![]() |
|
Arif Nihat Asya Şiirleri
https://img.paratic.com/dosya/2017/0...uzel-siiri.jpg Arif Nihat Asya - Ağıt Ağlayın, parmakları nur Sularından kınalı kızlarım Ağlasın Meraga göklerinden Meraga'ya bakıp yıldızlarım Yollara Kürşadlar uzanmış ölü Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü Yiğitlerim uyur gurbet ellerde Kimi Semerkant'ta bekler beni Kimi Caber'de Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok Ben nasıl varım? |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Ağrı
Bir âbide istersen eğer, Ağrı'ya git! Yükseklerden gelen büyük çağrıya git! Çıkmışken yolcu, Ağrı'nın zirvesine, Dönmek ne demek? Kanatlanıp Tanrı'ya git! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Alparslan 2
Torunlarım dört yana, kol kol, gitsin; Malazgird'den İstanbul'a yol gitsin! Gelip sana çarpan gücü, yavaştan Anlamazsa, haritadan sil, gitsin! Şehidlerim, Tanrı'ya, al al, gitsin, Yaralıma su verene bal gitsin! Taclarını bir şey sanan gururlar Tahtlı gelip, taclı gelip kul gitsin! Fakat, harb bu: kalmak da var, ölmek de; Esir olup kalmaktansa öl, gitsin! Şehidlerim uçmağa, al al, gitsin, Yaralıma su verene bal gitsin! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Anne
İlk kundağın Ben oldum, yavrum; İlk oyuncağın Ben oldum. Acı nedir Tatlı nedir... bilmezdin Dilin damağın Ben oldum. Elinin ermediği Dilinin dönmediği Çağlarda, yavrum Kolun kanadın Ben oldum Dilin dudağın Ben oldum. Belki kıskanırlar diye Gördüklerini Sakladım gözlerden Gülücüklerini... Tülün duvağın Ben oldum! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Ayak İzleri
Varlığından şu güzel ülkeyi kurtarsak da; Adımından kalan izler, lekedir toprakta! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Balıklı Göl
Senin ey gönül, siyah balıklarına Yem atar yolcular, gelip, burdan Ver derinden bakanların gözüne Görünür bir beyaz balık, nurdan. |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Başörtüsü
Ne demekmiş 'Yasak! ” İşiniz mi kalmadı Yapacak? Ne diye karışırsınız Saçımıza-başımıza, Bizi oyuncağınız mı sandınız Bakıp yaşımıza? Sebebini anlatamayacağınız Çocukça bir devrin hevesinden Karşınızdaki en güzel portreleri Mahrum ettiniz çerçevesinden! Kim demiş, ki: 'Başörtüsüydü o! ” Başımızın -renk renk- Süsüydü o! Altında saçlarımız, Arkadan, ne hoş sarkardı; Kimimizde -örgü örgü- sarmaşıklaşır... Kimimizde, su olup akardı! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Bayrak
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü Kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü. Işık ışık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım. Dalgalandığın yerde ne korku ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver! Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar! Yurda, ay-yıldızının ışığı yeter. |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor
Şehitler tepesi boş değil, Biri var bekliyor. Ve bir göğüs, nefes almak için; Rüzgar bekliyor. Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye; Yattığı toprak belli, Tuttuğu bayrak belli, Kim demiş meçhul asker diye? Destanını yapmış, kasideye kanmış. Bir el ki; ahretten uzanmış, Edeple gelip birer birer öpsün diye fâniler! Öpelim temizse dudaklarımız, Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız. Rüzgarını kesmesin gövdeler Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar, kasîdeler. |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Çocuk Ve Ağaç
Çocuk, çok sevdi ağacı... Verirdi ona, her kış Çiçekleri olaydı! Ağaç, çok sevdi çocuğu... Öperdi altın saçlarından Dudakları olaydı! Ve ona öptürmek için, Eğilirdi yerlere kadar; Yanakları olaydı! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Dağlar
