![]() |
|
Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Adamlığın Yolu Nerdense, Bul Da Girmeye Bak Nasihatım sana: Her şeyle iştigali bırak; Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak. Adam mısın: Ebediyyen cihanda hürsün, gez; Yular takıp seni bir kimsecikler sürükleyemez. Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere; Küfür savurma boyun kestiğim semercilere. |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
ALINLAR TERLEMELİ Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da, Bugün bir serserî, bir derbedersin kendi yurdunda! Hayat elbette hakkın, lâkin ettir haykırıp ihkâk; Sağırdır kubbeler, bir ses duyar: Da'vâ-yı istihkâk Bu milyarlarca da'vâdan ki inler dağlar, enginler; Otumıuş, ağlıyan âvâre bir mazlûmu kim dinler? Emeklerken, sabî tavrıyla, topraklarda sen hâlâ, Beşer doğrulmuş, etmiş, bir de baktın, cevvi istîlâ! Yanar dağlar uçurmuş, gezdirir beyninde dünyânın; Cehennemler batırmış, yüzdürür kalbinde deryânın; Eser a'mâkı, izler keşfeder edvâr-ı hilkatten; Deşer âfâkı, birşeyler sezer esrâr-ı kudretten; Zemin mahkûmu olmuştur, zaman mahkûmu olmakta; O, heyhât, istiyor hâkim kesilmek bu'd-i mutlakta! Yaşanmaz böyle tek tek, devr-i hâzır. Devr-i cem'iyyet. Gebermek istemezsen, yoksa izmihlâl için niyyet, "Şu vahdet târumâr olsun!" deyip saldırma İslâm'a; Uzaklaşsan da îmandan, cemâ'atten uzaklaşma. İşit, bir hükm-i kat'î var ki istînâfa yok meydan: "Cemâ'atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah(c.c.)'tan. ---------- Gebermek istiyorsan, başka! Lâkin, korkarım, yandın; Ya sen mahkûm iken, sağlık ölüm hakkın mıdır sandın? Zimâmın hangi, ellerdeyse, artık onlarınsın sen; Behîmî bir tahammül, varlığından hisse istersen! Ezilmek, inlemek, yatmak sürünmek var ki, âdettir; Ölüm dünyâda mahkûmîne en son bir sa'âdettir: |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Ahlakımız Yükselmeli Sade bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli: Bir halas imkanı var: Ahlakımız yükselmeli, Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsranımız... Çünkü hem dünya gider, hem din, eğer yapmazsanız. |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
ÂMİN ALAYI “Gözüm ki kane boyandı, şarâbı neyliyeyim? Şarâbı neyliyeyim? Ciğer ki odlara yandı, kebâbı neyliyeyim? Kebâbı neyliyeyim? Ne yâre yaradı cismim, ne bana, bilmem hiç! İlâhi, ben bu bir avuç türâbı neyliyeyim? Türâbı neyliyeyim? Âmin! Amin!" En önde, rahlesi âguş-i ihtirâmında Ağır ağır yürüyen bir dokuz yaşında melek; Beş on adım geriden, pîş-i ihtişâmında, Şafak ziyâları hattâ ufûl edip gidecek Kadar lâtîf, iki ma'sûmu bir açık payton Vakâr u nâz ile çekmekte; arkasında bunun, Küçük adımlı yaman bir tabur ki hayli uzun O rûhtan daha sâfi olan yüreklerden, Zaman zaman bir ilâhî terâne yükseliyor; Bu cûş-i saffetin aksiyle tâ meleklerden Zemîne doğru bir "amîn!" sadâsıdır geliyor. Muhîti her birinin bir sabâh-ı nûrânûr, Bütün bu kâfile efrâdı, pür-sürûd-i sürûr, Yarıp önünde duran halkı muttasıl gidiyor! Bu bir ketîbe-i ma'sûmedir ki, ey millet: Selâma durmalısın şanlı rehgüzârında; Bu bir cenâh ki: Atîde bir ufak hareket Yapıp cihanları oynatmak iktidârında! Gelir de sâye-i imdâd-ı Hak'ta bir gün, bu, Girer diyâr-ı meâlîye doğrûdan doğru. Bu ancak işte, eğer varsa, şanlı bir ordu! Evet, ilerlemek isterse kârbân-ı şebâb, Yolunda durmaya gelmez. O çünkü durmıyarak Sabâh-ı sermed-i âtîye eylemekte şitâb; O çünkü isteyemez hâle katlanıp durmak! Onun kudûmü için nâzenîn-i istikbâl, Açar da sîne, o olmaz mı per-güşâ-yi visâl? Durur mu artık onun karşısında, mâzî, hâl? Fakat o zemzemeler uçtu hep dudaklardan... Sürûd-i neşve bu âlemde pek süreksizdir! Ağır ağır geçiyorken alay sokaklardan, Gelir de caddenin ağzında mıhlanır, dikilir, Mehîb-manzara bir anlı şanlı gerdûne; çinde pudralı üç kanlı çehre! Neyse yine, Yol açtı bir iri ses mevkibin geçip önüne: - Siz ey heyâkil-i bî-rûhu devr-i mâzînin, Dikilmeyin yoluna kârbân-ı âtînin; Nedir tarîkını kesmekte böyle isti'câl? Durun, ilerlesin Allâh için, şu istikbâl. |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
ÂTİYİ KARANLIK GÖREREK AZMİ BIRAKMAK... "Oğullarım: Gidiniz de Yusuf'la kardeşini araştırınız; hem sakın Allah'ın inayetinden ümidinizi kesmeyiniz. Zira, kâfirlerden başkası Allah'ın inayetinden ümidini kesmez." (Yusuf, 87) Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak... Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak. Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle. İmânı olan kimse gebermez bu ölümle: Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir." Davransana... Eller de senin, baş da senindir! His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin? Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin. Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz? Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz? Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın? Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın! Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan. Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk! Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk! Herkes gibi dünyâda henüz hakk-ı hayâtın Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın? Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun. Ümmîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun! Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: Çözülmez... En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez! Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile şirkin; Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman, Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan, Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma; Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma! Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş... Sesler de: "Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş!" Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından, Tek kol da "yapışsam..." demiyor bir tarafından! Sâhipsiz olan memleketin batması haktır; Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır. Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar.. Uğraş ki: Telâfi edecek bunca zarar var. Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır! Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır! "İş bitti... Sebâtın sonu yoktur!" deme, yılma. Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma. |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Ayrılık Hissi Nasıl Girdi Sizin Beyninize? Müslümanlık sizi gayet sıkı, gayet sağlam, Bağlamak lazım iken, anlamadım, anlıyamam, Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize? Fikr-i kavmıyyeti şeytan mı sokan zihninize? Birbirinden muteferrik bu kadar akvamı, Aynı milliyetin altında tutan islam'ı, Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir. Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir... Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez.. Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez! Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan; Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan. Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah, Ecnebiler olacak sahibi mülkün nagah. Diye dursun atalar: 'Kal'a içinden alınır.' Yok ki hiç bir kişiden... Millet-i merhume sağır! Bir değil mahvedilen devlet-i islamiyye... Girdiler aynı siyasetle bütün makbereye. Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; Toplu vurdukca yürekler, onu top sindiremez. Bırakın eski hükümetleri meydandakiler Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer. işte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti! işte Irak'ı da taksim ediyorlar şimdi. 30 Muharrem 1331 27 Kanunuevvel 1328 1913 |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
AZİMDEN SONRA TEVEKKÜL "- Allah'a dayanmak mı? Asırlarca dayandık! Düşdükse bu hüsrâna, onun nârına yandık! Yetmez mi çocukluktaki efsâneye hürmet? Dersen ki: Ufuklarda bir aydınlık uyansın; Mâzîyi ateş vermeli, baştan başa yansın! Şaşkınlık olur köhne telâkkîleri ihyâ; Şeydâ-yı terakkî, koşuyor, baksana dünyâ. Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır; Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır!" - Allah'a değil, taptığın evhâma dayandın; Yandınsa eğer, hakk-ı sarîhindi ki yandın... Meflûc ederek azmini bir felc-i irâdî, Yattın, kötürümler gibi, yattın mütemâdî! Mâdem ki didinmez, edemez, uğraşamazsın; İksîr-i bekâ içsen, emîn ol, yaşamazsın. Mevcûd ise bir hakk-ı hayat ortada, şâyed Mutlak değil elbette, vazîfeyle mukayyed. Takyîd-i İlâhî ki: Bilâ-kayd ona münkâd, Kalbinde cihanlar darabân eyliyen eb'âd. Lâ-kayd olamazdın, biraz insâfın olaydı, Duydukça bütün sîne-i hilkatten o kaydı |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Azmine Sarıl Ye's öyle bir bataktır ki, Düşersen boğulursun Azmine sarıl sımsıkı Bak ne olursun |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
BAYRAM Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır; Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır! Bayramda güler çehre-i mâ'sûm-i sabâvet, Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda; Her dîdede bir rûh demâdem cevelândır. Âlâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd Feyzindeki te'sîr ile âsûde revandır. Ferdâ-yı sükûn perveridir sâl-i cidâlin, Nevmîd düşen kalbe ümîd-âver-i candır. Heycâ-yi maîşetteki feryâd-ı mehîbin Dünyâda biraz dindiği an varsa bu andır. Subhunda bahârın şu sabâhat bulunur mu? Bak çehre-i gabrâya: Nasıl şen, ne civandır! Her sînede bir kalb-i meserret darabanda, Her kalbde bir âlem-i eşvâk nihandır. Raksân oluyor cünbüş-i dûşiyle anâsır, Gûya ki bütün sadr-ı zemin pür-galeyandır. Eşbahı da cûşân ediyor feyz-i mübîni, Yâ Rab bu nasıl rûh-i avâlim-sereyandır! |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
BEBEK YÂHUD HAKK-I KARÂR Bizim Cemîle Ferîde'yle bir sabah gelerek, Unutma beybaba, akşam birer hotozlu bebek, Getir, kuzum... " dediler. Ben de kızların keyfi Kırılmasın diye reddetmedim şu teklîfi. Kiraz dudaklı, üzüm gözlü, inci dişli, iki Edâlı yosma getirdim. Aman o akşamki, Sevinme hâlini bir görmeliydi yavruların! Durup oturmadılar hiç, dedim: "Yatın da yarın, Bütün gün oynayınız... "Nerde! Kim yatar? O gece, - Yemekte sızmaya me'lûf olan - Ferîde'mce Kabûl olunmıyacak söz olursa, yatmaktı. Yatar mı hiç? O nasıl hisli bir yumurcaktı. Ferîde'nin yaşı beş yok; Cemîle'ninki yedi; Şu var ki, abla hanım pek hanım tavırlı idi. Büyük kız oynadı bir parça, sonradan yattı; Küçük sabâha kadar hep bebeğ’ni hoplattı. Ne ninniden alıyormuş, ne öyle hoppaladan... "Işıl ışıl bakıyor â! bebek değil, afacan!" Sabaha karşı tükenmiş mecâli yavrucuğun: Mışıl mışıl uyuyor... Değmeyin aman uyusun. |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
