![]() |
Özkan Mert Şiirleri
Yıldızların Nerede Amsterdam? Şair: Özkan Mert Bir kente, bir insana nasıl başlanır takvimlerden düşmekte olan soluk bir pazartesiye taraçalarda - gaz tenekelerine yerleştirilmiş - mor karanfiller, taş basamaklara... Yeşil bir su akıyor gecenin içinden Asitlenmiş kuleleri ve yorgun parkları kentin yaralı. Saat kaç olursa olsun. Umutsuz bir ilişki değildir gökyüzü. Bir güvercin kadar hafif kelimelerle konuşalım isterseniz kısayısa mutluluklar dileyelim birbirimize Ama sonra herkes döksün kimliklerini ve sıfatlarını ortaya Çünkü hayatı temizleyeceğiz. Anlatacaklarım hepinizi ilgilendiriyor: Hiçbiriniz kaçınamazsınız söyleyeceklerimden, ben yanan bir bulut parçası olayım, siz de yıldızlar ışıldatın yeryüzünü. Rüzgarı yıkayalım. Hızla akıyor yaşamım güneşe doğru. Avrupa'nın en günlü katedrallerinin önünden geçiyorum. Duvar yazıları, duvar resimleri, hayatın en çıplak şiiri. Çırılçıplak bir kentin içinde çırılçıplak yüzler. Bir bakışta tanırsınız onları: Toprağından sökülüp atılmış ağaçlar gibi cıgaradan düşen bir kül gibidir onlar: Ama bir bıçak kadar keskindir gözleri. Bir davulun derisi kadar gergin yaşamımız. Ve karlar altında kalan bir mücevher kadar soğuk belki kalbin. Rüzgarlara ve acıya hükümlüsün. Ama biliyorsun. Acısız ve sevdasız gidilecek bir yol yok. Saat kaç olursa olsun. Umut vardır. Dikkat! Hazin bir aşkın başlangıcıdır belki de bugün. Hazin de olsa bu aşk, karanlık da olsa umut, inan bana kesindir! Hayatı yıkayacağız. Kanal boyunca yürüyorum Amsterdam'da. Dudaklarımda lacivert bir tango. Akşam mı oluyor? Ben mi yüzüyorum hüzünler denizinde? Gece ılık. Ve kalbim kanıyor galiba. Küçük bir çocuğun oyuncak torbasına doldurulmuş evler. Kocaman camlı pencereleri merakla bakıyorlar bana. Bulutları kesen bir terziyim ben. - Peki ama, yıldızların nerede Amsterdam? Bir ton yıldızla geleceğim sana gene, Takacağım yıldızları bir bir saçlarına. Unutma! Sarı tramvayların, lalelerin kenti Amsterdam. - Sevgilim oldun. Tanıdık bir yüz elimi sıkıyor: Kırmızı sakallı, kulağı kesik dostum Van Gogh. Günaydın! Tablolarını rüzgar ve ateşle boyayan adam, tanrının ikiz kardeşi, renklerin şeytanı. Ah! Lacivert bir yağmur yağıyor Paris'e. Ve lacivert bir tango dudaklarımda. Sein nehri, hüzünlü kızım benim. Tül bir perde sermişler toprağa. Paris olmuş. Mavi bir mektup yazmak istiyorum memleketime. Mavi bir şiir... Tarçın koksun her kelimesi. İmbat rüzgarları uçursun a'ları, a'sız bir şiir olsun. Ama tuzlu serseriliğim benim, eksik olmasın. - Bir kadeh de rakım. |
