![]() |
Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
https://www.youtube.com/watch?v=b34uUH7vbHA Neylersin Şair: Yusuf Hayaloğlu Bazen acı dinmez, bazen de yağmur Sevgilim gülümse, her şey unutulur Suskunuz bu akşam üstü Hasrete yanmışız, neylersin Bir gün, bu mahzun sevdadan geriye Kalırsa, sadece o hüzün kalır.. Sen de anladın ki yapa-yalnızız... Buluşmamız yasak, Görüşmemiz uzak... Devrilmiş kadehler gibi, dönüyor başımız, Neylersin... Ah güzelim, İncinmiş bir sesi vardır yağmurun; Yanaklarına vurduğunda hissedersin. Ve bir veda sözcüğü, saçlarına, Titreyen bir öpücükle dokunduğunda; Bu anı dondurmaya yetmez nefesin. Bir film sahnesi gibi Akar gider ayrılık, Neylersin... Biz zaten hiçbir romanda Kendi hayatımıza rastlamadık. Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı. Ve bitin bulmacalar yarım bırakılmıştı. Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız. Oysa, tuttuğumuz balıkları bile Yeniden denize bağışlamıştık. Biz, hayata dair Hiçbir yanlış yapmamıştık... Neylersin... Biz bu sonucu hak etmedik, Hayır etmedik... Ömrümüz bu talana lâyık değildi. Bazen acı vurdu, bazen de yağmur Hiç gülmedi yüzümüz, Hiç büyümedi gülümüz... Bizi yalnızca akşamlar kucakladı, Biliyorsun, Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz... Bir gün, bu öykünün sonuna gelince Ansızın desem ki: hoşça kal canım! Unutursun, Mecburen unutursun... Yıldızlar söner, bu aşk da biter! Bazı gün hatırlayınca, sessizce ağlarız. Neylersin... Ah bebeğim, ah.. . Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının, Dudaklarına sızınca fark edersin. İçindeki vurgun aşklar mezarlığında, Ayrılık, ölümden üste yazılınca, Gideni durdurmaya yetişmez sesin... Bir inme gibi Dolanır bedeninde pişmanlıklar, Neylersin... Biz zaten hiçbir sinemaya Tam vaktinde yetişemedik. Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı. Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı. Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi. Oysa Nuh'un gemisinde bile Bize yer kalmamıştı. Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı. Neylersin... Biz bu aşkı sürdüremezdik, İnan, sürdüremezdik... Kalbimiz bu heyecana müsait değildi. Bize hep acılar kaldı, bize hep yağmur... Unutmasan bile artık Unutur gibi yapacaksın. Ve buruşturup-buruşturup attığım kağıtlarda, Hiç bitiremediğim Bir şiir olarak kalacaksın... |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Ah Ulan Rıza
Şair: Yusuf Hayaloğlu Neden halâ gelmedi, yoksa Saati mi şaşırdı hıyar? Gerçi hiç saati olmadı ama En azından birine sorar. Cebimde bir lira desen yok, Madara olduk meyhaneye! Ah eşşek kafam benim, Nasıl da güvendim bu hergeleye! Gelse, balığa çıkacaktık, Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık. Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp Enteresan hayâllere dalacaktık. Bu sandalı geçen hafta denk getirip Çalıntıdan düşürdük. Arkadaşlar ısrar etti, Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük. Saat sekizde gelecekti, Bana birkaç milyon borç verecekti. Yoksa o nemrut karısı kaçtı da Onun peşinden mi gitti? Eğer öyleyse yandık, Gudubet gene yaptı yapacağını! Geçen sene de merdivenden itip Kırmıştı Rıza'nın bacağını. Abi, kadında boy şu kadar; Kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak! Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak, Ya horlarken Rıza'yı boğacak! Bak, şimdi acıdım, aşkolsun adama, Ben olsam, vallahi baş edemem!.. Hele beş tane velet var ki boy-boy, Allah'tan düşmanıma dilemem! Aslında iyi çocuktur Rıza, efendi huyludur, Herkesin suyuna gider. Yoksa, kalıba vursan hani, Tek başına on tane adam eder! Bir keresinde, hiç unutmam Üç-beş zibidi haraca dadandı; Rıza, sandalyeyi kaptığı gibi Herifleri hastaneye kadar kovaladı! Aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik, Aynı kafadaydık. Orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu, Biz, başka havadaydık. Aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır, Aynı takımı tutardık. Fener'in her maçına iddialaşıp Millete az mı yemek ısmarladık!.. Bir tek askerde ayrıldık, Bana Bornova düştü, ona Gelibolu. Döner dönmez evlendirdiler, En büyük salaklığı da bu oldu!.. Bense hiç düşünmedim, zaten param yoktu. Hep tek tabanca gezdim. Benim beğendiğimi anam istemedi, Onun gösterdiğini ben sevmedim. Neyse, bunlar derin mevzu... Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek. Ufaktan yol alayım Anam evde yalnız, şimdi merağından ölecek!.. Gittim, vurup kafayı yattım; Rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini. Ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp Hastaneye kavuşmadan can verdiğini!.. Vay be Rıza!.. Sonunda sen de düşüp gittin Azrail'in peşine! Dün, boşuna günahını almışım, Ne olur, kızma bu kardeşine! Öğlen kahvede söylediler, Rıza öldü, dediler Ne kolay söylediler! Sanki dev bir taş ocağını Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler! Ah dostum... o kocaman gövdene O beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler? O zalim tabutun tahtalarını Senin üstüne nasıl böyle çivilediler? Yani sen şimdi gittin, yani yoksun, Yani bir daha olmayacak mısın? Yani bir daha borç vermeyecek, Bir daha bira ısmarlamayacak mısın? Peki, beni kim kızdıracak, Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak? Peki, beni bu köhne dünyada Senin anladığın kadar kim anlayacak? Ulan Rıza... ne hayâllerimiz vardı oysa, Ne acayip şeyler yapacaktık... Totoyu bulunca dükkân açacak, Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık. Talih yüzümüze gülecekti be!.. Karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık. Hafta sonu iki yavru kapıp Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık! Ah ulan Rıza... bu mahallenin, Nesini beğenmedin de öte yere taşındın? Ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki, Benim en kıral arkadaşımdın!.. Ah ulan Rıza... ben şimdi, Bu koca deryada tek başıma ne halt ederim? Senden ayrılacağımı sanma, Bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim!.. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Ayrılık Hediyesi
Şair: Yusuf Hayaloğlu Şimdi saat sensizliğin ertesi Yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın Avutulmuş çocuklar çoktan sustu Bir ben kaldım tenhasında gecenin Avutulmamış bir ben... Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim Ki bu yaşlar Utangaç boynunun kolyesi olsun Bu da benden sana Ayrılığın hediyesi olsun Soytarılık etmeden güldürebilmek seni Ekmek çalmadan doyurabilmek Ve haksızlık etmeden doğan güneşe Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi Mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun... Şimdi iyi niyetlerimi Bir bir yargılayıp asıyorum Bu son olsun be... bu son olsun! Bu da benim sana Ayrılırken mazeretim olsun! Şimdi saat yokluğunun belası Sensiz gelen sabaha günaydın! İşi-gücü olanlar çoktan gitti Bir ben kaldım voltasında sensizliğin Hiç uyumamış bir ben... Şimdi dişlerimi sıkıp Dudaklarıma kanamayı öğrettim Ki bu kızıl damlalar Körpe yanağında bir veda busesi olsun Bu da benden sana Heba edilmiş bir aşkın Son nefesi olsun... Kafamı duvara vurmadan Tanıyabilmek seni Beyninin içindekileri anlayabilmek Ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü Bütün saatleri öylece durdurabilmek için Çıldırasıya paraladım kendimi Lanet olsun! Artık sigarayı üç pakete çıkardım günde Olsun be! ne olacaksa olsun! Bu da benim sana Ayrılırken şikayetim olsun Gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun Her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun İsterim sen de yan ömrüne hep ağla Hep ağla bu benden son dua Bu benden ayrılık hediyesi olsun |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Başkaldırıyorum
Şair: Yusuf Hayaloğlu Cevap veriyorum: Eli böğründe analardan, Mahpuslardan ve acılardan Çokça bahsediyorum, çünkü; Başını kumda saklayanlardan Tiksindir, başkaldırıyorum! Ve söz veriyorum: Kırmızı rujlu sokakların, Aşağılık pazarlıkların, Adı anılmayacak benle. Bir çiçeğim halk ormanında, Fışkırdım, başkaldırıyorum! Ben bir bıçak ucuyum, Kavga vermiş halkına. Başkaldırıyorum işte, Varın benim farkıma. Yine söylüyorum: Gözü bağlanmış korkulardan, Yasaklardan ve baskılardan, Asla irkilmiyorum, çünkü; Kan emici yarasalardan Çıldırdım, başkaldırıyorum! Yemin ediyorum: Üçkağıtçının, pezevengin, Teslimiyetin ve mihnetin Yolu uğramayacak bana. Bir dalgayım halk denizinde Köpürdüm, başkaldırıyorum! Ben bir namlu ağzıyım, Omuz vermiş halkına. Başkaldırıyorum hey! Herkes varsın farkına. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Başım Belada
Şair: Yusuf Hayaloğlu Bugün, düşünemeyeceğin kadar Başım belada! Köşe başları tutulmuş, Üstelik yağmur yağmada.. İler-tutar yanı yok! Fişlenmişim, adım-eşkalim bilinmekte. Üstelik, göğsümde, yani tam şuramda, Kirli sakalıyla Bir eşkıya gezinmekte.. Başım belada! Adamın biri vurulmuş sokakta, Cebinde adresim bulunmuş.. Başım belada! Tabancamı unutmuşum helada. Nerden baksan tutarsızlık, Nerden baksan ahmakça! Sevdim, inanamayacağın kadar, Sevdim seni esmer kız.. Kirpiklerimde çırpınan Şu tuzlu gözyaşımda İhanetin adı yok! Neylersin ki çember daralmakta.. Şimdilik hoşça kal yaban çiçeğim. Yasal mermisiyle, Bir komiser yaklaşmakta.. Başım belada! Üzerime kan sıçramış doğarken. Uykularım yarıda kalmış. Başım belada! Senelerce kuralsız yaşamışım, Nere gitsem çaresi yok, Nere gitsem yanmışım.. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Bir Acayip Adam
Şair: Yusuf Hayaloğlu Fırtınadan arta kalmış bir teknede, Tevekkül içinde; Görkemli sakalı ve iğreti parkasıyla, Gizlediği macerasıyla, Bir acayip adam yaşardı. Akşamları susardı, Ben konuşsam kızardı... Bir sürgün kasabasıydı, Bir eski zamandı, Haziran'dı. Çocuktum, evden kaçmıştım, Gelip ona sığınmıştım... Küçücük bir koydu, sığdı, Burayı keşfeden belki de oydu. Uzaktan, kasabanın ışıkları yanardı, İçim anneyle dolardı, ağlardım.. Suphi şöyle bir göz atardı, Gizli bir cıgara sarardı, ağlardı. Sonra barışırdık, Ben flüt çalardım, cıgara sönerdi, Ağlardık... Nereden geldiğini bilmezdim, Kimsesizdi, Belki kimliksizdi... Onun macerası onu ilgilendirirdi; Kimseye ilişmezdi... Bir şeylere küfrederdi hep, Tedirgin bir balık gibi uyurdu. Bazen kaybolurdu, aradım, Yağmurun altında dururdu. Bir kalın kitabı