İnsan bazen terkediliyor karanlıklara. Bazen de doğuştan mahkumdur yalnız olmaya.
Sevgilim, sende böyle yapabiliyorsan bana, ruhumu parçalayıp sofrasına meze yapanların hiçbir suçu yok, öfkeli olmamalıyım onlara.
Büyükanne masalları kadar masum koşmuştum sana oysa, aslına bakarsan seni sen yapanı saklamıştım hep adının yanına yüklediğim anlamlarda.
“Her şey çok güzel olacak” dediğim zaman, inanmış gibiydin sanki. Sahiden inanmalıydın da.
Ruhumu çıkartırken üzerimden, üzerindeki bütün karanlıkları silkelemiştim üzerini örterken, tenin lekelenmesin, hiç kimseler seni üzemesin diye.
Küfürler savurup, lanetler yağdırmıştı ruhum seni üzebilen adamlara. Aslında yüreğin o adamlarda atıyormuş hala benim yanımda olduğun zamanlarda. Bir insanı kazanabilmek için ona değer değil eğer vermek gerekiyormuş, bunu öğrendim içimi sızlatan bir acıyla.
Yapılacak birçok şey vardı daha, gerçekleştirmem gereken hayallerin, tebessümlerinde adım yazacaktı, mutlu olacaktım.
Kendi hayallerimi rafa kaldırmanın hüznü hiç yansımayacaktı yüreğime ve bedenime. Çünkü mutlu olacaktım, her şey çok güzel olacaktı.
Bunun için koşmuştum sana doğru, bunun için hiç canım yanmamıştı dizimdeki yaralardan. Haberim vardı yandığın yangınlardan, anlayışlıydım da. Çünkü her şey çok güzel olacaktı, mutlu olacaktın. İçindeki yangını söndürebileceğimi sanıp, vurdum sırtıma bütün ferah hislerimi.
Sana doğru koşarken hiç yorulmadım. İnsan sevdikleri için yorulmaz, hüznü eritmesini bilir. Sorun yok gidişinde, gelişinde olmadığı gibi.
Sorunsuz geldin, sorunsuz gidiyorsun. Sadece biraz acı. Onu da ben sorun etmiyorum. İlk değilsin yüreğime çentik atan ama sondun.
Çünkü ben artık yoruldum, çünkü ben artık inanmıyorum. Huzur yok, güven yok. Bunlar sadece aptalları avutmak için uydurma masallar.
Sen... Sen yine de her şeye değiyorsun. Uğrunda acı çekilesi, ızdıraplara boğulunası bir insansın. Sen, masumiyetin ne olduğunu anlayamayacak kadar aptalsın. Acı bürümüş gözlerini, alışkanlıkların kör etmiş