S - Ş Harfi İle Başlayan Deyimler ve Açıklamaları

S

Saat bu saat : Ele geçen fırsatı kullanmanın tam zamanı, en iyi, en elverişli an bu andır.

Saati saatine uymamak : Bir kimsenin durumu, huyu sık sık değişir olmak."Ona güvenemem, çünkü saati saatine uymaz."

Sabaha çıkamamak : Sabahtan önce ölmek, sabaha kadar yaşayamamak."Hastanın durumu ağır, sabaha çıkacağını sanmıyorum."

Sabahı etmek (veya bulmak) : Sabahlamak, bir sebeple sabaha kadar uyumamak, bir konu ile uğraşmak."Köye varmamız sabahı bulacak."

Sabahın köründe : Çok erken, ortalık henüz ağarmadan, sabahın en erken vaktinde."Sabahın köründen beri yoldayız."

Sabır taşı : Çok sabırlı kimse, türlü sıkıntılara katlanan."Ben sabır taşı mıyım ? "

Sabrı taşmak : Katlanamaz, dayanamaz, sabredemez olmak; tahammül gücü kalmamak."Sabrımı taşırmadan çekip gidin buradan."

Saç ağartmak : Bir işte uzun zaman çalışıp emek vermiş olmak.

Saçı bitmedik (yetim) : Doğalı çok olmamış, henüz yeni doğmuş çocuk (yetim)."Bu parada, saçı bitmedik yetimlerin de hakkı vardır."

Saçına ak düşmek : Yaşlanmak, ihtiyarlamaya başlamak."Bizim de saçımıza ak düştü."

Saçına başına bakmadan : ilerlemiş yaşına yakışmayacak biçimde davranan kimseler için kullanılır.

Saçını başını yolmak : 1. Birini çok fazla dövüp hırpalamak. 2. Çok üzülmek, üzüntüsünden dövünmek."Sinirinden saçını başını yolmaya başladı."

Saçını süpürge etmek : (Kadın) çok büyük istekle çalışıp hizmet etmek, özveri ile birileri uğrana çalışmak."Sizi okutabilmek için saçımı süpürge ettim."

Saç saça baş başa : (Kadınlar) kıyasıya kavgaya tutuşmak, birbirlerini hırpalayarak kapışıp dövüşmek.

Saç sakal birbirlerine kırışmak : Üstü başı perişan, uzun süre saç ve sakal tıraşı olmamış, kendine çeki düzen vermemiş olmak."Onu, saç sakal birbirine karışmış görünce bayağı canım sıkıldı."

Safra bastırmak : Açlığını yatıştırmak için az miktarda yemek yemek.

Sağa sola bakmamak : Ortalığı kollamak, çevresi ile ilgilenmemek."Sağa sola bakmadan yürüyordu."

Sağ gözünü sol gözünden sakınmak : Çok kıskanmak, üzerine titremek.

Sağır sultan bile duydu : işitmedik kimse kalmadı, hemen herkes işitti, duymayan kalmadı."Haklarında çıkan dedikoduyu sağır sultan bile duydu ama siz duymadınız öyle mi ? "

Sağı solu (belli) olmamak : Bir durum karşısında nasıl davranacağı, ne tavır takınacağı belli olmamak."Dikkatli olun, onun sağı solu belli olmaz."

Sağlam kazığa bağlamak : Bir işin aksamadan yürümesini sağlayacak önlemleri alarak güvenilir bir duruma koymak.

Sağlam ayakkabı değil : Doğruluğuna, namusluluğuna güvenilmez; kişiliği kuşku veren."O mu ? Hiç de sağlam ayakkabı değil."

Sağlık olsun : "Bir zarara uğradık ama önemli değil, üzülmeye değmez, canımız sağ olsun, kapatırız" anlamında kullanılır.

Sağmal inek : Kendisinden durmadan çıkar sağlanan, sömürülen, istismar edilen kimse.

Sahip çıkmak : 1. Birini ilgilenip korumak. 2. Bir şeyin kendisine ait olduğunu söylemek."Şu kimsesize sahip çıkalım."

Sakalı ele vermek : Başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek, birinin idaresine girmek.

Sakız gibi yapışmak : Peşini bırakmamak, ayrılmamak, istediğini yaptırmaya çalışmak."Sakız gibi yapıştı yakama, bırakmıyor ki gideyim!"

Salkım saçak : Dağınık, düzensiz bir durumda; parçası bir yana ayrılmış.

Sallantıda kalmak : Bir çözüme bağlanamamak, nasıl olacağı bilinmeden öylece kalmak."işler sallantıda kaldı; bu, bizi biraz düşündürüyor."

Saltanat sürmek : 1. Bolluk, verimlilik içinde yaşamak. 2. Hükümdarlık etmek."Üzülme, saltanatı çok sürmeyecek."

Saman altından su yürütmek : Hiç kimseye sezdirmeden iş çevirmek, ortalığı birbirine karıştırmak."Saman altından su yürütenleri hiç sevmem."