BİR ARİZA Ey bâd-ı sabâ uğrayacaksın ya şimâle? Bilmem, bir işim var, sana etsem mi havâle? Vaktâ ki sekiz yüz milli bir nefhada geçtin; Vaktâ ki bizim yerleri rü'yâ gibi seçtin; Dikkatle bakın: Marmara'nın göğsüne yatmış, Sırtındaki örtüyse bütün zümrüde batmış, Bir, Heybeli, derler - bileceksin - ada vardır. Etrâfı da az çok ona benzer adalardır... Gördün ya? Evet. Şimdi bu sâhilde biraz dur: Herkes gibi Abbas Paşa'nın köşküne başvur. Sen yolcu adamsın, bakan olmaz ki kusûra... Arz ettirerek ismini, çıktın mı huzura |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Bir Gece Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi, Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi! Lâkin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler; Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi! Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî'î: Bir kere, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi; Bir kere de, ma'mure-i dünyâ, o zamanlar, Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi. Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta; Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi! Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi. Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz, Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi! Bir nefhada kurtardı insanlığı o ma'sum, Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi! Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi; Zulmün ki, zevâl akılına gelmezdi, geberdi! Âlemlere, rahmetti, evet, Şer'-i mübîni, Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi. Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep; Medyûn ona cem'iyyeti, medyûn ona ferdi. Medyûndur o ma'sûma bütün bir beşeriyyet... Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret. |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed, Aylar bize hep muharrem oldu! Akşam ne güneşli bir geceydi... Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu! Âlem bugün üç yüz elli milyon Mazlûma yaman bir âlem oldu! Çiğnendi harîm-i pâki şer'in; Nâmûsa yabancı mahrem oldu! Beyninde öten çanın sesinden Binlerce minâre ebkem oldu. Allah için, ey Nebiyy-i mâsûm, İslâm'ı bırakma böyle bîkes, İslâm'ı bırakma böyle mazlûm. (30 mayıs 1330) (1914) |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Ordunun Duası Yılmam ölümden, yaradan, askerim Orduma 'Gazi' dedi Peygamber'im Bir dileğim var ölürüm isterim Yurduma tek düşman ayak basmasın Amin desin hep birden yiğitler Allahu ekber gökten şehitler Amin! Amin! Allahu ekber Türk eriyiz silsilemiz kahraman Müslümanız Hakk'a tapan müslüman Putları Allah tanıyanlar, aman Mescidimin boynuna çan asmasın Amin desin hep birden yiğitler Allahu ekber gökten şehitler Amin! Amin! Allahu ekber Millet için etti mi ordum sefer Kükremiş arslan kesilir her nefer Döktüğü kandan göğe vursun zafer Toprağa bir damlası boşa akmasın Amin desin hep birden yiğitler Allahu ekber gökten şehitler Amin! Amin! Allahu ekber Ey ulu Peygamberimiz nerdesin Dinle minaremde öten gür sesin Gel! Bana yar ol ki cihan titresin Kimse dönüp süngüme yan bakmasın Amin desin hep birden yiğitler Allahu ekber gökten şehitler Amin! Amin! Allahu ekber |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Olmaz ya... Tabii... Olmaz ya... Tabii... -Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? - (Kuran-ı Kerim) Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan! Öyleyse cehalet denilen yüz karasından Kurtulmaya azmetmeli baştanbaşa millet. Kâfi değil mi, yoksa bu son ders-i felaket? Son ders-i felaket neye mal oldu? Düşünsen: Beynin eriyip yaş gibi damlardı gözünden! 'Son ders-i felaket' ne demektir? Şu demektir: Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir! Zira, yeni bir sadmeye (çarpmaya) artık dayanılmaz; Zira, bu sefer uyku ölümdür; uyanılmaz! Coşkun, koca bir sel gibi, daim beşeriyyet, Müstakbele (geleceğe) koşmakta verip seyrine şiddet. Dağlar, uçurumlar, ona yol vermemek ister... Lakin o, ne yüksek ne de alçak demez örter! Akvam (kavimler, milletler) o büyük nehre katılmış birer ırmak... Elbet katılır... Hangisi ister geri kalmak? Bizler ki bu müthiş, bu muazzam cereyanla Uğraşmaktayız... Bak, ne kadar çılgınız anla! Uğraş bakalım, yoksa işin, hey şaşkın! Kurşun gibi sur'atli, denizler gibi taşkın Bir çağlayanın menba-i dehhaşına (dehşetli kaynağına) doğru Tırmanmaya benzer, yüzerek, başka değil bu! Ey katre-i avare (zavallı damla) , bu cuşun, bu huruşun Ahengine uymazsan, emin ol, boğulursun! Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık, Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yık! Bir baksana: gökler uyanık, yer uyanıktır; Dünya uyanıkken uyumak, maskaralıktır! Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet... Ey derd-i cehalet, sana düşmekte bu millet, Bir hale getirdin ki, ne din kaldı, ne namus! Ey sine-i islam'a çöken kapkara kâbus, Ey hasm-ı hakiki (derçek) , seni öldürmeli evvel: Sensin bize düşmanları üstün çıkartan el! Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun! İslam'ı da batsın, diye tutmuş ye diyorsun! Allah’tan utan! bari bırak dini elinden... Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen! Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat (susturmak) ? Allah’tan utanmak da olur, ilim ile... Heyhat! 18 Cemaziyelevvel 1331 11 Nisan 1329 1913 |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Nevruz'a İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum, Nevruz? Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işde gerek. Lafı bol, karnı geniş soyları taklid etme; Sözü sağlam, özü sağlam, adam ol, ırkına çek. |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Nerdesin La-mekanlarda mısın, nerdesin, ey gaib ilah? Dönerim enfüsü, afakı ezelden beridir. Serpilip kubbene donmuş, o ışık damlaları, Seni, yer yer arayan yaşlarımın izleridir! |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Necid Çöllerinde Yâ Nebi... Şu halime bak Nasıl ki bağrı yanar gün kızınca sahranın, Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın. Hârimi Pâkine can atmak istedim durdum, Gerildi karşıma yıllarca ailem yurdum. Tahammül et dediler, hangi bir zamana kadar, Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var. Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak, Önümde durmadı artık ne hanuman ne ocak. Yıkıldı hepsi, ben aştım diyar-ı Sudan’ı, Üç ay tihame deyip çiğnedim beyebanı. Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada, Yetişmeseydin eğer Ya Muhammed imdada. Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin, Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin. İradem olduğu gündür senin iradene râm, Bir an olsun yollarda durmak bana oldu haram. Bütün hayakil-i hilkat ile hasbihal ettim, Leyâle derdimi döktüm, cibali söylettim. Yanıp tutuşmadan yummadım gözümü, Nücuma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü? Azab-ı Hecrine katlandım elli üç senedir, Sonunda anlıma çarpan bu zalim örtü nedir? Üç beş sineyi hicran içinde inleterek, Çıkan yüreklere husran mı, merhamet mi gerek. Demir nikabını kaldır mezarı pâkinden, Bu hasta ruhumu artık, ayırma hakinden. nedir o meşale, nurun mu ya Resulallah Sükûn içinde bir an geçti, sonra kısa bir âh.... |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Müslümanlık Nerde Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile... Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile! Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir; Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir; İstemem, dursun o payansız mefahir bir yana... Gösterin ecdada az çok benziyen kan bana! İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yadigar, Çok değil, ancak Necip evlada layık tek şiar. Varsa şayet, söyleyin, bir parçacık insafınız: Böyle kansız mıydı -haşa- kahraman ecdadınız? Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına? Benzeyip şirazesiz bir mushafın eczasına, Hiç görülmüş müydü olsun kayd-i vahdet tarumar? Böyle olmuş muydu millet canevinden rahnedar? Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi? Böyle adet miydi bi-perva, yemek insan leşi? Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan... Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan! ... "His" denen devletliden olsaydı halkın behresi: Payitahtından bugün taşmazdı sarhoş naresi! Kurd uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi. Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi. Lakin, aşk olsun ki, aldırmaz otlarmış eşek, Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek! Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı... Hasmı, derken, çullanırmış yutmadan son lokmayı! ... Bu hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin usluba sok: Halimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok. Burnumuzdan tuttu düşman; biz boğaz kaydındayız; Bir bakın: hala mı hala ihtiras ardındayız! Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın: Vakti çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın! Davranın haykırmadan nakus-u izmihaliniz... Öyle bir buhrana sapmıştır ki, zira, halimiz: Zevke dalmak söyle dursun, vaktiniz yok mateme! Davranın zira gülünç olduk bütün bir aleme, Bekleşirken gökte yüz binlerce ervah, intikam; Yerde kalmış, naşa benzer kavm için durmak haram! ... Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yok mudur? Yoksa, istikbalinizden korkulur, pek korkulur. |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Meyhane Canım sıkıldı dün akşam, sokak sokak gezdim; Sonunda bir yeresaptım ki, önce bilmezdim. Bitince bir sıra ev, sonra bir de virane, Dikildi karşıma bir han kılıklı meyhane: Basık tavanlı, karanlık, sefil bir dükkan; İçinde bir masa, yahut civar tabutluktan Atılma çok ölü görmüş acıklı bir teneşir! Yanında hurdası çıkmış bir eski püskü sedir. Sakat, bacaksız on, on beş hasırlı iskemle, Kırık dökük şişeler, bir de çinko tepsiyle, Beş on kadeh, iki üç testi... Sonra tezgahlık Eden yan üstüne devrilme kirli bir sandık. Sönük sönük yanıyor rafta isli bir lamba... Önünde bir küme: fes, takke, hırka, salta, aba |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Leyla 'Barındırmaz mısın koynunda, ey toprak? ' derim, 'yer pek'; Döner, imdâdı gökten beklerim, heyhât, 'gök yüksek'. Bunaldım kendi kendimden, zamân ıssız, mekân ıssız; Ne vahşetlerde bir yoldaş, ne zulmetlerde tek yıldız! Cihet yok: Sermedî bir seddi var karşında yeldânın; Düşer, hüsrâna, kalkar, ye'se çarpar serserî alnın! Ocaksız, vâhalar, çöller; sağır, vâdîler, enginler; Aran: Beynin döner boşlukta; haykır: Ses veren cinler! Şu vîran kubbe, yıllardır, sadâdan dûr, ışıktan dûr; İlâhî, yok mu âfâkında bir ferdâya benzer nûr? Ne bitmez bir geceymiş! Nerden etmiş Şark'ı istîla? Değil canlar, cihanlar göçtü hilkatten, bunun, hâlâ, Ezer kâbûsu, üç yüz elli, dört yüz milyon îmânı; Boğar girdâbı her devrinde milyarlarca sâmânı! Asırlardır ki, İslâm'ın bu her gün çiğnenen yurdu, Asırlar geçti, hâlâ bekliyor ferdâ-yı mev'ûdu! O ferdâ, istemem, hiç doğmasın 'ferdâ-yı mahşer'se... Hayır, kudretli bir varlıkla mü'minler mübeşşerse; Bu kat kat perdeler, bilmem, neden sıyrılmasın artık? Niçin serpilmesin, hâlâ, ufuklardan bir aydınlık? O 'aydınlık' ki, sönmek bilmeyen ümmîd-i işrâkı, 'Vücûdundan peşîman, ölmek ister' sandığın Şark'ı, Füsünkâr iltimâ'âtıyle döndürmüş de şeydâya; Sürükler, bunca yıllardır, o sevdâdan bu sevdâya. Hayır! Şark'ın, o hodgâm olmayan Mecnûn-i nâ-kâmın, Bütün dünyâda bir Leylâ'sı var: Âtîsi İslâm'ın. Nasıldır mâsivâ, bilmez; onun fânîsidir ancak; Bugün, yâdıyle müstağrak yarın, yâdında müstağrak! Gel