Paylaşım için teşekkürler.


Günlerden bir gün Diyojen sepetinde güneşlenirken, onun namını çok uzak diyarlardan duyan, tarihin en başarılı savaşçılarından biri Büyük İskender yanına gelmiş. Fakat sepetteki Diyojen'den hiçbir kıpırdama yokmuş; aksine Diyojen yerine daha çok yerleşip güneşi içinde hissetmeye çalışıyormuş. Makedonya'dan Hindistan'a kadar büyük bir İmparatorluk kuran Büyük İskender, bu duruma çok bozulmuş. Diyojen'in başına gelip dikilmiş. İstediği her şeyi yapabileceğini, büyük bir imparator olduğunu göstermek için Diyojen'e, 'Dile benden ne dilersen?' demiş. Işıktan zor araladığı gözleriyle İskender'e söyle bir bakan Diyojen,
'Gölge etme başka ihsan istemem' diyerek imparatoru red etmiş. İskender, çok kızmakla birlikte ona bu davranışının sebebini sormuş. Diyojen, 'Ben nefsimi kendime esir ettim, onun tüm isteklerini çiğnedim. Ama sen ise servetin, saltanatın yani nefsinin istekleri ardında koşuyorsun. Sen nefsinin kölesisin, bana ne yardımın olabilir ki?' diyerek Büyük İskender'i şaşırtmış.

Günler bu tür olaylarla geçip giderken bir gün, dar bir sokakta Diyojen'in karşına zengin, kibirli başka bir adam çıkmış. Sokakta ikisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değilmiş. Gururlu ve kibirli zengin, hor gördüğü Diyojen'e tiksinerek bakarak, 'Ben bir serseriye yol vermem.' demiş. Diyojen ise kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı vermiş, 'Ben veririm!'

Diyojen bu tür hikayeleri ve savunduğu felsefesiyle herkesin içinde mutlu olmak için gerekti her şeyin barındığını anlatmaya çalışmış. Gerçek mutluluğun paraya, itibara ve maddesel her şeye bağımlılıkla asla mümkün olmadığını, çünkü dünyadaki en önemli şeyin hür olmak olduğunu hiç dilinden düşürmemiş.
Bu nedenle bir sebeple gittiği Atina sokaklarında elinde fenerle, 'Adam arıyorum adam!' diye dolanmış durmuş.