| rainbow6 |
12 August 2020 17:03 |
Cevap: Galata Kulesinin Mahvedilişi
Ben artık bilerek yaptıklarına inanıyorum. Ülkede ne kadar kültürel alan varsa, tarihi alan varsa, bunun gibi yok ettiler!!. Lafa gelince de ecdat diye bağırırlar ama ecdat bunları görse idi, ne yapardı siz anladınız!! :).
Akla zamanında Merdan Yanardağ'ın yazdığı Bir ABD Projesi Olarak AKP adlı kitap geliyor niyeyse :).
Alıntı:
"...akp; abd tarafından geliştirilen "büyük ortadoğu projesi" ve "ılımlı islam" siyasetinin bir ürünü, washington'da tasarlanmış ve ankara'da yürürlüğe konulmuş politik bir projedir.
simdi bu tezi biraz daha açalım. amerikan dışişleri ve istihbaratının önde gelen ortadoğu, türkiye ve islam uzmanlarından graham fuller'in, 1990'lı yılların ortalarından beri "ılımlı islam" projesi üzerinde çalıştığı bilinir. fuller, ortadoğu'daki anti-amerikan radikal , islamcı akımları önleme ve geriletmenin yolunun, laik sistemleri desteklemekten değil, aksine radikal islamcı partileri küresel kapitalist sistem içine çekecek ve özlerini dönüştürecek bir yaklaşımı benimsemekten geçtiği tezini yıllardır savunur. fuller'e göre batılıların, islam ülkelerinde laiklik konusundaki ısrarının hiçbir anlamı yok. çünkü ona göre islam dünyasında laikliğin tarihsel ve kültürel temelleri bulunmuyor. laiklik, batı-hıristiyan kültürüne özgü bir olgudur. ayrıca, müslümanların günlük yaşamlarında dini nasıl yorumlayıp uyguladıkları abd'nin stratejik çıkarlarını da hiç ilgilendirmez. önemli olan sey, bu ülkelerin ya da örgütlerin antiamerikan bir niteliğe sahip olmamasıdır. o da ancak, ılımlı bir islami modeli geliştirmekle mümkündür. bu çerçeveden bakılınca, fuller'e göre, fransız ekolünü izleyen laik türkiye "başarısız" bir örnektir. laiklik nedeniyle islam dünyasından, onları etkileyemeyecek ölçüde uzaklaşmıştır. ancak, yine de önemli bir laik birikime ve demokratik geleneğe sahiptir. bu durumda bir "ortalama" alınabilir.
örneğin; amerikalı strateji uzmanlarından dinesh d'souza da, daha 1995'te yazdığı bir kitapta, "biz islam köktendinciliğini dönüstürmeli, onları liberallestirmeliyiz" demektedir. işte alınmak istenen bu "ortalama", ılımlı islam'dır.
fuller, 2000 yılında türkiye hakkında yaptığı "şasırtıcı" bir yorumda aynen şunları söylüyor: "türkiye, yakın bir gelecekte iki partili bir temsil sistemine gebe. kökleri geçmişe dayanan ekonomik kriz, iktidardaki koalisyon (bülent ecevit liderliğindeki 57. hükümet'ten söz ediyor) partilerinde büyük deprem yaratacak. fazilet partisi'nden kopan bir grup ılımlı islamcı, geniş tabanlı bir siyasi oluşuma gidecek. bazı etkin siyasetçiler, partilerinden istifa ederek bu yeni oluşuma katılacak. yeni oluşum kar topu gibi büyüyüp gelişecek. türkiye'de yakın gelecekte ılımlı islamcılar iktidara gelecek. ılımlı islamcıların yanında islami söylemlere ters düşmeyen ılımlı sol bir parti de meclis'e sokulacak." (aktaran: prof. dr. ümit özdağ, yeniçağ gazetesi, 29.4.2004)
ne demeli? yukarıdaki satırlar bir "analiz" olmanın çok ötesine geçmiyor mu? fuller, sizce de tasarlanmış, bağlantıları kurulmus ve bir ihtiyat payı bile bırakmaya gerek duymayan kesinlikteki bilgilerden (buraya dikkat, 2000 yılından söz ediyoruz) hareket etmiyor mu? eğer fuller bir falcı değilse, yeryüzünde bu kesinlik ve şaşmazlıkla ortaya konulan baska bir siyaset öngörüsünün örneği var mı? çünkü, bu öngörüdeki her şey neredeyse gerçekleşmiş durumda.