Saman gibi : Tatsız, yavan.

Sapı silik : Serseri, başı boş, kişiliksiz.

Sarı çizmeli Mehmet Ağa : Kim olduğu, nerede oturduğu bilinmeyen kimse.

Sarmaş dolaş olmak : Birbirine sarılıp kucaklaşmak, birbirini iyice kucaklamak."Anne oğul sarmaş dolaş oldular meydanda."

Sarpa sarmak : Bir iş, çözülmesi çok güç bir durum almak; zorluklar belirmek."işler iyice sarpa sardı, nasıl kurtulacağız bundan."

Satıp savmak : Eldeki malı veya eşyaları yok pahasına satmak, ucuza satıp tüketmek."Ne varsa satıp savacak, öyle gelecek."

Sayıp dökmek : Ne var ne yok hepsini söylemek, arka arkaya sıralamak."Ne sözler sayıp döktü ama kimse anlamadı."

Sebil etmek : Bolca vermek, dağıtmak.

Sedyelik olmak : Ayakta duramayacak hale gelmek."Adam bir vuruşta sedyelik oldu."

Seferber olmak : Bir işe eldeki tüm imkanları kullanarak girişmek."Yanan evi söndürmek için herkes seferber oldu."

Selamı sabahı kesmek : Dostluğu, arkadaşlığı, ahbaplığı kesmek, her türlü ilişkiye son vermek; selamına bile karşılık vermemek."Onunla selamı sabahı kesmişsin diyorlar, doğru mu ? "

Selam verip borçlu çıkmak : Küçük bir ilgi göstermek karşılığında hemen kendisine bir iş yüklenilmek.

Senet vermek : 1. Yazılı, imzalı belge vermek. 2. "Bu işin böyle olduğuna inanmanı istiyorum" anlamında kullanılır.

Sen giderken ben geliyordum : "Ben bu oyunları senden daha iyi bilirim, ben daha tecrübeliyim, beni aldatamazsın." anlamında kullanılır.

Seninki (tatlı) can da benim ki (elinki) patlıcan mı ? : "Senin canın kıymetli de benimki kıymetli değil mi ? " anlamında kullanılır.

Senli benli olmak : Çok samimi, içten, teklifsiz biçimde olmak."O kadar senli benli olma yabancılarla."

Sen sağ ben selamet : iş sonuçlandı, artık yapacak bir şey kalmadı."Nihayet bütün mallar satıldı, bundan sonra sen sağ ben selamet."

Sepet havası çalmak : Birini işten çıkarmak, yol vermek, yanından uzaklaştırmak."Demek bize de sepet havası çalacakmış, görürüz bakalım!"

Sere serpe : Rahatça, sıkışık olmayarak, açılıp saçılarak, çekinmeden, serbestçe."Yolda sere serpe yürürken korkunç bir ses duydum."

Sermayeyi kediye yüklemek : Parasını yiyip bitirmek, işini ve parasını kaybetmek, batırmak."Desene sermayeyi kediye yüklemişsin sen!"

Ser verip sır vermemek : Dürüst, güvenilir, ağzı sıkı olmak; ne kadar zorlanırsa zorlansın kimseye sırrını söylememek."Bu ordunun ser verip sır vermeyen yiğitlere ihtiyacı vardır."

Ses çıkarmamak : 1. itiraz etmemek, hoş görerek karşı çıkmamak. 2. Hiç konuşmamak, susmak."Kendisine söylenen o kötü sözlere nasıl ses çıkarmadı şaşıyorum."

Sesini kesmek : 1. Söylemekte iken susmak, bir şey söylemez olmak. 2. Bir kişiyi söylerken susturmak, artık söyletmemek."Şunun sesini kesin, yoksa çıldıracağım!"

Ses seda çıkmamak : 1. Hiçbir tepki görülmemek. 2. Haber çıkmamak."Ses seda çıkmadı hiçbir komşudan."

Ses vermemek : 1. Herhangi bir sesi çıkarmamak. 2. Bir çağrıya kulak vermemek."Adam evdeydi ama hiç ses vermedi."

Seyirci kalmak : Bir olay karşısında hiç tepki göstermemek, işe karışmamak."Öğrencilerin birbirine girmesine polis seyirci kalamazdı."

Sıcağı sıcağına : Hemen, olayın üzerinden fazla zaman geçmeden, unutulmadan."Sıcağı sıcağına gidip onları barıştırmayı düşündü."

Sıcak kanlı : Sevimli, cana yakın, sempatik."Ne kadar sıcak kanlı bir çocuk."

Sıcak yüz göstermek : Yakınlık göstererek karşılamak."Biraz sıcak yüz gösterseydin günaha mı girerdin ? "

Sıdkı sıyrılmak : Birinden soğumuş olmak, tiksinmek."Bir kez sıdkım sıyrıldı o adamdan."

