ForumDenizi.Com
  • Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan
  • 1
  • 2

ForumDenizi.Com (https://www.forumdenizi.com/)
-   Aşk - Şiir Dünyası (https://www.forumdenizi.com/ask-siir-dunyasi/)
-   -   Cahit Zarifoğlu Şiirleri (https://www.forumdenizi.com/ask-siir-dunyasi/52311-cahit-zarifoglu-siirleri.html)

Jön TüRk 13 May 2020 16:51

Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
https://www.trthaber.com/resimler/1056000/1056163.jpg

Cahit Zarifoğlu - 1958 Ekiminde


Sopalar taşlar avtüfekleri
Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca

Belinden orta etinden
Cılız çelimsiz bir elden
Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini

Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin
Gamzen için ne kanlar bağırıyor
Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında

Bedenler
Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi
Birbirine çarpa çarpa

Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine
yutuşlar
Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla
kusuşlar
Delikler ezik çöküntüler
Yırtıklar alıp açılarak
Dantel perdeli camda kayan gölgen için
Ne kanlar akıttılar toprağa

Kalabalık bir kadının ortasında duruyor
Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor

Binbir renk ve işleme donanımlı başı
Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları

Ağlayan erkekler. - dayıoğulları emmoğulları halaoğulları
Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri
O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri

Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası
Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen

Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla
Ne son,solukta öç öğütleyerek
Ne de kadınım arkamdan gel diyerek
Ne yarı ne yaranı görerek gözü
Bir karnağrısına uğramış gibi
Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek
Ölürken
Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı
Koparan karısı.Erkekler hısımlar
Kalplerini daraltan can verişi önünde
İncecik gergin yırtabilir yürekleri

Bütün evrene
Eğilip yanaklarından baktılar gelinin

Şimdi çarpılır köyün ağzı Bir yabancı saçı taradı ev
Şimdi köyde cami bile gurbet olur
Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar:

evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri
Yanan ateşin dumanı da
İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor
Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu
kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları
çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar
çaylar
Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular
Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar
Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte
Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya
Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara
Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi

Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların
Sesi insan öldürmeye giden kurşunların

Ve susunca
Kama düşüşü bir zaman başlar
Kalb ete ve ruha aynı anda açılır
Cine ve meleğe
Zulme ve hilme

Zaman ağlyan kadınların
Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan
Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek

Ve kana çobanlık eder çocuklar
Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları

Güzel başın
Mermer akmalı yanyarın
Güzel adalen

ellerin ne maharetler edindi
asla maymun değildin
topraktan geldin nice sırlardan geldin

- Kanındaki masallar destanlar masal harpleri
Yoldaşın melekler
Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken
Tüm bunlar öfkenin şimdi -

Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı
Vurmaya gidiyor yine de o ve o
Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan
Ağlayan dudakların
Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke


Jön TüRk 13 May 2020 16:52

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - ? Soru İşaretlerinden Biri


Zulumdur dinlenen başlarsa eğilmiş
Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke
Dikilsen dağların ötesini tutar elin
Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde
Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun
Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde
O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer
Perişan birkaç evde kimbilir veliler dilinde
Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni
Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse
Bir deli akıl çırpınıyor aramızda
Rızık korkusu can korkusu baş mesele
Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden
O büyülü çiçekleri yol arın bir kere
Başını eğmiş zalimleri dinlersin
Dersin 'lokmam ellerinde'
Filistin bir sınav kağıdı
Her mü'min kulun önünde
De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır
De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine

Jön TüRk 13 May 2020 16:52

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Açık Açık Çağırır Aşkını

1
Çabuk akan tez giden
ilk geyik avında ölenler
çarpıntı başlarıdır insanlığın
Uzakta, ta burada
Ünlü bir can sıkıntısını
Ufalar bir zümrüt sakal
Yeldeğirmeni
ve uçuşan leylekler
beyaz saçlı atın
kar yıllığını rüzgar hallerini
kahraman atın
madalya anına bitişik
dört nala koşan sesi
oradan uzaktan ta buradan
siyah
çatık kaşlı gelincik tohumlarına
benzer sezişleriyle
gelişir yapılı kaygılar
2
bir ayıp giyotin
çün ağaç sağa dönmez
soldan kuşatılır
çün ağaç şaşırır
ağaç ölür
Ama sapına kadar
Bilhassa büyük
Erkek Tam erkek bir el
Yani kolun ucuna kadar gelmiş de
Yumruk bile olmuş
ve bilhassa bu büyük bir el
beynelmilel bir sabah seli
katlayıp büküp yapma çelikleri
gündelik insanı kaldırıp
bir de tanrıya şarkısını söylerse
Belirli bir yapısı
belli bir geçmişi olan
nereye değdiğini bilen
düğün yapısı fırçasıyla
toprak ve topraktan sonrasını
aynı çığlığı atan
ve karalar içinde
3
haydi
şu kaçar su durur mu
gök içimizden bir zenci çağırır
zenci zenci
bir büyük geniş başlı
şikayet mi ne olur
açık açık çağırır aşkını
burda mı daha mı uzakta
bütün bir geceye
dayar alnını
öyle ki alın
mübarek bir şeydir

Jön TüRk 13 May 2020 16:52

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Açlık Türküsü


Aşk gelmiyordu
ve kızgın kokuları çoşkunluk bağırması gençliğin
Söyleyelim bir kere daha halk suçsuz
Öfkenin sessizliğe yürümesi kendiliğinden
Mansurun halkı öfkeye kendini çarka tutması
eşyanın bebekler gibi avutulduğu da olmuştur
Sütten kesildiği yürümeye alıştırıldığı
(Ey veli dağları eğit yine
Mağaralardan em yine)
Kedilerin cübbe eteklerinde
İnsanlığın en berrak denizine uzanıp
İstirahat buyurduğu
Söyliyelim bir kez daha
Olmuştur
Aşk olmuştur

