Hepimiz yaşamlarımız boyunca çok çeşitli sorunlarla karşılaşırız. Nefes alıp verdiğimiz sürece bitmez bu sorunlar. Kiminin şiddeti ağırdır, kimi basitliğiyle ağrıtır. Ama sorunsuz bir günümüz geçer mi?

Çoğumuz hayallerimizde; bundan falanca zaman sonra bir sahil kasabasına yerleşmeyi, deniz kenarında yaşamayı, köye taşınmayı, stresten uzaklaşmayı tahayyül ederiz. Neden? Sorunsuz bir yaşam düşleriz.

Kimimiz alkole verir kendini. Kimimiz gece hayatına. Kimi farklı yollara sapar. Sorunlar kadar, çözümler de farklıdır aslında. Peki bunlardan hangileri çözüm? Hangi sorun, gerçekten sorun?

Elbette bu yazıyı kaleme alırken bir kişisel gelişim makalesi yazmadığımı biliyorum ya da psikoloji uzmanı değilim. Ancak çok sıradan olacak olsa da, güç içimizde!

“Gerçeğin gücüyle yaşadığım sürece, kainatı bile fethedebilirim.” diye bir söz okumuştum vaktinde. Öyle değil midir? Problemlere yenilmemiz, o sorunun büyüklüğünden değil, gerçeklik algısını yitirişimizden. Sorunlar karşısında karamsarlığa düşüp realistliğimizi kaybettiğimiz anda, bizi o buhran içine çekiyor ve kendimizi “bu sorunla baş edemez” hissediyoruz. Yanlış!

Her sorunla baş edebilme kudreti içimizde gizli. Kimimiz bunu “Tanrı, insana kaldıramayacağı yükü yüklemez.” olarak tanımlıyor, kimimizse “Alayınız değil, kralınız gelsin.” şeklinde. Ama sonuç olarak; hayat döngüsünde her sorunun bir çözümü, her tünelin bir çıkışı, her karanlığın bir aydınlığı var. Onu bulabilmek önemli! Çaba harcamak, söküp almak, sonuca varmak, ışığa ulaşmak önemli.

İşte böyle olursa, sorunlar asla “sorunsal”a dönüşemez. Sorunsuz değil, sorunsalsız yarınlar dilerim.

Regex * 27 Temmuz 2018