![]() |
|
Cahit Zarifoğlu Şiirleri
https://www.trthaber.com/resimler/1056000/1056163.jpg Cahit Zarifoğlu - 1958 Ekiminde Sopalar taşlar avtüfekleri Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca Belinden orta etinden Cılız çelimsiz bir elden Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin Gamzen için ne kanlar bağırıyor Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında Bedenler Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi Birbirine çarpa çarpa Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine yutuşlar Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla kusuşlar Delikler ezik çöküntüler Yırtıklar alıp açılarak Dantel perdeli camda kayan gölgen için Ne kanlar akıttılar toprağa Kalabalık bir kadının ortasında duruyor Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor Binbir renk ve işleme donanımlı başı Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları Ağlayan erkekler. - dayıoğulları emmoğulları halaoğulları Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla Ne son,solukta öç öğütleyerek Ne de kadınım arkamdan gel diyerek Ne yarı ne yaranı görerek gözü Bir karnağrısına uğramış gibi Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek Ölürken Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı Koparan karısı.Erkekler hısımlar Kalplerini daraltan can verişi önünde İncecik gergin yırtabilir yürekleri Bütün evrene Eğilip yanaklarından baktılar gelinin Şimdi çarpılır köyün ağzı Bir yabancı saçı taradı ev Şimdi köyde cami bile gurbet olur Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar: evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri Yanan ateşin dumanı da İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar çaylar Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların Sesi insan öldürmeye giden kurşunların Ve susunca Kama düşüşü bir zaman başlar Kalb ete ve ruha aynı anda açılır Cine ve meleğe Zulme ve hilme Zaman ağlyan kadınların Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek Ve kana çobanlık eder çocuklar Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları Güzel başın Mermer akmalı yanyarın Güzel adalen ellerin ne maharetler edindi asla maymun değildin topraktan geldin nice sırlardan geldin - Kanındaki masallar destanlar masal harpleri Yoldaşın melekler Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken Tüm bunlar öfkenin şimdi - Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı Vurmaya gidiyor yine de o ve o Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan Ağlayan dudakların Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - ? Soru İşaretlerinden Biri
Zulumdur dinlenen başlarsa eğilmiş Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke Dikilsen dağların ötesini tutar elin Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer Perişan birkaç evde kimbilir veliler dilinde Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse Bir deli akıl çırpınıyor aramızda Rızık korkusu can korkusu baş mesele Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden O büyülü çiçekleri yol arın bir kere Başını eğmiş zalimleri dinlersin Dersin 'lokmam ellerinde' Filistin bir sınav kağıdı Her mü'min kulun önünde De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Açık Açık Çağırır Aşkını
1 Çabuk akan tez giden ilk geyik avında ölenler çarpıntı başlarıdır insanlığın Uzakta, ta burada Ünlü bir can sıkıntısını Ufalar bir zümrüt sakal Yeldeğirmeni ve uçuşan leylekler beyaz saçlı atın kar yıllığını rüzgar hallerini kahraman atın madalya anına bitişik dört nala koşan sesi oradan uzaktan ta buradan siyah çatık kaşlı gelincik tohumlarına benzer sezişleriyle gelişir yapılı kaygılar 2 bir ayıp giyotin çün ağaç sağa dönmez soldan kuşatılır çün ağaç şaşırır ağaç ölür Ama sapına kadar Bilhassa büyük Erkek Tam erkek bir el Yani kolun ucuna kadar gelmiş de Yumruk bile olmuş ve bilhassa bu büyük bir el beynelmilel bir sabah seli katlayıp büküp yapma çelikleri gündelik insanı kaldırıp bir de tanrıya şarkısını söylerse Belirli bir yapısı belli bir geçmişi olan nereye değdiğini bilen düğün yapısı fırçasıyla toprak ve topraktan sonrasını aynı çığlığı atan ve karalar içinde 3 haydi şu kaçar su durur mu gök içimizden bir zenci çağırır zenci zenci bir büyük geniş başlı şikayet mi ne olur açık açık çağırır aşkını burda mı daha mı uzakta bütün bir geceye dayar alnını öyle ki alın mübarek bir şeydir |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Açlık Türküsü
Aşk gelmiyordu ve kızgın kokuları çoşkunluk bağırması gençliğin Söyleyelim bir kere daha halk suçsuz Öfkenin sessizliğe yürümesi kendiliğinden Mansurun halkı öfkeye kendini çarka tutması eşyanın bebekler gibi avutulduğu da olmuştur Sütten kesildiği yürümeye alıştırıldığı (Ey veli dağları eğit yine Mağaralardan em yine) Kedilerin cübbe eteklerinde İnsanlığın en berrak denizine uzanıp İstirahat buyurduğu Söyliyelim bir kez daha Olmuştur Aşk olmuştur Çıkıp gelmesini beklediğim Geniş çığlıklar atarak Çıkıp gelirse Morarmış yanağında zehir tutarak Yıkarsa duvarlarımı Etimi aralar aşkı kurcalarsa Önümüze açtığım sofralar adına beni tutun kaldırın ortadan Çünkü hesap benden sorulacak Sorulacaksa Saçlarımın dibinde kıpkırmızı bir leke Etine kan değdirilmiş kadın lekesi Alnımdan kollarını çıkarmış bir dişi örümcek Köpeğin ağzına düşen kelime ne kelimesi Et kelimesi Yırtınır anlamını öksürerek Yer ayırtıp girince bilmecenin içine Kaburgam derin ip ince ipliklerim Elmacık kemiğimde güm güm vuran Var olma hevesimin Vahşet dolu sur kervan baloları Hesabı benden sorulacak Şimdi uyan kurbanım kaldır başını Hizmetlim kendim ağlıyayım Bir köpeğin ağzından Düştü kelime Başladı at yemeye Aylar yıllarla anlaştı tokluk kaşını çattı Bahar geldi ağaçlar açıklandı çiçekler açıklandı İnsanlar dürüyen mermiler uzadılar birden çatladı düğün fakir kadın düğüne katlandı bir köşede oturdu.Soktu ellerini karnına çocuk kırdı çocuk ayıkladı Birdenbire çatladı düğün Tabanca çatladı Gelin savruldu harmana rüzgar girdi Kirli elleri yılan dokunmuuş gibi göbeği İnsanın öz be öz anasına kıyması ne demektir Karanlığı getiren bir insan temmuz sıcağı gibi Bir köpek yiyorsun halk birikiyor Fırlak kanlı gözlerin kırmızı ve şiş ellerin Bakıyorlar Sancıyı iletiyor belleri Sürtünüyorlar Buğday havada durdurur kurşunu Onlar başkası değil bir çift cami güvercini Güvercin buğdayın ağzında sırayla Göğü soluyan bir ejdarha gelecek şehirlere Bir zaman bıldırcınlar ve kırlangıçlar Nasıl alınırsa ağıza ve ağırlanırsa Çocuklar havadan anlar Sorulan suale çarparlar kadın geç kalınca dolabında Kadınlar dimdik dururlar dolaplarda Cam göz ağaçların arasında gece yırtılarak sokulur Oda soğuyunca erkekte bir yıldırım uykusu Önce bir han Odaları dolup boşalan ve alnının altı Tahta merdiven bir Han Yolcu soyununca camideki kubbe Döşeğinde rahatça uyumalı Minarenin biri çabucak alçalır diğerinin önünde Sakallarından köşkler sarkan bir dede yukarıdan damlamış bir mezar taşının üstüne Mezarla ihtiyar ahpapça genç kız süzülür önlerinden Üç adım atar dizleri çözülür Erkek erkekçe dövünür genç kız kırgın Evet ve hayır kelimeleri Bir evet&açlık Eyup Sultan Sebil uyuşmazlıkları İki sebil biri daha sebil -İçilip içilip genç kız içilip İçilip içilip genç kız içilip Eyup genç içilip içilip -Dur sen ey Sen içilip Ben içilip Sebil olduk öldü sebil Kemik alınlar gelir dayanır güneşin ateş seçdesine Işık en keskin yontulur bir kelam.Bir kelam Zaman ölenin alnından rüya mızrağını çıkarır Boşluğa sebil açılır Güneş kendi admını yollar Kaynayan kafayı ayıklar Sorular soran sorular soran Denizin kanında günleri çarka tutulan izleri Tesbih çeken bekçilere gece sualleri Su tutmuş testiler İçilip içilip -İçilip içilip genç içilip kız içilip Genç kuş eyup genç içilip -Dur Sen içilip Ben içilip Aşkımla boyun boyuna bir ejdarhayım Şehirde sen benim en çok sakladığım İçine girip korktuğum Çamlarını yıkamadığım karanlığını bozamadığım Sen benim durup durup saplandığım Mutlu an biraz uzun olmasın Yoksulluk gibi gidecğim bir yer var Efkarın aşılmaz yalnızlığın kaçınılmaz olduğu Baş üstüne sevgilim Dağlarım Toprak yayılınca bulun anasını yavru ceylan Yalnızlık ateşle birleşiyor İki geyik dumanla çiziliyor şişiyor Delinmeler Uyku genişliyor İç organ genişliyor Hazırlanması sinir uçlarının Ve kalburdan sırayla dişli makinadan Yivli burgudan et kıyımından Beş uykusuzluğun en çabuk ve çabuklukla Planlanması Aşk Orada uzakta anlaşılmadan.Nefes Saçlarımı tut titreşiyorlar Bir şey olmuşmuş kovalamaya başlamış gibi Saklan evlere sarıl kanlı bağlarınla Avucunda kına yerine horoz devriyesi Dilimin tehlikelerini azarla Bu limeler oraya çıkmaz Ki taş olsun Açılmasın diye insan torbası Aşk ne korkunç ne kadar korkunç oluklar uzun Dagunca çölleri dolanıyoruz Yuttuk kum yığınlarını Düşmediğimiz kum kalmadı Kötü özümüzün mevsimlik yıkımları yıkılsın etin serin yosunları Cezbe suyun akışına varmadan daha oturmadan kayalara ayrılan yerine ve başını dik tutup açıklamadan Kadını bir hançerle dolanmadan yolmadan karpuzun kabuklarını muzu çakalca aralamadan Çarpılsın Ve biz uyandıracağız Suya çağrılan akışımızı |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Afganistan Çağıltısı