Çıkıp gelmesini beklediğim
Geniş çığlıklar atarak
Çıkıp gelirse
Morarmış yanağında zehir tutarak
Yıkarsa duvarlarımı
Etimi aralar aşkı kurcalarsa
Önümüze açtığım sofralar adına
beni tutun kaldırın ortadan
Çünkü hesap benden sorulacak
Sorulacaksa

Saçlarımın dibinde kıpkırmızı bir leke
Etine kan değdirilmiş kadın lekesi
Alnımdan kollarını çıkarmış bir dişi örümcek
Köpeğin ağzına düşen kelime ne kelimesi
Et kelimesi

Yırtınır anlamını öksürerek
Yer ayırtıp girince bilmecenin içine
Kaburgam derin ip ince ipliklerim
Elmacık kemiğimde güm güm vuran
Var olma hevesimin
Vahşet dolu sur kervan baloları
Hesabı benden sorulacak

Şimdi uyan kurbanım kaldır başını
Hizmetlim kendim ağlıyayım

Bir köpeğin ağzından
Düştü kelime
Başladı at yemeye
Aylar yıllarla anlaştı tokluk kaşını çattı
Bahar geldi ağaçlar açıklandı
çiçekler açıklandı
İnsanlar dürüyen mermiler uzadılar
birden çatladı düğün
fakir kadın düğüne katlandı
bir köşede oturdu.Soktu ellerini karnına çocuk
kırdı çocuk ayıkladı
Birdenbire çatladı düğün
Tabanca çatladı
Gelin savruldu harmana rüzgar girdi
Kirli elleri yılan dokunmuuş gibi göbeği
İnsanın öz be öz anasına kıyması ne demektir
Karanlığı getiren bir insan temmuz sıcağı gibi

Bir köpek yiyorsun halk birikiyor
Fırlak kanlı gözlerin kırmızı ve şiş ellerin
Bakıyorlar
Sancıyı iletiyor belleri
Sürtünüyorlar

Buğday havada durdurur kurşunu
Onlar başkası değil bir çift cami güvercini
Güvercin buğdayın ağzında sırayla
Göğü soluyan bir ejdarha gelecek şehirlere
Bir zaman bıldırcınlar ve kırlangıçlar
Nasıl alınırsa ağıza ve ağırlanırsa

Çocuklar havadan anlar
Sorulan suale çarparlar kadın geç kalınca dolabında
Kadınlar dimdik dururlar dolaplarda
Cam göz ağaçların arasında gece yırtılarak sokulur
Oda soğuyunca erkekte bir yıldırım uykusu
Önce bir han
Odaları dolup boşalan ve alnının altı
Tahta merdiven bir Han
Yolcu soyununca camideki kubbe
Döşeğinde rahatça uyumalı
Minarenin biri çabucak alçalır diğerinin önünde
Sakallarından köşkler sarkan bir dede
yukarıdan damlamış bir mezar taşının üstüne
Mezarla ihtiyar ahpapça genç kız süzülür önlerinden
Üç adım atar dizleri çözülür
Erkek erkekçe dövünür genç kız kırgın
Evet ve hayır kelimeleri
Bir evet&açlık
Eyup Sultan
Sebil uyuşmazlıkları
İki sebil biri daha sebil
-İçilip içilip genç kız içilip
İçilip içilip genç kız içilip
Eyup genç içilip içilip
-Dur sen ey Sen içilip Ben içilip
Sebil olduk öldü sebil

Kemik alınlar gelir dayanır güneşin ateş seçdesine
Işık en keskin yontulur bir kelam.Bir kelam
Zaman ölenin alnından rüya mızrağını çıkarır
Boşluğa sebil açılır
Güneş kendi admını yollar
Kaynayan kafayı ayıklar
Sorular soran sorular soran
Denizin kanında günleri çarka tutulan izleri
Tesbih çeken bekçilere gece sualleri
Su tutmuş testiler
İçilip içilip


-İçilip içilip genç içilip kız içilip
Genç kuş eyup genç içilip

-Dur Sen içilip Ben içilip

Aşkımla boyun boyuna bir ejdarhayım
Şehirde sen benim en çok sakladığım
İçine girip korktuğum
Çamlarını yıkamadığım karanlığını bozamadığım
Sen benim durup durup saplandığım
Mutlu an biraz uzun olmasın
Yoksulluk gibi gidecğim bir yer var
Efkarın aşılmaz yalnızlığın kaçınılmaz olduğu

Baş üstüne sevgilim
Dağlarım
Toprak yayılınca bulun anasını yavru ceylan

Yalnızlık ateşle birleşiyor
İki geyik dumanla çiziliyor şişiyor
Delinmeler
Uyku genişliyor
İç organ genişliyor

Hazırlanması sinir uçlarının
Ve kalburdan sırayla dişli makinadan
Yivli burgudan et kıyımından
Beş uykusuzluğun en çabuk ve çabuklukla
Planlanması
Aşk
Orada uzakta anlaşılmadan.Nefes

Saçlarımı tut titreşiyorlar
Bir şey olmuşmuş kovalamaya başlamış gibi
Saklan evlere sarıl kanlı bağlarınla
Avucunda kına yerine horoz devriyesi
Dilimin tehlikelerini azarla
Bu limeler oraya çıkmaz
Ki taş olsun
Açılmasın diye insan torbası
Aşk ne korkunç ne kadar korkunç oluklar uzun

Dagunca çölleri dolanıyoruz
Yuttuk kum yığınlarını
Düşmediğimiz kum kalmadı
Kötü özümüzün mevsimlik yıkımları
yıkılsın
etin serin yosunları
Cezbe suyun akışına varmadan
daha oturmadan kayalara ayrılan yerine
ve başını dik tutup açıklamadan
Kadını bir hançerle dolanmadan
yolmadan karpuzun kabuklarını
muzu çakalca aralamadan
Çarpılsın