erdoğan'in gizli abd görüsmeleri
kıdemli gazeteci turan yavuz'un mart 2006'da çıkan son kitabı "çuvallayan ittifak", akp'nin washington'da nasıl projelendirildiğini, daha doğrusu başlangıçta iç dinamiklere dayalı olarak gelişen bu hareketin abd tarafından nasıl kontrol altına alınarak yönlendirildiğini kanıtlarıyla ortaya koyuyor, gizli ilişkilerin perde arkasına ışık tutuyor. bugüne kadar karanlıkta kalan bir dizi gizli görüşmeyi aydınlatıyor. turan yavuz'un ulaştığı ve kitabında yer alan bilgiler, yukarıda yaptığım analize tartışılmaz kanıtlar sunuyor.
öykü, akp'yi iktidara taşıyan 3 kasım 2002 seçimlerinden önce recep tayyip erdoğan'ın abd ziyaretiyle baslıyor. ocak 2002'de gerçeklesen bu ziyarette erdoğan, abd'nin o dönemdeki savunma bakan yardımcılarından ve yeni muhafazakâr hareketin önderlerinden "karanlıklar prensi" diye tanınan richard perle ile gizli bir görüşme yapıyor. erdoğan, gayri resmi nitelikteki bu gizli buluşmada, başta ırak konusu olmak üzere, abd'nin küresel siyasetlerini destekleyecekleri yönünde güvence veriyor.
washington'da, 10 yılı milliyet'in temsilciliği olmak üzere 18 yıl gazetecilik yapan turan yavuz, abd-akp ilişkilerini deşifre eden bir dizi gizli randevuyu ve görüşmeler zincirini yer, tarih ve hatta saat vererek anlatıyor. elinizdeki kitabı baskıya hazırladığım mart 2007'ye kadar on baskı yapan söz konusu kitaptaki bilgiler, ilk baskının üzerinden bir yıl geçmesine karşın yalanlanmıyor.
turan yavuz'un ulaştığı bilgilere göre; cüneyd zapsu, erdoğan'ın daha başbakan olmadan washinton'un etkin kişileriyle ilişki kurmasını 'çizmeli adam' lakabıyla tanınan grenville byford adındaki arkadaşı kanalıyla sağlıyor. zapsu'nun byford'la dostluğu ise davos toplantılarına dayanıyor. boston'da "birahaneler kralı" olarak ün yapan ve daha sonra "şirket stratejileri" danışmanlığıyla tanınan byford ve eşi orit gadiesh, bu gizli ilişkiler yumağının önemli bir unsurları olarak karşımıza çıkıyor. gadiesh, iş çevrelerinin saygın dergisi forbes tarafından 'dünyanın en güçlü 91. kadını' seçilmis bir yahudi. israil'li bir generalin kızı ve ayrıca hem israil'in eski başbakanlarından simon peres'in baldızı hem de onun en yakın danışmanlarından biri. daha 17 yasındayken israil genelkurmay başkanı'nın askeri istihbarat biriminde asistan olarak çalışma hayatına başlamıs (bkz. turan yavuz, çuvallayan ittifak, destek yayınları, mart 2006 ankara, 1. baskı, s. 126-131).
