![]() |
Edip Cansever Şiirleri
Aaaaaa !... Bir Süleyman gördüm hiçbir yanı kımıldamıyor Oturmuş bir iskemleye Pek de oturmuşluğu yok iskemle ayaksız O nasıl şey, bu adam soyut mu ne Baksan bir ilgisi var elleriyle Uzamış uzamış uzamış doğrusu elleri Sevmeye domuzlanıyor gittikçe Konuştum konuşmuyor Dürttüm dürtülmüyor Kızdım, bir bıçak salladım karnına Aaaa! Yok yahu bana mısın demiyor Şaşırdım, yokladım kendimi iyice Bir çağ mı değiştik sabah sabah ne Artık ölüm insanlardan olmuyor. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Acaba Dönelim Döndürsün bizi Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan Ve akılda kalan bir yokuştan Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından Ve çocukluktan Dönelim Dönelim mi biz Gençlikten, oralardan Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan Dönelim mi acıya Acıya, büyük acıya Ve soralım mı acaba Ey büyük yalnızlık insansan eğer Bir kaya Dalgalar yalarken onu O bakarken kaskatı kalabalıklara Ah, kalbin bulut bulut akan sesi. Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey Binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı Kedilerden örülmüş bir semtte Ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi Soğuk ve ayakta tutan çelişkileri Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan Her şeyin, ama her şeyin çok dıştan farkedildiği Eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği Belki de genç bir şairden ödünç alınan. Yürüyor mu, yürümeyi mi düşünüyor Ruhi Bey Düşünmesi daha mı sonra koyuluyor yola Nereye gidecek ama, nereye varacak sanki Yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda Oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi Boşvermiş de sanki oyunun kurallarına Üstelik son bölümde, perdenin kapanmasına Azıcık vakit kalmış Ya da vakit var daha. Ama ne çıkar Gövdenin yazgıya başkaldırması mı Ruhi Beyin Başkaldırması mı yoksa? Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı Vaktinde anlamanın sevinci mi Ya da biraz geç kalmanın O gereksiz tedirginliği mi Hangisi? Ama belli ki sonundayız her şeyin En sonunda. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Adsız Bir Çiçek Şair: Edip Cansever Rengini dünyaya ilk defa sunan Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim Sevgilim Bana 'sen bir şairsin' dediğin zaman. Yalnız sana yazıyorum bu şiiri İstersen bir şiir gibi okuma Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu Soğuklar başlayınca havalanıp Millerce yol katettikten sonra Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle. Ve yazmış olacağım bir de Her dönemde her çağda Sevdanın kendine özgü diliyle. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Adını Funda Oteli Koy Şair: Edip Cansever Adını funda oteli koy Aklından gelip geçen bir yazın Ve akşam güneşlerinde orda burda Bir deniz kıyısında, eski bir yıkıntıda İnce ince gezinen turuncu adamların. Adını funda oteli koy Sevdamızın da adını Ayakları dibinde gün batımının. Ve ağzında binlerce güneşin tadı Dilinin ucunda yalnızca kendi adın. Çünkü sevdikçe beni sen, kendini tanıdın. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Akdeniz Salgını -halikarnas balıkçısı'na- I Öyle bir alaşımdır ki seninle deniz Bir açık deniz Bakınca hiçbir şey göremediğin Gözlerini duyduğun yalnız Sözlerin var, dudak izlerin yok sözlerinde. II Denedin ki oralarda zaman olmayı Şimdi bir Akdeniz salgınısın sen Sonsuz bir otobüs yolcusu gibi, tam öyle gibi Her gün kırmızı bir bilet düşürürsün dişlerinden Ki senin bir yerin olmadı hiç, olmayarak soldu Diri bir sabahın eylülüsün birden Sonra bir solgunluğun yeniden solgunluğu Tırnakların dibine batar durup dururken Acılardan bir acının geri tepmesidir Sızar yüreğinden sevinç olarak Yani eylülden Acımaktan bir zamansın ki bazan susarsın Çocuklar büyükler gibi konuşur sefaletten. III