Söz geçirmek : Dediğini yaptırmak."Oğluna söz geçirdin mi ki bana karışıyorsun ? "
Söz gelmek : Bir davranışından veya sözünden ötürü eleştiriye uğramak, kötülenmek, yakınları kendisine darılmak.
Söz götürmez : Gerçekliği, doğruluğu kesin ve açık olan; tersi savunulamayan."Söz götürmez işler bunlar."
Söz (laf) işitmek : Paylanmak, azarlanmak, biri kendisine darılmak."Durup dururken babamdan söz işittik yine."
Söz kaldırmamak : Onu inciten, onuruna dokunan söze dayanamayıp karşılık verir olmak."Bu sözleri kaldırmamı beklemiyordun her halde ? "
Söz kesmek : Evlenmek için anlaşıp kesin karar vermek."Söz kesildi, iki ay sonra düğün olacak."
Söz sahibi olmak : Herhangi bir konuda konuşmaya yetkisi bulunmak."Bu şirketin alım ve satımında söz sahibi olmadığımı da kim söylemiş ? "
Sözü ağzında bırakmak : Söylemekte olduğu şeyi bitirmesine fırsat vermemek, engel olmak.
Sözü bağlamak : Konuştuklarını bir sonuca vardırmak, konuşmayı sonuçlandırmak."Sözü bağlamasına az bir zaman kalmıştı ki bir gürültü koptu."
Sözü çiğnemek : Söyleyeceklerini açık ve kesin ortaya koyamamak, istediğini söyleyememek.
Sözü (bir şeye) getirmek : Konuşurken asıl üzerinde durmak istediği meseleye üstü kapalı değinmek, bu konunun üzerinde konuşulmasını sağlamak."Söylesene açıkça, sözü nereye getirmek istiyorsun ? "
Sözü kesmek : 1. Söyleyeceklerini bitirmeden susmak. 2. Başkasının konuşmasına engel olmak."Bir anda sözünü kesip kürsüden indi."
Sözüm meclisten dışarı : "Konuşmam arasında hoşunuza gitmeyecek, kaba olabilecek, ağza alınması doğru olmayan sözler kullanacağım ancak bunların sizinle ilgisi yoktur" anlamında kullanılır.
Sözüm ona : "Güya, sanki, sözde" anlamlarında kullanılır.
Sözünde durmak : Verdiği sözün gereğini yerine getirmek."Demek sözünde duracaksın, iyi."
Sözünden çıkmamak : Birinin isteklerine, öğütlerine kulak vermek, o ne derse onu yapmak.
Sözüne gelmek : En sonunda karşı çıktığı kimsenin fikrini kabul etmek."Demek sözüme geldin, o halde gidelim."
Sözünü balla kestim : "Sözünüzü kesmemi hoş görün; özür dilerim, sözünüzü kesmek zorunda kaldım" anlamında kullanılır.
Sözünü esirgememek : Ne düşünüyorsa söylemek, kimseden çekinmemek, karşısındakini kıracağım diye kaygılanmamak."Ondan sözümü esirgeyecek değilim, tamam mı ? "
Sözünü geri almak : Söylemiş olduğu sözün doğru olmadığını kabul ederek söylenmemiş sayılmasını istemek."Sözünü geri al, yoksa karışmam!"
Sözünün eri olmak : Verdiği sözü ne pahasına olursa olsun yerine getiren bir kişi olmak."Ona güvenin, o sözünün eri olan birisidir."
Sözünü tutmak : 1. Verdiği sözü yerine getirmek. 2. Birinin verdiği öğüde uymak."Babanın sözünü tut, zararlı çıkmazsın."
Sözünü yabana atmamak : Bir kimsenin söylediklerine önem vermek."Öğretmenin sözünü yabana atma sakın."
Sucuk gibi ıslanmak : Baştan aşağı, elbisesinin ve vücudunun her yanına su değmek."Hortumu üstüme tutup beni sucuk gibi ısladı."
Sudan cevap : Üstünkörü, tutar yanı olmayan, baştan savma cevap."Ne sordumsa sudan cevaplar aldım."
Sudan ucuz : Çok ucuz, adeta bedava gibi."Sizin orda elbiseler sudan ucuzmuş öyle mi ? "
Su dökünmek : Yıkanmak."Buz gibi havada bile su dökünmekten kaçınmaz."
Su gibi akmak : 1. Zamanın çok hızlı geçip gitmesi. 2. Bol bol gelmek ya da gitmek (para, yiyecek vs.)."Para su gibi akıyor, o harcamayacak da ben mi harcayacağım ? "
Su gibi bilmek : Çok iyi, yanlışsız bilmek veya okumak."Senin konunu da su gibi biliyorum."
Su gibi ezberlemek : Çok iyi, yanlışsız ve takılmadan söyleyebilecek ölçüde ezberlemek.
Su gibi gitmek : Bol bol harcamak."Paralar su gibi gitti."
Su götürmez : Kesin, başka bir yoruma açık olmayan."Şu anlattıkları su götürmez gibi geliyor bana."
Su götürür olmak : Çeşitli yorumlara elverişli olmak.