Bütün azalarını harbe çağır Sofran açılsın elin şehit ballarından alsın Saraylar damlar yeniden kurulsun Ağaçlar içinden akan nehre Dalçık günde bin kere ve gecelerde Omuzbaşlarını denetleyen defterlerden yalnız sağdaki kalsın Kalem yazsın yazsın Küheylan bir aşık ol Öyle yalvar ki ellerim zahmet balyalasın Kaslar şehit dalgaları ve haykıran kan Başlasın vuslat gününü toprağa Başlasın hatırlatmaya denize kumsalını Şimdi üzgünüz arkadaş Yolumuza çıkmayın üzgünüz... Hava çok hoş denizin tuttuğu yerler derin -Konuş şimdi zaman hiç geriledi mi Hava çok hoş kuşların tuttuğu yerler berrak -Konuş şimdi daveti duydun mu Bir gece uyandın ki ellerin başaklarda -Konuş şimdi açık ağzına o gül yaprağı konan şehidi gördün mü Çoktan hayretle dondu kaldı bağlar ovalar -Konuş şimdi bekliyor mu yalınayak çocukları ağacında buğday Hava çok hoş insanın tuttuğu yerler azar azar Kalbin zengin davetleriyle oynar Çocuklar o anda çok yakında bakarsın bir aşk sayhasında Yaslanırlar güzel anaların kollarına Hava çok hoş başın tuttuğu idrak yanımızda Adamlarımız yiğit Kadınlarımız hamarat Çocuklarımız dolu bilinç harmanı Köpeklerse sayılı Elimizde cahiliye dönemi sonrası bir pala (Kavmiyetçilik etme dedik ucu kırılır) Kırıldı da Şimdi severiz türkmeni peştunu Onarılmış gerilmiş bileylenmiş ve doğramakta Isın gökyüzü ısın Çocukları kavrulmuş kadınlar yeniden hamarat yeniden gebe Bunlar gübre insan değil Gömlekler çelik zırh Öyle bir çalgı çaldılar ki Seslerin çağırıp koyunlara bile Koyduğu zehirli gaz rüyaları Analara şaşkın çocukların Üç beş yaştakilerin Yüzleri harp yarası Harp yanığı Ama öpülmekte okşanmakta yanakları Hangisi hangisine mübadil (Dünya bu olamazdı) Hangisi özne hangisi edilmiş gelinmiş bilinmemiş Yağmur peyderpey kar tane Gamzem oyuyor düşüncemi Kime eşitim nasıl nerdeyim Gamlanmaktayım Hayır bir tereddüttü geçti Füsun bu karadağmağdeni İsyan muannit Mösyö sevinçli mister memnun ağa yarı tok köylü sarı yaprak Millet üzgün Hani dengeler kuracaktık batının kızıl ulusları bindokuzyüz seksen kölelik yapmak istemiyorum bu kahveniz yıldızlarınız şapkanız buyrun unutmuş olmalısınız dehanız şerefiniz buyrun cep feneriniz Buyrun boynumuzdaki halkayı tutunun Ve semirin Hani dengeler kuracaktık Hani çağdaş uygarlıklardan tutunacaktık Hayır batının ulusları kızıllarla karışık Bin dokuz yüz seksen bay batıya buna şuna Cennetlik yapmak istemiyorum Çevir tarihi çevir BindörtyüzBİR Bu kafa ne zaman köreldi Çalınanlar siren besteleri İmdatlarla düşün Bu anne asla merhamet dışında Gözleri nemli olmamıştı Hayır batının ulusları yıl bindokuzyüz seksen değil Bindörtyüz bir Fakat beşyüz yetmiş dokuz yıl geçmiş değil Ne bir karışıklık var Ne bir dev rüya görmüş Değil Kıraç bir yamacı bir ekspres kıymıklıyor gibi Tünellere ses basılmış değil Elbette bunlar değil Yazmaktan çektiğim yalnızlık da değil Bahsi kapatalım ve yatalım için de değil Hiçbir şey değil hiç biri değil Anlatabildik mi arkadaş. Acaba Körebe bitti duvarı kaldır at Haydi zemini düzledik alt yapısını kurduk savaşın Dikil yanıma Ellerimizde birer çakıl taşı Onlarla dikilelim karşı karşıya Yüzlerimizin kefen örtülerini yırtalım baştan başa Görürsün berrak içi Derisi yüzülmüş kan gibi yüzlerimizin Bu harp başka Kim diyorsa ki batılılarla başımız bir taşta Cellatlarla aynı kaptan yiyoruz Aynı kirli hava Aynı kafa ayağımızın bodrumunda Hayır arkadaş bu hesap bambaşka Ne son aylardayız ne bu son gün Sanki dünya bir tek kaldırıp vuracağım gürze gebe Gözleri yumuşak yüzü yorgun bileği sert toprak Sanma ki harp derdinden geçtim Düşünme ki dökeceğin kanlar hunhar Derimin altında ne belalar baygın Bir devlet taşıyorum başımda Bu ev bana dayanmaz Çöker kızıllar kuduran inleri dünyanın Arkadaş Şimdi yalnız savaş |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Ağaçlar
Ağaçlar Ellerimin önündeki dallar da Sarıldı yaprağa Göremiyorum karşı yamacı Erken mi yoldayım Ben mi geciktim Önümüzde bir çınar yükseliyor Her gece atlılar geliyor ona Destan söyleşip gidiyorlar Esmerlikleri Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha Dostum üşüyorum dedin Üşüme Korkuyorum -korkma Kaçıyorum -kaçma Ürperiyorum düşünceden -ürper Sabah trafik Çınara kim bakar Kim geçer dallarından Bahar mı geliyor Komşunun balkonunda Çamaşırlar renk rengarenk Kızlar göğüslerini Baharın ağacına İlk açan çiçeğine Dayadılar Arılarla erkekler boğuşuyor Arılarla uçan bütün çiçeklerle Ayaklarında taşınan tozlarla Akıyorlar alıp götürülürken Yaprak evlerin içindeki dişiliklere Dostum geç kaldın Güneş ne gün doğacaksa Söylediler duymadın geç kaldın Otur ağla sonra soframda doy Ekmek tut zeytin tat Açlığını eğlerken sen Bak nasıl ayçağın erleri Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler Karanlığı karaladılar yolları tuttular At tepmedeler Bak nasıl savaşı bindiler. Gece çınara gelip söyleşip Kelime ettiler söz bilediler Zorun yamanı kolayladılar Sahip olun taşa demire Aleve Küle bile |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Ağartı
sevgiler yüzüne karşılık geldim kaygı bağırdı gözevlerimde günlerin yamanan yıldızlar ve üzülen gökkuşaklarıyla doluluğundan söz ediliyor evlerde çocuklar arşınlanıyor ve alkışlanıyor babalar ki tütün başında ekmek başında kabir başında günler yenilenen bir isim merdivenleri büyük ağızlarıyla çıkan meral haftada üçer gün üçer hafta ince uzun veya kahverengi ve gelinlik sabah çatışmasında yoğunlaşan yorgun artık ben köprü ortasından ayrılmış bu ara organın ve güneşin salgınlığı toprağa gelir gibi olduğu an başlar ikinci artık beygirler uzağa kayıyorlar bu arada gelinmeler arkadaş yapıtlarına yar koyma yöremdeki çimler bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu ve hastalandıkları çalışan yüreklere uzak bekardan korkan ev sahiplrinin kapılarda kızlık heykelleri bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi yemekten kalkma çelişmesi erkek oluşumuza binaen bu arada özel sıkıntılarımızın kılıç kuşanmış hali durmadan kanlanıp hatırladığımız bunalan kadınlar ben alda'yı bunalıyor görüyorum rüyamda kırbaç gibi saran etrafımızda kelebekkanatları gözler akılda kalan ağızlar hatlar seviyi yoran alkışlar bir şehri paramparça edip ortasından yarıp uykuları evlerin sahanlıklarına misafir odalarına lavabonun altındaki dolaba çocukların hücumluk yataklarına iri erkeklerin şakalarına kadınların çırpınan dudaklarına ve kızların sancaklarına sığınan ve benim damarımda itişen uykulara bir şehrin ortasından tren geçiyor o şehirde büyük rüzgar vardır bir oyuncakçı vitrinin önünde insanların durdukları ve duruşlarını değiştirmedikleri trenle birlikte şehrin ortasından oyuncak trenlerin cezanlandırmış şekilleri kendisini buyruk vitrine yapışık insanların kafalarındaki içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları durdurup parçalamadıkları önüne yüzer ellişer yatıp apartman kadar ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken öpüp ağızlarını ezdirmedikleri noktanın sonuna kadar bir sinir bir can yanmasıyla bir parçamı bir demir mengeneye koyup sıkmak istiyorum mu nedir dilimi bir acı mı ne gerek öyle uykum var ki öyle istiyorum ki o içimden marşandizler şimşek gibi fırlayan şehirde hemen hat boyunda ilk tahta evde derin yatakta her an çığlıklarıyla uyuyayım kıyametler bir eejder geçsin öyle tanıdığım öyle canımın içinde durup gelmeyince morfin gibi arıyorum direnmeni iğne üzerinde yüzün gelip kuşatmıştı beni ama düşündükçe Korkmak yüzünle geldiğini Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Ahenksiz Kuşlar