Çekmece'den Maltepe'den ileri Gitmemiş Sâdâbâd çelebileri Alem tepesine Alemdağ derler... Böyle bilmiş böyle yazmış eserler. Dağlar var karanlık, dağlar var beyaz. Korka korka eteğinden öper yaz; Ağrıdağ, Babadağ, Gâvurdağ, Ilgaz Kubbelerdir...dolaşır, aşılmaz. Tendürük'te, Kop'ta Palandöken'de Kurtların payı var gelip geçende... Ki alırlar vermek istemesen de! Dağlar var, tahtından inmeyen sultan Dağlar var, yapılmış bundan, buluttan... Dağlar var ki Bingöl, Binboğa, Süphan, Medetsiz'ler, Mor'lar, Nur'lar, Yıldız'lar; Karalar, Kızıllar, Bozlar, yağızlar... Karla dolar 'İmdat' diyen ağızlar; Yollar kesen, haraç alan dağlar var. Bolkarda çamların sakızı damlar... Ve bir yıldız düşer, tutuşur çamlar... |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Dağlara
Doruk beyaz, dere mavi; Etekler, yeşil çuhadan.. Dağlar, koskoca dünyayı İkiye böler ortadan... Ki nesi kalır dünyanın Dağları çeksen aradan? Kartal, süzülür yuvadan; Yuvası vardır kayadan. Dağlarda kartopu diye Birbirine ay atan Kızlar... ki dudakları al... Alları, değil boyadan. |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Dua
Biz,kısık sesleriz...minareleri, Sen,ezansız bırakma Allahım! Ya çağır şurda bal yapanlarını, Ya kovansız bırakma Allahım! Mahyasızdır minareler...göğü de, Kehkeşansız bırakma Allahım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allahım! Bize güç ver...cihad meydanını, Pehlivansız bırakma Allahım! Kahraman bekleyen yığınlarını, Kahramansız bırakma Allah'ım! Bilelim hasma karşı koymasını, Bizi cansız bırakma Allah'ım! Yarının yollarında yılları da, Ramazansız bırakma Allah'ım! Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, Ya çobansız bırakma Allah'ım! Bizi sen sevgisiz,susuz,havasız; Ve vatansız bırakma Allah'ım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allah'ım! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Fetih Marşı
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek; Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek; Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın? Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.! Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden.... Senin de destanını okuyalım ezberden... Haberin yok gibidir taşıdığın değerden... Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın... Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.! Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini... Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini? Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın; Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.! Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır. Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır. Haydi artık uyuyan destanını uyandır.! Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.! Delikanlım, işaret aldığın gün atandan Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan! Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan.... Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın; Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.! Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin! Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın! Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın... Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın? Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Fırat
Şu mavi dağların uzaklarında Bir akar suyun adıdır 'FıratVe sevdiğim çocuğun dudaklarında Sevdiğim bir türkünün adı... Türkünün tadına karışır Söyliyen dudakların tadı. Ey beyaz çocuk, sarışın çocuk, Dilinde her şey güzelleşen Cana yakın çocuk... Kızım, kardeşim... Günler, geceler ötesi, Gelirse beklediğim Masal gecesi; Şu fani dünyada her murad olsun Ve senden doğacak kızımın Adı 'Fırat' olsun! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Gerici
