![]() |
Mesnevî’nin İlk On Sekiz Beyti
Bişnev in ney çün hikâyet mîküned Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned Dinle, bu ney neler hikâyet eder, Ayrılıklardan nasıl şikâyet eder. Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend Ez nefîrem merd ü zen nâlîdeend Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan Erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir. Sîne hâhem şerha şerha ez firâk Tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk İştiyâk derdini şerhedebilmem için, Ayrılık acılarıyle şerha şerhâ olmuş bir kalb isterim. Herkesî kû dûr mand ez asl-ı hi Bâz cûyed rûzgâr-ı vasl-ı hî Aslından vatanından uzaklaşmış olan kimse Orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar. Men beher cem’iyyetî nâlân şüdem Cüft-i bedhâlân ü hoşhâlân şüdem Ben her cemiyette, her mecliste inledim durdum. Bedhâl (kötü huylu)olanlarla da, hoşhâl (iyi huylu) olanlarla da düşüp kalktım. Herkesî ez zann-i hod şüd yâr-i men Vez derûn-i men necüst esrâr-i men Herkes kendi anlayışına göre benim yârim oldu. İçimdeki esrârı araştırmadı. Sırr-ı men ez nâle-i men dûr nist Lîk çeşm-i gûşrâ an nûr nîst Benim sırrım feryâdımdan uzak değildir. Lâkin her gözde onu görecek nûr, her kulakda onu işitecek kudret yoktur. Ten zi cân ü cân zi ten mestûr nîst Lîk kes râ dîd-i cân destûr nîst Beden ruhdan, ruh bedenden gizli değildir. Lâkin herkesin rûhu görmesine ruhsat yoktur. Âteşest în bang-i nây ü nîst bâd Her ki în âteş nedâred nîst bâd Şu neyin sesi âteşdir; havâ değildir. Her kimde bu âteş yoksa, o kimse yok olsun. Âteş-i ıskest ke’nder ney fütâd Cûşiş-i ışkest ke’nder mey fütâd Neydeki âteş ile meydeki kabarış, Hep aşk eseridir Ney harîf-i herki ez yârî bürîd Perdehâyeş perdehây-i mâ dirîd Ney, yârinden ayrılmış olanın arkadaşıdır. Onun makam perdeleri,bizim nûrânî ve zulmânî perdelerimizi -yânî, vuslata mânî olan perdelerimizi- yırtmıştır. Hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd Hem çü ney dem sâz ü müştâkî ki dîd Ney gibi hem zehir, hem panzehir; Hem demsâz, hem müştâk bir şeyi kim görmüştür Ney hadîs-i râh-i pür mîküned Kıssahây-i ışk-ı mecnûn mîküned Ney, kanlı bir yoldan bahseder, Mecnûnâne aşkları hikâye eder. Mahrem-î în hûş cüz bîhûş nist Mer zebânrâ müşterî cüz gûş nîst Dile kulakdan başka müşteri olmadığı gibi, mâneviyâtı idrâk Etmeye de bîhûş olandan başka mahrem yoktur Der gam-î mâ rûzhâ bîgâh şüd Rûzhâ bâ sûzhâ hemrâh şü Gamlı geçen günlerimiz uzadı ve sona ermesi gecikti O günler, mahrûmiyyetten ve ayrılıktan hâssıl olan ateşlerle arkadaş oldu –yânî, ateşlerle, yanmalarla geçti - . Rûzhâ ger reft gû rev bâk nîst Tû bimân ey ânki çün tû pâk nist Günler geçip gittiyse varsın geçsin Ey pâk ve mübârek olan insân-ı kâmil; hemen sen vâr ol!.. Herki cüz mâhî zi âbeş sîr şüd Herki bîrûzîst rûzeş dîr şüd Balıktan başkası onun suyuna kandı Nasibsiz olanın da rızkı gecikti. Der neyâbed hâl-i puhte hîç hâm Pes sühan kûtâh bâyed vesselâm Ham ervâh olanlar, pişkin ve yetişkin zevâtın hâlinden anlamazlar. O halde sözü kısa kesmek gerektir vesselâm. |
Cevap: Mesnevî’nin İlk On Sekiz Beyti
Mesnevî’nin ilk onsekiz beyti, Mevlânâ’daki fikrî incelik, maharet ve mânâ enginliğini gösteren sırlar deryâsıdır.
Onun için Mesnevî’nin bu giriş bölümü, beyit-beyit, kelime-kelime, hatta harf-harf açıklanmış ve nice zengin şerhler yapılmıştır Diğer bir ifadeyle bu onsekiz beyit, yirmialtı bin küsur beyitlik Mesnevî’nin, âdeta bir «Fâtiha»sı olarak telâkkî edilmiştir. Bu beyitleri, Hazret-i Mevlânâ bizzat kendisi kâğıda dökmüş ve bundan sonraki asıl kısmı ise o söylemiş, samîmî mürîdi Hüsameddin Çelebi de yazmıştır. HAK'TAN AYRI DÜŞTÜĞÜ İÇİN RUHU MUZDARİPTİR Hazret-i Mevlânâ, burada ney’i, nefsânî arzulardan kurtulmuş, benliğini yok etmiş, hiçleşmiş, ilâhî sevgi ile dolmuş kâmil in*sanın sembolü olarak ele alır. Ney’in inleyiş ve feryâdı, kamışlıktan, yâni aslî vatanından ayrı düştüğü içindir. İnsan da, bu dünyaya ezel âleminden, yâni Hakk’a yakınlık dergâhından imtihan olarak sürgün edilmiştir. Dolayısıyla Hak’tan ayrı düştüğü için ruhu muzdariptir. İnsan, kâmil olduğu ölçüde şu gurbet diyarında, acılar, hastalıklar, belâlar içinde çırpındıkça, rûhlar âlemindeki mutluluk ve huzurunun hasretiyle yanıp tutuşacaktır. Böylece bedenen olmasa da, rûhen yabancı olduğu ve sürgün gibi yaşadığı bu fânî ikametgâha aldanmadan, vuslat âlemine doğru kanat çırpmanın gayret ve iştiyakıyla bir ömür sesli-sessiz feryâd içinde olacaktır. Tıpkı ney’in feryâdı gibi… İNSAN BU DÜNYADA BİR TEN KAFESİNDEDİR Ayrıca insan, bu dünyâda bir ten kafesindedir. Ten, yani nefsî ve bedenî arzular ise, ilâhî vuslata engel teşkil eder. Dolayısıyla, kâmil ve âşık gönüller için ten kafesi, daima derin bir hicran ve hasret ateşine vesîle olmuştur. Bu ateşin yakıcılığıyla gönlün feryâdı artar ve semâlara yükselir. Bu da, neyin içli nağmeleri gibidir ki, hem vuslatın, hem de Hak’tan ayrılığın sırlarını anlatır. Dolayısıyla neyin bu feryadını dinleyenler, yâni ayrılık ve kavuşma sırlarına kulak veren erkek-kadın herkes, aynı şekilde inler, feryâd ü figân eyler. Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Âb-ı Hayat Katreleri, Erkam Yayınları |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 13:00. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.