Temiz para : 1. Kesintiden sonra elde kalan para miktarı. 2. Doğru yoldan kazanılmış para.

Tencerede pişirip kapağında yemek : Kıt kanat geçinmek, olanıyla yetinmek.

Tencere dibin kara seninki benden kara : "Kötülükte, kusur yönünde sen benden daha betersin" anlamında kullanılır.

Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş : iki değersiz kişi bir araya gelmiş, birleşmiş, yakışmışlar birbirlerine.

Tepeden bakmak : Küçümsemek, kendini üstün görmek."insanlara tepeden bakmayı bırak artık, aciz bir varlık olduğunu düşün."

Tepeden inme : 1. Beklenmedik, şaşırtıcı, ansızın gelen. 2. Yüksek bir makamdan çıkan buyruk, emir."Tepeden inmeyle bir sürü ehliyetsiz adam geçti işin başına."

Tepeden tırnağa (kadar) : Her yanı, baştan aşağı, bütün vücudu."Tepeden tırnağa gözden geçirdi ihtiyarı."

Tepesi atmak : Çok sinirlenmek, birden öfkelenmek."Tepesi atar atmaz salondakileri dışarı çıkardı."

Tepesinde havan dövmek : Üst kattakiler gürültü yaparak alt kattakileri rahatsız etmek.

Tepesinden (başından) kaynar su dökülmek : Hiç ummadığı bir durumla karşılaşıp derin bir üzüntüye kapılmak, sıkıntı içinde kalmak."Hayır cevabını alınca tepesinden kaynar su döküldü."

Tepesine binmek : 1. Şımarıklığı sebebiyle her istediğini yapmak, yaptırmak. 2. Kendinden güçsüzleri ezmek, onlara kötü davranmak."Düşmanların tepesine binmek boynumuza borç oldu."

Tepesi üstü : Tepe taklak, başı yere gelmek üzere."Çocuk sandalyeden tepesi üstü düşmüştü."

Tepe tepe kullanmak : Yıpranacağını, eskiyeceğini düşünmeden, sakınmadan istediği gibi kullanmak."Bu kadar istiyorsan al senin olsun, tepe tepe kullan!"

Terbiyesini vermek : Yaptığı kırıcı hareketler, kullandığı kötü sözler için kendisini sertçe uyarmak, azarlamak, gerekirse dövmek.

Tercüman olmak : Başkasının duygusunu, düşüncesini dile getirmek, anlatmak.

Ter dökmek : 1. Bir işi yapmak için çok zahmet, zorluk çekmek. 2. Çok terlemek."Bu işi başarmak için az ter dökmedi."

Tereciye tere satmak : Birine çok iyi bildiği bir konuda bilgi vermeye çalışmak.

Tere yağından kıl çeker gibi : Hiç kimseye zarar vermeden, çok kolaylıkla kimseye hissettirmeden, kimi sorumluluklardan kurtularak."Merak etme sen, tereyağından kıl çeker gibi halledecektir işi."

Tersi dönmek : Şaşkınlıktan bulunduğu ve gideceği yeri kestirememek.

Ters tarafından kalkmak : Aksi, huysuz ve ters olmak."Ters tarafından kalktın galiba, ne dersem tersini yapıyorsun."

Ters yüz etmek : içini dışına, altını üstüne getirmek ya da çevirmek."Gömleğin yakasını ters yüzü edip diktim."

Ters yüz geri dönmek : istediğini elde edemeden, eli boş dönmek.

Teselli etmek : Avundurmak, acısını gidermeye, onu rahatlatmaya çalışmak."Arkadaşını en iyi şekilde teselli ettiğine eminim."

Teselli bulmak : Avunmak.

Teslim bayrağı çekmek : 1. Yenilgiyi kabullenmek, teslim olmak. 2. Bir çekişme sonunda karşısındakinin istediğini yapmaya razı olmak."Yakında teslim bayrağını çekerler, endişeye kapılmayın."