ey Leylâ, gel ey candan yakın cânan, uzaklaşma! Senin derdinle canlardan geçen Mecnun'la uğraşma! Düşün: Bîçârenin en kahraman, en gürbüz evlâdı, Kimin uğrunda kurbandır ki, doğrandıkça doğrandı? Şu yüz binlerce sönmüş yurda yangınlar veren kimdi? Şu milyonlarca öksüz, dul kimin boynundadır şimdi? Kimin boynundadır serden geçip berdâr olan canlar? Kimin uğrundadır, Leylâ, o makteller, o zindanlar? Helâl olsun o kurbanlar, o kanlar, tek sen ey Leylâ, Görün bir kerrecik, ye's etmeden Mecnûn'u istîlâ. Niçin hilkat zemîninden henüz yüksekte pervâzın? Şu topraklarda, şâyed, yoksa hiç imkân-ı i'zâzın, Şafaklar ferş-i râhın, fecr-i sâdıklar çerâğındır; Hilâlim, göklerin kalbinde yer tutmuş, otâğındır; Ezanlar nevbetindir: İnletir eb'âdı haşyetten; Cihâzındır alemler, kubbeler, inmiş meşiyyetten; Cemâ'atler kölendiı: Kâ'be'ler haclen... Gel ey Leylâ; Gel ey candan yakın cânan ki gâiblerdesin, hâlâ! Bu nâzın elverir, Leylâ, in artık in ki bâlâdan, Müebbed bir bahâr insin şu yanmış yurda, Mevlâ'dan. |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Kosova Nerede olsam karşıma çıkıyor bir kanlı ova Sen misin yoksa hayalin mi vefasız kosova Hani binlerce mefahirdi senin her adımın Hani sinende yarıp geçtiği yol Yıldırım'ın Hani asker, hani kalbinde yatan şah-ı şehid Söyle Meşhed öpeyim secde edip toprağını Yokmudur Murad'ın sende iki üç damla kanı |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Korkma! Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz. Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz; Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun, Meğer ki harbe giden son nefer şehid olsun. Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa, Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa, Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsar, Değil mi cephemizin sinesinde iman bir; Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir; Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz, Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz! Oğlum, Bu Temenni Neye Benzer, Bana Bak: Oğlum, bu temenni neye benzer, bana bak: Eşeklerin canı yükten yanar, aman derler, Nedir bu çektiğimiz derd, çifte çifte semer! Biriyle uğraşırken gelip çatar öbürü; Gelir ki taş gibi hain, hem eskisinden iri. Semerci usta geberseydi... değmeyin keyfe! Evet, gebermelidir inkisar edin herife. Zavallı usta göçer bir gün akibet, ancak, Makamı öyle uzun boylu nerede boş kalacak? Çırak mı, kalfa mı, kim varsa yaslanır köşeye; Takım biçer durur artık gelen giden eşeğe. Adam meğer acemiymiş, semerse hayli hüner; Sırayla baytarı boylar zavallı merkepler. Bütün o beller, omuzlar çürür çürür oyulur; Sonunda her birinin sırtı yemyeşil et olur. 'Giden semerciyi, derler, bulur muyuz şimdi? Ya böyle kalfa değil, basbayağı muallimdi. Nasıl da kadrini vaktıyla bilemedik, tuhaf iş: Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!' Nasihatım sana:'herzeyle iştigali bırak! Adamlığın yolu neredeyse, bul da girmeye bak! Adam mısın: ebediyyen cihanda hürsün gez; Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez. Adam değil misin, oğlum, gönüllüsün semere Küfür savurma boyun kestiğin semercilere. |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Hüsran Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı, İslâmı uyandırmak için haykıracaktım. Gür hisli, gür imanlı beyinler, coşar ancak, Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım! Haykır! Kime, lâkin? Hani sâhipleri yurdun? Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım; Feryâdımı artık boğarak, na'şını, tuttum, Bin parça edip şi'rime gömdüm de bıraktım. Seller gibi vâdîyi enînim saracakken, Hiç çağlamadan, gizli inen yaş gibi aktım. Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz; İnler "Safahât"ımdaki husran bile sessiz! |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Haya Sıyrılmış İnmiş Haya sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki heryerde Ne çirkin yüzleri örtermiş, meğer o incecik perde Vefa yok, ahde hürmet hiç, lafe-i bi medlul Yalan raiç, hiyanet mültezem, heryerde hak meçhul Ne tüyler ürperir ya rab, ne korkunç inkılab olmuş Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Hasta - Bence Doktor, onu siz soyarak dinleyiniz; Hastalık çünkü değil öyle ehemmiyetsiz. Sade bir nezle-i sadriyyemi illet? Nerede? Çocuğun hali fenalaştı son günlerde, Ameliyata çıkarken sınıf on gün evvel, Bu da gelmez mi? Dedim 'Kim dedi, oğlum sana gel? Nöbet üstünde adam kaçmalı yorgunluktan; Hadi yavrum, hadi söz dinle de bir parça uzan.' O zamandan beridir za'fi terakki ediyor; Görünen: bir daha kalkınması artık pek zor; Uyku yokmuş; gece hep öksürüyormuş; ateşin Oluyormuş biraz dindiği - Ben zaten işin, Bir ay evvel biliyordum ne vahim olduğunu Bana ihtara ne hacet, a beyim. Simdi bunu? Maamafih yeniden bakalım dikkatle: Hükmü kat' i verelim, etmeye gelmez acele. - Çağırın hastayı gelsin. - Kapının perdesini, Açarak girdi o esnada düzeltip fesini, Bir uzun boylu çocuk.. Lakin o bir levha idi..! Öyle bir levha-i rikkat ki unutmam ebedi, Rengi uçmuş yüzünün, gözleri çökmüş içeri. Elmacıklar iki baştan çıkıvermiş ileri. O şakaklar göçerek cepheyi yandan sıkmış; Fırlamış alnı, damarlarla beraber çıkmış, Bet-beniz kül gibi olmuş uçarak nur-i şebâb; O yanaklar iki solgun güle dönmüş, bitâb! O dudaklar morarıp kavlamış artık derisi; Uzamış saç gibi kirpiklerinin her birisi! Kafa yük gibi kesilip boynuna, çökmüş bağrı; İki değnek gibi yükselmiş omuzlar yukarı. - Otur oğlum seni dikkatlice bir dinleyelim … Soyun evvelce, fakat … - Siz soyunuz yok halim! Soydu bîçâreyi üç-beş