![]() |
Cevap: Özdemir İnce Şiirleri
Gürlevik
Şair: Özdemir İnce bir şeye benzetirim kendimi durmadan tüyleri uzamış solgun kendimi bütün kapıları açarım belki de korkumdan o incecik kelimeler içindir bu yalnızca kaybolur kurtarmasam uzay karanlığımda resimler yaparım kırmızıdır sokaksızlıktan çünkü ellerimi yaparım yüzümü yaparım teraziler kurulur işler tatlı vücudumda renklerini yaparım mavisi değişken sesli kara kum gölgeli yeni balıklar geçer altından kralların ölümünü bir onlardan anlarım bir onları anlarım kadınlardan bir şeye benzetirim kendimi durmadan kervanlar geçer uzanırım ayaklarımdan bir yerde dururum güneyde dış kapılarda bilmem her keresinde böyle olur anlamam bir o yüzden anarım öperim fantomayı yeryüzünde işte kadınlar ve erkekler için ve bir derinlik için yemyeşildir saçları |
Cevap: Özdemir İnce Şiirleri
Şubat Ayında Ankara'da
Şair: Özdemir İnce Bu yıl erken bastırdı kış! Yağmur yağıyor, yağmur yağdıkça seviyorum seni. kar yağıyor, kar yağdıkça seviyorum seni. karaya vurdukça, sular dondukça üşüdükçe, bir şeyler yitirdikçe, umudum kırıldıkça çıkmaza girdikçe yaşam, yüreğim sıkıştıkça, sen değiştikçe daha çok seviyorum seni. Donmuş suda çelik tadı var ağzımda eski tutun ve buruk çay tadı her sabah yaya geçiyorum butun Ankara’yı kömür ve kükürt kokuları arasında her aksam yaya geçiyorum bütün Ankara’yı okuyarak bildirilerini direnen öğrencilerin bakarak yırtık afişlere, şarkici resimlerine, nereye gitsem içimde bir geç kalmışlık duygusu bu yüzden bir saat erken gidiyorum gideceğim yere ne zaman, nerede ve nasıl bilmiyorum, ama birden yasamın korkunç bir hızla değiştiğini düşünüyorum ve ikimizin ayni kişiler olmayacağımızı yarin. Bu yıl erken bastıran kişi yasıyoruz Sanki olumlu kahramanlarıyız kotu bir romanın yeni bir dilin sözdizimine çalışıyoruz gökyüzünü verip yüzünü alıyorum görüntünü verip acıları siliyorum yüzünü koyuyorum umutsuzluğun yerine Usumda sesinin ve gövdenin usumda sesinin ve gövdenin görkemli atlası |
Cevap: Özdemir İnce Şiirleri
Gözlem
Şair: Özdemir İnce İnsan gövdesine dokunmak: sonsuzun gidişine ve gözkapaklarına belleğin sözcüklerin yerine bir boşluk koymak hiçliği görmek: mumları söndürmek karanlıkta bakışmak karanlıkta Sırat Köprüsünden geçerken Köşeyi dön, uçurumsuz atlayış gövdenin içindeki gövde kırılan sırça... şamdanın sesi Susamam onu, ne sözcüklerle susamam onu, ne de sessizlikle, konuşamam onu konuşmamla Bir 'O' var sende ve bende baştan çıkartıp onu bir şey yapacağım çölün duvarsız gecesinde Susamam onu, susturamam onu ne sözcüklerle sözcüklerin içinde, ne de sessizlikle sessizlikte Meczup sayfaların arasında pervane olup dönen isyankar dervişler önce yaşamak ve sonra yaşamak için sesim kağıt gibi yayılırken mürekkebe. |
Cevap: Özdemir İnce Şiirleri
Ot Hızı-1
Şair: Özdemir İnce Cema'atül - İfna(Yok Etme Meydanı) V. Hep yanımdadır benim kıblem: Uyurgezer olduğum günlerde bile geceleyin çatılarda dolaşırken. Yalnız bırakmaz beni kendimle, bir kez daha yitirince dönüş yolumu, kuzeyi sorduğumda ağaç bedenlerine. Dönüş yolu gerekmez, der sapkın dervişler, bir kıblegâh yolunda Golgotha çıkanlara, tabanlarının altında gizlidir dönüş yolu. VI. Masamda çilekeş karıncalar! cerre çıkmış bir düğün alayı ekmek kırıntıları arasında. Bir aşk dulu bulsam aralarında, alıp evime götürsem, avunmak için, penceremde kedi yerine koysam. Bir ad vermem gerekecek hallerine: Tekir ya