vardı, Cebinde olurdu, her gün okurdu. Ben bir şey anlamazdım, Kapağını seyreder, duymazdım. Sakallı bir resimdi, kimdi; Ne kadar mütebessimdi!Sordum bir gün Suphi'ye: Söylediklerini niye anlamıyorum, diye. Bildiklerini, dedi, yüzleştir hayatla, Ve sınamaktan korkma!. Doğru ile yanlışı, ancak o zaman ayırabilirsin Ve O'nu anlayabilirsin...Sonra gülerdi. Günlerim, yüzlerce ayrıntıyı Merak etmekle geçerdi. Sonra yine akşam olurdu, Suphi susardı, Ben konuşsam kızardı.Tekneye martılar konardı, Yüreğim Suphi'ye yanardı, ağlardım. Suphi denize tükürürdü, Gökyüzünü tarardı, ağlardı. Sonra barışırdık, Ben flüt çalardım, yıldız kayardı, Ağlardık...Bir sahil kasabasıydı, Bir eski zamandı, Haziran'dı. Çocuktum, evden kaçmıştım, Gelip ona sığınmıştım... Bir gün bir aksilik oldu, Annem beni buldu! Suphi kaçıp kayboldu. Kasaba çalkalandı, olay oldu; Ben sustum, kanım dondu!.. Polisler onu bulduğunda tekti, Felâketti.. Herkes meydanda birikti. Karakoldan içeri girerken Sanki mağrur bir tüfekti!.. Ansızın dönüp bana baktı, Anladın mı? dedi Anladım, dedim; anladım... Ve o günden sonra Hiç bir zaman, Hiç bir yerde, Hiç ağlamadım... |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Bir Veda Havası
Şair: Yusuf Hayaloğlu Vakit tamam!.. seni terk ediyorum. O bütün alışkanlıklardan Ve bütün sıradanlıklardan öteye, Yorumsuz bir hayatı seçiyorum. Doyamadım inan, Kanamadım sevgiye... Korkulu geceleri sayar gibi, Deprem gecesinde bir yıldız, Birdenbire kayar gibi; Ellerim kurtulacak ellerinden, Bir kuru dal, ağacından Çatırdayıp kopar gibi... Aşksa bitti... Gülse, hiç dermedik. Bul kendini kuytularda, hadi dal! Seninle bir bütün olabilirdik... Hoşça kal gözümün nuru, Hoşça kal... Vakit tamam!.. seni terk ediyorum. Bu, kırık ve incecik Bir veda havasıdır. Tutuşan ellerimden Parmak uçlarına değen sıcaklık, İncinen bir hayatın yarasıdır... Kalacak tüm izlerin hayatımda. Gözümden bir damla yaş, Sızlayıp resmine aktığında; Bir yer bulabilsem keşke Bir yer, seni hatırlatmayan; Kan tarlası gelincik şafağında... Ölümse, korktun. Savaşsa, hep kaçtın... Vur kendini kuşkularda, hadi al! Sen bir suydun oysa, Sen bir ilaçtın... Hoşça kal canımın içi, Hoşça kal. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Bir Anka Kuşu
Şair: Yusuf Hayaloğlu Yüzlerce soğuk namlu Üzerime çevrildi. Yüzlerce demir tetik Aynı anda gerildi. Anne, beni söğüdün gölgesinde vurdular. Öpmeye kıyamadığın, Dal gibi oğlun yere serildi.. Üşüştü birer-birer Çakallar üzerime. Üşüştü dört bir yandan, Göğsüme, ciğerime. Anne, beni bir leş gibi Yiyip talan ettiler. Teşhis edilmem için, Parçamı koydular önüne... Ben bu acılar ülkesinin İnsana reva görülen Bütün acılarını tattım. Aç yattım, ekmeğime sabır kattım. Beni milyon kere dövdüler üst-üste! Ben bu yolu, kendim seçtim anne, Ben ömrümü kendim kanattım... Geceler tanır beni, Konarım, göçerim ben. Geceler tanır, kan damlar içerim ben. Anne, sen beni unut, karanlığın bağrında. Kırmızılar ekerim, Siyahlar biçerim ben.. Suçüstü yakalandım, Bölüşürken kalbimi. Suçüstü kelepçeyle yardılar bileğimi. Anne, ben diyar-diyar, umudun savaşçısı.. Bir tutam sevgi için Dağladım gözlerimi.. Prometheus'tum zincire vurulurken dağlarda, Ciğerimi kartallara yedirdim. Spartaküs'tüm köleliğin çığlığında, Arslanlara yem oldum, tükendim. Kör kuyuların dibinde Yusuf'tum, Kerbela çölünde Hüseyin. Zindanlarda Cem Sultan, Sehpalarda Pir Sultan. Ve Madımak'ta otuzyedi can... Kaçıncı yok oluşum, Kaçıncı var oluşum bu? Tanrılardan ateş çaldım Yüzyıllarca tutuştum, üst-üste yandım. Bir anka kuşu gibi anne, Bir anka kuşu gibi; Kendimi külümden yarattım.. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Biz Üç Kişiydik
Şair: Yusuf Hayaloğlu Biz üç kişiydik: Bedirhan, Nazlıcan ve ben. Üç ağız.. üç deli yürek.. üç yeminli fişek! Adımız belâ diye yazılmıştı dağlara, taşlara Boynumuzda ağır vebal, Koynumuzda çapraz tüfek! El tetikte, kulak kirişte, Ve sırtımız toprağa emanet... Baldıran acısıyla ovarak üşüyen ellerimizi Yıldız yorgan altında birbirimize sarılırdık.. Deniz çok uzaktaydı Ve dokunuyordu yalnızlık... Gece, ırmak boylarında uzak çakal sesleri, Yüzümüze, ekmeğimize, Türkümüze çarpar geçerdi. Göğsüne kekik sürerdi Nazlıcan, Tüterdi buram-buram. Gizlice ona bakardık, yüreğimiz göçerdi... Belki bir çoban kavalında yitirdik Nazlıcan'ı Ateş böcekleriyle bir oldu, Kırpışarak tükendi... Bir narin kelebek ölüsü bırakıp tam ortamıza Kurşun gibi, mayın gibi, Tutuşarak tükendi... Oy, Nazlıcan... vahşi bayırların maralı... Oy, Nazlıcan... saçları fırtınayla taralı... Sen de böyle gider miydin yıldızlar ülkesine? Oy, Nazlıcan oy... can evinden yaralı... AĞIT: Serin yayla çiçeği, oy Nazlıcan.. Deli-dolu heyecan, oy Nazlıcan.. Göğsümde bir sevda kelebeği, Ölüme sunduğum can, oy Nazlıcan.. Artık, yenilmiş ordular kadar Eziktik, sahipsizdik.. Geçip gittik, parka ve yürek paramparça!. Gerisi ölüm duygusu, Gerisi sağır sessizlik.. Geçip gittik, Nazlıcan boşluğu aramızda.. Bedirhan'ı bir gedikte sırtından vurdular, Yarıp çıkmışken nice büyük ablukaları.. Omuzdan kayan bir tüfek gibi usulca, Titredi ve iki yana düştü kolları.. Ölüm bir ısırgan