o söylenmemiş söz girmeseydi keşke aramıza,
keşke suskun ve keskin dilimizi, atsaydık dipsiz kuyulara;
o yaşanmamış an yaşanmasaydı keşke,
keşke, birbirimize batan bakışlarımızı gömseydik toprağa,
o ölü dokunuşlar girmeseydi keşke aramıza;
ne olurdu öfkemizi soyunsaydık bir anlık derin bir soluğa,
vahşi atlar gibi şaha kalkan ruhumuzu, bıraksaydık kendi özgür otlağına,
parmak izlerimizin yaraladığı o kadehleri,
keşke parçalasaydık ölü kelimeler sunağı dudağımızda,
o şaraba, o ekmeğe ve ahde vefaya,
o mum aydınlığına bir küfrü sığdırmak yerine,
inansaydık keşke birbirimize;
olmasaydı, yaşanmasaydı keşke o yaşanmamışlık,
gece yalnızlığında küçülen tedirgin sokaklar gibi,
yağmasaydı o kar, gölgemizi soğutan camlara,
o şubat erimeseydi o sokak lambası aydınlığında,
karanlık başını koymasaydı rüya huzuru yastığımıza,
o yorgan, toprak doğurganlığında örtmeseydi keşke günahlarımızı,
buz ölüsü bedenimiz çivilenmeseydi keşke hırsa,
o öfkeli çığlık çaresizliğin suyunu bulandırmasaydı,
parça parça kanatsaydı damağımızı o hıçkırıklar;
olmasaydı, temaslarımız yaralamasaydı keşke bizi,
yanıp kül olsaydı o mütereddit dili bedenimizin
çıkmasaydık insan olmaktan,
o yaşanmamışlığı keşke, yaşamasaydık en baştan,
daha çok kadın, daha çok erkek kalsaydık keşke,
keşke, ilkel yanımız çıkmasaydı günyüzüne;
daha çok insan kalbilseydik keşke!









Normal