Y Harfi İle Başlayan Deyimler ve Açıklamaları
Ya Allah deyip (atılmak) : Cenab-ı Hak`a sığınarak (atılmak)."Ya Allah deyip düşmanın üzerine atıldı."
Yabana atmak : Önem vermemek, önemsiz görüp dikkate almamak, üzerinde durmamak."Babanın sözlerini sakın yabana atayım deme."
Yabancılık çekmek : Bir iş ya da çevrede yabancı olmaktan dolayı ortaya çıkan zorlukların etkisinde kalmak."Ona hiç yabancılık çektirmedi."
Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli : "Bu işi mutlaka yapmalısın, başka yolu yok, aksi taktirde burada kalamazsın." anlamında kullanılır.
Ya devlet başa, ya kuzgun leşe : "Giriştiğim iş beni ya büyük bir varlığa ve mevkiye ulaştıracak ya da mahvedecek, batıracak" anlamında söylenir.
Yad eller : 1. Baba ocağından uzak yerler, gurbet. 2. Yabancı kimseler, yabancılar."Yiğidim yad ellerde kalmasın, dönsün geri Rabbim."
Yad etmek : Anmak, hatırlamak."Seni her gün yad ederiz buralarda."
Yağ bağlamak : Semirmek, üzerine biriken yağ katılaşmak.
Yağ bal olsun : "Yediğin, içtiğin helal ve afiyet olsun" anlamında söylenir.
Yağcılık etmek : Dalkavukluk etmek, övmek, pohpohlamak."Öğrenci öğretmenine yağ çekiyor, gözünün içine bakıyor, buşekilde iyi not alacağını sanıyordu."
Yağlı ballı olmak : Araları çok iyi, içli dışlı, samimi olmak."Öyle yağlı ballı olmuşlardı ki birbirlerine her şeylerini anlatıyorlardı."
Yağlı kapı : Çalıştırdığı kimselere bol kazanç sağlayan kimse, kuruluş, aile ya da yer."Herkese nasip olmaz öyle yağlı kapı."
Yağlı kuyruk : Kolayca ve bolca yararlanılabilecek kaynak; basitçe sömürülebilecek iş veya kimse."Bulmuşsun bir yağlı kuyruk, çek babam çek!"
Yağlı müşteri : Bol paralı, çok alışveriş yapan zengin alıcı."iki üç yağlı müşterimiz de olmasa kapamak zorunda kalacağız bu dükkanı."
Yağma gitmek : Bir şey çok alıcı bulup çok satılmak, kolay müşteri bulmak."Kapanın elinde kalıyor, yağma gidiyor, koş koş, sen de yetiş!.."
Yağma Hasan`ın böreği : Hakkı olanın da olmayanın da kolayca yararlandığı, kimsenin korumadığı, her yanından sömürülen kaynak.
Yağma yok : "Öyle şey olmaz, buna izin vermezler, kolay kolay elde edemezsin" anlamında bir tutumun ya da davranışın yanlışlığı ifade etmek için kullanılır.
Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak : Bir tehlikeden, güç bir durumdan kaçarken daha kötüsüyle karşılaşmak.
Yağmur yağarken küpünü doldurmak : Kazanma fırsatı varken ondan yararlanıp para veya mal edinmek."Bana bak aslanım, daha ne istiyorsun, yağmur yağarken küpünü doldur yoksa pişman olursun."
Yağ tulumu : Çok şişman, çok yağlı."Birkaç ay sonra yağ tulumu olacak, şuna birisi söylese de çok yemese."
Ya herrü (herro) ya merrü (merro) : "Tehlikeyi göze aldık, giriştiğimiz işte ya batar ya da çıkarız" anlamında kullanılır.
Yahudi pazarlığı : Tarafların çıkarlarını düşünerek çekişe çekişe yaptıkları pazarlık."Benimle Yahudi pazarlığı yapmaya kalkma lütfen."
Yakadan atmak : Savıp kurtulmak, başından atmak. "inan onu yakamdan atmaya çalışıyorum."
Yaka paça : Hiçbir itiraz dinlemeden, zorla, kuvvet kullanarak (götürmek)."Polisler adamı yaka paça götürdüler."
Yakası açılmadık : Hiç duyulmadık, bilinmedik, ayıp söz, küfür.
Yakasına sarılmak : istediği şeyi almak ya da dövmek için tutup bırakmamak, zorlamak."Çocuk annesinin yakasına sarılmış balon diye ağlıyordu."
Yakasına yapışmak : Hesap sormak ya da bir şey istemek için tutup bırakmamak."Beni de götüreceksin diye yakama yapıştı, ben de getirmek zorunda kaldım."
Yakasını bırakmamak : Bezdirecek kadar üstüne düşmek, ısrar etmek, yanından ayrılmamak."Ne olursa olsun yakasını bırakmayıp paramı alacağım ondan."
Yakasını kaptırmak : Bir şeyin, bir kimsenin etkisinden kendisini kurtaramamak, ona bağlanmış olmak.
