Düşün. Düşün ki ; Ben bir cinayet işledim ve sendeki beni vicdansızca defnettim. Ben seni içimde öldürmek pahasına sevmiştim. Peki ya sen? Bir ben var mıydı içinde, benim bile tasvir edemediğim hatta bilemediğim?

İnsan acılarına rağmen kıyıyor bazen kendine, hattan kendinden öte sevdiğine. Belirli periyodlarda işlenen bu cinayetler aslından öldürüyor katilin sadece kendini. Bir aşkın katili olmak pahasına sevmek nasıl büyük bir özveridir bilir misin sen? Sen bilebilir misin insanın sol yanını acıtan bir kangren gibi çıkarıp defnetmesini?

Bilemezsin. Sen hiç katil olabilecek kadar çok sevmemişsin. Sadece gitmişsin. Her şeyini toplayıp, kapanan kapıların seslerini bir aşkın son nameleri sanarak. Oysa her gidişin hançerinden damlayan kan boğmuş ardındakini, katil olduğunu bile bilemeden gitmişsin. Vicdan azabı duymaman bundan belki. Belki bundan kalp yerine sol yanında taşıdığın ağır taşın yüreğindeki hafifliği. Belki de aşkı sen en iyi tanıyansın. Kaybetmek aşkın ilk harfi.


‘Seni, gidişini seyretmek için sevmemiştim!’ dediğimde, ‘ Bense gideceğimi bile bile sevdim seni’ demen belki de aşkın gerçek tarifi.


Bir nefes kadar yakın olupta, bunca uzak durmak, görünmez dağları delmeye yetmedi.


Gömüldün en derinlere, acın hala taze…

Aşkın her bayramında üzerini örten ısırganları temizliyorum mezarından, dualarım seninle. Kuytu, karanlık ve nemli bir aşkın kalıntılarını anar gibi bir ayinle… Artık yüreğinim mezarlıkları senin, sense sevdiklerinin...