Tarihlere,destanlara yol bulabilsem Hiç durmadan düşünmeden geri giderim... Buna şaşma ki geçmişte yaşamayı ben, Gelecekte yaşamaya tercih ederim. |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Güzellik
Hastalık, sevgisizlik, öksüzlük... Neler geçirdim ben! Çıkabilseydi bir, "güzel" diyecek Güzelleşirdim ben! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Hisse
Onlar, almakta parsadan hisse... Bize kalmakta kıssadan hisse! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - İkizler
Biz böyle bir gün için gelişmiş ikizleriz; Boyundan öpme çürür, öpülecek bizleriz... |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - İnanmak
Bardaktan seni içmek Seni teneffüs etmek havada... Dolaşmak,dolaşmak sana dönmek Seni bulmak yuvada... Yolumuzda aylar, yıllar Basamak basamak... Basamakların çıkamadığı yere Kanatlarınla çıkmak... Boşaltmak takvimden günleri Günlerin üstünden yollara bakmak Rüzgarla esmek, sularla akmak... Baharı yollamak yollara Alıkoymak bir nisanın tadını... Dışarda herkes gibi seslenmek sana Ve koynunda söylemek asıl adını... İnanmak,inanmak,inanmak Ninnilerinle uyuyup,türkülerinle uyanmak... |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Kanatlar
Yaşamaktan mı yorgunum,bilmem Seni günlerce beklemekten mi? Yine yoldan geyik geyik sekişin Gün sönerken mi,ay batarken mi? Söyle:Memnun musun uzaklarda Yuvan aydın gönülcüğün şen mi? Yine kalsın mı, dizlerimde başın Yine koynumda can çekişsen mi... Kim sorar,ey hayat,kim düşünür Ki vakit geç mi yoksa erken mi? Söyle:Memnun musun uzaklarda Yuvan aydın gönülcüğün şen mi? Gökte kanatlar bizimdi...bilmezdik Bu hafiflik kanat mı yelken mi; Anlamaz,anlamazdık Allahım Böyle yekpare can mıyız ten mi? Söyle:Memnun musun uzaklarda Yuvan aydın gönülcüğün şen mi? Bilemem:Gizli gizli'gel'dediğin Başka bir aşina mıdır,ben mi; Kadehinden mi sarhoşum hala Kadehlerinden mi? Söyle:Memnun musun uzaklarda Yuvan aydın gönülcüğün şen mi? |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Katil
Sen de bilirsin ki, iki kurşunla; Bana kolay kolay gelmezdi ölüm. İstedim ki sana 'kaatil' desinler: Bunun'çin öldüm. |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Kubbe-i Hadra
Kimi, boşlukta sızar asude; Kimi, bekler gecelerden seheri.. Farkı yoktur gecenin gündüzden, Ne çıkar yanmasa ufkun feneri Tunç taslarda içerler kaderi Bu ecel şerbetinin bekrileri. Kim bilir, belki giden yolcuların Bu sefer son seferi Sisli gözlerde cihetler silinir, Kimsenin kimseden olmaz haberi Ne semavatı görürler, ne yeri Bu ecel şerbetinin bekrileri. İçlerinden biri vardır ki aba Bilerek sırtına çekmiş kederi Yolda lakin onu dimdik yürütür Belde imanının altın kemeri Gecenin, gölgelerin şaheseri Bu ecel şerbetinin bekrileri. Seslenir da'veti bir meçhulün; Bir nida der: İleri! Ki nihayet bir ilahi gecenin Kapısından süzülürler içeri Ve aşarlar o karanlık kemeri Bu ecel şerbetinin bekrileri |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Kubbeler
Dün başlar seferber, eller seferber; Kurşun eritildi, mermer çekildi. Bunlar, bu kubbeler, bu minareler Akçayla olacak işler değildi. Böyle bir gemide yendi suyu NUH. Ve bu yelkenlerde kanatlandı RUH. Taşıtıp kalyonla pırlanta, inci Abide haline koydu sevinci Gergefle işleyip bir inci sultan Ki çiçek verirdi saksıya koysan, Bulabildinse ey yolcu yerini Hepsinin alnında altından bir ay. Seyret İstanbulun camilerini Minare minare, kubbe kubbe say! Açılır masmavi burda gökyüzü, Gümüşten sütunlar üstünde durur... Kiminin gölgesi dinlenir yerde, Kiminin beyazı sulara vurur. Allaha giden yol buralardadır, Kapılar açılır şerefelerden, Burdan uğurlanır mubarek aylar, Bayram burda başlar arifelerden. Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış, Sultanı, çerisi, piri, veziri, Nesilden nesile götürsün diye Kanatlar üstünde şanlı TEKBİRİ. Nice başbuğların açtığı yerde: Biri yardan geçmiş,öteki serden, Yolcular gidiyor yarına doğru, Kafile kafile bu köprülerden. Kuşun uçuş, gülün açış saati, Tanrının fermanı yüce kubbede Duyulur uyanık Fatihin 'Uyan! Dediği uzaktan Sultan Ahmede. Diken dikmiş, yakan yakmış mumunu, Şamdanlar şamdanlar, ulu şamdanlar. Ki aydınlığıyla, asırlar boyu Yolunu bulurdu yolda kalanlar. Burda kubbe, kemer ve mihrap olmuş, O kıvrak şekli ki serhadde yaydı; Atlas bayrakların dalgalarında Rüzgarla öpüşen ince bir aydı. Kimi yıkanırdı şadırvanlarda Tekbire HU HU katıyor kimi; Beyazıt önünden güvercinlerin İncidir yemi... Söyleyin ey nazlı haber kuşları: Tuna boylarından müjde geldi mi? Uzaklarda kırık minarelerden Gökte bir kapıyı vurur leylekler; Bir gün açılacak o büyük kapı Ve kanatlar yere inmeyecekler. Taraf taraf, kol kol şu yamaçlardan Açtıkça fetihler tarihi Türkün Kubbeler erecek bir gün murada Ve minareler dal verecek bir gün. Geçerken altından bu loş kemerin Menekşe menekşe gül güldür içi.. Kapanmaz kapısı Allah evinin Ki beş vakit gürül gürüldür içi. Çinliler çinliler taze çinliler: Boyası göz nuru, fırçası kirpik... Ey sanat ' Kuruyan dallarımıza Bir yeşil yaprak ver ' demeye geldik. Biri hattın; biri mermerin, tuncun, Kurşunun sırrını aramış bulmuş; Yesari elinde 'Lafza-i CelalSinan'da kubbeyle minare olmuş. İşte bir kubbe ki söyler saati... Yolcu ilk, dalgalar son cemaati, Mavidir çinisi, yenidir adı; Mermerini sisler karartamadı. Şahzade, Laleli, Haseki Sultan... Hepsinin üstünde Süleymaniye... Süleymaniyeden, Ayasofyadan Yollar iner dal dal Yenicamiye. Yelken yelken, seren seren geiler; Yamaçta, kıyıda, yolda Camiler, Bu Horasan, mermer kurşun dağları Omuzunda taşıdığı çağları. Taşıyacak daha çağlar boyunca Ve yer çekmeyecek, yere koyunca. Yolları arkada bırakan hızla; Kanatlarımızla, atlarımızla Aşarken toprağı, taşı, denizi Bu kurşun memeler emzirdi bizi. Böyle bir gemide, yendi suyu NUH... Ve bu yelkenlerde, kanatlandı RUH... |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Marş
Gök mavi, başak sarışın... Tadı ne güzel barışın. Karları ılık olacak Yarın yuvalarda kışın. On altı yaş kucağına Koşabilir yirmi yaşın Kanatları üzerinde Aşkın, dileğin, alkışın. Gök mavi, başak sarışın... Tadı ne güzel barışın! Fakat senin on savaşa Değer, ey yurt, bir karışın! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Mavi
Kayıklarla kayıkçılar Dalgıçlarla balıkçılar Bilirsin:ne ister,deniz! Kendini bu isteklerin: Yelkenlerin küreklerin Altına seriver, deniz! Balıkların,kandillerin Ne varsa olsun ellerin Bana mavini ver deniz! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Misafirler
'Tanrı misafiriyiz.' deyip kondular Tanrı'm! Benim evimi senin evin sandılar, Tanrı'm! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Naat
Seccadeden kumlardı... .................................... Devirlerden, diyarlardan Gelip göklerde buluşan Ezanların vardı! Mescit mü'min, minber mümin... Taşardı kubbelerden Tekbir, Dolardı kubbelere "amin!" Ve mübarek geceler, dualarımız, Geri gelmeyen dualardı... Geceler ki pırıl pırıl, Kandillerin yanardı! Kapına gelenler, ya Muhammed, Uzaktan, yakından- Mü'min döndüler kapından! Besmele, ekmeğimizin bereketiydi; İki dünyada aziz ümmet, Muhammed ümmetiydi. Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hu hu" lara karışsın Aminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler! Şimdi seni ananlar, Anıyor ağlar gibi... Ey yetimler yetimi, Ey garipler garibi; Düşkünlerin kanadıydın, Yoksulların sahibi... Nerde kaldın ey Resul, Nerde kaldın ey Nebi? Günler, ne günlerdi, ya Muhammed; Çağlar ne çağlardı; Daha dünyaya gelmeden Müminlerin vardı... Ve birgün, ki gaflet Çöller kadardı, Halime'nin kucağında Abdullah'ın yetimi, Amine'nin emaneti ağlardı! Hatice'nin koncası, Aişe'nin gülüydün. Ümmetinin gözbebeği, Göklerin resulüydün... Elçi geldin, elçiler gönderdin... Ruhunu Allah'a, Elini ümmetine verdin. Beşiğin, yurdun, yuvan Mekke'de bunalırsan Medine'ye göçerdin. Biz dünyadan nereye Göçelim ya Muhammed? Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet Altın devrini yaşıyor... Diller, sayfalar, satırlar (Ebu Leheb öldü) diyorlar: Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed; Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor! Neler duydu şu dünyada Mevlid'ine hayran kulaklarımız: Ne adlar ezberledi, ey Nebi, Adına alışkın dudaklarımız! Artık, yolunu bilmiyor; Artık, yolunu unuttu Ayaklarımız! Kabe'ne siyahlar Yakışmamıştır, ya Muhammed, Bugünkü kadar! Haset, gururla savaşta; Gurur, Kafdağı'nda derebeyi... Onu da yaralarlar kanadından, Gelse bir şefkat meleği... İyiliğin türbesine Türbedar oldu iyi! Vicdanlar sakat Çıkmadan yarına. İyilikler getir, güzellikler getir Adem oğullarına! Şu gördüğün duvarlar ki Kimi Taif'tir, kimi Hayber'dir... Fethedemedik, ya Muhammed, Senelerdir! Ne doğruluk, ne doğru; Ne iyilik, ne iyi... Bahçende en güzel dal, Unuttu yemiş vermeyi... Günahın kursağında Haramların peteği! Bayram yaptı yabanlar: Semave'yi boşaltıp Save'yi dolduranlar... Atını hendeklerden -bir atlayışta- Aşırdı aşıranlar... Ağlasın Yesrib, Ağlasın Selman'lar! Gözleri perdeliyen toprak, Yüzlere serptiğin topraktı... Yere dökülmeyecekti, ey Nebi Yabanların gözünde kalacaktı! Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hu hu"lara karışsın Aminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler! Ne oldu, ey bulut, Gölgelediğin başlar? Hatırında mı, ey yol, Bir aziz yolcuyla Aşarak dağlar taşlar, Kafile kafile, kervan kervan Şimale giden yoldaşlar? Uçsuz bucaksız çöllerde, Yine, izler gelenlerin, Yollar gideceklerindir. Şu Tekbir getiren mağara, Örümceklerin değil; Peygamberlerindir, meleklerindir... Örümcek ne havada, Ne suda, ne yerdeydi... Hakkı göremiyen Gözlerdeydi! Şu kutu, cinlerin mi; Perilerin yurdu mu? Şu yuva-ki bilinmez, Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?- Kuşlarını, bir sabah, Medine'ye uçurdu mu? Ey Abva'da yatan ölü Bahçende açtı dünyanın En güzel gülü; Hatıran, uyusun çöllerin Ilık kumlarıyla örtülü! Dinleyene hala, Çöller ses verir: "Yaleyl!" susar, Uğultular gelir. Mersiye okur Uhud, Kaside söyler Bedir. Sen de, bir hac günü, Başta Muhammed, yanında Ebubekir; Gidenlerin yüzbin olup dönüşünü Destan yap, ey şehir! Ebubekir'de nur, Osman'da nurlar... Kureyş uluları karşılarında Meydan okuyan bir Ömer bulurlar; Ali'nin önünde kapılar açılır, Ali'nin önünde eğilir surlar. Bedir'de, Uhud'da, Hayber'de Hak'kın yiğitleri, şehid olurlar... Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı; Yerde kalmazdı ruh... kanadlıydı. Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hu hu"lara karışsın Aminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler! Vicdanlar, sakat çıkmadan, Ya Muhammed, yarına; İyiliklerle gel, güzelliklerle gel Adem oğullarına! Yüreklerden taşsın Yine imanlar! Itri, bestelesin Tekbir'ini; Evliya, okusun Kur'an'lar! Ve Kur'an'ı göznuruyla çoğaltsın Kayışzade Osmanlar! Na'tini Gaalip yazsın,Mevlid'ini Süleyman'lar! Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle Geri gelsin Sinan'lar! Çarpılsın, hakikat niyetine Cenaze namazı kıldıranlar! Gel, ey Muhammed, bahardır... Dudaklar ardında saklı Aminlerimiz vardır!.. Hacdan döner gibi gel; Mi'raç'tan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır! Bulutlar kanad, rüzgar kanad; Hızır kanad, Cibril kanad; Nisan kanad, bahar kanad; Ayetlerini ezber bilen Yapraklar kanad... Açılsın göklerin kapıları, Açılsın perdeler, kat kat! Çöllere dökülsün yıldızlar; Dizilsin yollarına Yetimler, günahsızlar! Çöl gecelerinden, yanık Türküler yapan kızlar Sancağını saçlarıyla dokusun; Bilal-i Habeşi sustuysa Ezanlarını Davud okusun! Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hu hu"lara karışsın Aminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Öpmek