Ve biz uyandıracağız
Suya çağrılan akışımızı

Jön TüRk 13 May 2020 16:53

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Afganistan Çağıltısı


Bütün azalarını harbe çağır
Sofran açılsın elin şehit ballarından alsın

Saraylar damlar yeniden kurulsun
Ağaçlar içinden akan nehre
Dalçık günde bin kere ve gecelerde
Omuzbaşlarını denetleyen defterlerden yalnız sağdaki kalsın

Kalem yazsın yazsın
Küheylan bir aşık ol
Öyle yalvar ki ellerim zahmet balyalasın
Kaslar şehit dalgaları ve haykıran kan
Başlasın vuslat gününü toprağa
Başlasın hatırlatmaya denize kumsalını

Şimdi üzgünüz arkadaş
Yolumuza çıkmayın üzgünüz...

Hava çok hoş denizin tuttuğu yerler derin
-Konuş şimdi zaman hiç geriledi mi
Hava çok hoş kuşların tuttuğu yerler berrak
-Konuş şimdi daveti duydun mu
Bir gece uyandın ki ellerin başaklarda
-Konuş şimdi açık ağzına o gül yaprağı konan şehidi gördün mü
Çoktan hayretle dondu kaldı bağlar ovalar
-Konuş şimdi bekliyor mu yalınayak çocukları ağacında buğday

Hava çok hoş insanın tuttuğu yerler azar azar
Kalbin zengin davetleriyle oynar
Çocuklar o anda çok yakında bakarsın bir aşk sayhasında

Yaslanırlar güzel anaların kollarına
Hava çok hoş başın tuttuğu idrak yanımızda

Adamlarımız yiğit
Kadınlarımız hamarat
Çocuklarımız dolu bilinç harmanı
Köpeklerse sayılı

Elimizde cahiliye dönemi sonrası bir pala
(Kavmiyetçilik etme dedik ucu kırılır)

Kırıldı da
Şimdi severiz türkmeni peştunu
Onarılmış gerilmiş bileylenmiş ve doğramakta

Isın gökyüzü ısın
Çocukları kavrulmuş kadınlar yeniden hamarat yeniden gebe

Bunlar gübre insan değil
Gömlekler çelik zırh
Öyle bir çalgı çaldılar ki
Seslerin çağırıp koyunlara bile
Koyduğu zehirli gaz rüyaları

Analara şaşkın çocukların
Üç beş yaştakilerin
Yüzleri harp yarası
Harp yanığı
Ama öpülmekte okşanmakta yanakları

Hangisi hangisine mübadil
(Dünya bu olamazdı)
Hangisi özne hangisi edilmiş gelinmiş bilinmemiş
Yağmur peyderpey kar tane
Gamzem oyuyor düşüncemi
Kime eşitim nasıl nerdeyim
Gamlanmaktayım

Hayır bir tereddüttü geçti
Füsun bu karadağmağdeni
İsyan muannit Mösyö sevinçli mister memnun ağa yarı tok köylü sarı yaprak
Millet üzgün

Hani dengeler kuracaktık
batının kızıl ulusları bindokuzyüz seksen kölelik yapmak istemiyorum

bu kahveniz
yıldızlarınız şapkanız
buyrun unutmuş olmalısınız dehanız şerefiniz
buyrun cep feneriniz
Buyrun boynumuzdaki halkayı tutunun
Ve semirin

Hani dengeler kuracaktık
Hani çağdaş uygarlıklardan tutunacaktık
Hayır batının ulusları kızıllarla karışık
Bin dokuz yüz seksen bay batıya buna şuna
Cennetlik yapmak istemiyorum
Çevir tarihi çevir
BindörtyüzBİR

Bu kafa ne zaman köreldi
Çalınanlar siren besteleri
İmdatlarla düşün
Bu anne asla merhamet dışında
Gözleri nemli olmamıştı

Hayır batının ulusları yıl bindokuzyüz seksen değil
Bindörtyüz bir
Fakat beşyüz yetmiş dokuz yıl geçmiş değil
Ne bir karışıklık var
Ne bir dev rüya görmüş
Değil

Kıraç bir yamacı bir ekspres kıymıklıyor gibi
Tünellere ses basılmış değil
Elbette bunlar değil
Yazmaktan çektiğim yalnızlık da değil
Bahsi kapatalım ve yatalım için de değil
Hiçbir şey değil hiç biri değil

Anlatabildik mi arkadaş. Acaba
Körebe bitti duvarı kaldır at

Haydi zemini düzledik alt yapısını kurduk savaşın
Dikil yanıma
Ellerimizde birer çakıl taşı
Onlarla dikilelim karşı karşıya
Yüzlerimizin kefen örtülerini yırtalım baştan başa
Görürsün berrak içi
Derisi yüzülmüş kan gibi yüzlerimizin
Bu harp başka

Kim diyorsa ki batılılarla başımız bir taşta
Cellatlarla aynı kaptan yiyoruz
Aynı kirli hava
Aynı kafa ayağımızın bodrumunda
Hayır arkadaş bu hesap bambaşka
Ne son aylardayız ne bu son gün
Sanki dünya bir tek kaldırıp vuracağım gürze gebe

Gözleri yumuşak yüzü yorgun bileği sert toprak
Sanma ki harp derdinden geçtim
Düşünme ki dökeceğin kanlar hunhar
Derimin altında ne belalar baygın
Bir devlet taşıyorum başımda
Bu ev bana dayanmaz
Çöker kızıllar kuduran inleri dünyanın