daha 3 kasım 2002 seçimlerinin tarihi belli değilken, bu tarihten tam 282 gün önce, akp liderliği dışında herhangi bir resmi sıfatı yokken erdoğan ve ekibinin abd'de yaptığı görüşmelerin seyri şöyle gelişiyor:
"recep tayyip erdoğan washington'a ayak bastığında gündemi yüklüydü (...) önce stratejik araştırmalar merkezi csis'te bir konuşma yapacak ve washington bürokrasisinin karşısına çıkacaktı. "daha sonra washington'da oturan ve yönetim üzerinde türkiye uzmanları olarak söz sahibi olan eski cia yetkilisi graham fuller, eski ankara büyükelçisi morton abramowitz, türkçeyi neredeyse bir türk kadar iyi konusan ve refahyol hükümetinin (refah partisi-doğru yol partisi koalisyonu) kurulmasında rol alan henri barkey gibi uzmanlarla başbaşa yemekler yenecekti. bunun yanısıra, cia'in düsünce kurulusu olarak anılan rand corporation ve lehman brothers aracılık kurumu yetkilileri ile görüşülecekti. son olarak da american jewish congrees (amerikan yahudi kongresi) [amerikan yahudi komitesi] yetkilileri ile tanışacak ve ortadoğu, türk-israil ilişkileri konusunda görüş alışverişinde bulunacaktı." (turan yavuz, a.g.e., s. 46)
kuskusuz abd yönetiminden, ocak 2002'de washington'a gelen ve hiçbir resmi sıfatı olmayan erdoğan'la resmi temas kurması beklenemezdi. çünkü, kısa bir süre önce dönemin türkiye basbakanı bülent ecevit abd'ye bir ziyaret gerçeklestirmisti. iste bu noktada, zapsu'nun dostları byford ve esi gadiesh, erdoğan için washington yönetimi adına hareket eden ve "şahinler" grubunda yer alan richard perle ile gayri resmi bir görüşme ayarlıyordu.
"washington'a geldiklerinin ertesi günü, bir pazar sabahı, erdoğan, cüneyd zapsu, turhan çömez ve ömer çelik'ten oluşan ekip ikiye ayrılıyordu. turhan çömez ve ömer çelik o pazar sabahı washington'da turistik bir gezinti yaparken, recep tayyip erdoğan ve cüneyd zapsu, çizmeli adam ile birlikte, richard perle'ün washington-maryland sınırındaki chevy chase mahallesi'nde bulunan üç katlı evinin yolunu tutuyordu." (turan yavuz, a.g.e., s. 48)
bu gizli buluşmada irak savaşının mimarlarından perle, erdoğan'a abd'nin ortadoğu'ya bakışını anlatıyor, irak'ta 21 saddam rejimine son verileceğinin altını çiziyordu.
"görüşme ve kahvaltı uzun sürdü. perle gizli görüşmede özellikle erdoğan ve partisinin abd'ye bakışını, avrupa birliği konusundaki düşüncelerini, iktidara gelmeleri durumunda imf ve dünya bankası'na ve abd'nin önde gelen mali sermayesine nasıl yaklaşacaklarını, kıbrıs ve ırak konusundaki düşüncelerini, kürtleri, diğer azınlıkları ve türkiye'nin islam'a bakışını öğrenmeye çalıstı." (turan yavuz, a.g.e., s. 50)
erdoğan da soru bombardımanına tutulduğu bu kahvaltılı buluşmada, abd'nin ırak konusundaki tutumunu desteklediğini söylüyor, perle'e kendisinden söz ediyor, lideri olduğu akp hakkında bilgi veriyordu.