Yakayı sıyırmak : Kurtulmak, kaçmak."Çok şükür şu adamdan yakayı sıyırdık."
Yaka silkmek : Bıkıp usanmak; bir iş, durum, yer ya da kimsenin olumsuz yanlarından tedirginlik duyduğunu belirtmek."Doğrusu yaka silkinecek bir iş seninki de."
Yakayı ele vermek : Yakalanmak, kaçamayarak ele geçmek."Mahallenin hırsızı sonunda yakayı ele verdi."
Yakayı kurtarmak : Umulmazken bir işten ya da kimseden kurtulmak, kaçmak."Bu pis işten yakayı nasıl kurtardık hala anlayabilmiş değilim."
Yakınlık duymak : Birine karşı sevgi ve ilgi duymak, yabancılık hissetmemek."Hayatta yakınlık duyduğum tek insandı."
Yakışık almamak : Yerinde olmamak, uygun düşmemek, yaraşmamak."Çocuğu herkesin içinde azarlaman hiç de yakışık almadı."
Yalancı pehlivan : Yapamayacağı bir işi yapabilecekmiş gibi görünen kimse, palavracı."Yalancı pehlivanın biridir o, ona güvenmeyin."
Yalancısı olmak : Doğruluğu bilinmeyen, inanılmayacak sözleri bir başkasından işiterek söylemiş olmak."Ben şefin yalancısıyım, müdür ihalelerde insiyatifini kullanıyor ve rüşvet yiyormuş."
Yalan dolan : Hile, düzen, dalavere, yolsuz davranış,"Yalan dolanla iş görmeye kalkanların başına işte bunlar gelir."
Yalan yere : Gerçeğe uygun olmayarak."Yalan yere adamı şikayet ettiler."
Yalayıp yutmak : 1. iştahla, hiçbir şey bırakmadan yiyip bitirmek. 2. Kötü bir söz ya da davranış karşısında sessiz kalıp, kabullenmek."Sofradaki bütün yemekleri yalayıp yuttu."
Yalpa vurmak : iki yana, sağa sola; bir o yana, bir bu yana sallanarak yürümek."Nedendir bilmem, yalpa vurarak yürüyordu."
Yalvar yakar olmak : Çok yalvarıp yakarmak.
Yan bakmak : Beğenmeyerek, kötü niyetle, düşmanca bakmak."Bu adamın her gün yan bakması artık canıma yetti!"
Yan basmak : 1. Aldanmak. 2. Kaypaklık edip dürüst davranmamak."Sana tanınan bu fırsatı iyi değerlendir, sakın yan basayım deme."
Yan çizmek : Kendisine yüklenen bir görevden kaçmak."Üç kişi yan çizdi, demek ki ikimiz taşıyacağız bu bidonları."
Yandan çarklı : 1. Şekeri yanına konmuş olan kahve veya çay."Usta, iki yandan çarklı yap!" 2. Bir omuzu düşük olarak yürüyen. 3. Çarkı yanda olan gemi.
Yan gelip yatmak : Yapacak işleri olduğu halde yapmamak, rahatına bakmak, keyfince yaşamak."Hiç çalışmıyor, yan gelip yatıyor akşama kadar."
Yangına körükle gitmek : Anlaşmazlığı, gerginliği, kargaşalığı artırıcı, her iki tarafı kışkırtıcı söz ve davranışlarda bulunmak."Sen karışma, çekil aralarından, yangına körükle mi gitmek istiyorsun ? "
Yan gözle bakmak : 1. Kötü niyetle, düşmanca bakmak. 2. Göz ucuyla bakmak."Tezgahtaki mallara yan gözle bakıp geçti."
Yanık ses : Hüzünlü, çok dertli, içindeki acıyı dile getiren ses.
Yanına bırakmamak : Kendisine yapılan kötülüklerin öcünü almak, cezasını sert karşılıklarla vermek."Bunu, onun yanına bırakmayacağım."
Yanına (kar) kalmak : Kendisinden öç alınmamak, yaptığı kötülük sert karşılık görmemek, cezasız kalmak."Adamın yaptığı yanına kar kaldı, nasıl adalet bu ? "
Yanına salavatla varılır : Çok öfkeli, kızgın ve kibirlidir.
Yanından bile geçmemiş : Hiç ilgisi yok, en ufak benzerliği bile yok."Sen kardeşini bir görsen, bu onun yanından bile geçmemiş."
Yanıp tutuşmak : 1. Elde etmek için güçlü bir istek duymak, elde edemediği için de büyük üzüntü içinde olmak. 2. Kuvvetli bir aşkla sevmek."Bakan olmak isteğiyle yanıp tutuşuyordu."
Yanıp yakılmak : Sızlanıp şikayet etmek, derdini döküp durmak."Çoluk çocuk açtı, kimse yardım elini de uzatmıyordu, birine de yanıp yakılmayı bir türlü kendine yediremiyordu."