Su içinde kalmak : Çok terleyip sırılsıklam olacak biçimde ıslanmak.
Su katılmamış : Saf, katıksız, bozulmamış, başka bir etkiyle değişmemiş olan, hilesiz.
Su koyvermek : 1. Sebze ve et pişerken suyunu salıvermek. 2. Cıvıtmak, sözünde durmamak."Su koyvermeden çalışamaz mısın sen ? "
Sululuk etmek : Cıvıklık etmek, taşkın hareketlerde bulunmak, ciddi davranmamak."Sululuk etmeyi bırak da çalışmaya bak."
Surat asmak : Kaşlarını çatıp yüzüne küskün ve dargın bir anlam vermek.
Surat bir karış : Öfkeli, kızgın, üzüntülü ve somurtkan."Yanına vardığımızda suratı bir karıştı."
Suratını ekşitmek : Hoşnutsuzluğunu yüz ifadesiyle belli etmek."Bütün gün suratını ekşitip durdu."
Sus payı : Bir kimseye bildiklerini söylememesi karşılığında verilen para, susmalık.
Suya götürüp susuz getirmek : Birinden çok kurnaz olmak, onu aldatabilecek kadar akıllı ve kabiliyetli olmak.
Suya sabuna dokunmamak : Sakıncalı konulardan uzak durmak, davranışlarıyla birilerini incitmeyecek yol tutmak."Başına gelen son beladan sonra suya sabuna dokunmamaya karar verdi."
Suyu bulandırmak : iyi, olumlu, yolunda giden bir işi art niyetle karıştırmak."Sen de suyu bulandırmasan olmaz değil mi ? "
Suyu kaynamak : iş başından uzaklaştırılması zamanı yakın olmak."Sen de suyu kaynayanlar arasında yer alıyorsun."
Suyu mu çıktı ? : "Beğenilmeyecek nesi var, ne kusurunu gördün ki orada kalmıyorsun ? " anlamında kullanılır.
Suyun başı : 1. Suyun çıktığı yer, kaynak. 2. En çok yarar sağlanacak yer. 3. Bir iş için en önemli, iş en son kendisinde bitecek kişi, mevkII."Yorgun bedenlerini suyun başındaki çimenlerin üstüne bıraktılar."
Suyunca gitmek : Bir kimseyi öfkelendirmeyecek biçimde hareket edip davranışlarını onun isteğine, eğilimlerine uydurmak."Aman kızım kocanın suyunca git de sana zarar vermesin."
Suyu nereden geliyor ? : "Bu işi yürütmek için harcanan para hangi kaynaktan sağlanıyor." anlamında kullanılır.
Suyunu çekmek : 1. Yemek çok kaynayıp hiç suyu kalmamak. 2. Bir şeye özellikle de para harcanıp tükenmek."Paralar suyunu çekti, ağanın da forsu bitti."
Suyunun suyu : Çok uzaktan ilgisi bulunan şey.
Su yüzü görmemiş : Hiç yıkanmamış, çok kirli."Günlerce hapiste kaldım, su yüzü görmedim hiç."
Su yüzüne çıkmak : Belli olmak, aydınlanmak."Bu işin asıl sebepleri su yüzüne çıkacak, sen de gününü göreceksin."
Süklüm püklüm : Korkup çekinerek, ezilip büzülerek, utanıp sıkılarak."Süklüm püklüm yanımıza yaklaştı.
Sükutla geçiştirmek : Asıl mesele üzerinde bir şey konuşmamak, sessizce atlamak.
Sünger çekmek : Unutmak, silmek, hiçbir şey olmamış saymak."Sen o işin üzerine bir sünger çek hele."
Süngüsü düşük : Eski atılganlığı, neşesi, canlılığı, etkinliği kalmamış."Bir hayli süngüsü düşük çıktı müdürün yanından."
Sürüncemede kalmak : Gecikmek, bir türlü sonuçlanamamak, askıda kalmak."Bizim iş sakın sürüncemede kalmasın çocuklar!"
Sürüden ayrılmak : Herkesin tuttuğu yolu bırakıp ayrı bir yol takip etmek."Sürüden ayrılanı her zaman kurt kapar mı ? "
Süt dökmüş kedi gibi : Bir kabahat işleyip de bu kabahatinden dolayı utanan, korkan, çekinen kimsenin durumunu anlatmak için kullanılır.
Süt kuzusu : 1. Henüz meme emen kuzu. 2. Çok küçük bebek, yavru, korunması gereken küçük çocuk. 3. Çok nazlı, el bebek gül bebek büyütülmüş kimse."Daha süt kuzusu o, nasıl kıyılıp da vurulur ona ? "
Süt liman olmak : Dingin, gürültüsüz, sakin olmak."Ortalık bir anda süt liman olmuştu."
Sütü bozuk : Mayası bozuk, kötü soydan gelen ve ahlaksızlık eden kimse."Senin gibi sütü bozuklara selam verilir mi ? "
Ş
Şad olmak : Sevinmek, mutlu olmak."Seni gördük, şad olduk."