Teslim olmak : 1. Kendinden üstün bir güç karşısında yenilgiyi kabul etmek, mücadeleden vazgeçmek. 2. Kendini teslim etmek, birtakım ellere bırakmak."Teslim olursan kılına dokunulmayacaktır!"

Teşrif etmek : Onurlandırmak, şereflendirmek.

Tetikte olmak : Her an uyanık ve hazır bulunmak."Ben size tetikte olun, gözünüzü dört açın demedim mi ? "

Tez canlı : Aceleci, sabırsız, beklemeye dayanamayan."Bu kadar tez canlı olma!"

Tez elden : Çabucak, bir an önce, çarçabuk,"Tez elden hastaneye gitmeli bu yaralı!"

Tezgahı kurmak : işe başlamak üzere tüm araç ve gereçleri hazırlamak, çalışmaya başlamak."Hemen tezgahı kurup gittiler."

Tezkeresini eline vermek : Kovmak, işten atmak, işine son vermek.

Tıka basa doldurmak : Doldururken çok bastırıp sıkıştırmak, hiç boş yer bırakmamak."Çuvalı tıka basa doldurun, ne alırsa kardır."

Tıka basa yemek : Haddinden fazla yemek, çok yemek, mideyi rahatsız edecek kadar çok yemek."Doymaz çocuk, tıka basa doldurdu karnını."

Tımarhane kaçkını : Delice işler yapan kimse.

Tıpış tıpış yürümek : 1. Kısa adımlarla çabuk yürümek. 2. ister istemez bir yere gitmek.

Tıraş etmek : 1. (Saç, sakal) benzeri tıraş işini yapmak. 2. Bıkkınlık verecek kadar uzun ve gereksiz konuşmak."Yeni berber iyi tıraş yapamıyor."

Tırnak göstermek : Gözdağı vermek, korkutmak.

Tırpan atmak : 1. istemediği kişilerin bir yerdeki görevlerine son vermek. 2. Kırıp geçirmek, topluca öldürmek, kıyıma uğratmak."Genel müdür olunca, ilk işi yardımcılarına tırpan atmak oldu."

Tohuma kaçmak : Yaşlanmak, evlenme çağı geçip kartlaşmak.

Tok evin aç kedisi : Varlıklı olduğu halde doymayan, ihtiyacı olmadığı halde aç gözlülük eden, her gördüğüne sahip olmak isteyen (kimse)."Bu çocuk da tok evin aç kedisi."

Tokat aşketmek : Ansızın el içi ile vurmak.

Tok gözlü : Mala, paraya, yiyeceğe düşkün olmayan; cömert.

Tok sözlü : Sözünü esirgemeden, çekinmeden, hatır gönül dinlemeden söyleyen."Rahmetli tok sözlü bir insandı."

Tongaya basmak : Tuzağa düşmek."Çok kötü bastı tongaya."

Top atmak : iflas etmek."Bu kadar kısa zamanda top atacağımızı sanmazdım."

Topa tutmak : 1. Bir yeri top ateşi altında bulundurmak. 2. Bir kimseye kırıcı, ağır sözler söylemek.

Topun ağzında : Tehlikeye, saldırıya en yakın yerde olmak.

Toprağı bol olsun : Müslüman olmayan ölülerin anılması sırasında kullanılır, Müslüman ölüler için "Allah rahmet eylesin" denir.

Topu topu : (Azımsanan şeyler için) olup olacağı, yalnızca, hepsi."Topu topu beş elma almış."

Toz kondurmamak : Bir şeyi kusursuz göstermek, onda bir kusurun olabileceğini kabul etmemek."Kızına da hiç toz kondurmuyor."

Toz olmak : Ortadan kaybolmak, kaçmak, uzaklaşmak."Çabuk toz olun buradan."

Toz pembe görmek : Aşırı iyimser olmak; hemen her aksaklığı, üzücü durumları iyimserlikle karşılamak."Hayatı hep toz pembe görmüştür."

