Saray, park alanında bir tepenin üzerinde konumlanmış. Açık havada Lizbon’un metropollerinden bile rahatça görülüyor. Mimarisi 19’uncu yüzyıl romantizminin belirgin temsilcilerinden. Portekiz’in ulusal anıtlarından ve yedi harikasından biri.
Pena, yüzyıllar boyunca küçük bir manastırmış. 1755 Büyük Lizbon Depremi’nde harabeye dönüşmüş. 1838’de Kral 2’nci Ferdinand, eski manastırı ve Mağrib Kalesi’ne kadarki alanı düzenleyip yazlık saray yaptırmaya karar vermiş.
Son Portekiz Kraliçesi Amelia’nın sürgüne gitmeden önceki gecesini geçirdiği saray, 1910’da cumhuriyetin ilanıyla ulusal anıtlar kategorisine alınmış, müzeye dönüşmüş. Bugün yabancı konukları ağırlıyor.
Karmaşık mimarisiyle şaşırtan saray pek büyük değil. Kademeli olarak geçilen iki geniş iç avluya sahip. Cephedeki, üslup karmaşası, renk cümbüşü, yapıyı benzersiz, kategori dışı bir konuma oturtmuş. Konumuyla da iddialı. Atlas Okyanusu’na ve geniş bir ormana yukarıdan bakıyor.
Bir uçurumun başındaki işaret taşı Avrupa’nın en batı noktasını gösteriyor. 140 metre yüksekliğindeki kayalıkların üstünden okyanusu görülüyor..
Coğrafi olarak, vurgulayıcı bir konumda olmak, sanki kıtayı biz keşfetmişiz gibi bir mutluluk veriyor.
Portekizliler, kaşiflerin ve büyük gemicilerin Portekiz’den çıkması şaşırtıcı değil. O kadar koyu, kararlı ve azametli bir havası var ki okyanusun, sizi kendine doğru çekiyor ve karşı koymakta zorlanıyorsunuz.