çayırkuşu engelsiz yapraklara havası dondurulmuş ve suyundan alıkoyulmuş bir ay gecesi tanrısıyla elişi kağıtlarından ev demetlerini ve deniz başlarında küçük ve yuvarlak ellerle tutulmuş çocuk etekleri çayır kuşunu engelsiz yapraklara çaçaron hep evleriyle onlara bir akşam geçidi vurulmadan ve korkusuna sebepsiz kapılmadan duvarlara yapılmış heykel ağızlarındaki sözlerin ve eski resimlerde yerli oyulmuş gözlerin ve hiçbir vehmin önünde vurulmadan ve korkulara yazı sonu alınan bir kuştu yerle gök arasında kadırgalarında renk atmaz cömert çiçekler su altlarında ve yürek diplerinde zarı delinerek bir an bekleyen kanatları sabra ve kabus sonlarına çarpan konuşan ve sesler çeviren yerler gök sonlarında görülmeden tanınan ve en gerektiği yerde anılan civa sıcağı yurtlar çamdan insanı çiğneyen sakızlar korkuya öteye ve dünya seslerine çarpan çalkanan bir yamaçta yalnız başına durabilmiş açabilmiş çalılar çayırkuşu insan ve toprak levhasında gagası ışıyınca durur anlatır bildirir ki güneştir her an sabah sesi çıkaran ve devran deyince insanın isim verdiği yüceden göğü kollayan ve ufuktan aranan bir çift gözü en son şekliyle her an bir zindan resminde çağıran güneştir gagası ışıyınca çayırkuşunun bir savaş bütün bunlarla doludur ölüm beyin düzlerinde sık sık gezinen ve işte tamam yerine her dokunuşta bir delik açılan ve hepsi bir tek karanlığa açılan |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Anılar Defteri
Anılar defterin de gül yaprağı gibi unutuldum kurudum Başıma düşmüş sevda ağı Bir başıma tenhalarda kahroldum Sen kim bilir Rüzgarlı eteklerinle Kimbilir hangi iklimdesin Ben sensiz bu sessizlikle deliler gibiyim Ayrılıkla başım belada Gözlerini çevirme gözlerimden Yoksa sensiz bu sessizlikte Kahrolacağım sensiz bu seslikle |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Anılar Defterinde Gül Yaprağı
Anılar Defterinde Gül Yaprağı Gibi Unutuldum Kurudum Başıma Düştü Sevda Ağı Bir Başıma Tenhalarda Kahroldum. Sen Kimbilir Rüzgarlı Eteklerinle Kimbilir Hangi İklimdesin Ben Sensiz Bu Sessizlikle Deliler Gibiyim Sensiz Bu Sessizlikle. Ayrılıkla Başım Belada Gözlerini Çevir Gözlerime Yoksa Ben Sensiz Bu Sessizlikle Deli Gibiyim Sensiz Bu Sensizlikle. |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Anlatılmış Günler
Bulutların yeryüzüne doğru saçaklandığı vakitler Sürüleri doyurmuş Köylere emin bir gece yaymış Serin ve ılık evlerin seccadelerinde Yatsılarla nehrolmuş Helal kadınlarıyla yukarılara bakıp akan Huzurlu gürbüz ve yetişkin adamlar gibi Adamlar gibi duruyorlar silahlarının başlarında Meşakkate Adeta ısrarla Yılmadan Sabretmektedirler Biliyoruz Gördüğümüz resimlerini Aylardır birlikte yattıkları giysileri Çok aşıyorlar Boyları bosları Yaşları başları bakışları renk renk geniş adımları iri solukları sıcak yelpazeler gibi gözüm görmüş gibi onları kardeşim gibi gelir haberleri hele saldırdılar mı bakılsın gerek topuklarıyla devirdikleri tank kütleleri Ne yaman gönülleri Çöl toprağı gibi yayılı kavruk esrarlı Yanaklarına Değer güneş Ve bastıkları dağ şurdaysa Ötekinde kıskançlık nöbeti Hiç kimseden öğrenemezdin Daha kesin Gözünün önünde vurulan kardeşinden Buhara kelimesini Hiç kimse öğretemezdi sana Daha kesin ve böyle emin Ateş altında Azık getiren kızkardeşinden Buhara kelimesini Bir ok işaretidir Buhara Varılırken ve varılınca Gösteren Daha ikibin kilometre ilerisini Ve buhara ki Pirlerin Asırlar önceki kader sürücülerin İşte bugünleri anlatıp Kollarına girip avuttukları şehir |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Aralık Günleri İçin Bir Aşk Denemesi
Aşk bu Kanatları yıldırımlanmış katı boğalar Ateşin saydam gövdesini kırarak Yatarak hayat dolu sarnıçların karnına Sıkı sıkıya kapalı sivri ve kıvrak gaga Delip geçecek dalıp yeryüzünü Bak istersen avuçlarıma Küçük parmağın hizasında o derin havzada Göğüs göğüse iken ikimize İki ayrı kadeh gibi doldurulmuş yudum kat'i Sesin Sırrım Gözüm palaspandıras çehremde Aşk bu Çölün sarı sofrasında atlılar Hepsinde Gererken parçalanan elimde Çelik yay parçaları Ağızlarımız kum rüzgarlarıyla yanık Yiyip içmezik acıkmazık :Başkanları Uyutmasın vahalar diye Koynuna doldurmuş yılanları: &çocuk Bir tane.Dayanmış yanağını cama Karşı evin balkonuna bakıyor Orada bir çocuk Tutunmuş demirlere..& İki kadeh arasında ufak kara nehrim Beni senden bölen.Suyu yakut de ki kafur Çölün arı çehrenin gamsız ölümün uzakça olduğu bir demde Diz çökeyim söyle Tahtın nerede Bende kaynayan sende kaynak Tıpatıp iki kristal küre Aramızda ceylanımsı bir sıçrama Çalkalanır sonsuzca.Şöyle irice Bir kelime bul ok atsın döş kemiğime Öfkemi iyi belesin öfken Aşk duraksar ve yara alır Uçak çelik rengi göğü sesiyle sokunca Alçalarak yemyeşil ekinlerin arasına Kuru ekmek yiyen üzgün köylüleri bombalamaya İlkin küçük nir göl kan dolu ağzı &hava nasıl da yeşil& Su mu yoksa o katı ışık mı yanakların taşıdığı Nilüferler isteklerkoca bir dev Aşk bu çiğnenmiş kırbaçlanmış alta alınmış Tanıyıp tutunacak bir insan arayan Gördükçe çelik kazanlarının iç kaynamasını Kaliforniyadaki silah fabrikalarını &Doların egemenliğ halkın refahı: Depolar boşalmalı& Aşk aşk bir şehir harabesi daha kazandın Kurşun kanatları gergin Fosforlu mermiler yine taze Yıldırımlanmış boğalar Havanın katı gövdesini kırarak Yararak hayat dolu sevdanın karnını Pilot ağzı zehirli bir dil Kentelenmiş çeneler arasından Gözler ovaya başını çıkaran insanları Haydi aşk aşk De ki dağları delerim senin için Yıldızlar yakarışlar açık kartlar Ve haydi hoşçakal Kilimin üstünde Bir ampül Bir kırbaç bir ayakkabı |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Arzıhal
Çiledinmi Dünya tutar inilemen Ne saltanatı dünya pahada Ne kalbi altın mezarı şöhret Yer şahit Alevli hüzünlerdin mevla için Ne altın yıllar verdin hep Dirilsin diyordun ve yöneliyordu binlerle Kapkara parlak ışıklı ve ışıtan göz Kıvırcık utangaç ve uçurumlardan güvenlere götüren Ve yalın Henüz gelmiş gibi kınından Ve altın yıllar verdiğin hep Ve ağır ağır çeviriyordun O dalgın ve ağır yüzünü devrin Yuya yuya o güzel Elçiye Ne altın yıllar verdiğin hep Biriki bronz kişi konabilseydi önüne Ve ne altın yıllar daha çiledin Artık yalnız değil adımların Şimdi daha iri doğuyor sabahları Horantası bir hayli arttı güneşin Kişinin güzelliği ağa ustalarına göre güzeldir senin köylü olayım o uzak iklimleri erişilmez beldeye bakabilemezdik senin götürmen olmasa şu küçücük kalbte (yaman halimiz helal ettiremezsek) nice hakkın yüklü. |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Aşka Dair
Öyle sofralar gördüm ki İnsan kasları vardı tabaklarda O eğik gövdeler önünde yalnızlık Her şeyi birbirinden uzağa çarpıyordu Bir kadın Bir erkek Gizlice soluyordu Bir erkek av arkadaşından Av durgunluğu gibi gösterip saklayarak Kamışlıktaki sazların arasından Ilık ve yapışkan fısıltıları Ayırarak alarak Urgan gibi bedenine doluyordu Her şeye benzeyebilirken o Hiçbir şey benzemezken ona o ünlü borazan Başlarsa saçlarımızın diplerinden Üfürmeye.-Yırtıcı bir hayvan Kimliği yapışır yakamıza Bir erkek mi o Göle yatmış bir güneş demetinde O mor ışında Bir köpek ölüsü gibi yatan Hızla kayan Yoksa bir yaban ördeği gölgesi mi |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Aylak Göz
Erkenden aşındırır aşkını Odaların köşelerine zamansız oturur Duyarsa bir çocuğun Oyundan çağrıldığını Başının her seferinde döndüğü kumarı Gönlünü bir tarzla kurularken kazanır Anlarsa yenilen bir kadının Darda kaldığını Kendi kendine ardaşak kaçağı Arada bir bakınır ne yaptığına Süresiz kıpılır tablolara yan gelir Ve oturdu mu bir masaya Hakkını verir çay içmenin Bu adam kitapların uçlarına Çizilmiş itilmiş resim Korkmadan yaşar tebessüm gösterir Ağır başıyla nöbet alır Dağdan kaçar şehri çevirir Ve bırakır gönlünü bir tazı sıçramasına Erkenden aşındırır aşkını Anlamaz bir kadının Süresiz kapılıp yan geldiği tablolara Severek tebessüm attığını Ağır başıyla kopar dağdan Nöbet alır şehri devirir |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Ayna
Ve gözüm eşyamda değil Yoruldum maddemden Ta ki dünya bitti Köşk kurdum sakin oldum Dehlizsiz ve tabakasız Kör bir hayvan gibi Rızkına etiyle yanaşan Karanlık bir evdir gövdem Güneşte asla karanlık yoktur dediler Ve onlar yoluna cihet ettim vatan tuttum Büyük yeni bir hayat bildim Yeni yeni bildim yoksa ölüyordu bir şey Bir insan binası yıkılıyordu durmadan |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Başım Eğik Dilim Kapalı Gözler
Asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri Kederli elini Temiz alnına koyarken fikretmek için Çocukların susması Kuşların ve kedilerin uzaklaşması Haritaları üzerine bezlerin atılması Lambaların kısılması Kadınların bir vakit konuşmadan Yaşaması gerekebilir Ve açılabilir görüntümüz Sahnemiz perdemiz: Hergün bir miktar kros boksit asit Ve arenamız Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir Baş efendimiz Görüntümüz Sahnemiz Perdemiz Eğer dualanmasaydı sesimiz Eğer yaradandan o güzel ağız Açık ve seçik Dilemesiydi demeseydi 'Allah Sesinizi Mağrıptan Maşrıka Kadar Duyursun' Düşünmezdim üzerinde Binmezdim deli deli koşan küheylan Bildim Sensin Sen Sen Diri Diri Diri Şahım Diri Şahım Diri Diri Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır Bunların üzerine ezan Ucu sancılar vuran Bir kırbaç olmalıydı Her duyan Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı Hayır dokuzyüz Milyon müslüman Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN Elim dizlerime Vur Kalk Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk Yumruklar dizlere vur vur AMA BEN Ama ben Ama ben Ama ben Korku gerek tenlere etim kalbur Deşer bakışın kıyar da kıyar Korku gerek reca gerek Yanlış anlaşılmış olabilir Sesini duyuyorum kendimin&kelimeler kendinden emin değil Yanlış anlaşılmış da olabilir Aklım başımda mı! Değil Ve sesimi duyuyorum Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden -Kulun korktuk şerrinden Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı Kuldan korkarken gel zaman git zaman Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar Irmaklarımın altından akan ırmak Sandal sefalarım Marmara toprakları Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim Dilediğim en güzel hayat Çöplerin içinde rüya aradım Düştümse eğer sana bakarken düştüm Sen dinç zaman İşte kuluçkan Bereketle taşan yağ küpleri gibi Parmaklardan akan çeşmeler gibi İşte sinem kalabalık ve kendine zinde Kullardan pervasız nesillerden biri Aha Şeyhefendim Aha yüreğim Göz kapanır akıl susar susar akıl İstersen haydi haydi haydi Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır Çehrenden o azgın maskeyi dök O evleri kedere boğ Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın Mahşerinde uyanacaksın Ağzının Korkuyorum o nedenle Başım eğik Dilim kapalı |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Ben Dirimle Doğrulurken
Sis boruları ötmeğe başladı yavrular Şimdi oradalar - Aşk delice kımıldamalı yatağından Sen bir yıldız kaymasıyla yatağından Üstüne alevleri alarak Kemikli bir aşk gencinin kollarından tutarak Sen kanın damarlara tutunamadığı anlardan Beni karnınla Bir göz boğuşmasına daha kandırarak Bul içe kapanık hayvanlarımı yalvarmalarınla Üzülmüş Belki dünya ile horlanmışım Ansızın çık oradan görün orada Bu siyah basmış kara akar deme - Başka olmalı gövdemi denetleyişin aşka hazır olan ... LARDAN. OKADIN'lardan Halk aşksızsa sokaklar banka dükkânlarıyla doludur Ellerimi kâlb olmayan sularla ıslamaya alışır o kızlar - işte artık kaçmak - işte durmadan karşımızdayken bile - - ılık ev girintileri gizlesin daha köprüler karanlık bedenleri Her şey onlara göre - yamandırlar Ansızın melek bekliyorum eski türk ezgileriyle Senin Asya'dan hiç yontmadan zarif bir cep saati yapışın Asya Asya ve Asya diye yalvarışın Sana ansızın alın yazımı ve kendimi ekliyorum Aşka hazır aşka aç ve davetli Ansızın melek bekliyorum Asya ile ayağa kalkan Melekler ellerinde gelenekle İçinden hızla süt akımı geçiren mızraklar Boydanboya girdirmektedirler gövdelerin içine Nar doğuran - dikkatle nar doğuran Hayvanı ve insanı aynı teklifle doyuran Nazlı baharlarla Hiç ağlanmadı 'Biz çetin adamız ha' ayrıca söylenmez Anlaşılır Ne yavuz kışlar Kurt sıyrığı ayazlarla Ne evren depdebesi bahar Gerdan kırıp mendil düşüren kızlarla Ayrıca söylenmez 'Biz çetin adamız ha' Doymuştur aşk bu gece en son buluşlarına kadar Sen meleksi kadın bu gece kendini vermekle İkiye yarıldım Sen meleksi kadın bu gece 1000 yıl adına bilinmekle Sen melek uyarmalarıyla Uyarılan erkek Bu gece bir şehvet azarladı Hayvan kovdun Yatağını yüceltenlerden oldun Şimdi ev gebedir Dağ kuşlukla uyanır - varsın uyansın - Önce hafif bir uyku sisi Tanrı evvelsiz sonrasız bir iklim gibi ordadır Daim Melek kanatlarında hava görünmez Uzaklar yinede görülür Ay dostlukla anılan bir komşu evidir Kıl çadırlarla devinen o kavim göçü İşte o kavim göçü Dağlar ilk kez bizi Çıplak ete kavuşun aşk sandı Kadife döşer gibi toprağa işte öyle yürüyen Ilık bir hava bürüyen Gözleri o - rengarenk gözleri çocuk gözleri develerin Çözülür ayakları Kavim bu Boynuna kan yürümüş (Gözüne bir şey görünmüş) - Nedir o görünen & susalım & Hayat her zerresi uyarılmış gibidir - Çok acele Kâlb bir bohçanın içinde atmaktadır Omurgasından mızrakyürüyor kavmin boynuna Develer en som bir duruşla - Raptedilmiş Çocuklar ağızlarında Ey Nazlı Ölüm Ey Nazlı Bahar Marşlarıyla Bütün bunlar nedir - sorulsa Sorusuna Ne can ne cevap kalmıştır Kavim donmuş deve mıhlanmış Kadın ateşle ateş doğumdan önce Sığırlar kendi kendileriyle Göz göze kalmıştır Kavim seferidir evinden ayrılmıştır ama Kendine varılan ilklim ve toprak & VAKİTTİR & namaza durmuştur Bin bireydir kavim Bir tür kararla eğrilip doğulmakta Her candan bir cana Bir candan bir cana Sonsuza değin Bir tavır bolluğudur kavim ama Nihayet vaktidir VAKİT Bu duruş en zarifi duruşların Gidip endamlı dağlara Beğendirmek için yeni gelinleri O iklim kullanılır hep İnsanın en bilgelerini Onlarla karşılanmak için baharda İklim aranır herşeyden önce her olayda Şerbet taslarında Bir topak okunmuş şeker dedenin avcunda Genç bir kız kadar ağırdır Bileceksin ey çocuk Tatmıştın onu geçen baharda da Kavim uyanan toprağı Karşılarken - Uyanıktır - Kavim Toprağı Devirirken - Uyanıktır - Kavimden biri varırken toprağa - Uyanıktır O ve Kavim Vardıktan sonra toprağa Gaflet uyandırılmaz - kavim uyanıktır O anne gibi verimlidir besmele çocuk için O erkek Karpuz dilimi gibi ortadadır O en yaşlı gelin Ocaktaki çorbayla birlikte tütmektedir O kavim için 'Kışları göç içinizedir' buyuruluyor Büyük çadır en sevgili düşmana emanettir Çorba dağıtılsın nefes ve el dağıtılsın Yer ötesi ve yer eşit alınsın Kadın ve erkek eşit durmaktadır - kadın arkadadır İnsan hayada ve tanrıdadır Ki kış ortasında kardan - bir duayla sıyrılıp O derviş ağaç kupkuru dallarında O meyvayı büyütüyor O tiyek Bir salkım - müthiş - üzüm Uykuya tez doyanlar için Saçlar uçuşur havalara sevinçle şarkı şarkı içine Cenkle bir üstün haberleşme ile İnsandan insana hep akıl ve sezgilerle O coşkun mutlu savaş dülgerleri Kalbi çoğaltan bayramlar açtılar Şimdi de açtılar İşaret verin ve açtılar bütün köprüleri Deniz yüce bir soluk denizlidir - rotalar denizin kendisinedir Kaptan sancakta bir tek an yaşamak yoluna Bütün bir ömür ağartmıştır Işıklar çoğalıyor içimizden birine kime bu davet Limanı dolduranlar yanan insan meşaleleri Yüzbinler taş kulelere yaslanmış söylüyorlar - Rüzgar nereden eserse essin güzeldir Alevler bir ayrı alemdir Dirlik sevinçtir - göç içimizedir. Aşktan sonra sarhoşluk günümüz ülkemizde Sevine sevine Sağlığının elleri uzansaydı dağların eteklerine yer'in şarkılarına Aşkın mağara kovuklarındaki şarkılarına İlkel bir duyguyla bağırır kalırdım Yöremde mor lekeler gibi duran Bir basamaklı melekler ve gelenler olur birden Bütün meleklerden bir melek - Bak diyor bakıyorum ve bak diyor Ellerimi bıçakla yontacağım deniyor İlkel bir sevinç destan ve kan şiir en safından sonra soyut heykeller Hiç düşman yok - üzgün söyleniyor - Olmayacak mı hiç Eziyor gururum onları - Görün ey güzel düşman ey güzel düşman Saraylarda geçti ömrüm seninle Yüzüm aydınlık bakar elemlere Yangın yerlerine Coşkuyla selamladım bütün bayrakları Düşman kadınlarını Tanrım bu dağları da sen yarattın Bana kattın Bir bir okşadım Sema yapan kırları Alemlere kalbimizi yeniliyoruz ve tutuşmuş geliyoruz Yeryüzü batarsa batsın dayanamayıp o kavmin çadırlarına Develer de tutuştu Onlarla ayarlandık bir devinim bir devinim arkasında bütün devinimler Kum kendi raksında beden aynı raksda Karın bacaklara ulaşır öper onları ve uzaklaşır Aynı yönde ve aralarında bir dünya vardır Göğüs ahenkle havanın direncini kırmaktadır Kalb başa ve guddeye en yakın sırlara göre Kumu ve balçıklı toprağı Ağacın ve kayanın dizilimini O tek kuşun yalnızca süzülüşü Ani bir haber gibi salt bir kez ötüşünü Dinliyor kumu balçıklı toprağı Ağacı kayayı ve kuşu Uyku beladır göç içinizedir Sabır ve zaman içinizdedir Kadın ve çocuk içiçedir Güneş vurmuyor- öyle söyleyin - üzerine döşeklerimizin - Sokuluyoruz besmele ile kadının toprağına (İşte böyle söyleyin) Öyle ki o kadınlar Bağlasınlar doğanları tanrı bağlarına Melekler kırmızı yanar Kalbe tutuşan herşey kırmızıdır Hele kalb hazırsa "kentten" bir er kalkar - Onun eri Kollar semayı deryayı korkularından Yoksa aşk hemen kaçmak mıdır dağımıza Söyleyelim ya hay ya huu - Yolları aydınlık kıl Yaradan Kanla bir sabah Akşam kanla '... ateş.. ve öldüm...' deniyor - Oysa sorular verilmişti ona Sorular yığılmış aynı kaynaktan olana Işık ve karanlık hakkında Bu nasıl uzun uyanılmaz gibi - Ateş ve öldün uykuyla - Kurşunla yoklanması bir sorudur geri kalanlara Taze doğanlara Şehzadelerden de sorular kalmıştı ona 'Biz artık gitmeliyiz dağımıza anneciğim Yorgun geldim savaşmadım ama Bir ceset gibi ayaklarının dibindeyim' 