İslamiyet Öncesi Dünya Genelinde Dini İnançlar Nedir?
Risalet öncesi dönemde medeniyetler hangi dinlere inanmaktaydı?
İslamiyet öncesi dünya genelindeki dinî hayata bakıldığında şöyle bir tablo görülmekteydi:
Bizans'ta, Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebi yaygındı. Bizans İmparatorluğu siyasi gerekçelerle Ortodoksluğu resmî devlet dini haline getirmişti. Daha önce devlet baskısına ve yasaklamalara maruz kalan Hıristiyanlar, gücü elde ettiklerinde Hıristiyan olmayanlara baskı yapmaya başlamışlardı. Bizans’ta din adına akıl almaz işkenceler yapılıyor ve insanlar Hıristiyan olmaya zorlanıyordu. İdarecilerin dinî baskıları halkı daha mutsuz bir hale getirmişti. Dünyaya hâkim olma hırsıyla hareket eden devletin bu politikası yüzünden Hıristiyan olanlar da huzur bulamıyordu. Kendi içlerinde mezhep kavgaları giderek artarken diğer devletlerle olan mücadeleler de halkı yormuştu. En önemlisi ise Hz. İsa’nın (a.s.) tebliğ ettiği tevhid inancı, yerini şirke bırakmıştı.
Roma’nın karışıklıklar içine düştüğü III. yüzyılda Mısır’da da çeşitli ayaklanmalar vuku buldu, ancak bunlar kısa sürede bastırıldı. Hıristiyanlığın yayılmaya başlaması Mısır’ın dinî ve siyasi hayatında köklü değişikliklere yol açtı.8 Fakat bir müddet sonra gücü eline geçiren kilise, bu kez de din adına her türlü baskı ve zorbalığı yapmaya, kendi halkını ezmeye başlamıştı.
Sâsânilerin hâkimiyetindeki İran’da da tevhid inancından uzak bir dinî hayat hüküm sürmekteydi. Halkın çoğunluğu iki tanrılı bir inancı kabul eden Zerdüşt dinine mensuptu. Bu dinde iyilik tanrısı ve kötülük tanrısı olmak üzere iki tanrıya inanılırdı. Bu iki tanrı ise sürekli olarak mücadele ve kavga halindeydi. İranlılar iyilik tanrısına ateş yakarak tapıyorlardı. Bu ateşi hiçbir zaman da söndürmezlerdi. Ama Sevgili Peygamberimizin doğduğu gece, bin yıldır hiç durmadan yakılan bu ateş sönmüş ve tüm çabalara rağmen o gün yakılamamıştı.
Hindistan’da ise en yaygın din Hinduizm idi. Hinduizm’e göre kâinatı ve tüm varlıkları tek bir tanrı yaratmamıştı. Hinduizm’in en eski külliyatı olarak bilinen Vedalar’da çok tanrılı bir inanç sistemi vardı. Hinduizm’de de zamanla puta tapıcılık yaygın bir hal aldı. Çin, Tibet ve Japonya`da ise VI. yüzyılda Hinduizm’e bir tepki olarak Budizm yaygınlaştı.
Orta Asya’da yaşayan Türkler ise tek tanrıya inanıyorlardı. Budizm Türkler arasında yayılmaya başlamışsa da fazla ilgi görmemişti. Bu yüzdendir ki ilerleyen dönemlerde Türklerin İslamiyet’le tanışması ve bu dini kabul etmesi kolay olmuştu.
Risalet öncesi dönemde medeniyetler hangi dinlere inanmaktaydı?
İslamiyet öncesi dünya genelindeki dinî hayata bakıldığında şöyle bir tablo görülmekteydi:
Bizans'ta, Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebi yaygındı. Bizans İmparatorluğu siyasi gerekçelerle Ortodoksluğu resmî devlet dini haline getirmişti. Daha önce devlet baskısına ve yasaklamalara maruz kalan Hıristiyanlar, gücü elde ettiklerinde Hıristiyan olmayanlara baskı yapmaya başlamışlardı. Bizans’ta din adına akıl almaz işkenceler yapılıyor ve insanlar Hıristiyan olmaya zorlanıyordu. İdarecilerin dinî baskıları halkı daha mutsuz bir hale getirmişti. Dünyaya hâkim olma hırsıyla hareket eden devletin bu politikası yüzünden Hıristiyan olanlar da huzur bulamıyordu. Kendi içlerinde mezhep kavgaları giderek artarken diğer devletlerle olan mücadeleler de halkı yormuştu. En önemlisi ise Hz. İsa’nın (a.s.) tebliğ ettiği tevhid inancı, yerini şirke bırakmıştı.
Roma’nın karışıklıklar içine düştüğü III. yüzyılda Mısır’da da çeşitli ayaklanmalar vuku buldu, ancak bunlar kısa sürede bastırıldı. Hıristiyanlığın yayılmaya başlaması Mısır’ın dinî ve siyasi hayatında köklü değişikliklere yol açtı.8 Fakat bir müddet sonra gücü eline geçiren kilise, bu kez de din adına her türlü baskı ve zorbalığı yapmaya, kendi halkını ezmeye başlamıştı.
Sâsânilerin hâkimiyetindeki İran’da da tevhid inancından uzak bir dinî hayat hüküm sürmekteydi. Halkın çoğunluğu iki tanrılı bir inancı kabul eden Zerdüşt dinine mensuptu. Bu dinde iyilik tanrısı ve kötülük tanrısı olmak üzere iki tanrıya inanılırdı. Bu iki tanrı ise sürekli olarak mücadele ve kavga halindeydi. İranlılar iyilik tanrısına ateş yakarak tapıyorlardı. Bu ateşi hiçbir zaman da söndürmezlerdi. Ama Sevgili Peygamberimizin doğduğu gece, bin yıldır hiç durmadan yakılan bu ateş sönmüş ve tüm çabalara rağmen o gün yakılamamıştı.
Hindistan’da ise en yaygın din Hinduizm idi. Hinduizm’e göre kâinatı ve tüm varlıkları tek bir tanrı yaratmamıştı. Hinduizm’in en eski külliyatı olarak bilinen Vedalar’da çok tanrılı bir inanç sistemi vardı. Hinduizm’de de zamanla puta tapıcılık yaygın bir hal aldı. Çin, Tibet ve Japonya`da ise VI. yüzyılda Hinduizm’e bir tepki olarak Budizm yaygınlaştı.
Orta Asya’da yaşayan Türkler ise tek tanrıya inanıyorlardı. Budizm Türkler arasında yayılmaya başlamışsa da fazla ilgi görmemişti. Bu yüzdendir ki ilerleyen dönemlerde Türklerin İslamiyet’le tanışması ve bu dini kabul etmesi kolay olmuştu.











Ağaç şeklinde