Yakın ve sevilen kişinin kaybı; yaşamın dengesini alt üst eden vurucu bir güçtür. Yumuşak karnımıza atılan bir bıçak darbesi belki de ömür boyu yaşanacak bir kanama olarak devam edecektir.



Ana ya da babamızı yitirmekle çocukluğumuz biter; çocuğumuzdan uzun yaşamak ise bütün ölümler zamanından önce gelir.



Ölümün ardından yaşadıklarımız sadece kendimizle ilintili değildir. Acı kaybımızı “geride kalanlarla” yaşarız. Acıyı yaşama biçimimiz kaybımızdan en çok etkilenenlerdir. Bunların arasında ise çocuklarımız ilk sıradadır.



Diğer bütün algıları gibi ölenin onları cezalandırdığını düşünebilirler. Ölüm artık bilinmeyene duyulan bir korku halini almıştır ve dönüşü olmayan bir yolculuktur.



Ölümün konuk olduğu evlerde yaşayan çocuklar ölümü gizemli bir ülkeye yapılan ilginç seyahat gibi gösteren özendirici masallar ya da yas ritüelleri bitene kadar çocuğu başka bir yere gönderme gibi yanlışlıklardan kaçınılmalıdır.



Her hangi bir kararsızlık anında mutlaka bir psikologa danışılmalıdır. Ölümle ilgili gerçek çok geciktirilmeden ve en yakın kişi tarafından çocuğa bildirilmelidir. Çocuğun en yakını her şey yolundaymış gibi davranabilir. Size bencilce gelen sözler sarf edebilir. Yargı yapmaktan kaçının ve çocuğun dışa yansıtmasına imkân verin.