'Biz artık Gitmeliyiz dağımıza' - Hayır olmaz Durmalıyız burada şahinim 'Kezzap içsem Daha kuvvetle can çekişirdim' (dertten çıktık) söylendi (güzel bir kurtuluşa yöneldik) dendi Heykel bekliyen kımıldamış Abesle elele ahbab gibi Avazı çıkınca bağırmıştır - Durmadan deniyor ki vatanım neredir Heykel ne diyor Konuşmaz heykel Felçtir Karşılıklı - Kaslarımız karşılıklı kasılsın Olsun - (Kalbimiz tüm insanın namına) iddiasında - Dertten çıkmışsın ötekine kavuşmuşsun da Diyor ki diyor ki Geçmiş nedir kavim kimdir dert nerdedir Kırbaçla ayağa kalkarlardı 'biz artık... anneciğim.. dağımıza..' ruhum geçer bedenine yüz bin kara nokta yemiştir soyrad ..ve nasıl olan oldu - o ve yeni uygar dostları Bir noktalar anlaşmasıdır fabrika baca ve duman Anne onları kapıya kadar uğurla gel Delinen böğrüme bir sed geçer 'yapmayın yapmayın' çığlıkları Güneş doğsun mu doğmasın mı kararsızım Başlarını bana çevirmiş büyük baş hayvanlar londra moskova vaşington berlin pekin hava ceryanları sarsılan ikindiler korkularımız intihar dönemlerinde kötü bir alışkanlık peyda olmuştur bağ budama hasat zekat evlenme hoş görme Buğday ve ekmeğe saygı göreneğine doğru - İnce bir düşman yönelmiştir - Hayır içimizden yönelmiştir - Oh oh dıştan yönelmiştir - Dıştan ve içten mi yönelmiştir - Ne yönelmiş ne yönelememiştir - Yönelememiş önele Miş 'Ey örtülerle donatılmış Mustafa' - Oğlum sen artık şarapnel gibi yağmalısın düşmanı güzelce vurmulısın '...biz artık dağımıza.. anneciğim..' (Komşudan o ölü de kalktı Boşluğuna bir kırbaç uzatıldı) (Çoktandır şu maraş kalesi hatıraları elinden alınmış bir taş yığınıdır.-onların yerine bilardo masaları konmuştur- şalvarlı şövalye ve kovboylar bilardo oynamaktadırlar) -Uykum geliyor kaderim yorula geliyor buz gibi eller Bu yaz hayatı beğenemedin aklımda kandan gökdelenler Ey aşk &.. ve ey aşk mı dedin..& Onlar küçücük küçücük gördü sana seslenenleri Gücendirilmiş gibi kayboldun Yerine piç döller yolladın Komşudan o ölü de kalktı Köyde devinimdir kırışık alın derileri kımıldar Kaş ve kalb zorla - kıvranarak Erkeklik ve kadınlık Ölümün önünde değersiz ama siperdedirler Bir değişime gibidir azrail - Mezarla uğraşmaz toprağı insan kazar O yere o ölü insan kalabalığında ansızın bir boşluk açılmıştır alın kımıldasın kâlb kıvransın Gölden ansızın bir tabutluk su alınmış gibi Bütün köy kımıldayacaktır & göl gibi Azrail devinimle çevirir bir gölü Bir insan kası - kadını kavrayan elleri mezar kazar toprak karşı komaz aralanır İnsan mezar kazar arada bar bar bağırarak - Ey süleyman oğlu nalbant izzet - nice rençberlik ettin Güneşin alnında bakır gibi göverdin Toprak kaz arada bir ölü görünürlerde mi bak - ahmet mehmet hasan hüseyin paytak mahmut babası hacı izzet süleyman oğlu hey nice öldün neyledin nasıl becerdin Köyden o ölü kalkar Süslenmiş kordelalar takılmış bir koç Kapıda tabut tahtaları arasında beklemektedir Bayram değil seyrandır Aşk aceleyle oraya buraya göz gezdirir Sevgi sabırla ahır kapılarından süzülmektir Köyden o ölüde kalktı - Sen de kalk hayvan sesleriyle yuvarla Köy bir ahenk kuşu sesi çıkararak Kasabaya bir ölü haberi uçursun Minarelerden ölgün bir kol gibi sarksın ölü selası &. Ölü ilk müezzin - minare uyarlamalarıyla dirilmektedir Köyden kasabayı dürtmektedir. & Bedir efendi durur selayı dinler - Kim'ola - - (Ben yüz yıl oldu babasızım) boğuk (Çukurovada eski kale burçlarıyla itişirdi akranlarım) (Sağ elim sualtı zengin bir köydü damağımıza kadar pancar) (O ufak çocuklardık - Bakışları) (Olmaza karşı koyuşları) (Şimdi köy acı'dan eğilmiştir) (Ben ölümle eğiliyorum) (Barsakları düğümlendi koyunlarımın) Bedir efendi durdu selayı dinledi - Kim'ola - Evlerden yarış atları gibi çocuklar fırlar Daha ilk namesinden alırlar ölüyü Burunlarıyla kim ölmüş sorusunu soluyarak Yokuşlara bir nefeste bayılırlar - Öyle bir çocuk tanıdım Karşılışınca başka çocuklarla hızlandı Minarenin kapısında bir çocuk halkası Müezzinle inecektir ölü Ölü çağırır çocukları alıştırır camiye Ve ölüyü eve ulaştıran çocuk Kutlu çocuktur Taşıdığı haberle masum onunla dopdolu ve büyük Ölü adı taşıyan çocuklar dönüşlerinde Şehri ağırlaştırırlar - Minare yükünü atmış Yeniden serpilmeye başlamıştır Süleyman oğlu hacı izzet evlere bir sepet incir gibi dağıldı evlere süleyman oğlu hacı izzet Müezzin kıs kıs gülmektedir kasabada evler - bir hacı izzetin varlığını bilmemekten - keder içindedir nine : kim'ola hacı izzet birazdan halk top gibi patlar - kasabalı değil hacı izzet bülbüllüdenmiş - oh oh bülbüllüdenmiş bütün evlere şimdi büyük büyük bir memnunluk çağlamaktadır |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Berducesi -- 1962
Dehşetli üşüyor ansızın gözbebeklerinden alaturka kurtulmuş yoksa saçları bütün saçları dünyaya akıyor Aksaray da ve üç kulaç derinde beklemek daha başka sırtüstü yatıyor bütün azaları kirlenmiş günahlarından işlenmiş apayrı tüyleriyle kızgınlığından tavşan dokunulmazlığı bir sahne mutlaka ve galiba karnının bir bölümünden sonsuz ürperiyor topyekun bahriyeden ve murtazadan çırılçıplak saçlarıyla gizleniyor delikanlı kucaklardan hoşlandığı kadar derin yataklarda anlaşılmış Haydarpaşa'dan binip Kurtalan'da trenden iner gibi bir kız beklemek daha başka şey sen benim kızlığını bildiğim kiliselerden kaçmış yağmur gibi gözyaşlarınla minareler gibi tutuldun sır vermez dip odalarına atıldın kahramanlığın başkalarına kalırsa her an dokunulmaktasın bunca tanışıklığımız varken sana dair bana söz düşmüyor eğer düşerse benimle kutsaldır buna rağmen başından bir maceradır geçmiş bin türlü makam geçmiştir derim b yaratılmanın bir yoksulluğu da gereklilik bir de öğünmüş gibi değil oysa kuşların ikimizi gece yirmi dört cephelerinde gözlemesi ustalıkla yüzde yüz bir tanımazlık sorunu her yanın dudaktır üstün bezelye taneleri senin kır çiçekleri ayarında laleliğin mayland'da hiç ama aşk değil bir tutam göz ağrısı aşk değil kana bulanmış bir yürek bir etek serüveni sonuç zavallı ilkbahar giyotinleri güneşin ilgisiz damarlarıyla yapayalnız bir keder sendeki santa luçiya gözleri benimkisi harzemşah c saygılı dudaklarınla yarıştım ince bir ilgi yaşarım kıvranışlarında gözleriyle 'harikulade' yaş bulutları yürek safındaydım sen bin mil uzaktan koska göz değil aşk aşk değil bin çeşit göz bunca çıldırdım hem ilgisiz koridor görüp ölüyorum çizmeli tülbentli kız saçlarında yirmi yedi yıl lodos laleliden otobüse biniyor kim bilir nerede oturuyor her çizgisi ezmeyle bilenmiş üz 'aziz' bakışını yakaladım bin yıldır cephane taramış hep blek börd bir gözdeyiz sıra kimin benimse - rölans |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Bir Sahil Yoklaması
Bir kaç balıkçı belirdi Başları kollarının üzerine eğilmiş Dinler gibi oltalarıyla balık dilini Martı kendiyle halkalanır: haydi ana sen karadan ben kumsaldan Sen bulgur çuvalından peynir ceresinden nice yufka ekmeği külekten kış yemişini şireyi tahta sandıktan aç misafir sofralarını nişe kokularıyla Çamaşırı bakır leğenlerde dengele taş mutfaklarda arınırken odun ateşiyle ısınan sağlam sularda Ben birden kıyıya çekilmiş sığ sularda taşlarda çırpınan kofana Bir kaç balıkçı daha belirdi Gözleri ellerinin üzerinde siperlenmiş Nöbetini bekler gibi kaderin |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Böyle Ol Böyle Söyle
Doğuyor çocuklar Türkiyede Cezairde Kenyada Eskimolar ülkesinde Dünya ne uzun Ne kısa Milyarlarca milyarlarca çocuk Geldi yeryüzüne Her birinde bir çift göz Baktılar yer-gök aleme Şimdi Eğleşir eşyada İki kere milyarlarca gözle Baktılar nehirlere Yanyana akıp Karışmayan Tuzlu suyu tatlı suya Kuşlara Dağlarda dolanan kartala Şurada bir savaş var kan akıyor Şurada. İki kere müslüman kan Ve milyarlarca çocuk Tarih boyunca Büyüyüp Avuçladı dünyayı Giderken Bıraktılar hep Doğuyor çocuklar Çinde Afganistanda Türkiyede Şimşek sabahta yıldız gecede Doğumlara artık ebeler Anneler de karışmıyor Ya bu sonbahar Dünyanın mevcudu ne Nereye gitti Doğup doğup boy atan nağra atanlar Ne sesleri kaldı Ne cisimleri Ah çocuklar çocuklar İçiniz kararmasın sakın Açıp Okuyunca bu şiiri Şimdi biraz Baksın dikkatle bana gözleriniz Ögrenelim şu duayı Yol boyunca Beşikten başlayıp Mezarlara kadar Önce besmele En güzel kelime Allahım Yol boyunca Bırakma elimi Düşerim sonra Allahım Niçin halkettinse beni Kalbime söyle iyice Engellerden arınsın yolum Allahım O güzeller güzeli Hangi iyilik diledi senden Dilerim ben de öylelerini Allahım Peygamber efendimiz Hangi şerlerden sığındıysa sana Upuzak tut benden de onları Allahım Yol boyunca Tarih boyunca Başıboş bırakma bizi |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Busat
