Ya senarist arkadaşlar, tamam. Çok iyi eserleri kafanızda yaratıp bunları bazen kurgulayıp ortaya atıyorsunuz, güzel. İşin problem tarafı bazılarınız o kadar mükemmel evrenler yaratıyor ki insan içine girmek istiyor. Fakat gelin görelim ki bu bazı arkadaşların evrenlerinin sonu o kadar vasat ki... Yani hani her şey bu kadar mükemmel başlayıp bu kadar mükemmel ilerlerken tam sonunda öyle bir batırıyorsunuz ki insan "bu neydi la" diyor kendi içinden ve o kadar "owww, süper..." dediği eser bir anda çöpten farksız bir şey haline geliyor. Yani abi sen bir şeyi mutlu sonla bitirmek zorunda değilsin, tamam. İyiler kazanmak zorunda da değil, tamam. Ama bütün senaryo boyunca; iyilikten, gururdan, onurdan, dik başlı bir mücadelede yolunu kaybetmemekten bahsederken tamamen onursuz, gurursuz, senaryoya bir katkı sağlamayan, göz önünde bulunmayan bir adamı getirip ana karakterin önüne koyarsan şaplağı yersin (deyim olarak). İnsanı kendine ve senaryoya küstürmeye gerek yok.

Dünyanın en tatlı kızını öyle güzel bir aşk beslemesine rağmen senaryoda öldürdün bir şey demedik, üzüldük. En onurlu savaşçılardan birini düşman gösterdin ama bir öğretici olmasına rağmen yine kaybettik, bir şey demedik. Ana karakter kardeşlerini, babasını, tüm halkını kaybetti sustuk. Gerilim endeksini tepeye çıkardın, dedik: "ooo geliyor bomba bir son sahne". Sonunda ana karakteri de öldürdün öteki kızla beraber ve neymiş : "Yok evreni sen kurtaracaksın" mışta "Yok aslında sen içinde iyisin" mişte miş. Abicim bu yan karakterin yaptığı bütün kötülükleri kafan güzelken yazdın da ayılınca mı unuttun ? Ya da bir problem çıktı şirketle aranızda ve senaryonun sonunu başka biri mi tamamladı ? Bu neyin kafası ?

Kendimi aldatılmış gibi hissediyorum Geri verin benden çaldığınız zamanı !