"perle, akp'nin iktidara geldiği durumda, ortadoğu'da washington'un sorunlu olduğu birçok ülkeye ılımlı islam modeli ile 'örnek' teşkil edeceğini ve bush yönetiminin bu konuya çok önem verdiğini anlatmaya çalıstı." (turan yavuz, a.g.e., s. 51)
bu ilk ziyaret sırasında üst aşamaya tasınan ilişkiler sürdürülecek, 3 kasım 2002 seçimlerinde milletvekili olamayan erdoğan, daha sonra tekrar washington'a gidecekti. erdoğan, ikinci ziyaretinde de resmi bir sıfat taşımıyor, sadece akp genel başkanı olarak temaslar yapmayı planlıyordu. ortaya yine zapsu'nun davos'tan arkadası byford çıkıyor ve erdoğan'ın akp genel başkanı sıfatıyla abd baskanı george w. bush'la görüşmesini sağlıyordu.
bush'un davet mektubunu 3 aralık 2002'de ankara'ya getirenler ise dönemin abd savunma bakan yardımcısı ve yeni muhafazakâr hareketin önde gelen isimlerinden paul wolfowitz (daha sonra dünya bankası başkanı oldu) ile abd'nin eski ankara büyükelçilerinden mark grossman'dı. türkiye'den washington'a gelen bilgiler (çoğu abd'nin doğrudan yaptığı arastırmalara dayalıydı) akp'nin iktidara yürüdüğünü gösterdiği için, onlar da erdoğan ve ekibiyle üst düzey temas kurmaktan yanaydı. çünkü, daha erdoğan'ın istanbul belediye başkanlığı sırasında abd büyükelçisi ve başkonsolosu sık sık kendisiyle görüşüyordu. abd yahudi lobisinin önde gelen isimleri de erdoğan'la istanbul'da gizli görüşmeler yapmıştı.
"örneğin, daha akp kurulmadan önce abd'nin önde gelen yahudi kuruluslarından anti defamation league (adl) başkanı abraham foxman, sadece erdoğan ile görüsmek üzere istanbul'a gelmişti." (turan yavuz, a.g.e., s. 119)
ama artık seviyeyi biraz yükseltmek gerekiyordu. işte bu nedenle erdoğan ikinci kez washington'a davet edilecek ve yine hiçbir resmi sıfatı olmamasına karsın dünyada örneği pek görülmeyen bir protokolle beyaz saray'da ağırlanacaktı.
"erdoğan o akşam kaldığı otelde paul wolfowitz ve marc grossman tarafından ziyaret ediliyordu. amerikalılar görüşmenin samimi bir ortamda ve 'gayri resmi' olmasını istemişlerdi. bu yüzden cüneyd zapsu durumu idare etmek adına otele onlarla birlikte gelen washington'un türkiye büyükelçisi faruk loğoğlu'nu görüşmeye almamıştı. büyükelçi loğoğlu otelin lobisinde beklemişti.
"amerikalıların, görüşmelerde not tutulmasını istememeleri ve resmi hükümet kanalından bir temsilcinin bulunmamasını istemelerinin asıl amacı, erdoğan'ı ertesi günkü beyaz saray görüşmesine hazırlamaktı. wolfowitz ve grossman, görüşmeler sırasında nasıl bir tavır takınılacağı konusunda bir takım bilgiler verdiler. bush'un neler duymak istediğini, erdoğan'ın da neler anlatması gerektiğini söylediler." (turan yavuz, a.g.e., s. 158)
yalanlanmayan bilgilere göre ilk bush-erdoğan görüşmesi böyle hazırlanıyor ve gerçeklesiyordu. kendilerine seçim kazandıran iç dinamiklere güvenmeyen akp liderleri, iktidarı tam olarak fethetmenin yolunun washington'dan geçtiğini düşünüyor ve bu güce yaslanarak politik projelerini hayata geçirebileceklerini tasarlıyorlardı. bu nedenle erdoğan ve ekibi, gayri resmi görüşme niteliğindeki bu üst düzey buluşmalarda, washington'a egemen olan yeni muhafazakârlara akp adına, "abd politikalarını her alanda destekleyecekleri" yönünde güvence veriyordu..." (bir abd projesi olarak akp, sayfa 14-21)
|
|