kişi birden, o zaman Aldı bir heykeli uryân-i sefalet meydan Yok bu kemik külçesinin dinlenecek bir ciheti: ' Bakmasak hastayı nevmid ederiz belki ' diye; Çocuğun göğsüne yaklaştım biraz dinlemeye: Öksür Oğlum … Nefes al…Oldu, giyin; Bakayım nabzına... A’ la... Sana yavrum, kodein Yazayım, öksürüyorsun, O, keser, pek iyidir… Arsenik hapları al, söylerim eczacı verir. Hadi git, kendine iyi bak… - Nasıl ettin doktor? - Edecek yok, çocuk artık yola girmiş, gidiyor! Sol taraftan rienin zirvesi tekmil çürümüş; Hastalık seyr-i tabiisini almış yürümüş. Devri salisteki asarı o mel'un marazin Var tamamıyle, değil hiçbir eksik arazin. Bütün a'raz, sehikiyle, zefiriyle… - Yeter! Hastanın çehresi meydan da! İnsanda meğer Olmasın his denilen şey.. O değil, lakin biz Bunu ' Tebdil-i hava ' derde nasıl göndeririz? Surda üç-beş günü var.. Gönderelim Yolda ölür…. ' Git! ' demek, hem, düşünürsek ne büyük bir zuldür! Hadi göndermeyelim.. Var mı fakat imkanı? Kime dert anlatırız? Bulsan a derdi anlayanı! - Sözünüz doğru, Müdür bey; ne yapıp yapmalı; tek Bu çocuk gitmelidir. Çünkü eminim, pek pek, Daha bir hafta yasar, sonra sirayet de olur; Böyle bir hastayı gönderse de mektep ma'zur. - Bir mübaşşir çağırın. - Buyrun efendim. - Bana bak: Hastanın gitmesi herhalde muvafık olacak. ' Sana tebdil-i hava tavsiye etmiş doktor. Gezmiş olsan açılırsın..' diye bir fikrini sor. ' İstemem! ' de o fakat dinleme, iknaa çalış; Kim bilir, belki de biçare çocuk anlamamış? - Şimdi tebdil-i hava var mı benim istediğim? Bırakın halime artık beni, rahat öleyim! Üç buçuk yıl bana katlandı bu mektep, üç gün Daha katlansa kıyamet mi kopar? Hem ne içün Beni yıllarca barındırmış olan bir yerden. ' Öleceksin! ' diye koğmak? Bu koğulmaktır. Ben, Kimsesiz bir çocuğum nerde gider yer bulurum? Etmeyin sokaklarda perişan olurum! Anam ölmüş babamın bilmiyorum hiç yüzünü; Sanki atideki mevhum refahım giderek, Onu çalkandığı hüsranlar, içinden çekecek! Kardeşim kurduğun amali devirmekte ölüm; Beni göm hurfe-i nisyana, ben artık öldüm! Hangi bir derdim için ağlıyayım, bilmiyorum. Döktüğüm yaşları çok görmeyiniz; mağdurum! O kadar sa'y-i beliğin bu sefalet mi sonu? Biri evvelce eğer söylemiş olsaydı bunu, Çalışıp ömrümü çılgınca heba etmezdim, Ben bu müstakbele mazimi feda etmezdim! Merhamet bilmeyen insanlara bak, Yarabbi, Koğuyorlar beni bir sail-i avere gibi! - Seni bir kerre koğan yok, bu sözün pek haksız. ' İstemem yollamayın ' dersen eğer, kal, yalnız.. Hastasın.. - Hem Verem'im! Söyle, ne var saklayacak! - Yok canim, öyle değil… - Öyle ya herkes ahmak, Bırakırlar mi, eğer gitmemiş olsam acaba? Doğrudur gitmeliyim.. Koşturunuz bir araba. Son sınıftan iki vicdanlı refikin koluna Dayanıp çıktı o biçare, sefalet yoluna. Atarak arkaya bir lemba-i lebriz-i elem, Onu teb'id edecek paytona yaklaştı ' Verem'! Tuttu bindirdi çocuklar sararak her yerini, Öptüler girye-i matem dökerek gözlerini; - Çekiver doğruca istasyona …. - Yok, yok, beni ta, Götür İstanbul’a bir yerde bırak ki; guraba, - Kimsenin onlara aldırmadığı bir sırada - Uzanıp ölmeye bir şilte bulurlar orada! |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
fatih Camii Eğildi sonra o dağlar huzurunda ALLAH'ın Kapandı secdeye sonra korkusuyla ALLAH'ın İnayetiyle ALLAH kaldırınca herbirini Semaya doğru o dağlar da açtı ellerini O anda yüreklerden öyle dehşetli bir feryat koptu Ki ruhum sonsuza dek hatırlayacak bunu! Kesildi bir aralık inleyen hüzünlü sesler... Ne oldu Arş'a kadar yükselen o yanıp yakılmalar, O coşku içindeki iman? Evet! çağlayarak işte rahmeti ALLAH'ın... Bütün yüreklere serpildi kubbeden bir ruh güvenmenin, huzurun ruhu... |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Ey Yolcu, Uyan! ''Allah'a dayandım! '' diye sen çıkma yataktan... Ma'na-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nadan! Ecdadını, zannetme, asırlarca uyurdu; Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu? Üç kıt'ada, yer yer, kanayan izleri şahid: Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücahid. Alemde ''tevekkül'' demek olsaydı ''atalet'' Miras-ı diyanetle yaşar mıydı bu millet? Çoktan kürenin meş'al-i tevhidi sönerdi; Kur'an duramaz, Nezd-i İlahi'ye dönerdi. ''Dünya koşuyor'' söz mü? Beraber koşacaktın; Heyhat, bütün azmi sen arkanda bıraktın! Madem ki uyandın o medid uykulardan, Bir parçacık olsun, hadi, hiç yoksa, kımıldan. Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz; Davranmayacak kimse bu meydana atılmaz. Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da; Maziyi, fakat, yıkmaya kalkışma bu yolda. Ahlafa döner, korkarım, eslafa hücumu: Mazisi yıkık milletin atisi olur mu? Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabaha: Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vaha! |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Ey Yolcu Gitme, ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım: Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım: Ne yapıp ye'simi kahreyleyeyim, bilmem ki? Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!.. Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan, Yatıyor şimdi... Nasıl yerlere geçmez insan? Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu, Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu! |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Edirne Edirne kal'asıdır gördüğün hisar-ı mehib Şu zirvesinde biten simsiyah ağaç da salib Murad-ı evveli koynunda gezdiren tepeler Nasıl rüku ediyor Ferdinand'a bak bu sefer Bizim midir sanıyorsun şu yükselen bayrak? Çeken Savof, Lala Şahin değil kuzum, iyi bak Edirne! İşte o islamın ahenin suru Edirne! İşte o şarkın cebin-i mağruru İkinci aşr-ı tealisi Al-i Osman'ın Birinci mevki-i feyyazı belki dünyanın Edirne! İşte o şarkın demir kilidi Sefil ayakları altında Bulgar'ın şimdi Muzaffer ordusu hakkıyla(!) intikam alıyor Kadın, kız, çoluk, çocuk, erkek ne bulsa parçalıyor Bu katliama da razıyım ihtiram olsa Harim-i dini de geçtik harim-i namusa Şu dört minareli cami ki yoktu hiçbir eşi Ki parlıyordu hilalinde sanatın güneşi Salibi sineye çekmiş de bekliyor.Nevmid |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Duygusuz Olmak Duygusuz olmak kadar dünyada lakin derd yok; Öyle salgınmış ki me'lun: Kurtulan bir ferd yok! Kendi sağlam... Hissi ölmüş, ruhu ölmüş milletin! İşte en korkuncu hüsranın, helakin, haybetin! |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Durmayalım Sa'di diyor ki: 'Bir gece biz kervan ile Ağır ağır gitmekte iken yolumuz düştü bir çöle. Hızla geçmek için o korkutucu ıssız çölü, Bütün yolcular istirahati feda ederek, Gitmektelerdi.Bir aralık bende yürümeye güç Hiç kalmamış ki düşmüşüm artık uykuya yenik. Avare bir yolcuyu bekler mi kafile? Çaresiz yola devam edecek varıncaya dek konak yerine. Bir de uyandım ki başucuma dikilmiş bir deveci şunları söylemekte: 'Kalk ey zavallı yolcu, uzaklaştı kervan! Uykum benim de yok değil ama bu çöl, İstirahat yeri olurmu ki bin türlü korku var? Varmak istediği yere varıp durmayıp giden; Yoktur kurtuluş ümidi bu çöller geçilmeden. Yazık ki yolda böyle düşen uyku derdine, Hep yolcular gider de kalır kendi kendine! ' Gerçi olayın kendisi önemsizdir, bunda haklısın, ancak düşün: İnsaflı ol, bundan başka hikmet dolu bir prensip varmı bugün? Varmak istersen -diyor Sa'di eğer maksada, Tuttuğun yollar hiç bitmeyecek gibi olsada; Yola devam et, durmayıp git, yolda kalmaktan sakın! Azim sahibi insan için neymiş uzak, neymiş yakın? Hangi güçlüktür ki gayrete gelince kolaylaşmasın? Hangi korkunç şey varki insandan korkmasın? |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, — Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya - Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde - gösterdiği vahşetle "Bu: bir Avrupalı" Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi yahut kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer, Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında; Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk. Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ! Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil, Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil, Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyet denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb, Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harâb. Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı: Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam; Atılan her lâğımın yaktığı: yüzlerce adam. Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer; O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara, vâdîlere sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere, Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!.. Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat imân? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm? Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm. Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, Beşerir azmini tevkîf edemez sun'-ı beşer; Bu göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi; "O benim sun'-ı bedîim, onu çiğnetme!" dedi. Âsım'ın nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek. Şühedâ gövdesi, baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor; Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!.. Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi... Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb. Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. "Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına; Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle, Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana... Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana. Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini; Şarkın en sevgili sultânı Selâhâddîn'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân... Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran; O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın; Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât! Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber, Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber. |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Cenk Marşı Ey sürüden arkaya kalmış yiğit Arkadaşın gitti haydi sen de git Bak ne diyor ceddi şehidin işit Haydi git evladım uğurlar ola Haydi git evladım açıktır yolun Zalimlere karşı bükülmez kolun Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun Uğurun açık olsun uğurlar ola. Eşele bir yerleri örten karı Ot değil onlar dedenin saçları Dinle şehit sesleridir rüzgarı Haydi git evladım uğurlar ola Haydi git evladım açıktır yolun Zalimlere karşı bükülmez kolun Bayrağı çek on safa geçmiş bulun Uğurun açık olsun uğurlar ola Haydi levent asker uğurlar ola Yerleri yırtan sel olup taşmalı Dağ demeyip taş demeyip aşmalı Sende ki coşkunluğa er şaşmalı Kahraman askerim uğurlar ola Haydi git evladım açıktır yolun Zalimlere karşı bükülmez kolun Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun Haydi levent asker uğurlar ola Haydi git evladım uğurlar ola. |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Canan Yurdu Eyvah! sevgilininyurdu ıssız kalmış Ayak bastığı heryer kırgın bir mezar olmuş İçindeki ahenk uçmuş da Ses seda kalmamış yuvada Yer yer gömülü durur emeller Sanki kıyamet gününü beklerler... Ya rab! niye böyle bir yığın toprak Olmuş yatıyor o temiz saha? Ya rab! niçin o parıltı ortada yok? Ya rab! niçin uzayıp gitmekte bu gölge? Ya rab! sevgilinin yuvası üzerine Gerilmiş bu kat kat aydınlık perdesinin anlamı ne? |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