Artist milletizdir. Bizde defaten ölünür ve kalkılır ki sofradan hamdüsenalarla palalarla el yıkanmadan ağız misvaklanmadan zinhar vurulmaz ha ne dosta ne düşmana |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Can Eriği İlk İz
Yumuşak canına ve ince çizgisine Huzur akıtan düş sesi Ve halkalanmış yüreğinin bir yerine Lekesiz güneş çizgisi Bu yaşlı bir ırmak asıl bundan sonra Bir öğle sonrası menekşeden rampaya Kıvırcık göğüsleriyle eğildiler Geçti yalnızlık bir serüven konuştular Bir fidan bulup diktiler ırmağa İçinin bir yerine köşeli bir taş gibi Ad veremedi geçişine can eriğin Pembe duruşuna horoz rengi öpücüklerle Ve bir an bir duygulu adam Mola verdi yanlarına İlk acıtan diken Can eriğine yaklaşan yeni bir dünya treni Sahipsiz noktalarda durdular İki ay geçici karanlık Ve bir güneş çizgisi yine bir öğle sonrası Havuzlu Ve unutulmaz çimenli Dört duvarlı bahçede Kurşun gibi kesin Tüy gibi yumuşak İpince gelişi can eriğinin |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Çağın Küçük Bulanığı
- ah şu yalnızlık kemik gibi ne yanına dönsen batar ... Küçük Haber verdiler Arka karanlıkta bir kadın var yüzü göğsüne akmış |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Çocuğan
Bu bir geç kalıştır Akşam duruşlarında Alna vuran ürpertinin Direklere benzeyen düzenli Gizlenik adamında bir kadın Bir geç kalıştır Taş kapıdan ürkek bir güvercin Aşağı sokaklara uçuşan saçlarıyla İlk akşam vuruşuna kadar Ardında gizlenir bütün seslerin Bu koşu büyür elbet Geçmiş bilinen çehreler sırasından Açıkça saçları belirir Bir gözleri bakar Dudakları gizlenir ağzına Burada yoğun bir savaştan İnmek gerekiyor Taşlarla koşuyu En yakın sonuna Örtmeli Güçleri buğudan atları Kırbaçlarla Kavga gider yol uzayınca Bitirir şarkıyı şapkayla Şaraba sabahsız Uzanan ellere Bir keklik dimdik bakınır Bir kazanca dokunur aklıyla Dünya Sırtına çevrilmiş hamalın Yorgun kalkışı Şehrin torbalanmış sıcağına Kalabalık bir şaldasın Arkandan bir şovalye gelir Üzgün ve eski Zincirlere benzeyen yanlışlarıyla Tutarsa kolunu özgürlüğüne tutar Sen savrulup gülmektesin Dağı anlarım durur kızmadıkça Dağılır buzlar yolları kesilince Akla dümdüz Demir atıp ancak durulan Sedirsiz taş kapıda Sevecen gezdirir ellerini Sürdürür çocuğan çağında Sürmeli Sçar ordularını sevgilimdir Kurar çadırını bir tiyatro kahvesine altıncı kata bir denize yükselir Anlatır haftalarca Telefonda susta duran Kapıda bir saat vuruşunun önünde Silahsız duran serçeyi Sen Bir şehir açsında çevrilensin Bu koşan eski ve solgun Aşkın İkinci serpilişin bir yüreğe Tuzaktır adını bildirmek Ama bir şarkıda geçer adımız Sahipsiz vuruşuyla İspanyolun biri bir balıkla yan yana sorulur barıştıramazsa bizi denizler adına ne duymuşsa hepsini çizdirir ve üzgün bir kalkışla çıkar karşımıza |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Çoğalmak
Çocuklarımızla Atlara biniyorduk Dönüp bakarken geçmişe - kumandalı Atlara biniyorduk Benim çok çocuğum oldu Kadınım sen onların yüzlerini Çalılardan kolla Bütün çıplaksın - omuzların Birbirine içiçe iki saat rakkası Gelecekte kumandalı - dönüyor Güneşi alıyor - alıyor gövden Karanlık eşyada bulup Ürkünce parlayıp koşan hayvanda bularak Çocuklarımızlaysa - seçerek beni İçinin çağırması bir kır hayvanı düzlüğüyle Bedensel - seçerek ve buyruk üzerine İçine alışın doyuruşun O erkek giysilerine giydirişin Doğanın çizdiğini Çizip kanattığını hiç görmedim seni Çalı eğildi yumuşadı batan taş Kabuklar düz bir sıyrılma oldu İşte en başta ve değişen dünyada - durmadan "sen" kalabilirlikle Güzel kılınan sen Beni de kutsal sıvamaktasın Güzelleşiyorum çocuklarımızla Hatırladıkça koşuyorum - biz geleceği Çoktan yaşadık öylemi kadınım Koşarak hatırlıyorum alnımın terini Avucumda tutup doyuran buğday ağırlığında Sunarak göğe Sınayarak elimin alnımla anlaşan hünerini Ve hatırlıyorum koşarak o gelecek zamanda İçimize söyleyen sese akıyorduk İlkin korkuyorduk Taşın kovuğunda oturuyorken Önümüzde ağaçsız düzlük - Çöl yada kumsal Gökte o acaip bakılamayan parıltı Buyruk alıyorduk Açık Anlamlı Şu bildiğimiz gibi Ve dünyada Yere basarak Oku'maya başladık Ben çocuklarım ve kadınım Bilerek erkekliği yeryüzünde Onun koşturmasıyla koşarak Bilerek kadınlığı yeryüzünde Onun koşturmasıyla kapanarak Erçocuklar sezinleyerek giderek tanıyarak erkekliği Onun koşturmasıyla atılarak Kızlar kendilerinde doğrudan bularak kadınlığı Onun koşturmasıyla açılarak Hızla istekle alarak Ben ve kadınım Açık anlamlı şu bildiğiniz gibi Ve dünyada Yere basarak Erkekliği ve kadınlığı hükümet ettik Somuttur benim başım Rüzgar yüzümde engellenir Su akar saçımdan Öfkemde alnımda "v" damarı kabarır Kadınımla hayvana benziyorduk Saçaklı üç kollu üç ayaklı Eti eti alıyordu bir hayvanı ( Boğuyorduk Yoruyorduk Ağırlıyorduk ) aramızda Et eti alıyor - sert'e çarpıyor kanlı'dan geçiyor Değiştirmeden bırakıyordu Çocuklarımızla Atlara biniyorduk Dönüp baktırarak başımızı Ardımızda kalan topraklara - Buyruk alarak Atları belirginliğe kamçılıyorduk Açık Anlamlı Şu bildiğiniz gibi Ve dünyada Yere basarak Haberi alıyor yayıyorduk işlenmiş ovalara Sesimiz olan atımızla - atlarımız olan sesimizle Kadında çocuklarımızı çoğaltarak - şiirimizle Kent kurulu yamaçlara - ıssız dağlara da Tanıkol yer sahibi gök sahibi aktığımıza İçimize koyduğun sesle |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Çölde Gizli Bezginler
bir çiçek bahçesinde geceye durgun kalışın yağmur sıcağı gibi öptüm sonsuz gidişinden saçlarının seyriyle seni yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran akreplerdir duygunun karanlık ordulara güneşsiz sokulan bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek şakakların sıcağında kuytu bir ses büzülüp ölecek sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında bahar şenlikleriyle sürdüren ellerini yangın borularında şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından burada biter düğün gidilir mi evin soğuğuna çölün sıcağından gemilerimiz saklanır ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların saplandık tadına durduk alnında yüreğe vuruşların yollar sellere gider açılır parklar artık kuşlar dağılır bir aşkı gözyaşlarıyla bulvara çağırmak hiç keseye mi kalır çizildi yalnızlar senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde geçer üstümüzden yağmur alan donanmalar kürek sesleriyle koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından oturur iki bakış ormanından gerilip bir masayı kollar uzayıp uzaya giden akrebe katlanıp zincire gelmeyen yolcular bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından su konuşmaz toplanmaz kuşlar ne kazandık yaşamamızdan biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık sevgi ektik sonsuz seçtik beğendik ama toprağı kazandık sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle yalnızlıkla ben kaldım sevindiniz işte alın kurtulun aha size son atım |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Dağcılıklarım
Parçlanmaktan arınmış evcil olan Yabana koşar bir aman Kaçıp kuytulardan Derisini sıvazlıyan yangınla yalaz Ve döşüne varan bileklerini Kent dev dev bir kedi sokulmalığı belirdikçe daha ağır fakat hareketli Yarmaktan arındın evcil (yani sofrada elimle birlikte ekmeğe uzanır eli) kurtağzı gibi istekli herbir yaprağında soluk soluğa o ulu insan insan yaban çiçeklerini Sonbahar günleri sağlık ve istekle sikkeler çaktım uçurumlu gövdene Güvendim Demiri alıp ısıran boşluklarına Yüz metre kayayı Yedi vuruşta indim Hep birlikte omuzum demir halka ay gibi şekillenen bildiklerim O buzul yarda kar yataklarında Dağla armızda Yalnız ve yalnız Dostluk vardı aramızda Adem : buzulun bıçakcısında öldürülmeden kelimeleri peki ama nerede gururum ne oldu ona demişti Ak hafif saygı duyarak Soyunarak dağ keçisi sargılarından - ille dert mi ola alemde - dağsözün dinledik iflah olduk Cilo kar yalabı Süphan halat aklı başında sağlam Değişik gergin Burulurken iklimin kar kırmaları Her yükseklikte Dağla yanyana durur bedenim Cilo Cilo karağlarken Buz kaymağı yanağın Dağ ve hava blokuyla ben dağ hava ve ben üçümüzün gözü yekdiğerinin zirvesinde dağ insan zirvesine tırmanıyordu bende hava yatay bir uçurumla karşılaşır hemen en küçük bir korku kabarmışsa ciğerlerimde Bu küçük urganın Küçük derli toplu ve ejder ağızlarıyla O uzak kişilik çığrışlarıyla Altta ormanlara Aşıp ummana kavuşan ulamalarında (büyük kent - insan - ilişkiler - kitaplık vesaire gibi) Bir öz konuşma başlar Şiir ve mahalliler üzerine eksi bir eksi onbir eksi bir eksi yirmibir 1 Şimdi uzak su kaplan kası aşındırır ışıltıyı Bir ipek ince halı Serilir metabolizması üzerine ve dürülüp içine Aşktan rençberliğe azamet eyleyen