ForumDenizi.Com

ForumDenizi.Com (https://www.forumdenizi.com/)
-   ForumDenizi Kalem Erbapları (https://www.forumdenizi.com/forumdenizi-kalem-erbaplari/)
-   -   Sır (https://www.forumdenizi.com/forumdenizi-kalem-erbaplari/19101-sir.html)

Qasem 21 July 2019 20:34

Sır
 
İnsanlardan kaçmaya başladığım zaman henüz dokuz yaşındaydım. Kendimi kimsesiz hissediyor, bu yaşta omuzlarıma verilen yükü nasıl kaldıracağımı düşünüyordum.* Anlatamadığım sırlar oluşmuştu o yaşımda.*

Sustuğum,*

çığlık attığım,

haykırdığım bir hayata sahiptim. Birileriyle konuşmam gerektiğini biliyordum ama içimde ki sessizliği anlatamıyordum.

Korktum,*

ürktüm,

kayboldum içimde. Tek farkına vardığım şey çocukluğumu, gülüşümü kaybettiğimdi. Tıpkı bir çocuğun annesiz geçirdiği, kaybettiği yıllar gibi… Siz hiç dokuz yaşında ölmek istediniz mi? Eğer o yaşta ölmüş olsaydım, cehenneme girecek tek çocuk ben olacaktım.


Cuma günü dedemin mezarlığına gitmek için annem hazırladı beni. Babamın kırmızı bir arabası vardı ve onunla dolaşmak beni çok mutlu ederdi. Ama bugün o günlerden biri değil. Araba beni alıp, sağa sola savuracakmış gibi geldi. Korkmadım hiç bu hayalden. Çok şey anlamazdım, edilen dualardan, sulanan mezarlardan. O gün hissettiklerimden sonra, bana en anlamlı gelen yer mezarlıktı. Görmediğim dedemin toprağını suladıktan sonra oturdum yanına. Dalgın ve donuk bir ifadeyle mırıldandım:

-Ölüler konuşur mu baba?

Şaşkın bir şekilde yüzüme baktı. Dokuz yaşında bir çocuktum işte. Aslında cevabı biliyordum ama bunu güvendiğim adamdan duymak daha gerçekçi ve inandırıcıydı.

- Hayır kızım, ölüler konuşmaz, dedi.*

Yüzümde bir zafer tebessümü oluşmuştu. Biraz olsun, içimde bir rahatlık hissetmiştim.* Dedeme her şeyi anlatabilir ve omuzlarımdaki bu yükten kurtulabilirdim. Yaşın küçük olsa bile, canının yandığını hissettiğinde, büyüyor insan.* Büyümenin yaşı yokmuş, çok acı bir şeymiş. Ne oyuncaklar güzel, ne şekerin tadı eskisi gibi tatlı olabiliyor. Biliyorum artık bu duyguları.

Bazı günler evden kaçıp, dedemin yanına gelir, ona yaşadıklarımı tekrar anlatır, hissettiğim acının tarifini yapmaya çalışırdım.’’ En sevdiğim oyuncağın elimden alınmış gibi hissediyorum’’ derdim. Eğer elinde olsaydı dedemin,* gökyüzünden şimşek hızında gelirdi eminim. Küçük omuzlarımdan tutar, bütün yükü almak için çabalardı. Ama olmadı, gelemedi, alamadı beni benden. Dedemi çok üzdüğümü biliyordum ama ben ondan daha çok acı çekiyordum. Çünkü ben daha zamanı gelmemiş lanetli bir kâbusun sardığı temiz yürektim…


Birkaç yıl geçti, acılarıma alışmıştım, mezarlık benim vazgeçilmezim olmuştu. Büyümüştüm daha çok büyümeye başladım.* Zaman öyle hızlı geçiyordu ki, o şehirden taşınma vaktimiz gelmişti. Bu benim kıyametimdi, yalnızlığımdı, karanlığımdı…*

Dedim ya zaman gerçekten çok hızlı bir şekilde akıp gidiyor. Geceleri gökyüzü dualarımla kararıyor, yalnızlığımla ay ciddileşiyordu.* Gökyüzünde yıldızlar gerçekleşmeyen hayallerim olarak yerlerini alıyorlardı.