da Karabiber, yakışık almaz; Ezgiler Ezgisi! desem, borçlu kalmam. VII. Tırnaklarımı rehin bıraktım özgürlüğe, çöl yoluna düşerken yaşlı tırnaklarımı, otların belleği için bir limon bahçesinde. Afrika toprağında yaşamakta şimdi bir başka bedenimin o ilk parçası. Belki fala bakmakta, yılan oynatmakta, bir kervan ararken ben Cema'atül-İfna'da. VIII. Ne korkunç çağrıdır arayıp kendini bulmak! Razıyım ben ateşle suyun bir çift yıkımına, halvet ile çözemeyeceksem tenimdeki ölümü? Yürüdükçe, önümde arı peteği uçurumlar! Çare yok: Kendime bir dalgıç mı olsam? |
Cevap: Özdemir İnce Şiirleri
Ot Hızı-2
Şair: Özdemir İnce Cema'atül - İfna (Yok Etme Meydanı) IX. (Elias Canetti'nin "Çıkın"ı) Alandaki her sesin içinde bir şey arıyorum, aşinası olduğum bir şey olmalı, bir ses çıkını, - bir başka hayattan kıyıya vurmuş bir artığım, kayanın üzerine çömelmiş kalıntıma bakıyorum. - ("Yerde kahverengi küçük bir çıkın arıyordum; bir sözcük bile değil, yalnızca bir ses çıkını, pes perdeden, uzayıp giden, bir vınlamayla öten "e-e-e-e-e-e"lerden oluşan bir kahverengi çıkın"); "Daha uzaktan kulak verip sesleri dinliyordum": Bir yaz gecesi rüyası durmakta, kılık değiştirmiş, dilenci halinde karşımda, bir kahverengi çıkın, bağdaş kurup oturmuş, şaşırtıcı bir Mağribi anıtı - taştan değildi ama bir varlıktı, kuşkusuz bir canlı, bedeni ölmüş birkaç kez, ruhu sesiyle birleşmiş; bir yaz gecesi rüyası olarak durmakta, karşımda, bir yaşama denk ses ararken öteki sesler arasında. X. Şap ve kalay kokusu! Bıçakcı ustanın bir fidye borcudur kutsal ocak hazretlerine, tuzla demlenir çünkü aşığın cömert kalbi. Gündüzün yüzlerce, gecenin bir adı var! Bir çocukluk çağı yangını, tütmekte hâlâ, Ashâb-ı Kehf'i anlatırken kör nakkaş, su içmekte bir geyik ailesi, iki yanımda. Gündüzün yüzlerce, gecenin bir adı var! Ocağın başında harf sırrına ermiş bir usta, alnında batıl zamanların sapkın vahiy teri; bir Hızır görmüş, yıkandığı ateşin suyunda. Gündüzün yüzlerce, gecenin bir adı var! "Aşık ve maşuk benim!" diyor dilsiz meddah, "Diyeti ödenmiştir dinsiz ocağın, ateşe, bıçak sapı olacak kurbanlarımızın boynuzu!" Gündüzün yüzlerce, gecenin bir adı var! XI. Bir binek taşı tanıdı beni, sefernamemde, görüp tırnağı dökülmüş başparmağımı, (çıkarmıştım demir çarıklarımı, yorgun) kılık değiştirmiş emanet halimle bir vahada nişanemden tanıdı beni. Ah, yolum kırıldı! Sıçrayarak uyandım bir bedevi uykumdan ve baktım : Sığdığım sahranın ucu bucağı yok; gördüm ki suretimi gizlemekte bütün taşlar. Bilemezdim, kimse söylememişti nedense bana:",; "Bir cehennemdir kendinden haberli olmak!" XII. Bir Alan'dayım! Hiçbir yerde! Bir aşkla, sığışıyoruz birbirimize. Çekip gölgemi mıknatıs gölgesiyle kalabalığın içinden gezdiriyor beni bana doğru içine alıyor beni içime alıyorum onu geziyor beni bir aşkla, sığışıyoruz birbirimize taşıyoruz birbirimizi taşıyoruz birbirimizden (0 ve ben!) dağları akarsuları denizleri geçerek bir çöldeymiş gibi, bana doğru, bir çöldeymiş gibi, ona doğru çile yollarımdan birinde ne gönül ne fitil ne ateş. .. Mum ışığında olmuştu son gelişim, ispermeçet açmayacak dönüş yolumu. * Çıplak ayakla durdum güneşin huzurunda, Duydum : "Lambada titreyen alev üşüyor" Bedenim çıplak, durdum, güneşin arkasında, rüzgârın bir tarağını kırdı fildişi saç telim. Tez olun, kırk haramiler el koydu uykuma, benim, bir eksik yaşamlı, bu zamansız kafirin. * Doğdukları evlerde