Arkadaş
Şimdi yalnız savaş

Jön TüRk 13 May 2020 16:53

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Ağaçlar


Ağaçlar


Ellerimin önündeki dallar da
Sarıldı yaprağa
Göremiyorum karşı yamacı
Erken mi yoldayım
Ben mi geciktim

Önümüzde bir çınar yükseliyor
Her gece atlılar geliyor ona
Destan söyleşip gidiyorlar
Esmerlikleri
Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha

Dostum üşüyorum dedin
Üşüme
Korkuyorum -korkma
Kaçıyorum -kaçma
Ürperiyorum düşünceden -ürper

Sabah trafik
Çınara kim bakar
Kim geçer dallarından
Bahar mı geliyor
Komşunun balkonunda
Çamaşırlar renk rengarenk

Kızlar göğüslerini Baharın ağacına
İlk açan çiçeğine
Dayadılar

Arılarla erkekler boğuşuyor
Arılarla uçan bütün çiçeklerle
Ayaklarında taşınan tozlarla
Akıyorlar alıp götürülürken
Yaprak evlerin içindeki dişiliklere

Dostum geç kaldın
Güneş ne gün doğacaksa
Söylediler duymadın geç kaldın
Otur ağla sonra soframda doy
Ekmek tut zeytin tat
Açlığını eğlerken sen
Bak nasıl ayçağın erleri
Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler
Karanlığı karaladılar yolları tuttular
At tepmedeler

Bak nasıl savaşı bindiler. Gece çınara gelip söyleşip
Kelime ettiler söz bilediler
Zorun yamanı kolayladılar

Sahip olun taşa demire
Aleve
Küle bile

Jön TüRk 13 May 2020 16:53

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Ağartı


sevgiler yüzüne karşılık geldim
kaygı bağırdı gözevlerimde

günlerin yamanan yıldızlar
ve üzülen gökkuşaklarıyla
doluluğundan söz ediliyor
evlerde çocuklar arşınlanıyor
ve alkışlanıyor babalar
ki tütün başında
ekmek başında kabir başında

günler yenilenen bir isim
merdivenleri büyük ağızlarıyla çıkan meral
haftada üçer gün üçer hafta
ince uzun veya kahverengi
ve gelinlik sabah çatışmasında
yoğunlaşan yorgun artık ben
köprü ortasından ayrılmış bu ara
organın ve güneşin salgınlığı
toprağa gelir gibi olduğu an
başlar ikinci artık

beygirler uzağa kayıyorlar

bu arada gelinmeler
arkadaş yapıtlarına yar koyma
yöremdeki çimler

bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu
ve hastalandıkları
çalışan yüreklere uzak

bekardan korkan ev sahiplrinin
kapılarda kızlık heykelleri
bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi

yemekten kalkma çelişmesi
erkek oluşumuza binaen
bu arada özel sıkıntılarımızın
kılıç kuşanmış hali
durmadan kanlanıp hatırladığımız
bunalan kadınlar
ben alda'yı bunalıyor görüyorum rüyamda
kırbaç gibi saran etrafımızda
kelebekkanatları gözler
akılda kalan ağızlar
hatlar
seviyi yoran alkışlar
bir şehri paramparça edip
ortasından yarıp uykuları
evlerin sahanlıklarına
misafir odalarına
lavabonun altındaki dolaba çocukların hücumluk yataklarına
iri erkeklerin şakalarına
kadınların çırpınan dudaklarına
ve kızların sancaklarına sığınan
ve benim damarımda itişen uykulara

bir şehrin ortasından tren geçiyor
o şehirde büyük rüzgar vardır
bir oyuncakçı vitrinin önünde
insanların durdukları ve duruşlarını
değiştirmedikleri trenle birlikte
şehrin ortasından oyuncak trenlerin
cezanlandırmış şekilleri

kendisini buyruk
vitrine yapışık insanların kafalarındaki
içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları
durdurup parçalamadıkları
önüne yüzer ellişer
yatıp apartman kadar
ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken
öpüp ağızlarını ezdirmedikleri

noktanın sonuna kadar
bir sinir bir can yanmasıyla
bir parçamı
bir demir mengeneye
koyup sıkmak istiyorum mu nedir
dilimi

bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki

o içimden marşandizler
şimşek gibi fırlayan
şehirde hemen
hat boyunda ilk tahta evde
derin yatakta
her an çığlıklarıyla
uyuyayım kıyametler
bir eejder geçsin
öyle tanıdığım
öyle canımın içinde

durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe Korkmak
yüzünle geldiğini

Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim

Jön TüRk 13 May 2020 16:54

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Ahenksiz Kuşlar


çayırkuşu engelsiz yapraklara
havası dondurulmuş ve suyundan alıkoyulmuş
bir ay gecesi tanrısıyla
elişi kağıtlarından ev demetlerini
ve deniz başlarında
küçük ve yuvarlak ellerle tutulmuş çocuk etekleri
çayır kuşunu engelsiz yapraklara
çaçaron hep evleriyle onlara bir akşam geçidi
vurulmadan ve korkusuna
sebepsiz kapılmadan
duvarlara yapılmış heykel ağızlarındaki sözlerin
ve eski resimlerde
yerli oyulmuş
gözlerin ve hiçbir vehmin önünde
vurulmadan ve korkulara
yazı sonu alınan bir kuştu
yerle gök arasında
kadırgalarında renk atmaz cömert çiçekler
su altlarında ve yürek diplerinde
zarı delinerek bir an bekleyen
kanatları sabra
ve kabus sonlarına
çarpan konuşan ve sesler çeviren yerler gök sonlarında
görülmeden tanınan
ve en gerektiği yerde anılan
civa sıcağı yurtlar
çamdan insanı çiğneyen sakızlar
korkuya öteye ve dünya seslerine
çarpan çalkanan
bir yamaçta yalnız başına durabilmiş
açabilmiş çalılar
çayırkuşu insan ve toprak levhasında
gagası ışıyınca durur anlatır
bildirir ki güneştir
her an sabah sesi çıkaran
ve devran deyince
insanın isim verdiği yüceden
göğü kollayan ve ufuktan aranan
bir çift gözü en son şekliyle
her an bir zindan resminde çağıran
güneştir gagası
ışıyınca çayırkuşunun
bir savaş bütün bunlarla doludur
ölüm beyin düzlerinde
sık sık gezinen ve işte tamam yerine
her dokunuşta bir delik açılan
ve hepsi bir tek karanlığa açılan