Yıllar geçtikçe sadece sessizleştim ve bunu ergenliğe bağlı kıldı çevremdeki herkes. En güvendiğim adam, babam bile… Kimisi şımarık dedi, birkaç kişi doktora görünmem gerektiğini söyledi.* Kimse bana ‘’neyin var’’ diye sormadı. Sorsalardı anlatabilirdim, anlatsaydım zaten herkes anlardı. Dedeme anlattıktan sonra kimseye anlatamadım hiçbir şeyi.* Ben onunla konuşmayı, toprak kokusunu özledim. En çok da yeniden iyi hissetmeyi…

*** Okulu bırakıp, evde, odam da insanlardan kaçarak geçmişti yıllarım. Çocukluğumdan sonra, yeni kayıplar oluşmuştu hayatımda. Güvenemiyordum, inanamıyordum babam hariç hiç kimseye. Sonra ben daha çok sustum.* Kirliydi ellerim, ruhum, benliğim. Dualarım kabul olmuyordu, Tanrı dedemi de rüyama getirmiyordu artık. Haklı… Günahın en dibine batmışken, o bataklıktan elimi dışarı çıkartıp, birinin tutmasını bekliyorum…


Bir gün yine, göğsümde bilmediğim bir ağrı ve nefesim gırtlağıma yapışmış, çıkmıyor gibi hissetmeye başladım. Dışarı çıkıp, ciğerlerime havanın girmesi gerektiğini düşündüm o an. Hava hafif yağmurlu, güneş bulutların arkasına saklanıp, arada bir bana göz kırpıyor, sonra tekrar kayboluyordu. O esnada, olimpiyat yarışlarına girecekmiş enerji dolu ve güçlü hissettim. Anlaşılan hava ciğerlerime iyi gelmişti. Bütün gücümle koşmaya başladım, aklıma geldi dokuz yaşım, haykırışım, korkum, ürkekliğim... Yağmur yağdı, gözyaşlarıma karıştı. Bana ağlıyordu biliyordum.* Koşmaya ve ağlamaya devam ederken bir mezarlığın önünde durdum. Hatırlıyorum da, altı yaşındayken babam bana yeşil bir bisiklet almıştı. Öyle çok sevinmiştim ki, etrafımda mutluluktan koşarken ayağımı burkup, düşmüştüm. Babam tutuverdi ellerimden, sonra kucağına aldı beni. O an hem mutluluk hem de ayağımın ağrısını hissetmiştim. Babamın elimi son tutuşuydu. Ben dokuz oldum, ellerimi bıraktı. Sanki biliyor muş gibi… İşte mezarlığın önünde o duyguyu hissettim. Hem acı, hem mutluluk. Etrafımda toprağın kokusu dans ediyor, damlalar sevincimi paylaşarak yüzümden öpüyordu.

Fark etmeden kendimi bir mezarın yanında buldum.* Gözlerim öylece tarihe takıldı kaldı.* Benimle aynı yaştaydı ve sadece bir sene olmuş vefat edeli.* Merak ettim, neden öldüğünü. Toprağından bir avuç aldım ve daha önce hissetmediğim bir şey hissettim...* Lügatımda yoktu o duygunun tarifi. Ona içimdeki fırtınayı anlatabileceğimi düşündüm. Önce kendimi tanıttım sonra başladım konuşmaya.* Hiç konuşmadı, soru sormadı. Hava kararmış ve ayrılma vaktim gelmişti. Eğildim toprağa ve fısıldadım:

*’’ GELECEĞİM’’.

*Uyandığımda saat sekiz buçuğu gösteriyordu. Hazırlanmam lazımdı, onun yanına gidip, dertleşmek istedim. Nedendir bilmiyorum ama o gün güzel giyindim. Öyle hissettim işte.**


‘’Günaydın’’ dedim, küçük bir tebessüm etti bana.* Fark ettim ki bugün ziyaretçiler bir hayli kalabalık.* Bir kadın, sesli ağlıyordu, anlamadığım bir ağıt ile… Soluma baktım, bir adam küçük bir mezarı suluyor, dişlerini sıkıp, ağlamamaya çalışıyordu. Sanırım erkekler ağlamaz lafından dolayı, gözyaşlarını içine akıtıyordu. Anladım mezarın küçüklüğünden. Çocuğuydu… Kim bilir belki o da benim gibi dokuz yaşında ölmüştü. Aramızda ki fark, o toprağın altında, ben üstündeyken nefes alırken ölüydüm…**

