İnsan kıymet bilmez, kaybetmeden. Düşmeden bilemez ki, derinlikler mi güzel, zirve mi? Direk zirveye varan, nasıl bilsin ki derinliği...

Kıymet bilmek için, o derinliği bilmek lazım. Dibi görmek lazım, arada. Yoksa çarpar, zirvenin soğuk rüzgarları insanı.

Kaybetmeli insan arada. Bilmeli o duyguyu da. Ki kıymet bilsin zirvedeyken. Düşmeyi bilsin. Sonra kalkmayı. Derinliği de görsün bilsin de, zirvenin rüzgarı başını döndürmesin.

Düşmeden kalkmayı öğrenene zor değil düşmesi. Ama kalkmak için gerekli azmi, derinden zirveye gideninkinden çok olur. Çünkü bilir, zirvenin tadını. Damağındadır. Ve yine tatmak için elinden geleni yapar. Zirvenin kıymetini anlar.
Bu arada derinliklerinde tadını alır. Derinliğin suyunda boğulmadan yaşamayı öğrendiğinde, o derinliklerde yalnız olmadığını fark eder insan. Kiminin o derinliklerden zirveye çıkmak için uğraşmadığını görür. Mutlu olduğunu da. Derinlerde yaşamanın boğulmak olmadığını da görür. İnsanın isterse her yerde mutlu olabileceğini anlar. Zirveye tırmanırken mutlu olmayı unutmaması gerektiğini anlar.

Zirve de soğuktur, derinlerde. İnsan bir gülümsemesiyle ısıtır, bulunduğu yeri. Yeter ki kıymet bilsin.
Ve anlar ki, herkesin zirvesi kendine göre değişir. O derindekinin neden zirveye çıkmak için uğraşmadığını da o an anlar. Kıymet bilmek budur belki de...