Günlük Hanım Selamlar
Bir günü daha bitirdik sonunda... Günler geçiyor işte öyle böyle...
Neredeyse çoğunluğu dört duvar arasında.
Çalışma hayatı da duvarlar arasında geçiyor.
Geçiyor geçmesine de ahh bir de yaklaşık bir senedir eve kapanmak zorunda oluşumuz olmasaydı...
İnsanlar bilemiyor sahip olduklarının kıymetini...
Maddi manevi her şeyi eskitiyor ve öldürüyoruz...
Sonunda tıkıldık mı evlere.
Bize düşen ise bu zamanları güzelleştirebilmek...

Bugün yorucu bir gündü gerçi dünde yorucuydu ama günün yoruculuğundan öte o günün keyifli ve kalpte güzel izler bırakabilmesi değil mi?
Günlerin sıkıcılığı bir kenara o günleri güzelleştiren tüm iyi kilerimin sahibi iyi ki var.

Ama beni mutlu eden başka ufak tefek şeylerde yok değil hani. Onlar yalnız kaldığım zamanlarda bana en iyi gelen şeyler... Hiçbiri onun kadar mutlu etmese de beni, onun varlığından sonra ruhuma iyi gelen bir şey daha var. Kitaplar...

Şu çok merak ettiğim alsam mı almasam mı diye düşündüğüm, tekini alsam yarım kalacağını düşündüğüm kitapları indirimde gördüm, dayanamadım aldım... Bugün gelmişler eve. Nasıl sevindim bilmiyorum. Sanırım benim kendi kendimi mutlu edebildiğim şeylerden biri de bu. Diğeri ise yazmak tabi ki...

Sana aldığım kitapları göstereyim. Yanında bez çantası da var. Şimdiden kafamda bir sürü hayal canlandı biliyor musun. O bez çantanın içine kitabı defteri atıp bir ağaç gölgesinde kitap okumak ne güzel olur ama değil mi?

Aldığım kitapların reklamını yapmayı sevmiyorum ama bunlar apayrı böyle içimde çocuksu bir sevinç oluştuğundan günlüğümde bundan nasiplenmeli değil mi?





Kitapların kutusunun arkasında yazan söz ise şöyle;

"Bir hayal kuruyorum; altın sarısı, yeşil ve koyu kırmızı bir hayal... Hayallerin en güzeli... Hayalimin huş ağaçlarının arasındaki bu gizli korudan bana geldiğini düşünerek onu daha da süslüyor ve en ince dalların arasından mistik bir şekilde doğduğunu, havanın ve derenin etkilerini taşıdığını varsayıyorum."

Ne kadar hoş değil mi Günlük Hanım? Benim hayallerim de böyledir belki ama söylemem