dervişlerin Haydin kalkalım Adaşım ve kanilişkim olan beyaz çiçekler Kömüre başkaldıran kara açmamak için Ve kadın vuruşundan başka Yaklaşım bilmeyen böcekler Şimdi uzak şu kadar Durmadan olaha habire 2 1974 yazında dünyada toprağın hırçın çalkantılarından yadiğar sarp üzerine sarp bir tepesinin önündeyiz tüm hazırlıklarımızla o kış başparmağım donmuştu yeni yeni çözüldü donu Şimdi ulanıp dolanıyoruz urganlara Yükselirkenlerde Solucanların toprak yemesi gibi durmadan Etimden geçiyor dağın derisi Biraz daha Karlar başlıyor Ve ecdadım nasıl oralara tırmanmışsa Kanımda bir gürcü beygiri Tesbih gibi aklımı çekerek Götürüyor oralara ve sonra açlığın verdiği korkularla bir kaygı basıp giriyor içime Esenliğimi - dedim ki ben gidiyorum ardımdan postala Bir tek an'dır dağcılık Sineğin camda kımıldamadan durduğu bir kaç saniyeyi hatırla Ve ne uzun oldu duyargalarım Şimdi kayanının yapısındaki tuz granit fosfat alüminyum demir ve çarpıntı yataklarından Aşk ihtilacındaki bir delikanlı gibi geçiyorum Sanki Duyargalarımın duyargalarının duyargayarı ile duyuyor gibi O yozgatlı çocuk ayak bileğini tuttu - Kırılmıştı O gibi daha inceleri dağı fobilerden uzak teknik-sağlam halat- uçurumlardan bakabilme yeteneği düğümcülük sananlar dağcı bir kere hata yapar tasasıyla yatıp kalkarlar Düşerek Çarparak koldan ayaktan ve belden kırıldılar Ya o niksarlı üzgündü buzul görmeye dayanamıyorum demiş ağlamıştı Ya gaziantepli fazlı krater gölündeki kar suyuna atmıştı kendini |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Delikanlılar
DELİKANLILAR I Gülünç şapkalarını sahipsiz şarkılarıyla Bazen mavi yanaklı bir yıldızın Kızdan heykellerini Utangaç ve yenilgen Bir gardırop odasında Namluya benzer Her şeyim Dünyada Üryan dolaşan bebeğin Özgürlüğün ama her şeyin Özgüre ödünç verilen geleceğin Erişilecek bir üst bir alt kent Bir de İçinde durup demir atılacak Bu binek aşkların Delikanlılar sofrasında Kamçılı bağrışları Derken Merhem Yok merhem Derken Avuç içlerinin kadın bölmelerine En usta hücrelerime En yanıltıcı en dolup en boşalan Ve boşa atılan Yıkılan hücrelerime Bükülen dizlerime Ve kasılan karın etlerime Kendime gelince ben kim oluyorum Cevherim neyse nereden geliyor Duvarların fayans çinko benzerleri Kendime gelince Gözlerini cihan gözlerini Ellerini kollarını parmaklarını Göğsüme göğsüme tam yüzüme Uzatan eşya beyleri Çanak çömlek Varlığına vardığım hücre gece Her yandan karanlıklar biçilir Dikilir üstümüze II Yolda kamyonlarla süt satanlar Düşleri Evleri ufalayan ve büyüyen çocuklardan Değerli bir yoldaşlıkla Ödünç alan ihtiyar babalar Ateş yanan sokaklar geçiyorlar Delikanlılar baba ve adam Delikanlılar ve aşklar Delikanlılar sevdalı oluşlardan Bir yıldız poyrazı İsa Meryem kadar Bir balıkla girince sulara İnsanlar kelime hücrelerinde İnsanın denizlere dağılan saçlarında --İsa da tam denizlere göre insanlar İsa'ya göre Eşyalarıyla ve hayvanlarıyla Yaşar akıp giden uslarıyla Geliştirme geliştirme Bütün ölmek ve öldürmek sınavlarını Anılarda bırakmak için Tanrının ve Meryem'in yavrularını Delikanlı bir çağanoz fabrikasında Yürekleri devrilir doğum günü bayraklarıyla Kentlere çağrılan ve insan biçimlerine Nefret biçilen Ve bunları düzenli anneler şeklinde Yalnız düşman getiren Babanın gecelerine Delikanlı Bir sahnenin perdelerinden sonra Katmerli kadife ve kapanan karanlık küçük odalarda Ve karanlık küçük odalarda |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Doğa - Yılan - Kadın - Ana
Doğa seyiriyor gördüm döşüm Okşanıyor gibi duyarak Bir yılan ve arkasında halkı Doğruldu kayadan gerilenerek Bir bütünlükle kayayı toprağı Kuşların çevirdiği havayı Kapsanarak bir bütünlükle Ve ışık boşluk bırakmadan akıyordu Yere yapışmış ve doğudan Ve batıya şeffaf hırçınlanmadan dehşetli Güneş bakıyordu kayalardan Kumları sıyırarak denize Bir yılan doğruldu uzun Kayasını güneşi ve ovuğunu sevmekten bilge "Uzaklara bakışım unutulmaz ısınışım" Ses ver komşu kızı Çiçeklere su ver Dudağında açan gülleri göster Başörtülerin ne hoş ne güzel Kınalı ellerinle Şu akrebe bir yelken bir dümen ver Hey komşu kadın Dost kadın Zeynep miydi senin adın Ormanda ağaçlara Tırmanırsa Binlerce çocuk Bahçede Bir tek erik ağacına Yoksa tırmanacak bir çocuk Doğa seyirmeye başlar ve aşksızlık Bir yılan doğrulmalığı giyer ve güneş Tende çalışır Teni burar burar ve güneş Dönüşür kayalardan denize dökülen şelalelere Ana Ekmek tahtasında bir yufka ve bir düş Kurar gibi gidip gelen el Eğilen ekmeğe sıcaklığını veren beden Sacın alevini alan incelik İçinde tereyağı eriyen bazlamayı Ana Aç çocuğa bir atlı gibi yetiştirir Yoksa çocuk Elde kalmaz dağılır Yuvadan kopmak isteyecektir |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Evet
Evet hatırladım Küçük basit şeyler Yetiyor kederlenmeye Ya mutluluğa |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Güneş İnip Suya Dokun
Bir ara neydi o bulutlar Somurtkan dudakları yere sarkan Arkasında deniz alev alan adam Çehrem sarsılıyor bakmaktan Güneş inip suya dokun Nehre yaslanıp baş aşağı koşan bir yaşlı ağaç ol |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Güzelcin
Koşu koşuver nargözlüm Yuvarlak biçimli ayakların Küheylan kolanı gibi kuşağın Gürbüz kalçalarının üzerinde Koştur azaplardan kaçalım Koruklar üzümlenmiş mi bakalım Bir söze iki gülüş bir öpücük İki bedeni birbirine katalım Ruhsatlım sevdamsın berigel Kanın höpürtülü başın dik O seven yuyan bakışınla İçimi yu mermer döşegel Dorukda yeni ay ince işaret Geceye bir şey olmaz gayri Ne kem gözler gezinir karanlığa Ne evin sevincinden korkan bulunur Asmalarda güneş ve çocuklarımız Çardakta ıslak ve ekşi uyur Bacın bazlama yağlasın sahana Mutluyuz tüm dünyaya duyur |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Hesaplanmadan Ölü
1 Onlardı uzak yerler seçtiler Ve sayesiz ilahları Kalın ovalar kuşları yaklaşan ağaçlar Ve taşlaşan boğulu kalan nağra Bir sarnıç kemeri eğrisinde Dünden bugüne seyirten Telaşsız sular seçti padişah buyurdu kervansaraylar Hudutta kraliçe ağızları serhatte yagız duşlar İpe saldıran yığınlar çün Osmanlı kanları Melekmeşen at yangınları Ülkeyi kol gezen projektör bakışlar Hayvanlar bile altında rahat uyuyan Ve elgizin göğsünde kışlık bahçeleri Ağırlaşan bir çiçekte Sultan sıcaklığına çarpıp Ummana sıçrayan çekirgeler Aşk donanmış bir havada Şahadet getiren sedir ağaçları gemilerin El çırpan iskele ve sancakları -Üzülmek fethedilmiştir kışladan haber Tevrattan sakıncalı sözler sakınmak gereken göz Gerek kanatılan gelinler Davulun orta yerinden bir baş soğan Katlayıp ince ağızlarında çingen İçlerin boşalan surlarına zurna Toplanan şimdilik sürgüne eklenen Değerli çocuklar Arkalarında büyük rüzgarlı anne etekleri Ucuna takılan yaşmak çeşitleri Mavi çok renkli tülbentler İri gözyaşı boncukları İçine kainatlar sıkışan Caminin yürek konmamış kayalıklarında Durmadan her lahza yeniden arınan Henüz bir böceklik yer açılan Elleri aynı kumaytan İçlerinde bir haremi tavşan Açık duran kapılarının arkasında Çocuklar baştan sona kadınlara düğmeli Bu bir an yüzümü hayvanlara dikip Çamurlu -Ey Babilin yorulmaz artıkları Dışımda açıkça bir tazı koşuyor Ölümlerde yorulup Bir güle kapanan Gelincikte bekleşen 2 Sonunda ak tavşan ölüme benzeyince Koşup bir ölümün önüne titremeler içinde Diz çöken adamlar beynime atıldılar Ağırlıkları safra taşları yanlarında Bellerine kancalı tırpanları Saçaktan akan buz parçaları Ona birazda ben katılacaktım Çünkü herhangi bir hazırlık yapmışlardı Taş duvarın dibindeydik ölümünden Ses çıkmasın beni kapıyorlardı bedenleriyle Alnımı bana bıraksınlar Hiç yalnızlık korkutmayan alnımı Karnımdaki boşluklara Saçlarım uzasın kirlensin ellerim ayaklarıma Ama onların vakti yoktu onlar için Ve onlar için çocuk duvara kadar Gidip gelecekti salıncak ceviz dalında Ve komşunun ölüm çocukları Güçlükle göğüslerine tutunan nefesleri Öldürmeye alışmaları karar kılışları Toprağı karıştırıp şaşkınlıkla içlerine giriyorum onların Ansızın bir kravat bazen bir kaç sene deniz Renkli horozlar ve karanlık doğan yarasa Sık sık anne tekrarı Ve kalbinde Allah yazan çocuk Kızlar hızlanan gelinler Erkeklerde insen uğultuları Çocuklar ki mutlaka kutupta bırakılan Ve dönülen bayrak Beni buruyorlar renklerin gidip gelişleriyle İçinde kanlı zincirler elden ele Yıldız süzerken kadınların karınlarında doğururken Dilleri terleri damaklarıyla ısırdıkları pamuklar Ağızdan ağıza Ve meydanlara Cılk çıkan yığılan çocuklar Bağıran balık Suyu zorlayan midye Üzerimizden akan gemi karınları - Çocuk kanlarla sarsıldı Öğrenciliğim korkunç öğretmenlerim Sızı olduğum kızlar Onların şehvetime dokunup kalışları Anı Akıllı bir öğrencinin alayındayım Kanımı ve kamalarını arıyorlar Aeleyle elleriyle cepleriyle Bedenime kanımı yapışık olarak Ya da kumaşa emdirerek Akıtacak olan Ve bedenimi arayan korkumu Açıklıyorlar önüme (korkumu ölümümle ağzıma kilitlemişim) İnsanlar salıncak altlarında solur -Güneş hep aynı artist çocuktu Nilüfer ipi çok ince parmaklarıyla Dağlara göklere en yakın elmacık kemikleriyle tutmuş Yüzüme gülerek severek 3 Şimdi yağmur birikiyor kubbelerin içine Ak yürek baraj büyüyor Yarış su pirinç ve içinde canlı çevrilen insanın Çiçekle döşenen başı Balıkçı tezgahları Kayıkçı tezgahları Ekmek tezgahları Yağmur alınlara doğruldu Secdeye durdu süslendi ölümle sözleşen Ateşli hastalar gibi |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Hızla Akan Mızrak