Cevap: Özkan Mert Şiirleri
97 Yaz Manzaraları..
Şair: Özkan Mert 1. Yüzüm cappadocia'da Peribacalarının üzerinde yüzüyor. Peribacaları ki, Erciyes ile Hasan Dağı'nın öpüşmesinden doğan çocuklarıdır: şapkalarını hiç çıkarmazlar. Güneşin batışını beklerler milyonlarca yıldır Kızılvadide. . . 2. İsveç'te Vettern Gölü'nün kıyısında küçücük bir kasaba: Grenna. Bir kasaba değil belki de bir karamel. Genç kızların çapkın bakışlarından almış rengini. 3. Çanakkale Lapseki Şen Mahalle'de klarnet ustası Süslü Ahmet. Tüm balkonları yanık melodilerle doldurmaktır en meşhur yanı 4. Bursa'da Arap Şükrü'de iç ki, bir duble rakı Yer Gök inlesin! Uludağ'ın başını duman alsın! Hep bir ağızdan söyleyelim: İnlesin! İnlesin! Güneş ufuktan Rakı kadehlerinin içine doğsun. 5. Yeryüzünün tüm sokaklarını taşımışlar turistler Foça'ya. Dünya haritasında kargaşa var. Sokak kırıntılarını taşımak için ne ücret alınacağı yazılmamış THY tarifesine. 6. Sapanca Gölü'nün üstünde gözleri buğulu dağlar en güzel sabahları kalbimize bağlar. Pompalı tüfekle gençler yaban ördeği avlar. 7. Küçücük bir kasaba: Eğridir. İstese Bodrum'a da, Antalya'ya da binbasar. Eğridir Gölü ise bir kraliçe daha güzeli gelmedi dünyaya. Biraz batıya kaysa tüm adalar Ege'de kıskançlıktan çatlar 8. İsveç'te Yazortası Bayramı, tüm kentler terkedilmiş. Ringa balığı, haşlanmış patates, sert ekmek ve çilek yiyor İsveçliler kırmızı kulübelerinde. Ve Akvavit içiyorlar. Öylesine yeşillenir ki İsveç temmuz'da: Hangi yaprağı sallasanız bir göl fışkırır gömleğinize. 9. Tuz Gölü'ne çarpıp geçerken yüzüm bir buğday tarlasına gömülüyor otobüsüm. Limon taşıyan yaylı arabalar geçiyor yanımdan. Hey! Gülüm arabacı! Arabacı! Neyi gizliyor yeşil limonların? 10. İzmit'te silahlı bir müfreze bu şiiri ele geçirdi tünel açarak dizelerin içinden. Başlarında Suat Özdemir şiirin en lacivert delikanlısı. Yanında keskin nişancıları imgelerin: Nilüfer, Çiğdem, Kayhan ve Alaattin Sönmez. Arife. benden çok Leonard Cohen'I seviyormuş. Sevsin bu şiirin en yeşil vadisinde hazırdır kırmızı kulübesi. 11. Ruşen Hakkı ki, Gözünü kırpmadan yakmıştır kalbini 45 yıldır sözcüklerin içinde. Ve yıkamamıştır insan yüzlerini Okyanuslarda. Bir köprü olmuştur şiirleri bizi bize ulaştıran. 12. Marmara'da lüferler tir tir titriyor korkudan Yavuz Bey Geçince yanlarından Biliyorlar çünkü: Organ nakline uğruyacaklar düşerlerse beyaz porselen tabağına doktorun tektek emildikten sonra gözleri ve kılçıkları. 13. Fethiye dünyanın tüm turistlerini toplamış başına. Kasabalılığına hiç toz kondurmuyor. Schwardswald pastası yapmayı bile öğrenmiş turistlere. Kahvehaneler, dordurmacılar, yoksul ayakkabı boyacıları elele tutuşmaya korkan yeni evli köyü gençler akşam turu atan turistler ve aç köpeklerle dolu deniz kıyısı. Motorlar Geceyarısı seferlerine hazırlanıyor ay ışığı çalmak için turistlere. |
Cevap: Özkan Mert Şiirleri
Ah Şu Akdeniz Kentleri !
