![]() |
Cevap: Abdurrahim Karakoç Şiirleri
Nöbetçinin Vukuatı
Yüzbaşım, garajda nöbet tutarken Hatırıma sıla düştü bu gece Güngören'in horozları öterken Gönül kalktı yola düştü bu gece İçinde dışında yoktur yalanı Anlatayım dur başıma geleni Bir yar için düşüncemin olanı Sapanca'da göle düştü bu gece Bozhöyük'e vardım Güllü kadına Fal açtırdım Ülker'imin adına Gelin olmuş bak şu işin tadına Bizim kısmet ele düştü bu gece Kırk yıl geçse unutamam bu günü Olmuş bitmiş sevdiğimin düğünü Hep çözülmüş sırrımızın düğümü Maceramız dile düştü bu gece Kalbime ateşten vurdular yama Perişan bir halde döndüm kıtama Karakoç bildiğin KARAKOÇ ama, Bilmediğin hale düştü bu gece |
Cevap: Abdurrahim Karakoç Şiirleri
Noktada Zaman
Gönül kurşun yemiş yaralı ceylan Döndüğü noktadan bin yıl uzakta Yürek ateş düşmüş kuru bir harman Yandığı noktadan bin yıl uzakta Ne nişan bozulur, ne düşer tetik Zaman kanlı tezgah,acılar mekik Umut yavrusunu yitiren keklik Konduğu noktadan bin yıl uzakta Şans ne ki? Bir doğar,ölür bin kere En güzel arzular kalır mahşere Sevginin meyvesi dalından İndiği noktadan bin yıl uzakta Çıkar oyunbazlar ikbal katına Tepeler dağları alır altına Dostluk sürücüsü vefa altına Bindiği noktadan bin yıl uzakta Esasta her canlı mutlak bir ceset Dünyamız soluyan ufak bir ceset Evren teneşirde çıplak bir ceset Yunduğu noktadan bin yıl uzakta |
Cevap: Abdurrahim Karakoç Şiirleri
Müzelik Şiir
Yürüyen heykellerle aynı müzedeyim ben Konuşan mumyalara kimden söz edeyim ben Fikren işkencedeyim, ruhen cezadayım ben Korkaklığın sükûtu kol geziyor her yerde Sanki tek başımayım, tek kişilik mahşerde. Putların gölgesinde dans eder akbabalar Söz sokakta dolaşır, öz zindanda çabalar Atılan ucuz safra selâmlar, merhabalar En temiz topraklara gül eksem mantar biter Yollar sırat köprüsü, durmak düşmekten beter. Kaybettim mesafeyi, zamandan uzaklaştım Sevgi diye sarıldım, isyanla kucaklaştım Ne kendimden kurtuldum, ne kendime yaklaştım Toprağın üstü mezar, zevke dalmış ölüler Can sıkmaya yetiyor canlı kalmış ölüler. Fuhuş yuvası sanki en görkemli binalar Çamur evlât doğurur taş yürekli analar Resmen hak tevzi eder hakkı boğan canavar Koşanlar, yarışanlar.. dehşet ötesi dehşet Akıl karaya vurdu, gırtlağı geçti vahşet. Meydanlar tıklım tıklım, caddeler salkım-saçak Kölelik histerisi yayılmış köşe-bucak Elli tane hokkabaz, elli milyon oyuncak Müdür ve müdüriçe müzenin bekçileri Aferine çalışır düzenin bekçileri. Mülkü kazanan ayrı, tasarruf eden ayrı Hisseler neden farklı, hak, hukuk neden ayrı? Hasta yaşar deniyor, baş ile beden ayrı Mantık yürütmek yasak, itiraz eylemek suç Neşe-eğlence cinnet.. yatıp uyumak korkunç. Güvenmek aldanmaktır.. ölçü-tartı izafî Mert-namert, güzel-çirkin, eksi-artı izafî Çoğunun cebindeki kimlik kartı izafî Kim kimdir? Kim kim değil? Anlamak ve bilmek zor Oynanan komediye gül diyorlar, gülmek zor. Figüran heykeller var kül tablası boyunda Yediyüz göbek atar dakikalık oyunda İşlenen her günaha kurtta ortak, koyun da Kalmışım ara yerde, tozdayım, dumandayım Kirli bir mekândayım, iğrenç bir zamandayım. |
Cevap: Abdurrahim Karakoç Şiirleri
Noktada O Zaman
Gönül kurşun yemiş yaralı ceylan Döndüğü noktadan bin yıl uzakta Yürek ateş düşmüş kuru bir harman Yandığı noktadan bin yıl uzakta Ne nişan bozulur, ne düşer tetik Zaman kanlı tezgah,acılar mekik Umut yavrusunu yitiren keklik Konduğu noktadan bin yıl uzakta Şans ne ki? Bir doğar ölür bin kere En güzel arzular kalır mahşere Sevginin meyvesi dalından İndiği noktadan bin yıl uzakta Çıkar oyunbazlar ikibin katına Tepeler dağları alır altına Dostluk sürücüsü vefa atına Bindiği noktadan bin yıl uzakta Esasta her canlı mutlak bir ceset Dünyamız soluyan ufak bir ceset Evren teneşirde çıplak bir ceset Yunduğu noktadan bin yıl uzakta |