Jön TüRk 13 May 2020 16:57

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Anılar Defteri


Anılar defterin de gül yaprağı gibi
unutuldum kurudum
Başıma düşmüş sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum
Sen kim bilir
Rüzgarlı eteklerinle
Kimbilir hangi iklimdesin
Ben sensiz bu sessizlikle
deliler gibiyim
Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevirme gözlerimden
Yoksa sensiz bu sessizlikte
Kahrolacağım
sensiz bu seslikle

Jön TüRk 13 May 2020 16:57

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Anılar Defterinde Gül Yaprağı


Anılar Defterinde Gül Yaprağı
Gibi Unutuldum Kurudum
Başıma Düştü Sevda Ağı
Bir Başıma Tenhalarda Kahroldum.
Sen Kimbilir Rüzgarlı Eteklerinle Kimbilir
Hangi İklimdesin
Ben Sensiz Bu Sessizlikle
Deliler Gibiyim
Sensiz Bu Sessizlikle.

Ayrılıkla Başım Belada
Gözlerini Çevir Gözlerime

Yoksa Ben
Sensiz Bu Sessizlikle
Deli Gibiyim
Sensiz Bu Sensizlikle.

Jön TüRk 13 May 2020 16:57

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Anlatılmış Günler


Bulutların yeryüzüne doğru saçaklandığı vakitler
Sürüleri doyurmuş
Köylere emin bir gece yaymış
Serin ve ılık evlerin seccadelerinde
Yatsılarla nehrolmuş
Helal kadınlarıyla yukarılara bakıp akan
Huzurlu gürbüz ve yetişkin adamlar gibi
Adamlar gibi duruyorlar silahlarının başlarında

Meşakkate
Adeta ısrarla
Yılmadan
Sabretmektedirler

Biliyoruz
Gördüğümüz resimlerini
Aylardır birlikte yattıkları giysileri
Çok aşıyorlar

Boyları bosları
Yaşları başları
bakışları
renk renk
geniş
adımları iri
solukları sıcak yelpazeler gibi

gözüm görmüş gibi onları
kardeşim gibi gelir haberleri
hele saldırdılar mı
bakılsın gerek

topuklarıyla devirdikleri tank kütleleri

Ne yaman gönülleri
Çöl toprağı gibi yayılı kavruk esrarlı
Yanaklarına
Değer güneş

Ve bastıkları dağ şurdaysa
Ötekinde kıskançlık nöbeti

Hiç kimseden öğrenemezdin
Daha kesin
Gözünün önünde vurulan kardeşinden
Buhara kelimesini

Hiç kimse öğretemezdi sana
Daha kesin ve böyle emin
Ateş altında
Azık getiren kızkardeşinden
Buhara kelimesini

Bir ok işaretidir Buhara
Varılırken ve varılınca
Gösteren
Daha ikibin kilometre ilerisini

Ve buhara ki
Pirlerin
Asırlar önceki kader sürücülerin
İşte bugünleri anlatıp
Kollarına girip avuttukları şehir

Jön TüRk 13 May 2020 16:58

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Aralık Günleri İçin Bir Aşk Denemesi


Aşk bu
Kanatları yıldırımlanmış katı boğalar
Ateşin saydam gövdesini kırarak
Yatarak hayat dolu sarnıçların karnına
Sıkı sıkıya kapalı sivri ve kıvrak gaga

Delip geçecek dalıp yeryüzünü
Bak istersen avuçlarıma
Küçük parmağın hizasında o derin havzada
Göğüs göğüse iken ikimize
İki ayrı kadeh gibi doldurulmuş yudum kat'i
Sesin
Sırrım
Gözüm palaspandıras çehremde

Aşk bu
Çölün sarı sofrasında atlılar
Hepsinde
Gererken parçalanan elimde
Çelik yay parçaları
Ağızlarımız kum rüzgarlarıyla yanık
Yiyip içmezik acıkmazık

:Başkanları
Uyutmasın vahalar diye
Koynuna doldurmuş yılanları:

&çocuk
Bir tane.Dayanmış yanağını cama
Karşı evin balkonuna bakıyor
Orada bir çocuk
Tutunmuş demirlere..&

İki kadeh arasında ufak kara nehrim
Beni senden bölen.Suyu yakut de ki kafur
Çölün arı çehrenin gamsız ölümün uzakça olduğu bir demde

Diz çökeyim söyle
Tahtın nerede
Bende kaynayan sende kaynak
Tıpatıp iki kristal küre
Aramızda ceylanımsı bir sıçrama
Çalkalanır sonsuzca.Şöyle irice
Bir kelime bul ok atsın döş kemiğime

Öfkemi iyi belesin öfken

Aşk duraksar ve yara alır
Uçak çelik rengi göğü sesiyle sokunca
Alçalarak yemyeşil ekinlerin arasına
Kuru ekmek yiyen üzgün köylüleri bombalamaya

İlkin küçük nir göl kan dolu ağzı
&hava nasıl da yeşil&
Su mu yoksa o katı ışık mı yanakların taşıdığı
Nilüferler isteklerkoca bir dev