Şafak atmak : Aniden önemli bir durumla karşı karşıya kaldığını anlamak, bu sebeple tedirgin olmak."Onu yanımdan kovunca bende şafak attı."
Şafak sökmek : Güneşin doğmaya başlamasıyla gece karınlığının yavaş yavaş kaybolup ortalık aydınlanmaya başlamak."Şafak sökmeye başlayınca yola çıkmaya karar verdiler."
Şaha kalkmak : 1. Atın ön ayaklarını yerden kesip arka ayakları üstünde yerde durması. 2. Coşmak, kükremek, baş kaldırmak."Azgın at şaha kalkarak binicisini sırtından yere attı."
Şaka gibi gelmek : Bir türlü inanamamak."Bütün olup bitenler şaka gibi geliyordu onlara."
Şaka götürmemek : 1. Şakadan hoşlanmamak. 2. Bir iş ya da durum dikkatsizliğe, önemsenmemeye gelmemek."Bu iş şaka götürmez beyler, dikkat edin!"
Şaka kaldırmak : Kendisine yapılan şakalara katlanmak, dayanmak.
Şaka maka (derken) : "Ciddiye almıyor, ağırlığını duymuyor, gerektiği gibi önemsemiyorduk ama sonunda gerçekten önem vermemiz gerektiği ortaya çıktı" anlamında kullanılır.
Şakası yok : 1. Tehlikeli. 2. (O) hatır gönül tanımaz, gerekeni yapar, ciddi bakar olaya."Şakası yok bu adamın, hemen buradan gidelim."
Şakaya getirmek : 1. Oldukça önemli, ciddi bir şeyi açıktan söylemeyip şaka yollu söylemek. 2. Önemli bir meseleyi şaka yaparak geçiştirmek."işi şakaya getirip unutturmaya kalkma emi!"
Şakaya vurmak : Ciddi bir söz ve davranışı şaka yoluyla geçiştirmek.
Şamar oğlanı : Herkesin hıncını aldığı, dövdüğü, çattığı, söylendiği kimse."Yeter artık, şamar oğlanı olmaktan kurtar kendini!"
Şamata koparmak : Gürültü, patırtı yapmak.
Şapa oturmak : Güç bir duruma düşmek, çıkmaza girmek."Şimdi şapa oturduk işte, yardım alacak kimse de yok ortalıkta."
Şart koşmak : Bir işin yapılmasını önceden bir şarta bağlamak."Para almadan, vermeyeceğini şart koş ona."
Şeref vermek : Onurlandırmak, yapıp ettikleriyle övünç kaynağı olmak.
Şerefini korumak : Onurunu, kişiliğini gözetmek.
Şeşi beş görmek : Yanlış görmek, görüşünde aldanmak."Şeşi beş gördüm her halde."
Şeyhin kerameti kendinden menkul : Çok büyük işler yaptığını belirtiyor ama bunu doğrulayacak ne kanıt ne de kimse var ortalıkta.
Şeytana uymak : Dinin emirleri dışına çıkmak, haram olan işlere bulaşmak, doğru yoldan ayrılmak."Şeytana uyup da tekrar kumara başlayacak diye korkuyorum."
Şeytan diyor ki! : "içimden şu kötü işi yap, doğru yoldan ayrıl eğilimi geçip duruyor" anlamında kullanılır."Şeytan diyor ki git şunu bir güzel döv."
Şeytan dürtmek : Durup dururken uygunsuz, kötü bir davranışta bulunmak."Güzel güzel oynarken arkadaşına vurup kaçtı, şeytan dürttü her halde."
Şeytan görsün yüzünü : "Onunla hiç görüşmek, bir arada bulunmak istemiyorum" anlamında kullanılır.
Şeytanın art bacağı : Çok afacan ve yaramaz (çocuk).
Şeytanın ayağını kırmak : 1. Aksiliği, uğursuzluğu yenmek. 2. Herhangi bir sebepten ötürü yapamadığı bir şey yapmak."Haydi, şu şeytanın bacağını kır da bize gel."
Şeytan kulağına kurşun : iyi bir durumdan, işten gidişten söz ederken "Aman nazar değmesin, Allah kötülerin şerrinden korusun, şeytandan uzak bulundursun." anlamında kullanılır.
Şeytanın yattığı yeri bilmek : Çok kurnaz ve açıkgöz olmak; bilinmesi, hatırlanması güç şeyleri bilmek; pek çok şeyden haberdar olmak."O ne tilkidir bilemezsin, şeytanın yattığı yeri bile bilir."
Şıp diye geçmek : Ansızın, birdenbire geçmek.
Şifayı bulmak (veya kapmak) : Hastalanmak."Burnum akıyor, yine şifayı kapacağız desene."
Şimdiden tezi yok : Hemen, hiç durmadan, hiç vakit kaybetmeden."Şimdiden tezi yok, ne yapılacaksa yapılmalıdır."
Şimşekleri üzerine çekmek : Söz ve davranışlarıyla çevresindekileri kızdırmak; rahatsız etmek; sert eleştirilerine, saldırılarına hedef ve neden olmak."Boşu boşuna şimşekleri üzerine çektin