Yaşlanma hücrelerden organlara kadar tüm yapılarda fonksiyonların giderek azaldığı oldukça karışık bir süreçtir. Canlı organizmanın büyüme ve gelişmesinde zamanla meydana gelen gerilemelerin toplamı ve fonksiyonel açıdan yeteneklerin azalmasıdır. Yaşlanma bir süreçtir, doğumla başlar ve bir daha durmaz. Meydana gelen fiziksel, psikolojik veya sosyal yetersizliklerin hepsi daha önceki degişim ve gelişimlerin sonucudur.
Yaşlanma asla tek boyutlu bir süreç olarak ele alınmamalıdır. Toplumda gözlemlerimize dayanarak, 65 yaşında olup 45 yaşında gösteren ya da 65 yaşında olup 85 yasinda gösteren insanların olduğunu söyleyebiliriz. Bunun nedeni, insanın bir bütün olarak eşınden, ailesinden, komşusundan kısaca herkesten farklı ve değerlendirme konusunda "tek" oluşudur. Yaşlanmanın farklı boyutları denince; kişinin yalnızca takvim yaşına göre bir kronolojik yaşlanmasının, organizmanın yapı ve fonksiyonlarındakı degişmelere göre biyolojik yaşlanmasının, bu değişikliklerin düzenli bir şekilde gelişmesiyle fizyolojik yaşlanmasının, insanın algılama, öğrenme, problemleri çözme ve davranışlarına göre psikolojik yaşlanmasının ve sosyal alıskanlıkları ile toplum içindeki rolüne göre bir sosyal yaşlanmasının olduğu akla gelmelidir. Dolayısıyla ; biyolojik, psikolojik ve sosyal yaşın iç içe geçmesi ve birbirini etkilemesi, kişinin gerçek yaşam süresini belirlemektedir.
Yaşlanma sürecine bu şekilde farklı boyutlardan bakmayı öğrendiğimiz zaman, yaşam süresi tanımlarımızda da bazı değişiklikler olması gerekmektedir; "maksimum potansiyel yasam süresi", kazalar ve hastalıkların olmaması durumunda sadece zamana baglı biyolojik canlılığı ifade eder ki, insan için 115-120 yıl arasındadır. "Beklenen yasam süresi" ise, kişinin içinde yaşadığı toplum ve çevresi tarafından belirlenir. Bu yüzyılda batı toplumlarında 75-80 yıl iken, gelişmekte olan ülkelerde 40-50 yıla düşmektedir.
Yaşlanmanın nedeni nedir?
Kesin olarak sebebini bilmememize rağmen, yapılan araştırmalar sonucunda, neden yaşlandığımızı ya da öldüğümüzü açıklamaya yönelik pek çok teori geliştirilmiştir. Bu teorilerin hepsi, zaman içinde vücut hücrelerimize ne olduğu konusunda odaklanmıştır. Zaman içinde, hücrelerin fonksiyonlarında ya da dışarıdan gelen stress ve enfeksiyonlara cevap verme yeteneğinde değişiklikler olmaktadır.
Yaşlanmaya ait teorilerden bazıları, zaman içinde meydana gelen değişikliklerin, genetik yapımızdaki programlanmaya bağlı olduğunu öne sürmektedir. Yani bizim ne zaman yaşlanacağımız genetik yapımızda bellidir ve zamanı gelince yaşlanırız. Erken dönemdeki büyüme ve gelişmenin bir program izlemesi gibi, olgunluk, yaşlanma ve ölüm de bir program izler (ileri yaşlardaki programlanma, erken yaşlardaki programlanmaya göre çok daha fazla değişkenlik göstermektedir).
Diger teoriler yaşlanmanın, zaman içinde çeşitli vücut sistemlerinde oluşan hasar sonucu oluştuğunu varsaymaktadır. Bu hasar, solunumla, besinlerle alabileceğimiz gibi, doğal olarak vücudumuzda da oluşabilen ve "yıpranmaya" neden olan zararlı maddeler tarafından oluşturulabilmektedir. "Hasar teorisi", bu tarz degisikliklerin bir gün önlenebileceğini ve beklenen yaşam süresinin uzatılabileceğini düsündürmektedir.








Normal