Tozu dumana katmak : 1. Ortalığı altüst etmek, karışıklığa yol açmak, gürültü patırtı çıkarmak. 2. Çok fazla toz kaldırarak koşmak veya kaçmak."Başıboş sığırlar tozu dumana katarak yokuştan aşağı iniyorlardı."

Tur atmak : Dolaşmak, dolaşıp gelmek."Evin etrafında iki tur atıp yanıma gelsin."

Turnayı gözünden vurmak : Hiç beklenmedik bir kazanç sağlama imkanını ele geçirmek.

Turp gibi : Çok sağlıklı, sağlam, rahatı yerinde."Merak etme, turp gibi o."

Turşu gibi olmak : Çok yorgun, bitkin düşmek."Üç gündür çalışıyoruz, turşu gibi oldum, hiç halim kalmadı."

Turşusu çıkmak : 1. Çok yorulmak. 2. iyice ezilmek, parçalanmak."Armutların turşusu çıkmış, yenecek halleri kalmamış."

Turşusunu kurmak : Bir şeyi kullanmak, harcamak gerekirken kıyamamak durumunda söylenir."Kullanmadığı sandalyeyi vermiyor, turşusunu kuracak sanki."

Tut kelin perçeminden : Güç bir durumda çözümün zor olduğunu anlatmak için kullanılır.

Tuttuğu dal elinde kalmak : Dayandığı, güvendiği şey önemini kaybederek işe yaramaz hale gelmek, fayda temin edemez olmak.

Tuttuğunu koparmak : Her girişiminden başarıyla çıkmak, her işi becermek,"O tuttuğunu koparır bir delikanlıdır, güvenin ona."

Tutunacak dalı olmamak : Güveneceği, dayanacağı kimse bulunmamak."Küçüktüm, tutunacak dalım yoktu, tek başımaydım."

Tuz biber ekmek : 1. Bir yemeğe tuz ya da biber dökmek. 2. Bir üzüntünün acısını, bir kusurun ağırlığını daha da artırmak."iyi yaptın sanki, o günleri hatırlatarak tuz biber ektin kadının yüreğine."

Tuz (la) buz olmak : Kırılıp parçalanmak, çok küçük parçalara ayrılmak, paramparça olmak."Masadan düşen vazo tuzla buz oldu."

Tuzlayayım da kokma : Bilip bilmeden konuşanlar, yüksekten atanlar, düşüncesinde aldananlar için küçümseme sözü olarak kullanılır.

Tuzluya mal olmak : Oldukça çok para harcanarak sağlanmış olmak."Arabayı tamir ettirdik ama tuzluya mal oldu."

Tuzu kuru : Hiçbir derdi, sıkıntısı olmayan; kazancı yerinde olduğu için kaygılanmayan."Sana göre hava hoş, gülersin, oynarsın, tuzun kuru nasıl olsa."

Tükürdüğünü yalamak : Verdiği sözden geri dönerek benliğini küçültmek."Ben tükürdüğünü yalayan bir insan değilim, gideceğim oraya!"

Tümen tümen : Pek çok.

Türküsünü çağırmak : Birinin hoşuna gidecek davranış ortaya koymak, söz söylemek, onun tarafını tutmak."Ömrümce onun bunun türküsünü çağırıp durdum, yeter artık!"

Türkü yakmak : Bir türküye ezgi uydurmak."Sevdiği kıza yanık bir türkü yakmış diyorlar."

Tütünü tepesinden çıkmak : Bir acının ateşiyle yanıp tutuşmak, çok üzülmek.

Tüy dikmek : Kötü bir işi, ortaya konan bir söz ya da davranışla daha da kötüleştirmek.

Tüyleri diken diken olmak : Korku, heyecan, endişe veya üşümekten vücuttaki tüyler, kıllar kabarmak, dikilmek."Hava buz gibiydi, tüylerim diken diken olmuştu."

Tüyü düzmek : Önceleri kötü olan kılık kıyafetini düzeltmek, iyi yaşama kavuşmuş gibi güzel giyinir olmak.