Şair: Özkan Mert Ah! Şu Akdeniz kentleri yıldızlara asılı sallanıp dururlar geceleyin Barcelona! Akdeniz'e fırlatılmış masmavi bir uçurum Mersin! Unutma sevgilim Akdeniz'in en güzel kızı sensin Bodrum'u hiç sormayın: Ner'de gecelediği hiç belli olmaz Akdeniz'le flört eder Ege denizi ile yatağa girer Venedik'ten koca bekler Ne zaman yüzsem Akdeniz'de ellerime ayaklarıma çarpar durur şu kentler dökülür sokakları denize: Topla toplıyabilirsen bütün gece |
Cevap: Özkan Mert Şiirleri
Allah ve Tango
Şair: Özkan Mert I. Işıklı bir sürgünüm ben Dünyanın nişangâhı evim Saçlanmı boz! Arala beni aşka Dişlerimin arasından geçir bir ırmağı Beyaz güvercinlerle değiştir Tüm apoletleri 80'lik moruklar çetesi Çin'de Haydi! Tarihin çöplüğüne Kırık ayna parçacıkları gibi Birbirimizden yansıyarak çoğalacağız Yeryüzünde güneşi ilk gören Üzümlerden yaptım bu şarabı Bu şarapla yıkıyorum sözcüklerimi Tarih beni arıyor Nehirler ve Tarih beni çözüyorsa Hazırım! İşte Allah ve Tango Ay'da marul yetiştiren İlk göçmen ben olacağım Çam kokuları göndereceğim Dünya'ya Mektupla, olmazsa yıldızlarla KIRIK BİR ÜÇGENDİR HER SÜRGÜN ÖZGÜRLÜK AĞZINDAKİ SON KONYAK ÇALKANTISI II. Işıklı bir sürgünüm ben Yalnızlık başöğretmenim Yüreğimi asmışlar Türkiye ile Dünya arasına Kim ısıtabilir? Cemselerle çiğnenen Soğuk vadilerini gençliğimin Sarı bir arazi yanıyor içimde Kimselere gösteremiyorum alevlenen yüzümü Astor Piazzola bir tek tango'yla Kaldırıyor Denizi havaya Astor ve ben kuşatmaktayız zamanı Kim ütülemiş gömleğimizi hüzünlerle? Bilmiyoruz Şiir belki bir korsandır... Bir zaman hırsızı kırmızı sakallı Kalçaların bir kanarya sevgilim Bir tedhiş yuvası Kanaryalar fişkırıyor Öptüğüm her yerinden Sessizliğe tırmanan bir saksafon avlıyor bizi Meteorlar yol alıyor aramızda IŞIKLI BİR SÜRGÜNÜM BEN, KIRIK BİR ÜÇGEN ÖZGÜRLÜK AĞZIMDAKİ SON KONYAK ÇALKANTISI |
Cevap: Özkan Mert Şiirleri
Aşk Hepimizin Venediği
Şair: Özkan Mert Nişanlı kızların ve makilerin imparatorluğudur şiir. Müzikle flört ederek büyümüşken bile ben bakın! Resmimi çektiriyorum bir nehre: Kentlerin beni düşlemesi bu yüzdendir. Bu yüzdendir bir sokağı biçerek gelişim. Seninle başlattığımız bir odanın işgali sürgün yüreğimdeki ışığın ele geçirilemeyişine bir işarettir. -Aşk hepimizin Venediği Bir serçeye yaklabildiğimden daha çok yaklaşabiliyorsam şiire, bir tedhiş yuvasıdır elbet ağzımın sabahla başladığı her yer. İnce bakışlı bir barbar olarak ne şoseler ne donanmalar kurtarır beni. Çünkü yasaklanmıştır kalbim Praglı bir cazcı gibi. Fundalıklardır gene de, Chagal'dır... ... bir hüznün geriye çevrilemeyişinin en güzel yanıtı. -Chagal hepimizin abisi İhtilaller, erotizm, bitki ve kuş artıkları bozkırlar ele veriyor bizi: Kanayan bir tarihtir savunmamız. Seni kalçalarından tutarak çevirişim kendime ölüme karşı bir şenliktir. Elinde gökyüzüne dayalı bir gelincik hızla gelip gidiyorsun ince ve sarı bir sokaktan. Hem ince bir sokak her zaman bilinir, istese de nereye kaçabilir ki mavi çocuk yüzlerinden? -Çocuk yüzlerinin telefon numarası yok Hayır! Hiç bir şey geçip gitmeyecektir sözcüklerime çarpmadan. Çorak bir toprak gibi parçalansa da kalbim tanığım hepinize! Tanığım çağımıza! Dünyanın herhangi bir köşesinde göğsüm turnalarla dolu dans ediyorum fışkın rüzgarlarla. Körpe bir sabahtır silahım kabzası gençlik resimleri ve hüzünlerle çentikli. -Biliyorsunuz! İzmir benim hatıra defterim. |
Cevap: Özkan Mert Şiirleri
Ben Ağzında Dinamitle Öpüşecek...
