki sınırsız düşler ki yazdan kışa uçsuz bucaksız düşler ki yaşanan yıllara aykırı.. kurumasın istemem rüzgârda salınmadık hiçbir dal minik ellerin yine kabzasında büyüsün silahın devrederken nöbeti fakat bir el değmeli eline acı bir bulut gibi taşıma saçlarını seni ülkem bildim yorulursun arama arama ellerimi ellerimi unut katmer güllerin açtığı dağlardadır aşk ve umut XIII umudum dağlarca yapraklarca umudum halklarca fabrikalar gecekondular.. duyuyorum tıpırtısını varoşların daha fazla dayanamaz bu beton bu demir bu plastik kolumu uzatınca elini buluyorum yan hücredeki arkadaşın eli sıcak elim sıcak sımsıcak umut yaşamak bu yaşamak bu diyorum kesip atıyorum karamsar yerlerimi ve gülüyorum gül sen de yüzünde güller açsın güney afrikalı zencilerin kavgaları erik çiçekleri kadar ak biliyorum nice kavgalar verilmekte bana yakın bana uzak hücre hücre direniyorum kuşatılsam da sayrılıklarla gün gelecek saçlarımın güz savrulması durmuş olacak duvarla boğuşmayacak hiçbir düş hiçbir adım hiçbir ayrılık ve hiçbir sözcük şiirde bir silah gibi patlamayacak ne müthiş bir duygu içerde umudu kıyasıya yaşamak çürütülmek ve öldürülmek olasılığı ağır basarken mutlu şarkıları ve zafer tarakalarını beklemek evet canım gün gelecek nasıl atılmışsam içeri öyle diri ve genç aşacağım yıkılan ilk duvarı oğlu kızı yitik bütün kadınları anam bileceğim sen diye öpeceğim ağzından karşıma çıkan ilk kızı XIV karşıma ilk çıkan kızı sen diye öpeceğim ağzından boynuna doladığım kollarıma ayaz vuracak belki soracağım nerde belinin çukuruna dolan saçların susturacaksa o kız da ağzıyla sustursun beni.. direnmenin güzelliği yüzümüzde kış bahar yaz çok değişmedik fakat ellerimiz büyüdü azbiraz gökyüzünden çalıp yolla uçurtmaları salkım saçak ellerimizde çocuk merakı ellerimiz güzel haberlere aç.. bana ince uçurumlara bakan kar bahar yüklü patikaları anlat ki iz sürücüler tıkanıp kalsın sonlarına bakınca o saat köylere inişlerinizi bir de bir de kentlere kaçamak yün çorapları önemse dağlarda korkarım ayakların donacak.. ağlamaklı oluyorum ne güzel düşlerken kuşanmış günleri kırılacakmış gibi bütün kapalı kapılar bugün yarın bayramlık giysilerimle buluyorum kendimi aynada tıraş olurken ranzamda uyur uyanık düş denizi geçiyor üzerimden alıp getiriyor kovasını küreğini kumdan kale yapan çocukların bulutları yıkıyorum saçlarından gözleri nasıl da umut.. hep umut edeceğiz sevgilim kopacak her yenilgi sonrası sustu sanılan yüreğimizde korkunç bir yaşam fırtınası |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Mümkünüm Yok
Şair: Nevzat Çelik Yusuf'a plastik tadında yediğim içtiğim yaz kış gözlerimi örseliyor duvar paslanıyor demir gelip boyuyorlar hep aynı renkte ölemem beton tuttu ayaklarım dışarda kar karın altında toprak nasıl hasretim bir kuşun kanatları geçiyor üzerimden bin kanat bakıyorum parmaklığa aklı gidiyor nöbetçinin kırk yıllık yoldan tanırım ben soğukları ama asıl baharların erbabıyım yine yorgun argın aşacak dağları yine kapıma yıkılacak karanfil elleriyle koymuş gibi bulacaklar badem mi olur erik mi çağla mı kendi dalından asacaklar baharı kaç yıl oldu alışamadım mümkünüm yok bu kez firarım aklı gidiyor nöbetçinin tüfek tüfek kalıyor tezkeresi yakın hırsla parmaklarını sayıyor göz gez arpacık bakıyor fena bakıyor gece dehşetli uzuyor duvarı iniyorum toprağa basmalıyım bir kuşu uçmalıyım deli esmeli poyraz bir dal parçası azbiraz mutlak duvarı aşmalı yoksa duramam gövdemi mıhlasalar bahara kalamam mümkünüm yok bu kez firarım hırsla parmaklarını sayıyor baştan sayıyor tezkeresi yakın düşleri kayıyor apansız bin basamak nöbetçi kulesi yapayalnız ağzında uçurumun apansız kar etmiyor parka ah ne çocukça ıslık beter üşüyor tetik otomatiğe düşüyor ben bahara kalamam ay batarken şafak şafak açarken yaban süseni ben yalnayak fırlıyorum duvarın dibinden bir ses canavarlaşacak ardımdan döne döne sırtımı yakacak ciğerimi bulacak beni toprağa yıkacak vu-ra-cak mümkünü yok bir ödül bir tezkere alacak karaköy'de bir orospuyla yatacak kaç bahar büyüğüm ondan onda hiç bahar açmayacak mümkünüm yok bu kez firarım |
Cevap: Nevzat Çelik Şiirleri
Ne Fayda
Şair: Nevzat Çelik «Telden Demirden geçsen Mapusu delsen Ne fayda!» I yüreklerimizi gencecik çıkarıp verebilseydik üşümezdi göğsümüzde biber gibi bir uçurum II tam da yakalamışken doğanın gizini bir bir vururken emperyalizmi toprak ananın geniş kalçalarında neden kalktın soframızdan ENVER USTA günü akşam etmek sana yakışır mı yakışır mı sana upuzun yatmak biz yaştakileri ustasız bırakmaz adam sen de yatarsan yat biz dik durdukça sen ölsen NE FAYDA! |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:34. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.