otu gibi Sarmıştı her yanını... Devrilmiş bir ağaçtı, ay ışığında gövdesi.. Uzanıp, bir damla yaş ile Dokundum kirpiklerine.. Göğsümü çatlatırken nabzının tükenmiş sesi.. Sanki bir şakaydı bu!.. birazdan uyanacaktı, Birazdan ateşi karıştırıp bir cıgara saracaktı... Oysa ölüm, sadık kalmıştı randevusuna, ah... O da Nazlıcan gibi, Bir daha olmayacaktı!.. Hey, Bedirhan.. katran gecelerin heyulası!.. Hey, Bedirhan.. kancık pusuların belâsı!. Sen de böyle bitecek adam mıydın, konuşsana, Hey, Bedirhan hey.. mezarı kartal yuvası!.. AĞIT: Mor dağların kaçağı, hey Bedirhan!. Mavi gözleri şahan, hey Bedirhan!. Zulamda bir suskun gece bıçağı, Beyaz gömleğimde kan, hey Bedirhan!. Biz üç kişiydik.. üç intihar çiçeği.. Bedirhan, Nazlıcan, Ve ben: Suphi!... |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Ceylan Seni Vuramam
Şair: Yusuf Hayaloğlu Beni görünce kaçma ne olur Ceylan ben seni vuramam Saklanıp beni süzme ne olur Ceylan ben seni vuramam Tenhalarda bir gölgeyim Kimse bilmez ben nerdeyim Zalim bir avcı değilim Ceylan ben seni vuramam Dağlarda gezer dururum Akşam olur kaybolurum Belki ben de vurulurum Ceylan ben seni vuramam Vuramam vuramam Ceylan ben seni vuramam |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Dağlarda Kar Olsaydım
Şair: Yusuf Hayaloğlu Şu dağlarda kar olsaydım... Bir asi rüzgar olsaydım... Arar bulur muydun beni, Sahipsiz mezar olsaydım? Şu yangında har olsaydım... Ağlayıp bizar olsaydım... Belki yaslanırdın bana, Mahpusta duvar olsaydım... Şu bozkırda han olsaydım, Yıkık, perişan olsaydım... Yine sever miydin beni, Simsiyah duman olsaydım? Şu yarada kan olsaydım, Dökülüp ziyan olsaydım... Bu dünyada yerim yokmuş, Keşke bir yalan olsaydım!.. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Dokunma Yanarsın
Şair: Yusuf Hayaloğlu Çocukluğum çıraklıkta geçti, Kir-pas içinde. Gençliğim korsan yürüyüşlerde, mitinglerde. Hapse erken düştüm, Copla erken tanıştım, Küçük voltalardan bıktım usandım! Şimdi uçsuz bucaksız ovalarda, Adımlarımı saymadan, Geriye dönüp bakmadan, Usanmadan, bıkmadan, Deli taylar gibi koşmak istiyorum!Ve görüyorsun ki; Aşkı beceremiyorum... Beni kendi halime bırak, yavrucuğum, Ben yolumu nasıl olsa bulurum...Upuzun çayırlarda, Yalınayak koşmak istiyorum. Saçlarım rüzgâra konuk, Yüzüm dağlara dönük... Göğsümün çeperini, Ölümle sınayan esaret, Ve yüreğimi yararcasına zorlayan cesaret; Kıyasıya vuruşsun istiyorum! Koşmak... koşmak istiyorum, sevgilim Dönemezsem, affet... Firari gecelerin azmanı olmuşum, Bütün istasyonlarda afişim durur. Beni bir çocuk bile bulur... Dokunma bana, çıldırırsın! Dokunma bana, ellerin tutuşur!Koşmak istiyorum; Eksozların, molozların, Yağmaların kıyısından. Onca insafsızlıkların, Onca haksızlıkların, Manzarasızlıkların, parasızlıkların, Allahsızlıkların kıyısından... Kimseye ve hiçbir şeye değmeden, Ciğerlerimi yok edercesine koşmak istiyorum! Koşmak istiyorum; Şiirimin ve yumruğumun namusuyla... Kavgaya karışmadan, tutuklanmadan Ve küfür etmeden Kafamı kırarcasına koşmak istiyorum!.Avucunu son bir defa, Ağlamadan tutmak istiyorum; Gözlerim yüzüne küskün, Sazım sevgine suskun... Saati ayrılığa kurmuşum, Olmaz teslimiyet! Ziyan aklımı senle bozmuşum, İçerim felâket!. Kurşunlara geleyim istiyorum, Ölmek... ölmek istiyorum, sevgilim Sağ kalırsam, affet!.. Firari acıların uzmanı olmuşum, Bütün telsizlerde adım okunur; Beni bir korkak bile vurur... Dokunma bana, fişlenirsin!. Dokunma bana, sen de yanarsın!.. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Hani Benim Gençliğim
Şair: Yusuf Hayaloğlu Hani benim sevincim nerede; Bilyelerim, topacım, Kiraz ağacında yırtılan gömleğim? Çaldılar çocukluğumu habersiz.. Penceresiz kaldım anne, Uçurtmam tel örgülere takıldı.. Hani benim gençliğim nerede? Ne varsa buğusu genzi yakan, Ekmek gibi, aşk gibi, Ah, ne varsa güzellikten yana, Bölüştüm, büyümüştüm. İçime sığmıyordu insanlar.. Bu ne yaman çelişki anne, "Kurtlar sofrasına" düştüm.. Hani benim direncim nerede? Hani benim övüncüm nerede; Akvaryumum, kanaryam, Üstüne titrediğim kaktüs çiçeği? Aldılar kitaplarımı sorgusuz.. Duvarlar konuşmuyor anne, Ve açık kalmıyor hiçbir kapı.. Hani benim gençliğim nerede? Daha kapılmamışken rüzgara, Tatmamışken rakıyı, Şiire yeni-yeni başlamışken, Koştum, dağlara koştum; Daha öpmemişken hiçbir kızı.. Yağmurları biriktir anne, "Çağ yangınında" tutuştum.. Hani benim bilincim nerede? |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Kim Susturabilir