Sıfıra sıfır, elde var sıfır : "Hiçbir şey elde edemedik, bütün çalışmalar boşa gitti" anlamında kullanılır.

Sıfırı tüketmek : 1. Elinde avucunda bir şey kalmamak, malı ve parayı bitirmek. 2. Gücü kalmamak."Bu kadar düşüncesiz davranmasaydı sıfırı tüketmezdi."

Sık boğaz etmek : Bir şey yaptırmak için birini zorlamak, baskı altına almak."Tamam yapacağız, sık boğaz edip durmayın."

Sıkı durmak : Güçlü, dayanıklı olmak; güçlü görünerek dikkatli bulunmak."Sıkı dur, şut çekeceğim."

Sıkı fıkı : Çok samimi, birbirine çok bağlı, içten ve teklifsiz."Onlar kadar sıkı fıkı insan görmedim."

Sıkıntı basmak : Çok daralmak, sıkılmak, can sıkıntısı duymak, ruhen boşlukta olmak."Otobüste beni bir sıkıntı bastı, dokunsalar patlayacaktım hani!"

Sıkıntı çekmek : 1. Zorluk, darlık ya da yoksulluk içinde yaşamak. 2. Ruhen tedirginlik duymak."Hiç sıkıntı çekmedim desem yalan olur."

Sıkıntıya gelememek : Kendini dara düşürücü işlere dayanıklı olamamak, bu işleri yapma yeteneği bulunmamak.

Sıkı tutmak : Önem vermek."işleri sıkı tutmazsan böyle olur işte."

Sır küpü : Çok şey bilen, çok şey bildiği halde kimseye söylemeyen.

Sır olmak : Aklın eremeyeceği biçimde ortadan kaybolmak.

Sırra kadem basmak : Bir kimse ortalıktan yok olmak."Sırra kadem bastı adam!"

Sırım gibi : ince yapılı olmasına mukabil güçlü, dayanıklı."Sırım gibi delikanlı olmuş."

Sırtı kaşınmak : Söz ve davranışları ile dayak yemeyi hak etmiş bulunmak.

Soluk soluğa : Zor nefes alarak; heyecan, telaş, yorgunluk veya bitkinlikle; koşmaktan güçlükle, sık sık soluyarak."Soluk soluğa içeri girdi."

Son kozunu oynamak : Elindeki son imkanı kullanmak, son çareye başvurmak.

Sonradan görme : Sonradan zenginleşerek gösteriş, kibarlık, övünme gibi davranışlarda bulunan."Sonradan görme ne olacak!"

Sorguya çekmek : Bir kimseye yaptıklarından ötürü sorular sormak ve cevaplarını istemek."Mahkumu hemen sorguya çekmişler."

Soyup soğana çevirmek : 1. Her şeyini, varını yoğunu elinden almak. 2. (Hırsız) bir yeri ya da kişiyi iyice soymak."Dükkanı soyup soğana çevirmişler."

Sökün etmek : Bir şey çıkagelmek, art arda gelmek, birbiri ardından görünmek."Göçmen kuşlar ufuktan sökün ettiler."

Söz açmak : Bir konu hakkında konuşmaya başlamak."Toplantıda felsefeden söz açtı."

Söz almak : 1. Konuşmaya başlamak için toplantı başkanından izin almak, öyle konuşmaya başlamak. 2. Birinin bir iş yapacağını kesin olarak bildirmesini sağlamak. 3. Erkek tarafı, istenilen kızın verileceğine dair ailesinden olumlu cevap almak."Toplantıda ilk olarak Ayşe söz almak istedi."

Söz altında kalmamak : Bir kimsenin kendisini inciten sözüne benzer şekilde cevap vermek."Benim söz altında kalacağımı sanıyordu."

Söz ayağa düşmek : Bir konu, herkesin ağzına dökülmek, sorumsuz ve yetkisiz kimselerin düşünce bildirdikleri duruma gelmek.

Söz bir Allah bir : "Verdiğim sözü yerine getireceğim, ondan dönmeyeceğim; Cenab-ı Hakk`ın bir olduğunda şüphe yoktur; ona nasıl inanıyorsam, verdiğim sözün doğruluğuna da inanın" anlamında kullanılır.

Söz birliği etmek : Bir olayla ilgili olarak aynı şeyleri söylemek üzere anlaşmak, aynı görüşte olmak."Onunla söz birliği mi ettiniz ? "

Söz çıkmak : 1. Ortalıkta bir rivayet dolaşmak. 2. Hakkında dedikodu yapılır olmak."Bir daha görüşmek istemiyorum, hakkımızda söz çıkacak diye korkuyorum."

Sözde kalmak : Yapılması kararlaştırılmış bir iş gerçekleşmemek."Sözde kalacaksa konuşmamızın bir anlamı yok."

Söz dinlemek : Verilen bir öğüdü, bir sözü tutmak, davranışlarını buna uydurmak."Sözümü dinleseydin başına bunlar gelmezdi!"