Aşk bu çiğnenmiş kırbaçlanmış alta alınmış
Tanıyıp tutunacak bir insan arayan
Gördükçe çelik kazanlarının iç kaynamasını
Kaliforniyadaki silah fabrikalarını

&Doların egemenliğ halkın refahı:
Depolar boşalmalı&

Aşk aşk bir şehir harabesi daha kazandın
Kurşun kanatları gergin
Fosforlu mermiler yine taze
Yıldırımlanmış boğalar
Havanın katı gövdesini kırarak
Yararak hayat dolu sevdanın karnını
Pilot ağzı zehirli bir dil
Kentelenmiş çeneler arasından
Gözler ovaya başını çıkaran insanları

Haydi aşk aşk
De ki dağları delerim senin için
Yıldızlar yakarışlar açık kartlar
Ve haydi hoşçakal

Kilimin üstünde
Bir ampül
Bir kırbaç bir ayakkabı

Jön TüRk 13 May 2020 16:58

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Arzıhal


Çiledinmi
Dünya tutar inilemen
Ne saltanatı dünya pahada
Ne kalbi altın mezarı şöhret
Yer şahit
Alevli hüzünlerdin mevla için

Ne altın yıllar verdin hep
Dirilsin diyordun ve yöneliyordu binlerle
Kapkara parlak ışıklı ve ışıtan göz
Kıvırcık utangaç ve uçurumlardan güvenlere götüren
Ve yalın
Henüz gelmiş gibi kınından
Ve altın yıllar verdiğin hep
Ve ağır ağır çeviriyordun
O dalgın ve ağır yüzünü devrin
Yuya yuya o güzel Elçiye
Ne altın yıllar verdiğin hep
Biriki bronz kişi konabilseydi önüne
Ve ne altın yıllar daha çiledin
Artık yalnız değil adımların
Şimdi daha iri doğuyor sabahları
Horantası bir hayli arttı güneşin

Kişinin güzelliği ağa ustalarına göre güzeldir

senin köylü olayım
o uzak iklimleri erişilmez beldeye
bakabilemezdik senin götürmen olmasa

şu küçücük kalbte
(yaman halimiz helal ettiremezsek)
nice hakkın yüklü.

Jön TüRk 13 May 2020 16:58

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Aşka Dair


Öyle sofralar gördüm ki
İnsan kasları vardı tabaklarda

O eğik gövdeler önünde yalnızlık
Her şeyi birbirinden uzağa çarpıyordu
Bir kadın
Bir erkek

Gizlice soluyordu
Bir erkek av arkadaşından
Av durgunluğu gibi gösterip saklayarak
Kamışlıktaki sazların arasından
Ilık ve yapışkan fısıltıları
Ayırarak alarak
Urgan gibi bedenine doluyordu
Her şeye benzeyebilirken o
Hiçbir şey benzemezken ona

o ünlü borazan
Başlarsa saçlarımızın diplerinden
Üfürmeye.-Yırtıcı bir hayvan
Kimliği yapışır yakamıza

Bir erkek mi o
Göle yatmış bir güneş demetinde
O mor ışında
Bir köpek ölüsü gibi yatan

Hızla kayan
Yoksa bir yaban ördeği gölgesi mi

Jön TüRk 13 May 2020 17:01

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Aylak Göz


Erkenden aşındırır aşkını
Odaların köşelerine zamansız oturur
Duyarsa bir çocuğun
Oyundan çağrıldığını
Başının her seferinde döndüğü kumarı
Gönlünü bir tarzla kurularken kazanır
Anlarsa yenilen bir kadının
Darda kaldığını
Kendi kendine ardaşak kaçağı
Arada bir bakınır ne yaptığına
Süresiz kıpılır tablolara yan gelir
Ve oturdu mu bir masaya Hakkını verir çay içmenin
Bu adam kitapların uçlarına
Çizilmiş itilmiş resim
Korkmadan yaşar tebessüm gösterir
Ağır başıyla nöbet alır
Dağdan kaçar şehri çevirir
Ve bırakır gönlünü bir tazı sıçramasına
Erkenden aşındırır aşkını
Anlamaz bir kadının
Süresiz kapılıp yan geldiği tablolara
Severek tebessüm attığını
Ağır başıyla kopar dağdan
Nöbet alır şehri devirir

Jön TüRk 13 May 2020 17:01

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Ayna


Ve gözüm eşyamda değil
Yoruldum maddemden
Ta ki dünya bitti
Köşk kurdum sakin oldum

Dehlizsiz ve tabakasız
Kör bir hayvan gibi
Rızkına etiyle yanaşan
Karanlık bir evdir gövdem

Güneşte asla karanlık yoktur dediler
Ve onlar yoluna cihet ettim vatan tuttum

Büyük yeni bir hayat bildim
Yeni yeni bildim yoksa ölüyordu bir şey
Bir insan binası yıkılıyordu durmadan

Jön TüRk 13 May 2020 17:02

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Başım Eğik Dilim Kapalı Gözler


Asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri
Kederli elini
Temiz alnına koyarken fikretmek için
Çocukların susması
Kuşların ve kedilerin uzaklaşması
Haritaları üzerine bezlerin atılması
Lambaların kısılması
Kadınların bir vakit konuşmadan
Yaşaması gerekebilir
Ve açılabilir görüntümüz Sahnemiz perdemiz:
Hergün bir miktar kros boksit asit
Ve arenamız
Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir

Baş efendimiz
Görüntümüz
Sahnemiz
Perdemiz

Eğer dualanmasaydı sesimiz
Eğer yaradandan o güzel ağız
Açık ve seçik
Dilemesiydi demeseydi
'Allah
Sesinizi
Mağrıptan Maşrıka Kadar Duyursun'
Düşünmezdim üzerinde
Binmezdim deli deli koşan küheylan

Bildim Sensin Sen Sen
Diri Diri Diri Şahım
Diri Şahım Diri Diri
Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi

Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır
Bunların üzerine ezan
Ucu sancılar vuran
Bir kırbaç olmalıydı
Her duyan
Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı
Hayır dokuzyüz
Milyon müslüman
Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN

Elim dizlerime Vur Kalk
Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk
Yumruklar dizlere vur vur
AMA BEN Ama ben Ama ben Ama ben

Korku gerek tenlere etim kalbur Deşer bakışın kıyar da kıyar

Korku gerek reca gerek
Yanlış anlaşılmış olabilir
Sesini duyuyorum kendimin&kelimeler kendinden emin değil

Yanlış anlaşılmış da olabilir
Aklım başımda mı! Değil

Ve sesimi duyuyorum
Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
-Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan
Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar

Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal sefalarım Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim

Dilediğim en güzel hayat
Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm

Sen dinç zaman
İşte kuluçkan
Bereketle taşan yağ küpleri gibi
Parmaklardan akan çeşmeler gibi

İşte sinem kalabalık ve kendine zinde
Kullardan pervasız nesillerden biri

Aha Şeyhefendim Aha yüreğim
Göz kapanır akıl susar susar akıl
İstersen haydi haydi haydi
Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır

Çehrenden o azgın maskeyi dök
O evleri kedere boğ
Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada
Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın

Mahşerinde uyanacaksın
Ağzının

Korkuyorum o nedenle
Başım eğik
Dilim kapalı

Jön TüRk 13 May 2020 17:02

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Ben Dirimle Doğrulurken


Sis boruları ötmeğe başladı yavrular
Şimdi oradalar - Aşk delice kımıldamalı yatağından
Sen bir yıldız kaymasıyla yatağından
Üstüne alevleri alarak
Kemikli bir aşk gencinin kollarından tutarak
Sen kanın damarlara tutunamadığı anlardan
Beni karnınla
Bir göz boğuşmasına daha kandırarak
Bul içe kapanık hayvanlarımı yalvarmalarınla
Üzülmüş
Belki dünya ile horlanmışım

Ansızın çık oradan görün orada
Bu siyah basmış kara akar deme -
Başka olmalı gövdemi denetleyişin
aşka hazır olan
... LARDAN. OKADIN'lardan

Halk aşksızsa sokaklar
banka dükkânlarıyla doludur
Ellerimi kâlb olmayan sularla
ıslamaya alışır o kızlar

- işte artık kaçmak - işte durmadan karşımızdayken bile -
- ılık ev girintileri
gizlesin daha köprüler
karanlık bedenleri

Her şey onlara göre - yamandırlar
Ansızın melek bekliyorum eski türk ezgileriyle
Senin Asya'dan hiç yontmadan zarif bir cep saati yapışın
Asya Asya ve Asya diye yalvarışın
Sana ansızın alın yazımı ve kendimi ekliyorum
Aşka hazır aşka aç ve davetli
Ansızın melek bekliyorum
Asya ile ayağa kalkan
Melekler ellerinde gelenekle
İçinden hızla süt akımı geçiren mızraklar

Boydanboya girdirmektedirler gövdelerin içine
Nar doğuran - dikkatle nar doğuran
Hayvanı ve insanı aynı teklifle doyuran
Nazlı baharlarla

Hiç ağlanmadı
'Biz çetin adamız ha' ayrıca söylenmez
Anlaşılır
Ne yavuz kışlar
Kurt sıyrığı ayazlarla
Ne evren depdebesi bahar
Gerdan kırıp mendil düşüren kızlarla

Ayrıca söylenmez
'Biz çetin adamız ha'

Doymuştur aşk bu gece en son buluşlarına kadar
Sen meleksi kadın bu gece kendini vermekle
İkiye yarıldım
Sen meleksi kadın bu gece
1000 yıl adına bilinmekle

Sen melek uyarmalarıyla
Uyarılan erkek
Bu gece bir şehvet azarladı
Hayvan kovdun
Yatağını yüceltenlerden oldun

Şimdi ev gebedir

Dağ kuşlukla uyanır - varsın uyansın -
Önce hafif bir uyku sisi
Tanrı evvelsiz sonrasız bir iklim gibi ordadır
Daim
Melek kanatlarında hava görünmez
Uzaklar yinede görülür
Ay dostlukla anılan bir komşu evidir

Kıl çadırlarla devinen o kavim göçü
İşte o kavim göçü
Dağlar ilk kez bizi
Çıplak ete kavuşun aşk sandı

Kadife döşer gibi toprağa işte öyle yürüyen
Ilık bir hava bürüyen
Gözleri o - rengarenk gözleri çocuk gözleri develerin
Çözülür ayakları

Kavim bu
Boynuna kan yürümüş
(Gözüne bir şey görünmüş)
- Nedir o görünen & susalım &
Hayat her zerresi uyarılmış gibidir
- Çok acele
Kâlb bir bohçanın içinde atmaktadır

Omurgasından mızrakyürüyor kavmin boynuna
Develer en som bir duruşla - Raptedilmiş
Çocuklar ağızlarında Ey Nazlı Ölüm
Ey Nazlı Bahar Marşlarıyla

Bütün bunlar nedir - sorulsa
Sorusuna
Ne can ne cevap kalmıştır
Kavim donmuş deve mıhlanmış
Kadın ateşle ateş doğumdan önce
Sığırlar kendi kendileriyle
Göz göze kalmıştır



Kavim seferidir evinden ayrılmıştır ama
Kendine varılan ilklim ve toprak
& VAKİTTİR & namaza durmuştur

Bin bireydir kavim
Bir tür kararla eğrilip doğulmakta
Her candan bir cana
Bir candan bir cana
Sonsuza değin
Bir tavır bolluğudur kavim ama
Nihayet vaktidir VAKİT