Şair: Özkan Mert Yüzleştir beni, yeni doğan gün'le, gömleğimin düğmelerini çöz ve savur! Çünkü haber geldi: Kabul etti hayat beni! Bir süre daha kalacağım dünyada balıklarla ve ağaçlarla. Ağaçlar ki, en güzel yüzümüzdür bizim. İnsanlara görmedikleri şeyleri göstermemin hesabı sorulacak benden. İşte dağlar! İşte, sabah'ın en çıplak saatinde bir güvercinle kucaklaştığı sokak! Keşke gün'ü en güzel gösteren çocukları ihbar etmeseydim size. Devrik yaz kentlerinde dondurmacıların tanıdığı Kâinat güzeli olmuş kadınları anlatmasaydım; Onların kalçaları küçük bir okyanus'tur hırçın dalgaları güneş'e vuran. Anlatmasaydım Keriman Halis'i: ki, suret-i Cihandır. İşte bunun için sustum! Ama bu suskunluğum yanlış anlaşıldı, Bahçemde yetiştirdiğim sarı gül'lere kelepçe vuruldu Toprağa diktiğim lale soğanlarından kuşlar fışkırınca Jandarmalar götürdü beni. Bir güvercinin sabahla kucaklaşmasında korkulacak ne var? Anlamıyorum! Dişlerinde taze çimen kokusu taşıyan bir tay'ın soluğundan neden korkuluyor? Herkesin hayatı herkesten geçer. Kız Kulesi bile, bazen kendini saat sanıp yatar Boğaz'ın sularına cepkeninde Üsküdar Akrep olur: Zamanı gösterir. Oysa gösterdiği zaman değil yırtık hayatlar albümüdür. Dünyada bu kadar az kalan ben kendime bir hayat seçemedim Bir çocuğun hayatı benim hayatımdır dedim. Bir kiraz ağacının gömleğimi giymesinden korkmadım; Hayatımı başka hayatlara tenimi başka tenlere savurdum. Tüm hayatlarla silkinmeyi öğrendim. Beni yüzleştirme artık; Öp! O kadar çok öp ki! Cebimdeki tüm biletler yansın. İstersen,cebimi sök! Bir bulut dik! Tüm fiyakam bozulsun! Aşk'a ve hayat'a fiyaka atmak ince iştir Alp dağlarında fotoğraf çektirmeye benzemez: Albatrosların uçurumlarla nişanlanması gibi bir şey... Ben nişanlanmasını bilmem. Ama sözcüklerle dünyanın saat ayarını yaparım. Ağzında dinamitle öpüşecek kadar usta değilim. |
Cevap: Özkan Mert Şiirleri
Ben Savaşçı Değil Gül Yetiştiricisi
Şair: Özkan Mert 1. İşte! Gene bahar saçlarım dolu rüzgârlarla Merhaba! Diyorum bir sürgün olarak yaşadlğım Yeryüzüne Merhaba! Böceklerin, yanardağların, rüzgârların ve okyanusların evi Bizim sevgili küçük bahçemiz Benim doğduğum planet Takvimlere bakıyorum: Mart'ı gösteriyor Ben'se Nisan'a çarpıyorum Öpüştüğüm güzelin adını soruyorsanız: Mayıs Geceleyin yıldızlarla flört eden gül'leri ben yetiştirdim Çünkü ben savaşçı değil, gül yetiştiriciyim 2. Buz tutmuş Kuzey denizinin üzerinde geziniyorum Buzları çelik burgularla delip uyuyan balıkları avlıyor İsveçliler Bulutların arasından elini uzatıp saçımızı çekiyor Mart güneşi Kafamda dünyaya dair "Karanlık düşünceler" korkuyorum insanın "Vahşet"inden silahlardan, savaşlardan ve dinlerden... Bir gün tüm umudumu