Yanaklar öpmedesin, öptürüp yanaklarını; Böyle geçsin bu günlerin varsın. Sen ey çocuk! Öpülüp öpmenin ne olduğunu; Dudaklarında dudaklar duyunca anlarsın! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Saç
Akran değiliz diye Beni çevirme geri: Saçım ağarmış..fakat Kararır, geceleri. |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - San'at
Sen, mermi yaratırsın; Ben, ondan saray yaparım! Suya ektiğin kamışı Keser, biçer ney yaparım! Yuvada Havvâ'ya gelin, Âdem'i güvey yaparım! Şu manâsız mesafeyi En yaparım, boy yaparım! Yeter ki sen... ver ben ondan Mutlaka, birşey yaparım! Bir yalıncık gönderirsin; Tarar, süsler bey yaparım! Gökteki öksüz dilimi Bayrağıma ay yaparım! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Sen
Koku, tad, sıcak... sende her aradığım vardı: Seni soğuk bulanlar, ısıtamayanlardı. |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Seni
Sana vermiş veren sulardan ses Sana vermiş veren şiirden dil... Yaratılmışsın ayrı topraktan... Hamurun,toprağın bizimki değil! Saçların var,ki başka türlü sarı Gözlerin var,ki başka türlü yeşil Yarı olmuş vücudun üstünde Ne güzel şey çocuk yüzün ,çil çil! Bu köpükler,bu dalgalar,bu güneş... Hepsi birden diyor:'Geliş,serpil! Nefesin var,ki başka türlü sıcak Gözlerin var,ki başka türlü yeşil |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Sigara Çeşitleri
Dolup taşar camekanlarda her çeşit sigara; O eskidir, bu yeni... 'En zararlı olan, hangi cinstir? ' dersen Derim: 'İçilmeyeni! ' |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Şeker
Yüz bulmadı benim uzattıklarım; Kapışıldı onun getirdikleri... Onunki ezmeydi, şekerlemeydi; Benimki bir dostun mevlit şekeri! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Şiir
Şiir okuyacağım.. Dinlemeye geliniz... Çok da alkış istemem: İncinmesin eliniz! |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Tanımadı
Türküm müjdeydi ülkeye Gezdim söyleye söyleye Bir gün söylemedim diye Türküm beni tanımadı Onlar bacım,onlar ağam Onlardır sevincim tasam Ahmet'im, Mehmet'im, Suna'm Güllü'm beni tanımadı Elimde doğmuş kuzular Bir gün benden soğudular Sordum ne oldunuz ne var Sürüm beni tanımadı Daha dün sözleştik şurda Düğün hazırladım Yurda Eller beni tanıdı da Sözlüm beni tanımadı Yine sizinleyim dedim Nasılsam öyleyim dedim Çıkıp ta söyleyim dedim Karım beni tanımadı Hırpalanmak ne kelime Didik didik lime lime Götürülürken ölüme Ölüm beni tanımadı |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Tanrı'ya Sesleniş
Elsizlere el,dilsizlere dil ver yeniden, Lütfet,bize bin şanlı nesil ver yeniden, Dünyayı alıp avcuna bir gün Tanrım, Avcunda bu dünyaya şekil ver yeniden. |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Tepeler
Çadırtepe, Dumlupınar, Türbetepe, Adatepe... Ki üstlerinden bir bulut Geçti güller serpe serpe. Türbe, otağ. kubbe, eyvan... Adları Dicle'de Seyran, Fırat yollarında Aslan, Çukurova'da Kurttepe. Kültür, Tınaz, Dua, Fikir... Say sayabilirsen bir bir Kemerlerdir, kubbelerdir Bir yeni imana gebe. Uzar sınırlar aşırı Tepelerin kervanları; Biri mordur akşamları, Biri şafaklarla pembe. Süslemişler yurdu yer yer... Ki çocuğun geçer gider Rüzgârlar alnını, seller Eteğini öpe öpe. Lâle, Menekşe tepesi... Fakat hepsinin kubbesi Allahüekber dağında Allahüekber tepesi. |
Cevap: Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya - Van Gölü
Nerde istersen orda kal... yerleş; Yolcu, rü'yaya benziyor burası... İşte bak: Bir küçük denizdir göl; Bir küçük kıt'a Ahtamar adası! |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:38. |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.