Omurgasını kırmış bir balık yatar Seninle denizin üstünde Öpülmüş bir dudak gibi Derinlerden derinlerdedir yüreğinse Okşar gizli gizli deniz kızlarını Dondurulmuş güneşlerin içinde Öpmezsin, dudaklarını duyarsın yalnız. IV Sonra sonra yapıştırılmış pullar gibisin, öylesin Üstü uçaklı zarflara Ve alanlara tutturulmuş, çiçek sepetlerinin Kenarındaki kartlara Bir gider bir gelirsin, gider gelirsin Hızlı bir park akışından anısal bir yığıntıya Sayısız parmağın var, bir parmağın daha mavi Vurursun vurursun kapılara onunla Kapılar açıldı mı, avlular güne çarptı mı Boşalan bir güğümsündür her umutsuzluğa. V İki yaprak yerde konuşur ya, o zaman Tam o zaman bir sonbahar düğümü Yani bir gülüşün bir çay kaşığının sıradan ölümsüzlüğü Seni sürekli kılan Tam o zaman Bir limonluk hüznün olsun kal orda Her gün kendi kendinin oğlusun Bir nesne buluyorsun yerde, mutluluktur senin için Denizken üzerine atılan ağaç kökleri gibi Soyulmuş elma kabukları gibi Boş şişeler, çürümüş hayvan iskeletleri gibi Kekikler yemlikler arıyordun, kayalardan Yokluğa doğru yükselerek Çorbanı karmak için Ama görmedik bir kaşık içtiğini bugüne dek Olsa olsa ateşini yakıyordun yalnızlığın Biliyorsun, bizim her türlü yalnızlığımız Yeni bir dil olacak yarın. VI Uğurladık bir sabah seni Söz vermiştin geri döneceğine Anladık bakınca aldandığımızı Gerilerde küçük Kıyılara doğru büyüyen ayak izlerine Ötelerde, ama çok ötelerde Kocaman bir gözyaşıydın ey usta deniz Konuşuyordun, sözlerini bulamıyordun yalnız. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Alüminyum Dükkan Bir göz atıyorum denize Çin çin ötüyor baliklar Bu bir giyilmiş ayakkabıdır diyorum Bu bir sulanmış peynirdir diyorum Bu bir haşlanmiış patates elinizdeki Bu insandaki ezgi Bu insandaki akıl Bu kanundur kanun Çileğin çilek oluşu gibi. İşte bu gerçektir diyorum siz de bilirsiniz gerçegi Bu çivinin çakılışı Bu ekmeğin sürülüşü Bu aşkın, bu ayıbın, bu insanin bilinişi Bu duymak, bu dşünmek, bu yüksünmek insanda Bu toplum içinde, bu toplum dışında Bu sizin durumunuz, bu tabiattaki iş Bu akılsız çiçek Bu bilisiz ağaç Bu düpedüz ileri görüş Bu su, bu nehir, bu rüzgar Bu taş, bu bulut, bu hava Bu bilinen, bu bilinmeyen Bu İsa'dan önce, bu İsa'dan sonra. İste bu yeninin yenisi insan Dizilmis kutu Bükülmüş teneke Alüminyum dükkan. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Amerikan Bilardosuyla Penguen I. Elleri el gibi kocaman Beyazda bir nokta gibi kocaman Kocaman boşluğun küçülttüğü her şey gibi Biriyle kendini artırıyor durmadan Biriyle koyunlar gibi güdüyor ötekini Ayaklarını gizliyor bir köpekle Evine dönerken sonsuza geçen Göğü kullanıyorken maviye Günümüzden sesler alıyor, sesleri Sürekli, dingin, acısız Acımaktan kurtulmuş yerlerine Sonra duvardan duvara çizilerek Ölü bir korkunçluğu taşıyor Sen, hey, duvarlar gibi öldürülmek! En yeni tam-tamları dünyamızın Ya da kendisiyle bırakılması insanın Sizi Sizleri selamlıyor işte. Doğrusu elinizden ne gelir ki Siz dolgun yaşamaya bakın günleri. II. Çıkacaksanız çıkın, daha karar vermediniz mi? Baktıkça bakıyorsunuz kendinize Yetişir! bu da hiç konuşmayan adam yapıyor sizi Körükler, dev kapılar, balık solungaçları gibi Emiyor sizi yalnızlık Kurtarıp rahata geçirin ellerinizi İşte bir kadın kadına geçiyor yürürken Sizi alıyor, sizi ölçüyor, sizi yapıyor kendinize Açığa koyuyor sizi Bilip de söyleyemediklerinizi Eve dönmeyi, yemek yemeyi, uykuya dalmaları Bana sorarsanız ters çevirin uykuları Alın şu adını 'ben' koyduğunuz geceyi Bakınca göreceksiniz, daha bakınca bir ötekini Geceler, işte geceler Gündüzler, işte gündüzler Beyaza siyah penguen sürüleri gibi. Ama elinizden ne gelir ki Siz dolgun yaşamaya bakın günleri. III. Bu gözler onunla az mı yaşadınız gözleri Bu dudaklar onunla az mı seviştiniz Bana kalırsa gözleri saklamalı Eliniz yok mu, bastonla