yitirirsem "İnsan"lardan bu şüre gömün beni Çünkü ben savaşçı değil, gül yetiştiriciyim 3. Çay ve elma kokan başka bir planet tanıyor musunuz? Yanardağların ve Gökkuşağının sahibi siz misiniz? Hayır! Konuksunuz bu dünyada cebinizde dönüş biletiniz Tanrı öpecek hepinizi bir gün uçurumda... Bulutlarda bir kent var: O'raya taşınacaksınız Ben'se küçücük bir hücresiyim Doğa'nın karıncaların, kelebeklerin, ağaçların yıldızların ve su'yun kardeşi... 4. G, gırtlağıdır bir kentin e, daha dişidir a'dan C, Cemal Süreya değilse, kimdir? İ, nedir peki? - İlhan Berk'tir Şiirden arabasıyla dolaşmaktadır Bodrum'da cebinde "Sözcük tarlaları" K'yı hepiniz tanıyorsunuz: Kerim Oğlumdur dünyanın en yakışıklı adamı 13 yaşında Tenisi bıraktı kitap eleştirileri yapıyor Dünyanın en mor dağları Salihli'dedir Ve çiçeklenmiştir şimdi öbek öbek İzmir fuarında deniz erleri geziniyor başlarındaki şapka değil zambak Ortaokullu kızlar erkek arkadaşlarını çekiştiriyorlar kazaklarından... İşte! Ansızın ilk öpücük hiç unutulmayacak olan... Utangaç ve kaçak 5. Sırtı vadilere gömülü bir güvercinle buluşuyorum gizlice: Evimiz kurumuş bir nehir yatağı Pembe bir akşam oluyor biz öpüştükçe... Ah! Günbatımı bir komplodur zaten Aşk'sa kaydolmaktır hayat'a Biliyor musun sen de ne yap? Git! Bir dağ silsilesi ile arkadaş ol! Kuşlarla birlikte yargılan! Çünkü bir kuş çekmez sesini kenara çarpışmamak için Bahar'la 6. İşte! Gene Bahar saçlarım dolu rüzgârlarla Merhaba! diyorum bir sürgün olarak yaşadığım Yeryüzü'ne Geceleyin yıldızlarla flört eden gül'leri ben yetiştirdim Çünkü ben savaşçı değil, gül yetiştiriciyim |
Cevap: Özkan Mert Şiirleri
Bir Aşk Şiiri "sana"
Şair: Özkan Mert Parmaklarını öpüyorum teker teker, serçe parmağın dahil. Bir eriğin çekirdeğini kucaklayışı gibi kucaklıyorsun beni. Ne ışığa ne havaya ihtiyacım var orada. Senin tenini içiyorum su diye. Senin tenin benim gezegenim. |
Cevap: Özkan Mert Şiirleri
Bir Dünyalının Notları
Şair: Özkan Mert 1. Adres defterimi Pekin'e taşıdım Bir karpuzcunun çocukları uyuyor üzerinde. Gece siyah bir kadife gibi sallanıyor kirpiklerinde Ben hep uzaktayım zaten Napoli ile Rio arasında bir sokakta Taşların binlerce yıldır anlattıklarını dinliyorum Eskiden denizdibi olan bir elma bahçesiydi ilk arkadaşım Ve küçücük bir dünyalıydım kuşların sıcak kanatları altında gezinen Bir park vardı burada yeni boyanmtş salıncakları olan ve utangaç bir kız küçük memeleri yeşil çağla kokan... 