Yanlış ata oynamak : Kazanmak için giriştiği işte tuttuğu yol, dayandığı kimse dayanıksız ve çürük çıkmak, dolayısıyla aldanmış olmak.
Yanlış kapı çalmak : isteğinin yapılamayacağı bir yere başvurmak."Meğer biz yanlış kapı çalmışız."
Yan tutmak : Taraflardan birini desteklemek, onun söz ve davranışlarını benimsemek, yansız olmamak."Yan tutmayıp tarafsız kalırsan senin için daha iyi olur."
Yan yan bakmak : Düşmanca, kötü niyetle bakmak.
Yapmadığını bırakmamak : Bütün kötülükleri yapmak, eziyet etmek.
Yara açmak : 1. Bir şeyin yüzünde, özellikle de vücudun bir yerinde yara oluşmasına sebep olmak. 2. Büyük dert, acı, üzüntü vermek."Onun sözleri içimde bir yara açtı."
Yaraya merhem olmak : Acil ihtiyaçları karşılamak."Şu getirdiklerim yaraya merhem olur mu bilmem ? "
Yardan atmak : Bir kimseyi aldatarak kazaya uğratmak, tehlikeli bir durumun içine itmek, türlü belalara sokmak."insan dostunu yardan atar mıymış ? "
Yarı buçuk : Tam değil, çok az, tamamlanmamış, baştan savma.
Yarım adam : Güçsüz, sakat, zayıf, hasta kimse."Ben bir yarım adamım diye beni hor göremezsiniz!"
Yarım ağızlı (söylemek) : isteksizce, istemeye istemeye, gönülsüzce (söylemek)."Demek sizi de yarım ağızla davet ettiler."
Yarım yamalak : Gelişigüzel, üstünkörü, eksik ve kusurlu."Ödevlerini bir daha yarım yamalak yapma!"
Yarından tezi yok : En kısa zamanda, çok çabuk, geciktirmeden.
Yarı yolda bırakmak : Verilen desteği, yapılan yardımı sonuna kadar götürmemek."Sana nasıl güvenebilirim, beni kaç kez yarı yolda bıraktın."
Ya sabır çekmek : Kötülüklere, sıkıntılara, üzücü olaylara karşı tepki göstermemeye çalışıp, Cenab-ı Allah`tan kendisine sabır vermesini istemek.
Yaş Dökmek : Ağlamak."Senin için az yaş dökmedi ailen."
Yaşını başını almış (olmak) : Yaşı epeyce ilerlemiş olmak, yaşlanmış veya olgunlaşmış olmak."Yaşını başını almış bir adamdır, çekinmeyin, gidin, size olgun davranacaktır."
Yaşını içine akıtmak : Hissettiği acıyı, ızdırabı, üzüntüyü belli etmemek; ağlamak isteğini bastırmak.
Yaş tahtaya (yere) basmamak : Kolay kolay tuzağa düşmemek, uyanık davranmak."O, benim yaş tahtaya basmayacağımı iyi bilir."
Yatağa düşmek : Hastalık yüzünden yatmak zorunda kalmak, ayağa kalkamayacak durumda olmak."Sizin yüzünüzden yatağa düştü çocukcağız."
Yataklık etmek : Bir suçluya yardım etmek, onu gizlemek, barındırmak.
Yatak yorgan yatmak : Çok hasta olmak."Bizim adam yatak yorgan yatıyor, ne yiyor, ne içiyor."
Yatırım yapmak : Gelir amacıyla bir işe para yatırmak veya aynı amaçla önceden ortam hazırlamaya çalışmak."Biz o arsayı yatırım yapmak için aldık."
Yavaş gel : "Atıp tutma, abartma, ölçüsüz konuşma" anlamında kullanılır.
Yaya kalmak : 1. Taşıt ya da hayvana binmeden yürümek zorunda kalmak. 2. Yardımcısız kalmak, güvendiği yer ve kişileri kaybetmek, istediği şeyi yapamaz olmak."işte şimdi yaya kaldın, ne yapacaksın görelim ? "
Yayan yapıldak : Çıplak ayakla, yayan."Onca yolu yayan yapıldak yürüyecek."
Yaygarayı basmak : Bağırıp çağırmak, önemli bir nedeni olmadığı halde feryat etmek."Elinden şekeri alınınca yaygarayı bastı."
Yaz boz tahtasına çevirmek : Bir konuda birbirine uymayan kararlar almak, kararsızlık yüzünden bir konuda sık sık fikir değiştirmek.
Yedeğe almak : Bağlayarak arkasından çekip götürmek.
Yedi canlı : Pek çok ölüm tehlikesi geçirip sağ kurtulan insan ya da hayvan."Yedi canlı mısın nesin, nasıl kurtuldun o kazadan ? "
Yedi düvel : Bütün devletler, herkes, bütün dünya."istiklal Savaşı`nı yedi düvele karşı verdik biz."
Yediden yetmişe : En büyüğünden en küçüğüne, eli ayağı tutan herkes."Halk yediden yetmişe silahlanmış düşmanı bekliyordu."