Şair: Yusuf Hayaloğlu Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim? Biz ki bu hasreti, Semahların seyrinden alıp gelmişiz, Biz ki onu sitemkar anaların Kirpiğinden derlemişiz; Süzülsün de acının derin izler bıraktığı Gül yanaklardan, Yere dökülsün istememişiz! Bizim türkümüzü rüzgâr söyler her gece Ay vurdukça parıldar, Gün doğdukça hız alır. Nevruz ateşleriyle sağaltarak Çırpınan yarasını, Can havliyle, kardaş, Kan içinde bir kartal gibi, Vadilere saldırır! Türkülere ilişmeyin! Türküler nehirdir, gecenin bağrına akar. Fazla eşelemeyin kardaş, Taşınca ne siperler kalır, Ne dev barikatlar. Deşmeyin diyorum... deşmeyin!.. Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim? Biz ki nice amansız badirelerde, Serden geçmişiz. Biz ki, ilmikler boynumuza takılıyken bile Türkü söylemişiz. Sonra ırmak boylarında gövertip, Körpe otların serinliğinde, Dağlara emanet etmişiz! Biz ki her yangının külünden, Diri canlar yaratmışız. Biz ki mazlumların defterine Kanlı resimlerle sıralanmışız. Banaz yaylasından Kerbela'ya Kar götürsün turnalar! Ölürüz sanma kardaş, Dostun attığı gülden yaralanmışız... Türküleri dövmeyin!.. Türküler gökyüzüdür, karanlığa yıldızlar çakar.. Üstümüze gelmeyin kardaş, Namuslu bir delikanlının Alnında kavga ışıldar! İncitmeyin diyorum... incitmeyin!.. Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim? Biz ki Karacaoğlan'ı aşkla, Veysel'i toprakla yüceltmişiz... Biz ki Köroğlu'nun narasıyla nice beyleri Yere çökertmişiz! Yine de masum bir bebek gibi, Avuç-avuç sevdamızı, Kalanlara vasiyet etmişiz... Adam dediğin, sapına kadar yiğit olmalı, Ne karıncayı incitmeli, Ne de ozanları yakmalı... Öyle sansar gibi pusu kurup Punduna getirmek de neymiş? Adam dediğin, kardaş, Yüreği varsa eğer, Getirip ortaya koymalı!.. Türküleri yakmayın!.. Türküler çiçektir, en umutsuz zamanlarda açar. Kavgayı uzatmayın kardaş, Yüzyıllardır tuz döke-döke Çürüdü bu yaralar, Kanatmayın diyorum... kanatmayın!.. SİTE GENEL Yeni Şiirler (RSS) DOST SİTELER Sevgi Sözleri Aşk Sözleri Aşk Şiirleri Sevgi Sitesi Aşk Hikayeleri Seni Seviyorum |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Kod Adı: Bahtiyar
Şair: Yusuf Hayaloğlu Geçiyor önümden, sirenler içinde, Ah eller üstünde, Çiçekler içinde. Tabutunda mor dağların büyüsü, Dudağında yarım bir sevdanın hüznü; Aslan gibi göğsü, türküler içinde. Rastlardım avluda, hep volta atarken, Cıgara içerken Yahut coplanırken. Sırtını duvara verip öyle tünerdi. Kimseyle konuşmaz, dal gibi titrerdi; Çocukça sevdiği çiçeğini sularken. Diyarbakır'lıymış, kod adı: Bahtiyar. Suçu saz çalmakmış, öğrendiğim kadar. Beni tez saldılar, o kaldı içerde. Çok sonra duydum ki Yozgat'ta sürgünde. Ne yapsa, ne etse, üstüne gitmişler; Mavi gökyüzünü ona dar etmişler. İki dişi de kırıkmış öldüğünde. Gazetede çıktı, üç satır yazıyla; Uzamış sakalı, Ve çatlamış sazıyla. Birileri ona "ölmedin" diyordu, Ölüm ilanında kan gülüyordu, Yüz-yüzeydim, bir devrim enkazıyla. Geçiyor önümden, gül yüzlü Bahtiyar. Yaralıyım, yerde kalan sazı kadar. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Kızın Adı Özgürlük
Şair: Yusuf Hayaloğlu Minnacık bir kız vardı Bir ormanda yaşardı Karanlıkta kaybolsak Elimizden tutardı Yürüdüğü kırlarda Papatyalar açardı Omuzundan güvercinler uçardı Öldürdüler yarım kaldı Dudağında son gülücük Yalnızca bir adı kaldı Kızın adı özgürlük Minnacık bir kız vardı Göğsüne gül takardı Beyaz bir at üstünde Bulutlara konardı Irmağın aynasında Saçlarını tarardı Yüzünü ay ışığıyla Yıkardı Minnacık bir kız vardı Yüreği kuş kadardı Tutunca rüzgar olur Bir su gibi kayardı Geciken şafaklarda Yıldızları yakardı Uyanınca seher yeli Kokardı Öldürdüler yarım kaldı Dudağında son gülücük Yalnızca bir adı kaldı Kızın adı özgürlük |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Tezgahtar Nebahat
Şair: Yusuf Hayaloğlu Tezgahtar bir kızdı o, Perma kırığı saçlarıyla. Kime baksa gülümserdi, Prova ettiği bakışlarıyla. Haftalığından ne düşerse, Koparıp anasının elinden, Konserlere giderdi, Çılgın haykırışlarıyla.Kır çiçekli bluzuyla Poz-poz resimler çektirirdi. Keşfedilmek için belki de, Hep Beyoğlu'nda gezerdi. Her akşam o pop şarkıcı, Duvardaki posterden, Uzanıp bir rüya gibi, Dudağından öperdi. Ah Nebahat, hiç görmedi rahat. Düşünür, bulamazdı; Kimdeydi bu kabahat? Tezgahtar bir kızdı o, Evi, bir kenar mahallede. Altı kardeş, bir de ana-baba. Babası, bir iş kazasından Kötürüm kalmış bir usta. Karı-kumar peşinde, Boş vermiş abisi. Devlete karşı gelmiş, Diğer abisi mahpusta. O kır çiçekli bluzuyla, Artık resim çektirmese de Zaman her şeyi eskitti. Duvardan söküp posteri, Rüyasını sandığa kilitledi. Derken, mahalleden biriyle Heveslendi evlenmeye; Hayırsız çıktı oğlan, Zengin bir dula gitti. Ah Nebahat, ona gülmedi hayat. Sonunda anladı ki, Kendindeydi kabahat. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Yağmur İçen Kız
Şair: Yusuf Hayaloğlu Baldırı çıplak bir akşamüstüydü Kime selam verdiysem yüzüme küstüydü. Yalnızlığa susmuştum, yağmura üşümüştüm.. Belli belirsiz ve hiçbir makamsız, Hiçbir kelimesiz ve hiçbir anlamsız, Kırılgan bir şarkıydı, tılsımına düşmüştüm.. Ve ben sanki ömrümde yaşamadığım Ve yaşamadan yaşlandığım bütün aşkları Bu ilk defa karşılaştığım, bu ilk defa yabancı, Ve bu son defa tutunduğum kızla bölüşmüştüm.. Yağmur içen kız.. gece kuşu Atmacaya benzer duruşu.. Bir omuzu el-ense çekerken azraile Bir omuzu sokak lambasından da biçare.. Kimliğini sorarsan; Barbar sokakların en barbar kızı, Ve hortumlu karakolların en arsızı.. O destursuz yağmur, taş gibi iniyordu, O fütursuz cadde, pür-telaş deviniyordu. Başını çevirip bakıyordu ara sıra Hiçbir şey sormadan gidiyordum ardı sıra.. Bir karyola, bir sobadan ibaret 102 nolu odada Buluştu gözlerimiz, sırları dökülmüş tozlu aynada.. Cebimdeki şişeyi yudumlarken