Bugün konuştu, sesini duydum… Sesinden öperim diye fısıldadım ama duymadı beni. Bilmediğim garip bir duygu vardı içimde. İlk kez korkmadan birine bağlanıyordum. Görenlerin, beni deli zannettiğini biliyordum ama hiç birini umursamıyor, konuşmaya devam ediyordum.* Beni anlayacak, sırrımı kimseyle paylaşmayacak, yargılamadan dinleyip sevecek biri o. En önemlisi ise, güvenimi asla sarsmayacaktı. Ben ölü biriyle konuşmuyordum.* Ölü bendim. Tuhaf olan buydu işte. Aslında sizler birer ölüsünüz ey insanlara zarar verenler aşağılık nefisler, beni de idam etmiştiniz… Kaburgalarıma vurup, nefesimi kesen siz yaşayan ölüler…* Topraktaki bu adamdan yaşamayı, sevmeyi, insan olmayı öğrenin. O benim ruhumdaki acımı dindirdi, nefes almama yardım etti…

*İyileşiyordum ben. Haftalar geçmeye başladı ve ben her gün onun yanına gidip, terapi görüyormuşum gibi hissedip benliğime kavuşuyordum.*

Bir sır vereyim mi?

Ben onu tanıdıktan sonra hiç ağlamadım…

Yine hazırlandım ve dışarı çıkacakken annem geldi yanıma;

- Gözlerin ilk defa parlıyor, biri mi var, dedi.*

- Evet, dedim.*

-Kim o, dedi.*

- Göğe dokunan adam, dedim.

Aradan yine haftalar geçti. Bir akşam mezarlıktan eve döndüğüm de annem, babam ve kardeşim evi topluyorlardı. Anlamıştım. Buradan da taşınıyorduk. Annem sadece gözlerime baktı. Fısıldadım kulağına;

Mutluluğumu elimden aldığınız teşekkürler…

Kapıyı çarpıp, o gece tekrar onun yanına gittim. Birkaç dakika hiç konuşmadan öylece durdum, ardından gözyaşlarım akmaya başladı toprağına. Hissettiğini biliyordum. Hüzün sarmıştı o akşam kabristana.* Beni yolcu etmek için, hepsi topraklarından çıkacak, bu acıya ortak olacaklardı. Alışmışlardı benim sesime, gelişime. O gece gökyüzü kan kokuyordu…

Saatlerce öyle kaldım. Sormadı bir şey, ben de anlatmadım. Zaten gözyaşlarımdan gideceğimi anlamıştı çünkü;* aylardır ilk defa onun yanında ağladım ve ona acı verdi bu…

Gitme vakti geldi.*

Önce mezar taşına işlenmiş adını avuçlarımla ısıttım, öpücükler bıraktım son kez. Toprağına sarıldım ve fısıldadım.

Sana bir sır vereyim mi?*

*‘’ SENİ ASLA UNUTMAYACAĞIM’’**

SENİ SEVİYORUM.. dedim.

O’nu ağıt yakan anneye, çocuğu ölen babaya, eşini kaybetmiş bir eşe emanet ettim.

Bir daha mezarlıklara gitmedim.

O’nu sevdim her gece,

Öptüm her sabah…

Yazdım o’nu her yere.*

Adı,

Yektaydı.

Sessizliğe gömüldüğüm günlerde,* toprağın altında beni mutlu eden adamı düşleyerek geçirdim.* Ölenlerin ardından ağlar ya insanlar, bence kendi hallerine ağlamalı, yaşarken zehirledikleri ruhlarını düşünmemeliler.


Sonra;

Ne zaman ölen birinin arkasından ağlayan bir kadın görsem, yanına gidip şunu diyorum;

O seni terk etmiyor. Onunla konuşmayı öğren. Çünkü o hep senin yanında.


16 Temmuz- 2015

Kağıt dergisine göndermişim. Unutmuşum...
Bugün dosyaları karıştırırken gördüm...

eFuL!m 21 July 2019 21:51

Cevap: Sır
 
Kalemine afiyet ..
Bizimle paylaştığın için teşekkür ederiz hacim ..

Qasem 21 July 2019 22:08

Cevap: Sır
 
Alıntı:

eFuL!m Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 75636)
Kalemine afiyet ..
Bizimle paylaştığın için teşekkür ederiz hacim ..

Rica ederim efendim...


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:07.

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.