BÜLBÜL Eşin var âşiyanın var, bahârın var ki beklerdin. Kıyâmetler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? O zümrüt tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun, Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun! Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen, Gezersin hânumânın şen, için şen, kâinatın şen! Hazansız bir zemîn isterse, şâyet rûh-ı serbâzın Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-ı pervâzın. Değil bir kayda, sığmazsın - kanatlandın mı - eb'âda Hayâtın en muhayyel gâyedir âhrara dünyâda. Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perişandır, Niçin bir katrecik göğsünde bir umman huruşândır? Hayır mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım; Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım. Tesellîden nasîbim yok, hazan ağlar bahârımda; Bugün bir hânumansız serserîyim öz diyârımda. Ne hüsrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı, Serapa Garb'a çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı! Hayalimden geçerken şimdi, fikrim hercümerc oldu, Salâhaddîn-i Eyyûbî'lerin, Fâtih'lerin yurdu. Ne zillettir ki: Nâkûs inlesin beyninde Osman'ın; Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın! Ne hicrandır ki: En şevketli bir mâzi serâp olsun; O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun! Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden Yıldırım Hân'ın; Şenâatleri çiğnensin muazzam Kabri Orhan'ın! Ne heybettir ki: Vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş, Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş! Yıkılmış hânümânlar yerde işkenceyle kıvransın; Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın! Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem... Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem! |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Birlik Bağı Müslümanlık nerde bizden geçmiş insanlık bile Alem aldatmaksa maksat aldanan yok nafile Kaç hakiki müslüman gördümse hep makberdedir Müslümanlık bilmem ama galiba göklerdedir Varsa şayet söyleyin bir parçık insafınız Böyle kansızmıydı haşa kahraman eslafınız Böyle düşmüşmüydü herkes ayrılık sevdasına Benzeyip şirasesiz bir mushafın eczasına Hiç görülmüşmüydü olsun kayd ı vahdet tarumar Böyle olmuşmuydu millet can evinden rahnedar Böyle açlıktan bogazlarmıydı kardeş kardeşi Böyle adetmiydi bi perva yemek insan leşi Irzımızdır çiğnenen evladımızdır doğranan Hey sıkılmaz ağlamassan bari gülmekten utan Kurt uzaklardan bakar dalgın görürmüş merkebi Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi Lakin aşk olsunki aldırmazda otllarmış eşşek Sanki tavşanmış gelen yahud kılıksız köstebek Kar sayarmış bir tutam fazla olsun yutmayı Hasmı derken çullanırmış yutmadsan son lokmayı Bir hakikattır bu bildiğin usluba sok Halimiz merkeple kurdun aynı asla farkı yok Burnumuzdan tuttu düşman biz boğaz kaynındayız Bir bakın halamı hala ihriras ardındayız Saygısızlık elverir bir parça olsun arlanın Vakti çoktan geldi hem geçmektedir arlanmanın Davranın haykırmadan nakus-u izmihlaliniz Öyle bir buhrana sapmıştırki zira haliniz Zevke dalmak şöyle dursun vaktiniz yok mateme Davranın zira gülünç olduk aleme Bekleşirken gökte yüzbinlerce ervah intikam Yerde kalmış naşa benzer kavm için durmak haram Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yokmudur Yoksa istikbalinizden korkulur pek korkulur |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Zulmü Alkışlayamam Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!.. - Boğamazsın ki! - Hiç olmazsa yanımdan koğarım. Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam; Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle, Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle! Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim, Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu... İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu? |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Resmim İçin Resmim İçin Dış yüzüm böyle ağardıkça ağarmakta fakat, Sormayın iç yüzümün rengini! Yüzler karası! Beni kendimde utandırdı, hakikat şimdi, Bana hiç benzemeyen suretimin manzarası! Resmim İçin Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince heyhat, Günler şu heyulayı da, er geç, silecektir. Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma, Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir? |
Cevap: Mehmet Akif Ersoy Şiirleri
Ressam Haklı Bir zaman vardı ya tarih-i mukaddes modası... Yeni yaptırdığı köşkün büyücek bir odası Mutfakta eski resimler ile hep süslensin Diye ressam aratır hayli zaman bir zengin. Biri peyda olarak 'Ben yaparım' der, kolunu Sıvayıp akşama varmaz, sekiz arşın salonu Sıvar ama ne sıvar...Sahibi der: -Usta bu ne? Kıpkızıl bir boya çektin odanın her yerine! .. -Bu resim, askeri basmakta iken Firavun' un Kızıl Deniz yarılıp geçmesidir Musa' nın -Hani Musa, be adam? -Çıkmış efendim karaya -Firavun nerde? -Boğulmuş. -Ya bu kan rengi boya? -Kızıl Deniz, a efendim yeşil olmaz ya bu da! -Çok güzel levha imiş, doğrusu şenlendi oda! .. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:01. |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.