2. Pekin! Çorba kokuyor her sabah Parklara ve bulutlara takılıyor milyonlarca bisikletli Bir balıkçı ağı çekidüzen veriyor kendine karıştırılmasın diye meridyenlerle Dev bir uçurtma Çin seddi kıvrılmış uyuyor dağların üzerinde Ben hep uzaktayım zaten Pekin ile İzmir arasında bir meyhanede Çinli kızlarla kırıştırıyorum dünyayla flört ediyorum Bu yüzden fotoğrafım tüm nehirlere asılı A r a n ı y o r u m Biliyorum izimi sürdürüyorlar ele geçirecekler elbet beni bir gün 3. AH! Her gün bir şeyler bittyor Bir aşk bitiyor, sevinçler bitiyor ve bir halk hitiyor Çakalların ağzında eğleniyor gençlik Ben'se hep uzaktayım Pekinli bir karpuzcuya Napolili bir şaire Bodrum'daki küçük bir koyu anlatıyorum Simsiyah bir tayla yarışırken şafak mavi bir menekşenin içinden geçiriliyor yüzüm omuzbaşlarımda nişanlı kızların diş izleri Boşuna değil bir kenti siper alışım Boşuna değil yaralarımdaki tentürdiyot Kuşları ikna etmenize gerek yok şarkı söylemeleri için Biliyorum:A r a n ı y o r u m Sabah sarı bir süvari gibi girerken kente ele geçirecekler elbet beni - Hey dünyalı! İzini bulduk kalbinin İşte! Bakın karşınızdayım altımda simsiyah bir tay yakamda vahşi bir ŞAKAYIK |
Cevap: Özkan Mert Şiirleri
Bir Mültecinin Mektubu
Şair: Özkan Mert Derin bir uykudan mı uyanıyorum? Neredeyim ben? Neden yakmıyor göğsümü sıcacık Akdeniz güneşi? Bu çirkin renkler içinde yüzen yüksek yapılar çan sesleri bıyıklarımı donduran soğuk... Hayır! Hayır! Benim ülkem değil burası. Çocukluğumda çıplak ayakla koşturduğum sokaklar yok burada. Nerede? Sıcacık dalgalarıyla oynaştığım Akdeniz. Nerede? Köpükleriyle şatolar, kal'alar kurduğum Ege. Nerede? Söylesenize. Yarım ekmek, biraz zeytin ve Sandör Petöfı'nin şiirleri vardı çantamda İstanbul'dan binmiştim trene cebimde kahraman Ay yıldızlı lâcivert pasaportum. Arkamda aşkın umut un ve dünyanın başkenti İstanbul - Bir bayrak gibi sallanan yedi tepenin üzerinde- Ve kalbimde nakış nakış özlemi kızımın. Stockholm üşüyor beyaz gelinliğinin içinde. Kahve içmeye burada başladım sabahları. Ve düşünmeyi Palandöken dağında açan bir çiçeğin güzelliğini... Göçmenlik yaşamı bu... Öyle pek derin düşünmeye gelmez. Birkaç günlük eski gazeteler gecikmiş bir haber ölümü eski bir dostum.. - Fröken! Lütfen bir kahve daha. Kar temizleme makineleri bir gidip bir geliyor. Bir çay bardağı gibi duruyor Güneş Gökyüzünde. Rengini seçiyorum her kelimenin şiir'de. Stockholm soluk mavi. Ve kıpkırmızı suları denizinin. -Fröken! Arkadaşa da bir kahve sütlü olsun. Gazeteler gene gecikti bugün, can eriği çıktı mı acaba Türkiye'de? Adımızı mı soruyorsunuz? - Adım Pablo İspanya'dan geliyorum -Adım Maria Şili'den geliyorum - Adım Kosmos Yunanistan'dan geliyorum - Adım Ahmet Türkiye'den geliyorum hepimiz politik iz Söyledim ya göçmenlikyaşamı bu. Pek öyle uzun düşünmeye gelmez. Dönmek de var elbet güzel bir bahar günü memlekete basıp gaza 200 kilometreyle. Her şey doğduğum şehir ilk aşkım beyaz gömleğimde biriktirdiğim yağmur damlaları yitik bir zaman dilimi şimdi. Böylesine yaşanmaz değil yaşanır elbet. Ama sıkamamak bir dostun sıcak elini... İşte bu! İşte bu! Yaşatmaz insanı ö l d ü r ü r. |
