Berlin'de içimde büyük bir ölüm özlemi oluşuyor. Doğaldır, yaşam için bu kadar çok dürtünün olduğu yerde ölüm de çoğalır.

Sen tüm kentten daha yalnızdın. Okyanus gibi bir yalnızlık.

"Biz kendimizi kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız" diyor Pavese’nin bir kahramanı.

Orazio: Belbo'da ne kadar kalacaksın? Kadın: Rüzgarlarımı yeniden buluncaya kadar...

Yaşadığım anların, onları yaşarken anıya dönüştüğünü algılar, onları yaşarken anılaştırırdım. Sonra bunu en güzel biçimde Savinio'da okudum: Yaşanan an da anı olacak.

Acılar olmadan yazılabilir mi? Edebiyat, yaşam ve ölümün sınırların artık acıları tutamadığı, tutmaya yeterli olmadığı yerde başlamıyor mu?