Herşey çocukluğumuzda yazılıyor bilincimize. Çocukluğunda sana ekilenleri büyütüyorsun ömrün boyunca. Kökleri derin oluyor çocuklukta ekilenlerin. Ondan sebep çıkarıp atmak istediğinde kan akıtmadan sökemiyorsun hiçbirini. Lakin herkesin unuttuğu şu ki, zaaftır aslolan, neye zaafın olduğu değil. Çünkü zayıf insan bağımlılığının yerine koyacak bir şeyi her koşulda bulur. A olmazsa B.

Ayla Kutlu'nun en sevdiğim romanlarından biri olan Emir Bey'in Kızları'nda Nevnihal der ki:

Ben ne ağustos böceği oldum ne karınca. Ben bir kelebektim. Upuzun ömürlü... Severim dünyanın sefasını. Sefa sürmek, güzelliklerden kâm almayı bilmek, ama onun ardındaki şeyleri incitmemektir.

... Dünyayı sevdiğim doğrudur. Dünyanın tadını, rengini de. Onun renginin karmakarışık olduğunu bilirim. Bildik hiçbir şeye benzemediğinden anlatılamayacak olduğunu.

Bunca saçma sapan lakırdı dönerken ortalıkta derim ki ne ağustos böceği olalım ne karınca. Bir kelebek olalım upuzun ömürlü. Sevelim dünyanın sefasını, kimseleri incitmeden, üzmeden. Sevelim dünyayı tüm tadına tuzuna rağmen. Anlaşılamayan renklerine, karmakarışık düzenine rağmen.