Cevap: Özkan Mert Şiirleri
Diren! Ey Kalbim
Şair: Özkan Mert Diren! Ey kalbim Diren! Hayasızlığa Namussuzluğa Diren! Kötüye Çirkine, yanlışa Diren! Yenilme Ne güzeldir yaşamak Bir ırmak gibi coşkunca Dağların üzerinde yürümek Bulutlara değdirmek başımızı Sıcacık ak bir somun Koltuğumuzun altında Kırlara çıkmak Karışmak insanların arasına Milyonların arasına. Ben öylesine severim Savaşmayı ve sevişmeyi Anlatmayı insanlara Durmadan, bıkmadan anlatmayı. Çiçekler nasıl fışkırır dallarda Balıklar nasıl yavrular Bir çocuk ki nasıl açar Gözlerini dünyaya İşte ben öyle yaşamak isterim Bir tren rayların üzerinden Nasıl kayar gider Öyle yaşamak isterim. Cesurum Ey hayat Cesurum Ey namussuzlar Genç bir yürekle Karşı çıkıyorum dünyaya Eskimiş potinlerim benim Güveniyorum sizlere. Büyük bir coşkuyla Yürüyorum sokaklarda Yumruklarım sıkılı Türkü söylüyorum haykırarak Haykırarak yaşıyorum. Diren! Ey kalbim Diren! Yenilme Sen benim silahımsın Aşkımsın. Yollarda yaprak döküntüleri Çocuk ölüleri Ve göğsümüzde Bir kefen olarak taşıdığımız Bahar. Kuşlar uçardı Tarhana kokularının Göğe yayıldığı Küçücük evlerin üzerinden İnsanlar ağlardı durmadan Sokaklar kıpkırmızı olurdu Kahır ve acıdan. Ve insanın Etine sokulmuş Bir bıçaktır Artık Yaşamak Yaşamak. Diren! Ey kalbim Diren! Yenilme Sen benim silahımsın Aşkımsın Güzel bir dünya için yavrum Sıcacık ak bir somun için Tertemiz sevdalarımız için Direnmeliyiz! Direnmeliyiz! Cesurum Ey hayat Cesurum Ey namussuzlar Dağ gibi bir sevda bitti Birer çocuk mezarı artık Toprak damlı küçücük evler Ve bir dal kadar İncecik bedenleri Bombalanıyor genç insanların Dünyanın her yerinde. Benim tek sevdam devrim Kaynar bir su gibisin içimde Çiçeklenmiş taptaze bir fidansın Yaşanmamış güzel günlerimsin. Diren! Ey kalbim Diren! Yenilme Sen benim silahımsın Aşkımsın |
Cevap: Özkan Mert Şiirleri
Dünyada Çok Güzel Şeyler Var
Şair: Özkan Mert Çok güzel şeyler var dünyada. . . Ben mesela bir sokak tanırım İzmir'de yere düşen inci taneleri gibi dökülür denize. Ekvator'da, Quito kentinde uykulu sokaklar çok kızarlarsa dağlara açılırlar birdenbire. Zaten akşam kırmızı düşer o dağlara. Amazonların derinliklerinde akan nehirlerde bembeyaz bir orkide büyür: o kadar güzel ve keskindir ki kokusu çılgın bir tay gibi koşuşturur kalbimizin kıyısında. Kalbimiz zaten tüm çiçeklerin aynası. Ay'dan Yeryüzüne bakılınca Yalnızca 'Çin Seddi' görülürmüş. Hayır! Yanlış. Ben baktım: Palandöken dağında açan bir gelinciği gördüm. Ve havada uçuşarak sevişen bir çift kelebeği. Ben ne