Tam da kuş olmak vardı.
Kuşun özgürlüğüne, yüksekten uçmasına olan bir istek ve bir serzeniş değil bu.
Şu an baharın tadını en çok çıkaran onlar değil mi?
Gökyüzünün, doğanın, insansız şehrin tadını ne güzel çıkarıyorlardır.
Yıllarca hasret kaldıkları şeye insanların mahkumiyetiyle kavuştular sonunda.

Bizse şimdi doğaya, yeşile, güneşe, gökyüzüne hasret yaşıyoruz.
Kuş olmak vardı şimdi. O saçaktan bu saçağa, o ağaçtan bu ağaca konuyorlar...
O pencere senin, bu pencere benim huzurun tadını şimdi en çok onlar çıkarıyor.

Özledim doğayı.

Şu üç günlük dünyada ne insanlarla ne de canlılarla kardeşçe yaşamayı becerebildik... Sığamadık koca dünyaya... Çocukken başladı kavgalarımız... Aynı sınıfta sıra arkadaşlarımızla aynı sıralara sığamadık biz.

" Dünyaya sığamayan insanlık, dört duvar arasında şimdi... "

Başkalarının hayatında ne değişti, bilmiyorum ama bu virüs hepimize çok şey öğretti.
Mesela gidip, kafelerde tıkılıp kalmak, bir fincan kahve içmek için, doğadan mahrum kalmak? Artık çok doğru gelmiyor.
Varsın arkadaşlarınız eşlik de etmesin size...

Öyle piknik yapar gibi çantaları doldurmaya da gerek yok.
Kitabını, kahveni, bir kaç atıştırmalık bir de.
Yayılacaksın çimlere, bir ağaç gölgesinde yada bir deniz kenarında denize karşı sereceksin örtünü kimseye aldırmadan...
Hayali bile güzel değil mi?
Hayal edin? Kuşların cıvıltısını, denizde ki dalgaların sesini...
Kendinizi kaptırmışsınız kitaba yada doğaya karşı en güzel hayallerinizi kuruyorsunuz...
Tüm bunların yanında "huzurun sessizliği" de size eşlik ediyor.



Ben hayal ettim... Kahvemi yudumlarken...

Umut veriyor bana hayal kurmak... Kim bilir ne zaman bu bilinmezlik sona erecek.
Olsundu, elbet bitecek!

Ne diyordu Edip Akbayram?

"Çocuklar inanın inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler"


İnsanlara olan inancımız azaldı belki ama güzel günlere olan inancımız hep baki...
İnanıyorum ben, gelecek... Çok yakında!