ecelle ölen kadınlar!.. Adak çiçekleri toplamadan, bir kez olsun, bir hasret ırmağına fırlatmadan onları, aşkla. Hiç sitem etmezler günün doğuşuna, hiç, bu yas onlar için, diyor, bu heyula düğün, onlar içindir, diyor, bu zındık şeb-i yelda. Kıl torbasına koyuyor aşık kemiğini, sonra, dar zamanlarda büyü bozan efsane bekçisi. * Uykusuz gecelere bir sor bulmak istiyorsan kendini, ama ne korkunçtur, dayanabilir misin, kendini bulmak. Aklın varsa yitirirsin kendini bulduğun bir anda, sarp yolunda gidersin, müşrik yatırlar selamlar seni. Kendine kıyar bir gün bir şey olmak isterse tuğla. |
Cevap: Özdemir İnce Şiirleri
Pay
Şair: Özdemir İnce Ev kurmak için bir zaman tarla açmak için bir zaman sevişmek için bir zaman bakmak için bir zaman görmek için bir zaman anlamak için bir zaman duymak için bir zaman ayaklanmak için bir zaman konuşmak için bir zaman ekim için bir zaman bağbozumu için bir zaman kalmak için bir zaman doğmak için bir zaman yaşamak için bir zaman çalışmak için bir zaman. -Ölüm mü? demiştin? Ölüme yer yok ülkemizde, ölüme zaman yok. |
Cevap: Özdemir İnce Şiirleri
Sandıklı Pazarında
Şair: Özdemir İnce Birden anımsadın bunca yıl sonra o gördüğün badem gözlü çingene kadını tam yirmi beş yıl önce Sandıklı pazarında. Şimdiye kadar hiçbir kadın öyle bakmadı meydan okumadı sana; gözlerini gördün bir anda sevişip ayrıldınız. Gökyüzüyle birlikte bakmıştı sana, çaktırmadan arasta esnafında. |
Cevap: Özdemir İnce Şiirleri
Seviyorsanız Eğer
Şair: Özdemir İnce Seviyorsanız eğer; Geç kalmayın sakın aşkınızı söylemeye telgraf çekin, telefon edin, mektup yazın... Uçaklara, trenlere tüm taşıtlara binin... Koşun, arayın, bulun, haber gönderin, birine anlatın... Duvarlara yazın, ağaçlara kazıyın... Yani deneyin bütün olanakları, hiç olmazsa; iki yaprak samanlı kağıda yazın... Ama sakın geç kalmayın! AŞKINIZI SÖYLEMEYE... |
Cevap: Özdemir İnce Şiirleri
Yakarı
Şair: Özdemir İnce İdris peygamber, terzilerin pîri, izin ver güzel bir şiir yazayım ben de, yaşım kırkı geçti yaşlanıyorum artık, izin ver güzel bir şiir yazayım ben de, "ozan" desinler bir kez ölmeden önce. İdris peygamber, terzilerin pîri, el ver artık kendi dükkânımı açayım, bir kaftan keseyim kendime ben de, astarı sözcüklerden dikişi ibrişimden. Ben de güzel bir şiir yazayım artık, okudukça kıskanıyorum öteki kalfaları, şarapları bol, ilham perileri oturaklı, biliyorlar geceler kaç saat sürer günler kaç fersah. El vermiş ustaları. Ben de güzel bir şiir yazayım artık, cebine kuş üzümü, sarı leblebi doldurayım, parklara götürüp simitler alayım ona kıvırcık saçlarını rüzgârla tarayayım. Ben de güzel bir şiir yazayım artık, son günlerimde yalnız kalmayayım. İdris peygamber, terzilerin pîri, ey bütün pîrleri bütün mesleklerin, izin verin bir tek dize yazayım, tek bir dize, bir kez "oldu" desinler ölmeden önce. |
Cevap: Özdemir İnce Şiirleri
Yorgun Değilim
Şair: Özdemir İnce Yorgun değilim, seni beklemekten,seni düşlemekten,geçen günlerden, yeniden başlasam da bir başka yenilgiye. Yorgun değilim, ne aşktan,ne dostluktan,ne de ölümden, geceye gözlerimi açarak bakıyorum. Yorgun değilim, ne acıdan,ne umuttan,ne de korkudan, sonbaharla birlikte kazıya başlıyorum. Yorgun değilim, ne geçmişten,ne şimdiden,ne de gelecekten; bir yanlızlığım vardı,gittikçe aşıyorum. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 23:14. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.