sessizce Saçlarını okşadım yavaşça ve teklifsizce.. Azıcık huylanmıştı, söylemedi ama şaşırmıştı. Sanırım ki o, hep değişen tiplere Ve fakat hiç değişmeyen triplere alışmıştı.. Yağmur içen kız.. vahşi kısrak Göğsü falçata krizi, öfkesi tavlı bıçak.. Soluğunda ıslak çimenlerin buğusu Soluduğunda kundaklanmış ormanların yalazı. Güzelliğini sorarsan; Dişleri kar kuşundan da beyaz Dudakları vampirden de kırmızı.. Alışkın bir otel odasıydı, kenarda soba yanıyordu, Tutkunun tasma koparan köpekleri Arsız bir çarşaf gibi üstümüze abanıyordu.. Küçücük ama çok küçücük bir ağzı vardı, Küçücük ama çok küçücük bir öpüşte bile Bir vişne ısırığı gibi kanıyordu.. Çaparinin çengelinde çırpınan çipuranın Yakaran gözlerindeki o tarifsiz kederle, Bu küçücük ömründe, belki de ilk defa Birisinin gözlerine bakmaktan utanıyordu.. Yağmur içen kız.. kaldırım meleği Hüznün yirmidört saatlik beyhude kelebeği.. Her akşam sunarak kendini hoyrat ağızlara Ve her sabah yunarak bedenini yağmurla Ve boğarak o narin göğsünde hıçkırıklarını Bir çalpara gibi yeniledi kopan yanlarını.. Yağmur içen kız.. çılgın kedi Komalara girdi, jiletler yedi, ölmedi.. Hiç sormadım adını, kendisi de söylemedi. Ben şişeyi boşalttım, o ağzını sürmedi. Gitme vakti gelince uzatıp küçücük elini Hoşça kal, dedi, almadan o malum bedelini.. Boş bir şişeden daha aptalca ne olabilirdi hediye? Uzun uzun bakakaldı, bu adam deli mi ne, diye.. İyi ama bu şişe boş be arkadaş, dedi, bu şişe boş! Her şey boş güzelim, dedim, her şey boş! Sen de yağmur koyarsın belki bu şişenin içine, Ve güneşin ışırsa bir gün, bir yerlerde, bir ihtimal, Düşlerini yudumlarsın artık yağmurun yerine... Yağmur içen kız.. gönül hırsızı Hiç kimseler bilmeyecek sırrımızı.. Sen tutunmaya çalışırken gecenin eteklerine Yine acıtacak güzelliğini, o çirkin maça papazı.. Ve yine kıyacaksın belki, o incecik bileklerine.. Yağmur içen kız.. sahipsiz bebek Elbette bir gün herkes bir şekilde gidecek. Ama bu yağmur var ya, bu yağmur, inan ki Nereye gidersen git, hep ardından gelecek.. Ne zaman tokatlasa yağmurlar penceremi, NE zaman sersem ve buruşuk bir pardösü gibi Dökülsem kaldırımlarına bu duman karası kentin; Hep o kıza rastlarım, aynı kuytu köşede. Gözyaşlarını biriktirir usanmadan Düşleriyle aynı şişede.. Hatırını sorarım, sessizce kaldırır yüzünü, Tablolardan çalınmış gizemli bir gülücüktür. Yağmur içer yudum-yudum, kanasıya. Mezesi, eski bir geceden, vişne yarığı kırmızı Ve hala kanayan o vişne ısırığı öpücüktür.. Yağmur içen kız.. mağrur yürek Bu yağmurlar yalan ama ölüm gerçek.. Sen yine avucunda sakla, çaldırma cevherini. Ve sakın gösterme kimseye, o yağmur incilerini Hep şarkını söyle; hiçbir kelimesiz ve makamsız, Hep orda bekle; bir akşam belki apansız, Gelir de alırım şişemi senden geriye: O biriken yaşlarını içmek için damla-damla Ve geciken bedelini ödemek için kendi hayatımla... |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
İncinen Gurur
Şair: Yusuf Hayaloğlu Pencereden baktığımda görüyorum Senin yüzün incir yaprağında Senin ürkekliğin duvar üstünde yürüyen Bir kedinin kıvraklığında Aynada dururken görüyorum Kırmızı öpüşün sol yanağımda Dişimi fırçalarken senin ağzın Serin suların berraklığında Rakı devrilmiş masalarda yokluğun Veya benden önce kalkıp gitmişliğin Gece boyu dolandığım barlarda Sarhoşlara tekrarladığım adın Balıkçı kahvesinde, çorbacıda, kenarlarda Dökülmek istemiyorum hayır Çingene çiçekçiler habire yaltaklandığında Bilmediğim soruların açtığı çukuru Yalanlarla doldurmak istemiyorum Seni kaybettim galiba İki taşın arasında kaldım Bu, benim hatam değildi Seni ben çook geç tanıdım Derin acılar bahçıvanı Yüreğime ne ektin böyle... Aşk korkağını bağışlar mı? Söyle... Aramak ne kötü herkeste seni Her gözde bulup yanılmak seni Ah turuncu rüyalar güzeli Hem kendini yok ettin Hem beni Başka ne acıtabilir içimi Yaşım kırkı devirmişken Seni böyle patavatsızca sevmişken Ve, tam aynayı güneşe çevirmişken Başka ne... Seni vefasız aşklara bırakıyorum Yüzümü kırılan bardaklarda ara Düşünme ben ne olurum Sanırım bi daha onarılmaz İncinen gururum |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
İyimser Bir Gül
Şair: Yusuf Hayaloğlu Uyandım, seni düşündüm Birdenbire duvar Birdenbire gece yarısı Sonra devriye parolası Ve rüzgar Ve birdenbire kalp ağrısı... Uyandım, seni düşündüm Ey yar Ey göğsümün sol yarısı! Su bulanınca Meydanlarda sesin yırtılınca Hiç dostun kalmayınca Sarsılmış bir ömrün Basamaklarında Görüşüme gel ne olur İyimser bir gül olsun Dudaklarında... Dert etme, iyiyim ben Ara sıra mahşer Ara sıra yaşama hırsı... Sonra mazgal altı zulası Ve mektuplar Ve ara sıra hasret belası... Dert etme, iyiyim ben Ey yar Ey hüznümün tütün sarısı... Kan bulaşınca Yangınlarda yüzün harlaşınca Saçların tutuşunca Zorlanmış bir hükmün Tutanaklarından Görüşüme gel ne olur İyimser bir gül açsın Yanaklarımda... |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Yüreğim Kanıyor