köprüler tanırım. Siz de tanırsınız mutlak: İşte Boğaz köprüsü! Ne zaman boş kalsa yıldızları alar geceleyin. Gündüzleri neler neler çeker şu insanlardan ve yüzüne çarpıp geçen martılardan. . . Biliyorum bir gün çekip gidecek belki, Nereye bilinmez? Ama Boğaz'dan daha güzel nereye yakışır ki? Ben öyle kentler tanırım ki memesi sütyenden taşmış genç bir kız gibi uyanırlar sabahları. Güneşin ilk ışıklarıyla öpüştüklerinde kırmızı bir gül gibi açarlar yeryüzünde. Ve zaten her kent başka bir kente açılır bir köşesinden. Ben ne şairler tanırım ateş gibi: İşte Arthur Rimbaud! Sarhoş Gemi'yi yazdı denizi görmeden. Yaşamın okyanuslarında yıkadı sözcüklerini. Ne kadar çok güzel kadın var dünyada. . . Esmer, sarışın, çukulata renginde hepsi birbirinden güzel, birbirinden alımlı. Gergin yumuşak tenlerinde İmparatorluklar kuruldu, imparatorluklar çöktü. Bir öpücükleriyle ihtilaller başladı. . . Zaten kadınlar ve aşk olmasa yaşamaya değer miydi bu dünya? Kime okurduk bu şiiri? Öpücük dedim de aklıma geldi: Bir sevgilim var dünya güzeli. Ne zaman baksam gözlerinin içine yıldızların üzerine düşüyorum sımsıkı sarılsam da dünyaya. Beni zaten hep güzellikler sarhoş etti. Ey Şair! Güzel sözlerle, büyülü sözcüklerle kandırırsın kullarımı, diyor koca tanrı: Ben yalnız güzel şeyleri mi yarattım? savaşları, açlıkları, ölümleri, ayrılıkları. . . ben yaratmadım mı? Sen yarattın elbet tanrım! Onların hesabını sen ver kullarına. Ben'se güzel şeyler anlattım hiçbir şey beklemeden insan kardeşlerime: Hiç olmazsa bu şiiri okurken mutlu olsunlar diye. Buysa suçum: Hazırım! Cayır cayır yanmaya cehenneminde |
Cevap: Özkan Mert Şiirleri
Mavi Zenciler
Şair: Özkan Mert Seni öpüyorum sevgili dünyamız ışıklarla yıldızlarla dolu bir alan'da Kalbim... Dünyanın ortasında bir menekşe. Dudaklarımda ıslak bir tango yaşam mı beni avlıyor, ben mi yaşamı portakal renkli Gökyüzünün altında Turuncu saatlerle kuşatılmış bir İskandinav kentinin kahvehanelerinde hiçbir şeyi yönetmiyorsun. Kalbini bile Bu kuzey kentlerinde hüzün bir likör tadında ve ne zaman öpsem bir Fin güzelini boğazından katiyen hoyrat bir kırmızı dudaklarında Ey sürgünler. Esrik düşlerin oğulları kızları mavi akşamların mavi zencileri bu gemiler nereye götürüyor yüreklerinizi sizin? Kim kutsayacak sizi karların altında? Duman duman üstüne oturmuş ve bir güvercin yuvası olmuş kalbim Güvercinler mi uçuruyorum? Acılar mı? Kim çarmıhta şarkı söyleyen? Ben miyim? Kucak dolusu öpücük sunuyorum sana sevgili dünyamız ılık bir şarap gibi yürürlükte bugün de yaşamımız Ve biraz Akdeniz her yağmur sonrası Stockholm. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:47. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.