iş görmeli Ya da boşluğa takılmış bir eldiven Asılın, kurtarın hemen Az şey mi kurtarıp rahat etmek Ellerle gözleri Bir penguen Nişanla pengueni Siz kırmızı yerler, kırmızı saçlar severdiniz O penguen Bir anahtar, bir pencere, bir horoz tüyü O penguen Çay masaları, öğle yemekleri, gezintiler O penguen Ölmek mi diyoruz, susturun ölümleri O penguen Penguen penguen Hiçlikle kesilen tahin helvaları gibi Güneşi eriten çocuk başları gibi Bir tramvay gibi, günümüzde köşe başları yapan Serüvenler, hafta tatilleri Penguen Vur düşür pengueni Ama elinizden ne gelir ki Siz dolgun yaşamaya bakın günleri. IV. Her evde bir çekirdek gibi insan ağaçları İnsan elleri O penguen Penguen penguen Soğuk su tadında kadın yüzleri Bir sabah denizinde belirsizliğe giden Dörtnala atlar gibi bitmezlik içinde Örülmeden kazağınız Dokunmadan çorabınız işte Hayata yerleşen peşin iplikler gibi Sevinme iplikleri Kıskançlık iplikleri Beni biliyorsunuz ya, öyle sakin İplikleri Penguen penguen Vur düşür pengueni Ama nasıl, daha karar vermediniz ki. Doğrusu elinizden ne gelir ki Siz dolgun yaşamaya bakın günleri. V. Siz değil, o kadar ayrı gidiyor ki sizden O ne mi, yaşadıklarınız belki Bir umut oluyorlar sizden önce Bir aşk oluyorlar, belki de bir ürperti Siz sabahları şehirlere bakarsınız Siz sabahları dünyalara bakarsınız şehirlerden Bir deniz, bir itfaiye eri Bir pencere sokağa girdi girecek Damları çiziyordur istemenin elleri Bir çocuk kiremitlerle karışıyordur Cam kırıklarıyla bir kedi Bir vapur girintiler yapıyordur anılarda Yaşamanın hızları gibi Eski bir gündüzü açıyordur bacaklarınız Ve elleriniz Sevişenleri avlıyordur bir bitmeyende Ölüler gülüyordur ölüler Kırın şu sürahileri ! Soğukta durdurulmuş boyunlar gibi Ve işte Sizi gösteriyordur sizi Bu yoksulluk odası Bu kupkuru tahta Tahtaya geçiyordur düşünme sürüleri Bir yağmur bir yağmur. Ama elinizden ne gelir ki Siz dolgun yaşamaya bakın günleri. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Anısındayım Hafifçe ısırılmış bir elmanın dilimindeyim Elmanın kokusundayım Anısındayım -kimbilir kimin- Anılarda görünür, düşlerde görünmez insan Düşlerde görünen anlamlardır Özelliklerdir bir de belli belirsiz. Ve İnsansız anı yoktur. Var mıdır? |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Ay Kırmızı Aylar Kırmızı Benim yüzüm budur sanıyorum Çirkin mi diyorum, değil korkulu Tarife göre bir atımlık tedirgin Gününe göre azıcık anlaşılmaz Geceye sorarsanız bir yere yolcu. Belki bir sevme olayında kayıp Bakınca anlaşılır gözlerimin çokluğu Şarabıma gidiyorlar tek kelimeyle Her şarap bir bitendir tarife göre Yani bir aşk mevsimidir bardağın sonu. Bütün yüzler budur sanıyorum Çok kaybettim niye olduğumu Oynasam kazanırdım kendime göre Belki de bir Tanrı bulup sığınır ellerime Büyütür dururdur korkunçluğumu. Onu gezdiriyorum şimdi; o garip, anlaşılmaz Ben ki ölmedim daha, ölümün yüzü bu Bir çiçek kırılsa, bir dal eğilse Yok diyecek doğrusu ölümün zaferine Yani bu uzaklık zorunlu |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Armalar.. -I- O sabah, orada, bir başıma Var mıydım, yok muydum, anlamıyordum ki Kalakalmış gibiydim aklımda. -II- Yalnızken ve senden bu kadar uzakta Öyle soğuk, öyle anlamsız ki her şey Sevilen bir insan yüzünde ne yoksa. -III- Duyuyorum çıtırtısını gözlerimde Önümde uzayıp giden kumsalın Bir deniz minaresinin diliyle Farkındayım sessizliğe ve Sonsuzluğa çağrıldığımın. -IV- Onlar mı, dedim, kendi kendime Ne olacak deniz kelebekleri işte Doldurmuşlar erkenden kumsalı Oyaladı saatlerce beni bu Görünen bir şeyle görünmeyen bir şeyin pazarlığı. -V- Yağmur yağmur yağmur Uçsuz bucaksız bir deniz Anısız, sonrasız, bizbizeyiz Devinimsiz bir yüz gibi terlemekte zaman. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:31. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.