BEN BİR ACEB İLE GELDİM

Ben bir aceb ile geldim kimse hâlim bilmez benim
Ben söylerem ben dinlerem kimse dilim bilmez benim

Benim dilim kuş dilidir benim ilim dost ilidir
Ben bülbülem dost gülümdür bilin gülüm solmaz benim

Ol dost bana gelsin demiş sundum kadeh alsın demiş
Aldım kadeh içitim şarab ayruk gönlüm ölmez benim

Ne Tûr’um var ne durağım hiç yerde yoktur karârım
Hakk’a münacaat etmeye belli yerim olmaz benim

Sor durduğum yeri bana gelirsen gösterem sana
Bir zerrece Hak’tan ayrı gözüm nesne görmez benim

Tûr dağında bir tecelli gör Mûsi’ye neler kıldı
Yunus eydür Hak katında sözüm geri kalmaz benim

-----------------
acep: Şaşma, şaşılacak şey
tecelli: Görüşmek
ayruk : Ayrı, başka
göğnü: Yanmak, yanık
tap: Yeter, kâfi
münacat: Allah’a yalvarma
zâri kılmak: Ağlamak, inlemek
dâr: Ev, yurt, darağacı
münkir: İnkâr eden
Tur: Hz. Musa’ya ilahi tecellinin olduğu dağ