Çok da uzak olmayan bir zamanda umutsuz kalmıştık. Çok az bir zaman önce o uykuya bir türlü dalamamıştık. Aklımızdaki dalgaların arasında boğuluruz sanmıştık. Çabalamaya değmezdi, zaten pek de gücümüz kalmamıştı. İyi şeyler onları beklemediğin anda çalar kapıyı demişti birileri, gülmekten ölmeye yaklaşmıştık.

Fazla zaman geçmedi üzerinden ama birkaç gün bile her şeyi değiştirmeye yetermiş, bunu o zaman anlamamıştık.

Sonra toparlamak, yönünü kaybetmek ama nasılsa bir ara düzlüğe çıkmak, sonra tekrar batırmak, çok geçmeden karaya oturmak. Böyle böyle alışmak, kendini umutsuzluğa artık daha az kaptırmak.

Çünkü aslolan yaşamak, bu aslında yaşamak.