Cevap: Abdurrahim Karakoç Şiirleri
Köroğluna Dair
Benden selâm olsun Koç Köroğlu’na, Şimdi devir başka, zaman değişti. Karga konar kır atların beline, Arpa bulunmuyor, saman değişti. Gayri ne Kenan var, ne Demircioğlu, Tarihe karıştı, Ayvaz’la Hoylu, Herkes Bolu Beyi, her taraf Bolu, Yiğitlik kalmadı, insan değişti. Sır tutmuyor suya giden testiler, Kılınçları müzelere astılar, Çamlıbel’in çamlarını kestiler, Dağlar çıplak kaldı, orman değişti. Kale yoktur, ok atılmaz burçlardan, İnsanoğlu yüksek uçar kuşlardan, Boz tavşanlar haraç alır kurtlardan, Erlik başkalaştı, meydan değişti. Kervan geçmez, uçurdular hanları, Hile satar asrın bezirgânları, Banka kurup biriktirdik kanları, Dertler yenilendi, derman değişti. Tad bozuldu, küp kokutur turşular, Haydutlara yatak oldu çarşılar, Şişkin cüzdan bin belâyı karşılar, Boynuzlar göz oldu, kalkan değişti. |
Cevap: Abdurrahim Karakoç Şiirleri
Kırkıncı Yıl Hesabı
Uykuları harman ettim, savurdum Bir mübarek düş aradım kırk sene. Ne usandım, ne yoruldum, ne durdum İçi doğru dış aradım kırk sene. Çıktım dağ boş, indim baktım ova boş Toprak garip, su tedirgin, hava boş Nere gitsem dallar kırık, yuva boş Yumurtada kuş aradım kırk sene. Aşk yükünü indirince arkamdan Doğmadık bebekler tuttu yakamdan Hesap-kitap ettim kaçtım rakamdan On yitirdim, beş aradım kırk sene. Binalar yükselir: Gözyaşı, kin, kan... Koymuşlar adını “uygarlık, ümran”! Yükseklerde, midelerdir hükümran Alçaklarda, baş aradım kırk sene. Gönül penceremi dünyaya açtım Baktım manzaraya, ben benden geçtim... Ucuzdan tiksindim, kolaydan kaçtım Belâsı çok iş aradım kırk sene... Birbirinden çürük çıktı seneler Öz yiğidi az doğurdu analar Hayâl oldu gönlümdeki binalar Temel için taş aradım kırk sene. Adı “devrim” oldu avrat soyarak Denge kurdu toklar açı yiyerek Aptallara ibret olsun diyerek Solucanda diş aradım kırk sene. |
Cevap: Abdurrahim Karakoç Şiirleri
Kırkıncı Yıl Hesabı
Uykuları harman ettim, savurdum Bir mübarek düş aradım kırk sene. Ne usandım, ne yoruldum, ne durdum İçi doğru dış aradım kırk sene. Çıktım dağ boş, indim baktım ova boş Toprak garip, su tedirgin, hava boş Nere gitsem dallar kırık, yuva boş Yumurtada kuş aradım kırk sene. Aşk yükünü indirince arkamdan Doğmadık bebekler tuttu yakamdan Hesap-kitap ettim kaçtım rakamdan On yitirdim, beş aradım kırk sene. Binalar yükselir: Gözyaşı, kin, kan... Koymuşlar adını “uygarlık, ümran”! Yükseklerde, midelerdir hükümran Alçaklarda, baş aradım kırk sene. Gönül penceremi dünyaya açtım Baktım manzaraya, ben benden geçtim... Ucuzdan tiksindim, kolaydan kaçtım Belâsı çok iş aradım kırk sene... Birbirinden çürük çıktı seneler Öz yiğidi az doğurdu analar Hayâl oldu gönlümdeki binalar Temel için taş aradım kırk sene. Adı “devrim” oldu avrat soyarak Denge kurdu toklar açı yiyerek Aptallara ibret olsun diyerek Solucanda diş aradım kırk sene. |
Cevap: Abdurrahim Karakoç Şiirleri
Küçük Sınav
Ana, baba vesiledir ortada; Kim gönderdi? Nasıl geldin? De hele. Et, kemik, kan mevcut durur mevtada Eksilen ne? Niye öldün? De hele |
Cevap: Abdurrahim Karakoç Şiirleri
Korku ..
Ben deliden çok kurnazdan korkarım Cahilden ziyade yobazdan korkarım Bedenimdeki hastalıklardan değil, Adalete düşen marazdan korkarım. |
Cevap: Abdurrahim Karakoç Şiirleri
Kesit ..
Gözlerim yollarda serili kilim Yüreğim denizde bir garip balık Yaralı kekliktir ağzımda dilim Ben kendi türkümü anlamam artık Dağa kaçmış ceylan güldeki koku Şahin umutlarım inmez havadan... En rahat yatakta uyumaz korku Su doldurur kan içerim kovadan Aydınlık noktadır derin kuyuda Sabahsız geceler ömrümü aşar... Girse kuğularım boğulur suda Çile bende doğar dert bende yaşar |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 13:06. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.