Sabahtır Alkışlar gecenin Sıcak damları sükun yapılarıyla Aydınlatır bir ucundan Kahvaltı sofrasında çay tasını Düzgün uysal ışıklı bir de ağız Gizlice götürür hücreyi bütüne Ve akla her gelen telgraf telinde Öpüşür iki güvercin İncelmiş ve yumuşamış gagalarıyla Bu geçen mızrak Kalın kararlı Atanın değer biçilmez atıyla Kuşkusuz yolunda gerek Mızrak geçer ışığı Geçer geceyi dolduran karanlığı da |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Mavi Gök Orda Mı
mavi gök orda mı bakıyorsun kuşlar hazır sokak lambaları yanık unutulmuş bir kadıköy vapuru hınca hınç insan çok geçmeyecek martılar beyhude turlar atacak kıyılar lağım konserve kutuları mısır koçanları sevgi aranabilir yine korkusuzca say koskoca kederlerini bir kuyu bulunabilir aklımdan çıkmıyorsun sen hala dizüstü bunca anıyı besleyerek sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla görür gibi olarak açıp baktığımı bense şöyle diyorum buradan bir acı kanamış boyuna kuşlar hazır öncü havalanmak üzre şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar o vapur hala hınca hınç kimbilir herbiri hangi dünyaya sağır çok geçmez aradan kadınlar kapı önlerinde ellerinde meşalelerle aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları yorgun bir sarıyla ben de geçeceğim önlerinden aklımdan çıkmıyorsun dedim başka türlüsünü yorgunum anlatmaya telefonlar yan hücrede çalışıyor bense kurşunî bir dere ağaçlar hayvanlar bile kaygılı onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar açılarak mavi gök orda mı yapayaşlı bir rum kadın her şeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı haydi koşayım diyorum belki dağılır koşuyorum sancağımda kendi rüzgarımla ölgün kıpırtılar hayır daha sevgili daha sevimli değil ne başka bir gün ne başka bir zaman çok geçmeyecek aradan şöyle diyeceğim bulutlar açmadı mavi gök orda mı? |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Meç
Ağaçlara kılıçlara benzer çocuklar çıkıyor erikleri itiyorlar erikleri onları yırtıyor ellerinde dürtme silahları plaj yıkıntılarına çarpıyorlar sarsıntıyla akıyor ayaklarını ıslatan yaprakların gergin dallarında yüzücü nehir gerginlik balık kanadı sertlik gözlerine yakın gelmiş suçlu ağızlarında çiğnenmiş bir gemi çocuklar elleriyle dalların uçlarındaki eriklere bir mahzendeki uzaklığa kayar gibi Gerçekler başlarına konan çiçekler yaprakları boğuluyor yorgun bir meyve daha geliyor ağaç kökünden bu sırada tramvay geçiyor ve duruyor fidan küçük ağaç göğüne üç ayak yaklaşmış ilk koçanını ezberine biliyor her an ürperti geçiriyor odaya sokulan yemiş odaya sokulan yemiş göz hapsi evinde durmayı seven kadınlar mermerle sıvıyorlar çocuklarını top uzağa yakına çağırıyor hep bir noktada kalan adama varmaya doğruluyor sulardan sorulmayan ama sulara yatkın anılarına sevgiler koşturan pencereyi parça parça aralayıp denize açılan bir sokak kadını denize açılan çuha kadınını açıktan geçen son sağlığa bağlamak için makina ustası amma da mideli yıkılmadan geliyor ve sırım sessizliğiyle çalışıyorsa başına ben gittikçe soğuyan ve soğuyan ben ekmek kırıntıları döküyor her zaman yaprak düşleri başlıyor serpilen kuşlar çimen düzlerine gelip bir kısrağa yakından bakıyorlar kuruyan ağza kapak göze kapak çölüne atılan zar sulardan serpme balık deniz görünce kargılar atılıyor karlı yamaçlardan kızgın kumlara erenler kaydırak arkalarından aç karınlı sevilen kurtlar iniyor ağaçlar dimdik dallarında gergin su haber gibi bir şey bekliyorlar kökleri toprağı geziyor bir yatagan aşırı gitti mi zindana çıkıyor kök ucu zufa bir cins ağaç Devlet sokağını tek başına bir ayyaş geçiyor kente verdiği cevap pandomim başı bir gölge altı açıyor hotozlu kadınıyla hovarda damı yan yana koyunca yatak yaşama simidi şimdi eskimolara bakın kadınları fok balıklarından buzdan yataklara girip sımsıcak çoğalıyorlar denizlerini kargılarını köpeklerini yemeklerini kayıklarını ve kaygılarını ayı balıkları bekliyor ve başkentte korsan gülçin dil balığı yelken gelmek üzereyim gelmeye hazır şaramla doldurdum sözleri ağarınca bu geceyi hartuç ve hece göğsü kızgın köpüklü tayfası şişti mi kadın kollarını kadın ellerini biçimli gergin tutan insanın su başı rahim kelime yorgun gece soldu çan çan ve çayır suçsuz çocuklara koridor yapraklar balık pulu balıkçılar pul pul yalnızca bakışlarını kıprıyorlar dokununca çatılarda kirişlerde serin dubalarda artık göze bakmak oyunu yok |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - İkinci Ayna
Korkup kaçarken çıktı benden Bir çeşit hayvan nereye dönsem o Kış olmadı duymadım hiç bir kar Tendeki papatyaların tutunduğunu Komşuda bir çocuk daha ağlıyor Gözyaşı akışı neden var bilseydim Ve dost yok karşımda daha da çevrildin Küçülüp yürümek isterim karıncalarla Bir çeşit sevdam var Bir çeşit yalnızım kapıda Yaradana giden yoldadır her ruh Çocuklar gibi sevmese de kalpler . şapka bisiklet beyaz sarı . kırbaçlanan gülüş zalim ağzı Bir gıybete kapanıyor akıllar Bizde ruh gencini ihtiyar ederler Aşabilsem boğulmalarını ömrümün Bir çocuk havliyle geçsem sevgisiz ıssızları Yüzün çepesine koştur beni İsyan eşiğim toprak kayıyor içim |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - İsteyerek
Karşı dağdan meleyen canım Günler nasıl homurdanıyor başımızda Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde Bülbül neden kenetlenmiş Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın. Gördüm Karşı dağdan meleyen canım Evin görünmeyen elleri Yağmur yanaklarında gözyaşı taneleri Art arda gidenler can pareleri erkek kardeşleri Evde kızlar kimsenin görmediği kızlar Ateş gibi ülfetleri Dağlamış serin taslar bakraçları Anaları bilinmez bir köşede Bir nağra gibi. Hayatın başında Tozut koyun yünlerini hallaçla zamanı hallaçla Bir kapalı ağzın var. Sanki susar çağın ünlü marşlarını Yüklükten bana bir yorgan çıkardılar Üstü mavi papatyalar Bir dehlizden geçirip zirveye döşek attılar Taradılar uykumun saatlerce uzun saçlarını Şimdi sırtım sağlam Karşımda hamle yatakları. Bir elimde kılınç bir elimde zafer duaları |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - İşaret Çocukları
Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan Geçerdi babam Başında yağmur halkaları Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde Daha ilk güzelliğinde Alnını iki dağın arasına germiş Bir devin göğsüne benzer Göğsünden dualar geçermiş Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri Cami avlularına açılan Havuz sularına kapılan çocuklar Görmeden güneşin bütün renklerini Götürmezlerdi dükkandaki babalarına Ocaktan akan kaynar yemekleri Nenelerinin koyduğu avuç taslarına Başı ve yüreği şahbaz Kaleleri ağırlayan kadınların Süslerini kemerlerini Başlarını ağırlaştıran Ağır siyah şelale saçlarını Tutunca gençleşirdi erkekler Sonra insan o ki denizde Küçük ve büyük nehirde Bedeni ıslatan afsunlu suda Önce niyet sonra yıkanırdı Zaman dert getirdi sulara İçinde eski balıkların yattığı kayalar Savaşan insanların elinde İnce yontulup taşındı balta mızrak şekline Anam kanları kuruyan Kavga ayıran bir kargı elinde Kara ocağın taşlarına İşaret koydu çocuklarını Belinde gezdiren babamın Beyaz yazılarla kazandığı adları Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın Unutup genç gelen günleri Zamanın sürerken çektiği günleri Çetin bilmecelerle Sürdü atını şehirlere Yün ören at güden kadınlar Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde Küçük pencereli karanlık dar odalarda Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin Uzağa çekilip giden Ayazda donan gülmeler içinde Ormanlarda süt emziren anne Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu Hep kaçarmış şehirlerin Demir dağlarına Uyuyunca toprak beşiğimde Sahipsiz kalan Ellerimden kayan aydınlık günlerim |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:47. |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.