Şair: Yusuf Hayaloğlu Sakin göllerin kuğusuyduk, Salınarak suyun yanağında. Ve okşayarak nilüfer saçlarını gecenin. Sonumuzun adım-adım Yaklaştığını görürdük... Yarılan ekmeğin buğusuyduk; Paylaşılan zeytin tanesinin, Yüzümüze saldıran yağmur avanesinin. Biz hep üşüyen burnumuzu Avucumuzda hohlayarak yürürdük. Hiçbir hesabımız yoktu kimseyle. Hiçbir aykırı yanımız, Hiçbir yalanımız... Gözüm yaşarıyor, Yüreğim kanıyor... Olmasaydı sonumuz böyle!.. Biri, saksımızı çiğneyip gitti. Biri, duvarları yıktı, Camları kırdı. Fırtına gelip aramıza serildi. Biri, milyon kere çoğaltıp hüzünleri Her şeyi kötüledi, Bizi yaraladı... Biri şarabımızı döktü, Soğanımızı çaldı. Biri, hiç yoktan vurdu, Kafeste garip kuşumuzu! Ciğerim yanıyor, Yüreğim kanıyor... Solmasaydı gülümüz böyle!. Dağlarda çoban ateşiydik, Sarmalayarak acı bir sevda masalını Ve hıçkırarak Hırçın rüzgârların kavalını... Namlunun, bağrımıza Sinsice sokulduğunu bilirdik... Ceylanın pınara inişiydik, Vedalaşan birkaç damla gözyaşının; Tenine kan bulaşan O masum çakıl taşının... Oysa biz dualarımızda hep Birbirimizden daha önce Ölmeyi dilerdik... Bazı sorumluluklarımız vardı, Hayata ilişkin. Bazı basit sorularımız, Anlaşılır bazı sorunlarımız... Göğsüm daralıyor, Yüreğim kanıyor... İncinmeseydi gençliğimiz böyle... Birer yolcuyduk, Aynı ormanda kaybolmuş. Aynı çıtırtıyla ürperen birer serçe. Hep aynı kaderde buluşurduk Sevmeye tutuklu gibi... Birer tomurcuktuk hayatın kollarında. Birer çiğ damlasıydık, Bahar sabahında, Gül yaprağında... Dedim ya, Hiç yoktan susturuldu şarkımız! Yüreğim kanıyor, Yüreğim kanıyor... Bitmeseydi öykümüz böyle!.. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Hani Benim Gençliğim
Şair: Yusuf Hayaloğlu Hani benim sevincim nerede; Bilyelerim, topacım, Kiraz ağacında yırtılan gömleğim? Çaldılar çocukluğumu habersiz.. Penceresiz kaldım anne, Uçurtmam tel örgülere takıldı.. Hani benim gençliğim nerede? Ne varsa buğusu genzi yakan, Ekmek gibi, aşk gibi, Ah, ne varsa güzellikten yana, Bölüştüm, büyümüştüm. İçime sığmıyordu insanlar.. Bu ne yaman çelişki anne, "Kurtlar sofrasına" düştüm.. Hani benim direncim nerede? Hani benim övüncüm nerede; Akvaryumum, kanaryam, Üstüne titrediğim kaktüs çiçeği? Aldılar kitaplarımı sorgusuz.. Duvarlar konuşmuyor anne, Ve açık kalmıyor hiçbir kapı.. Hani benim gençliğim nerede? Daha kapılmamışken rüzgara, Tatmamışken rakıyı, Şiire yeni-yeni başlamışken, Koştum, dağlara koştum; Daha öpmemişken hiçbir kızı.. Yağmurları biriktir anne, "Çağ yangınında" tutuştum.. Hani benim bilincim nerede? |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Kim Susturabilir
Şair: Yusuf Hayaloğlu Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim? Biz ki bu hasreti, Semahların seyrinden alıp gelmişiz, Biz ki onu sitemkar anaların Kirpiğinden derlemişiz; Süzülsün de acının derin izler bıraktığı Gül yanaklardan, Yere dökülsün istememişiz! Bizim türkümüzü rüzgâr söyler her gece Ay vurdukça parıldar, Gün doğdukça hız alır. Nevruz ateşleriyle sağaltarak Çırpınan yarasını, Can havliyle, kardaş, Kan içinde bir kartal gibi, Vadilere saldırır! Türkülere ilişmeyin! Türküler nehirdir, gecenin bağrına akar. Fazla eşelemeyin kardaş, Taşınca ne siperler kalır, Ne dev barikatlar. Deşmeyin diyorum... deşmeyin!.. Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim? Biz ki nice amansız badirelerde, Serden geçmişiz. Biz ki, ilmikler boynumuza takılıyken bile Türkü söylemişiz. Sonra ırmak boylarında gövertip, Körpe otların serinliğinde, Dağlara emanet etmişiz! Biz ki her yangının külünden, Diri canlar yaratmışız. Biz ki mazlumların defterine Kanlı resimlerle sıralanmışız. Banaz yaylasından Kerbela'ya Kar götürsün turnalar! Ölürüz sanma kardaş, Dostun attığı gülden yaralanmışız... Türküleri dövmeyin!.. Türküler gökyüzüdür, karanlığa yıldızlar çakar.. Üstümüze gelmeyin kardaş, Namuslu bir delikanlının Alnında kavga ışıldar! İncitmeyin diyorum... incitmeyin!.. Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim? Biz ki Karacaoğlan'ı aşkla, Veysel'i toprakla yüceltmişiz... Biz ki Köroğlu'nun narasıyla nice beyleri Yere çökertmişiz! Yine de masum bir bebek gibi, Avuç-avuç sevdamızı, Kalanlara vasiyet etmişiz... Adam dediğin, sapına kadar yiğit olmalı, Ne karıncayı incitmeli, Ne de ozanları yakmalı... Öyle sansar gibi pusu kurup Punduna getirmek de neymiş? Adam dediğin, kardaş, Yüreği varsa eğer, Getirip ortaya koymalı!.. Türküleri yakmayın!.. Türküler çiçektir, en umutsuz zamanlarda açar. Kavgayı uzatmayın kardaş, Yüzyıllardır tuz döke-döke Çürüdü bu yaralar, Kanatmayın diyorum... kanatmayın!.. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Kod Adı: Bahtiyar
Şair: Yusuf Hayaloğlu Geçiyor önümden, sirenler içinde, Ah eller üstünde, Çiçekler içinde. Tabutunda mor dağların büyüsü, Dudağında yarım bir sevdanın hüznü; Aslan gibi göğsü, türküler içinde. Rastlardım avluda, hep volta atarken, Cıgara içerken Yahut coplanırken. Sırtını duvara verip öyle tünerdi. Kimseyle konuşmaz, dal gibi titrerdi; Çocukça sevdiği çiçeğini sularken. Diyarbakır'lıymış, kod adı: Bahtiyar. Suçu saz çalmakmış, öğrendiğim kadar. Beni tez saldılar, o kaldı içerde. Çok sonra duydum ki Yozgat'ta sürgünde. Ne yapsa, ne etse, üstüne gitmişler; Mavi gökyüzünü ona dar etmişler. İki dişi de kırıkmış öldüğünde. Gazetede çıktı, üç satır yazıyla; Uzamış sakalı, Ve çatlamış sazıyla. Birileri ona "ölmedin" diyordu, Ölüm ilanında kan gülüyordu, Yüz-yüzeydim, bir devrim enkazıyla. Geçiyor önümden, gül yüzlü Bahtiyar. Yaralıyım, yerde kalan sazı kadar. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Dokunma Yanarsın
