Hayatı seviyorum,
İyisiyle, kötüsüyle...
Hayatımın zaman dilimlerine baktığımda, hayata ve insanlara olan bakış açımı düşünüyorum.
Her zaman bir yanım çok duygusal, bir yanım fazla akılcıydı...
İnsan ilişkilerim işte o biraz karışık...
Eskiden hep iyilik yap denize at kafasındaydım. Herkesin bir iyi yanı olduğunu, iyi olursan kimsenin seni üzmeyeceğini zannederdim.
Yaratılanı severdim, yaratandan ötürü...

Zamanla, her şeye yetişemediğinde, eksik bir şeyler kaldığında veya elinde olmayan sebeplerle insanlara iyilik yapamadığında, işte o zaman insanların gerçek yüzünü görmeye başlıyorsun.

Hayatım hep bu duruma alışmaya çalışarak geçti, alışabildim mi bilmiyorum. Ama fazlasıyla tecrübe edindim sanırım. Hayat artık benim bildiğim gibi ilerlemiyordu. İnsan ilişkileri menfaatle ilerliyor ve kendini düşünmüyorsan işte o zaman sınıfta kalıyorsun.

Bu durum beni üzüyor mu?
Tabi ki hayır.
Sevilmeyi hak etmeyen kimseye sevgimi heba etmemeyi öğrendim.
Duygusal da olsam, öyle dibi boylamıyorum. Çünkü biliyorum çıkış bileti her zaman kendi elimizde.
Ama bazen dipte kalmayı da sevmiyor değilim. Dipte kalmak, mutluluğun kıymetini bilmeyi öğretiyor bana.
Her anımdan, her yaşadığımdan anlamlar çıkarmayı seviyorum. Payıma düşen neyse alıyorum. Tabi öyle her şey değil. Anlamlı olan ne varsa.

Büyük şeyler çok mutlu etmiyor beni. Küçük dokunuşlar her zaman daha çok mutlu ediyor. Sürekli seni bilenlerin seni çıkarları için kullanmalarındansa, tanımadığın insanlar daha samimi geliyor.
Hiç tanımadığın kişilere yaptığın iyilik daha iyi hissettiriyor.

Hani bir söz var ya, "Malım seni vereyim de mi kötü olayım, vermeyeyim de mi?" diye. İşte günümüzde olay tam da bu. Versen de, vermesen de kötüsün. Hep kötüsün.
Bari vermede kötü ol değil mi?

Belki beylik laflar ediyorum, belki çok bilmiş gibi. Hayatımın ne zaman son bulacağını bilmiyorum, yaşam sonsuz değil belki ama bilgi sonsuz. Öğrenmenin sonu yok. Öğrendiklerimin, tecrübelerimin doğruluğunu iddia edemem. Hayat daha ne öğretebilir dediğin anda her zaman bir şeyler öğretiyor sana. Her zaman "Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğim" derim. Çok bilmiş gibi değil de, öğrendiklerimi kendimce telaffuz ediyorum. Belki benim doğrularım başkalarının yanlışıdır. Bakış açısı. Mesela kalem, kalemdir. Salt doğrudur. Kaleme silgi diyemeyiz. Ama "hayat tecrübesi" dediğimiz olgu, kişilere göre farklılık gösterir.

Bir de sonsuz olan bir şey daha var... Sevgi!
Aslında hayatın kuralı çok basitti.
Sevmek tek ilaçtı, hayatın yaralarına.
Aslında herkes sevmeyi bilebilseydi belki hayat bu kadar acımasız olmazdı.
Gerçi şu soruyu sormak lazım "Acımasız olan hayat mı? İnsanlar mı?
Hayat değil aslında. İnsanlar ve egoları hayatı zehir eden...
Ne yapıyorsak kendi kendimize yapıyoruz.

Bir zamanlar bende Polyannaydım, Güzin abla gibiydim. İyimserlikten ve çevremdekilerin yanında olmaktan, şimdi en çok yalnız kalanım...

Yalnızlığımdan şikayetçi değilim, boş kalabalıktansa yalnızlık iyi...

Dik ve güçlü durduğunda, kimse yıkamıyor seni.

Bir de her zaman nerede nasıl davranman gerektiğini bilmek lazım. Elbette iyilik yapılacak yerler var, kalbimizin içini göstereceğimiz insanlar.
Mesela susmamız veya konuşmamız gereken yerler...
Aslında her şeyin, yeri ve zamanı var...
Yeri ve zamanında yapılmayan şeylerin bazen ne anlamı, ne değeri, ne de katkısı oluyor hayatına.

Bazen haddini bilmeyene, haddini bildirmek,
Bazen de, cahille cahil olmaktansa susmayı bilmek...

İşte hayat aslında tam da böyle... Yer ve zaman meselesi.


* * *

O değil de, öyle üç beş bir şeyler karalayayım diye geldim, koca sayfa olmuş yine... Kaptırdım mı, gidiyor...
Yazdıklarım aslında öyle hayat tecrübesi de sayılmaz. Zaten tecrübelerimden de bahsetmedim. Düşüncelerim diyelim. Hayatta ne acılar çeken insanların yanında, benim edindiğim üç beş önemsiz tecrübenin, kafamdan geçen düşüncelerin esamesi bile okunmaz...

Neyse böyle işte günlük