Şair: Yusuf Hayaloğlu Çocukluğum çıraklıkta geçti, Kir-pas içinde. Gençliğim korsan yürüyüşlerde, mitinglerde. Hapse erken düştüm, Copla erken tanıştım, Küçük voltalardan bıktım usandım! Şimdi uçsuz bucaksız ovalarda, Adımlarımı saymadan, Geriye dönüp bakmadan, Usanmadan, bıkmadan, Deli taylar gibi koşmak istiyorum!Ve görüyorsun ki; Aşkı beceremiyorum... Beni kendi halime bırak, yavrucuğum, Ben yolumu nasıl olsa bulurum...Upuzun çayırlarda, Yalınayak koşmak istiyorum. Saçlarım rüzgâra konuk, Yüzüm dağlara dönük... Göğsümün çeperini, Ölümle sınayan esaret, Ve yüreğimi yararcasına zorlayan cesaret; Kıyasıya vuruşsun istiyorum! Koşmak... koşmak istiyorum, sevgilim Dönemezsem, affet... Firari gecelerin azmanı olmuşum, Bütün istasyonlarda afişim durur. Beni bir çocuk bile bulur... Dokunma bana, çıldırırsın! Dokunma bana, ellerin tutuşur!Koşmak istiyorum; Eksozların, molozların, Yağmaların kıyısından. Onca insafsızlıkların, Onca haksızlıkların, Manzarasızlıkların, parasızlıkların, Allahsızlıkların kıyısından... Kimseye ve hiçbir şeye değmeden, Ciğerlerimi yok edercesine koşmak istiyorum! Koşmak istiyorum; Şiirimin ve yumruğumun namusuyla... Kavgaya karışmadan, tutuklanmadan Ve küfür etmeden Kafamı kırarcasına koşmak istiyorum!.Avucunu son bir defa, Ağlamadan tutmak istiyorum; Gözlerim yüzüne küskün, Sazım sevgine suskun... Saati ayrılığa kurmuşum, Olmaz teslimiyet! Ziyan aklımı senle bozmuşum, İçerim felâket!. Kurşunlara geleyim istiyorum, Ölmek... ölmek istiyorum, sevgilim Sağ kalırsam, affet!.. Firari acıların uzmanı olmuşum, Bütün telsizlerde adım okunur; Beni bir korkak bile vurur... Dokunma bana, fişlenirsin!. Dokunma bana, sen de yanarsın!.. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
Tezgahtar Nebahat
Şair: Yusuf Hayaloğlu Tezgahtar bir kızdı o, Perma kırığı saçlarıyla. Kime baksa gülümserdi, Prova ettiği bakışlarıyla. Haftalığından ne düşerse, Koparıp anasının elinden, Konserlere giderdi, Çılgın haykırışlarıyla.Kır çiçekli bluzuyla Poz-poz resimler çektirirdi. Keşfedilmek için belki de, Hep Beyoğlu'nda gezerdi. Her akşam o pop şarkıcı, Duvardaki posterden, Uzanıp bir rüya gibi, Dudağından öperdi. Ah Nebahat, hiç görmedi rahat. Düşünür, bulamazdı; Kimdeydi bu kabahat? Tezgahtar bir kızdı o, Evi, bir kenar mahallede. Altı kardeş, bir de ana-baba. Babası, bir iş kazasından Kötürüm kalmış bir usta. Karı-kumar peşinde, Boş vermiş abisi. Devlete karşı gelmiş, Diğer abisi mahpusta. O kır çiçekli bluzuyla, Artık resim çektirmese de Zaman her şeyi eskitti. Duvardan söküp posteri, Rüyasını sandığa kilitledi. Derken, mahalleden biriyle Heveslendi evlenmeye; Hayırsız çıktı oğlan, Zengin bir dula gitti. Ah Nebahat, ona gülmedi hayat. Sonunda anladı ki, Kendindeydi kabahat. |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
İyimser Bir Gül
Şair: Yusuf Hayaloğlu Uyandım, seni düşündüm Birdenbire duvar Birdenbire gece yarısı Sonra devriye parolası Ve rüzgar Ve birdenbire kalp ağrısı... Uyandım, seni düşündüm Ey yar Ey göğsümün sol yarısı! Su bulanınca Meydanlarda sesin yırtılınca Hiç dostun kalmayınca Sarsılmış bir ömrün Basamaklarında Görüşüme gel ne olur İyimser bir gül olsun Dudaklarında... Dert etme, iyiyim ben Ara sıra mahşer Ara sıra yaşama hırsı... Sonra mazgal altı zulası Ve mektuplar Ve ara sıra hasret belası... Dert etme, iyiyim ben Ey yar Ey hüznümün tütün sarısı... Kan bulaşınca Yangınlarda yüzün harlaşınca Saçların tutuşunca Zorlanmış bir hükmün Tutanaklarından Görüşüme gel ne olur İyimser bir gül açsın Yanaklarımda... |
Cevap: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
İncinen Gurur
Şair: Yusuf Hayaloğlu Pencereden baktığımda görüyorum Senin yüzün incir yaprağında Senin ürkekliğin duvar üstünde yürüyen Bir kedinin kıvraklığında Aynada dururken görüyorum Kırmızı öpüşün sol yanağımda Dişimi fırçalarken senin ağzın Serin suların berraklığında Rakı devrilmiş masalarda yokluğun Veya benden önce kalkıp gitmişliğin Gece boyu dolandığım barlarda Sarhoşlara tekrarladığım adın Balıkçı kahvesinde, çorbacıda, kenarlarda Dökülmek istemiyorum hayır Çingene çiçekçiler habire yaltaklandığında Bilmediğim soruların açtığı çukuru Yalanlarla doldurmak istemiyorum Seni kaybettim galiba İki taşın arasında kaldım Bu, benim hatam değildi Seni ben çook geç tanıdım Derin acılar bahçıvanı Yüreğime ne ektin böyle... Aşk korkağını bağışlar mı? Söyle... Aramak ne kötü herkeste seni Her gözde bulup yanılmak seni Ah turuncu rüyalar güzeli Hem kendini yok ettin Hem beni Başka ne acıtabilir içimi Yaşım kırkı devirmişken Seni böyle patavatsızca sevmişken Ve, tam aynayı güneşe çevirmişken Başka ne... Seni vefasız aşklara bırakıyorum Yüzümü kırılan bardaklarda ara Düşünme ben ne olurum Sanırım bi daha onarılmaz İncinen gururum |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 12:02. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.