Bu duruş en zarifi duruşların
Gidip endamlı dağlara
Beğendirmek için yeni gelinleri
O iklim kullanılır hep
İnsanın en bilgelerini
Onlarla karşılanmak için baharda
İklim aranır herşeyden önce her olayda
Şerbet taslarında
Bir topak okunmuş şeker dedenin avcunda
Genç bir kız kadar ağırdır
Bileceksin ey çocuk
Tatmıştın onu geçen baharda da

Kavim uyanan toprağı
Karşılarken - Uyanıktır -
Kavim Toprağı
Devirirken - Uyanıktır -
Kavimden biri varırken toprağa
- Uyanıktır O ve Kavim
Vardıktan sonra toprağa
Gaflet uyandırılmaz - kavim uyanıktır

O anne gibi verimlidir besmele çocuk için
O erkek
Karpuz dilimi gibi ortadadır
O en yaşlı gelin
Ocaktaki çorbayla birlikte tütmektedir
O kavim için

'Kışları göç içinizedir' buyuruluyor
Büyük çadır en sevgili düşmana emanettir
Çorba dağıtılsın nefes ve el dağıtılsın
Yer ötesi ve yer eşit alınsın
Kadın ve erkek eşit durmaktadır - kadın arkadadır
İnsan hayada ve tanrıdadır
Ki kış ortasında kardan - bir duayla sıyrılıp
O derviş ağaç kupkuru dallarında
O meyvayı büyütüyor
O tiyek
Bir salkım - müthiş - üzüm
Uykuya tez doyanlar için

Saçlar uçuşur havalara sevinçle
şarkı şarkı içine
Cenkle bir üstün haberleşme ile
İnsandan insana hep akıl ve sezgilerle
O coşkun mutlu savaş dülgerleri
Kalbi çoğaltan bayramlar açtılar
Şimdi de açtılar
İşaret verin ve açtılar bütün köprüleri

Deniz yüce bir soluk denizlidir - rotalar denizin kendisinedir
Kaptan sancakta bir tek an yaşamak yoluna
Bütün bir ömür ağartmıştır

Işıklar çoğalıyor içimizden birine
kime bu davet
Limanı dolduranlar yanan insan meşaleleri
Yüzbinler taş kulelere yaslanmış söylüyorlar
- Rüzgar nereden eserse essin güzeldir
Alevler bir ayrı alemdir
Dirlik sevinçtir - göç içimizedir.

Aşktan sonra sarhoşluk günümüz ülkemizde
Sevine sevine
Sağlığının elleri uzansaydı dağların eteklerine yer'in şarkılarına
Aşkın mağara kovuklarındaki şarkılarına
İlkel bir duyguyla bağırır kalırdım
Yöremde mor lekeler gibi duran
Bir basamaklı melekler ve gelenler olur birden
Bütün meleklerden bir melek
- Bak diyor bakıyorum
ve bak diyor

Ellerimi bıçakla yontacağım deniyor
İlkel bir sevinç destan ve kan
şiir en safından
sonra soyut heykeller

Hiç düşman yok - üzgün söyleniyor
- Olmayacak mı hiç
Eziyor gururum onları
- Görün ey güzel düşman ey güzel düşman
Saraylarda geçti ömrüm seninle

Yüzüm aydınlık bakar elemlere
Yangın yerlerine
Coşkuyla selamladım bütün bayrakları
Düşman kadınlarını

Tanrım bu dağları da sen yarattın
Bana kattın
Bir bir okşadım
Sema yapan kırları

Alemlere kalbimizi yeniliyoruz ve tutuşmuş geliyoruz
Yeryüzü batarsa batsın dayanamayıp o kavmin
çadırlarına
Develer de tutuştu
Onlarla ayarlandık bir devinim bir devinim
arkasında bütün devinimler
Kum kendi raksında beden aynı raksda
Karın bacaklara ulaşır öper onları ve uzaklaşır
Aynı yönde ve aralarında bir dünya vardır
Göğüs ahenkle havanın direncini kırmaktadır
Kalb başa ve guddeye en yakın sırlara göre
Kumu ve balçıklı toprağı
Ağacın ve kayanın dizilimini

O tek kuşun yalnızca süzülüşü
Ani bir haber gibi salt bir kez ötüşünü
Dinliyor kumu balçıklı toprağı
Ağacı kayayı ve kuşu



Uyku beladır göç içinizedir
Sabır ve zaman içinizdedir
Kadın ve çocuk içiçedir

Güneş vurmuyor- öyle söyleyin - üzerine döşeklerimizin
- Sokuluyoruz besmele ile kadının toprağına
(İşte böyle söyleyin)
Öyle ki o kadınlar
Bağlasınlar doğanları tanrı bağlarına

Melekler kırmızı yanar
Kalbe tutuşan herşey kırmızıdır
Hele kalb hazırsa
"kentten" bir er kalkar - Onun eri
Kollar semayı deryayı korkularından
Yoksa aşk hemen kaçmak mıdır dağımıza
Söyleyelim ya hay ya huu
- Yolları aydınlık kıl Yaradan

Kanla bir sabah
Akşam kanla

'... ateş.. ve öldüm...' deniyor
- Oysa sorular verilmişti ona

Sorular yığılmış
aynı kaynaktan olana
Işık ve karanlık hakkında

Bu nasıl uzun uyanılmaz gibi
- Ateş ve öldün uykuyla

- Kurşunla yoklanması bir sorudur geri kalanlara
Taze doğanlara
Şehzadelerden de sorular kalmıştı ona

'Biz artık gitmeliyiz dağımıza anneciğim
Yorgun geldim savaşmadım ama
Bir ceset gibi ayaklarının dibindeyim'

'Biz artık
Gitmeliyiz dağımıza'
- Hayır olmaz
Durmalıyız burada şahinim

'Kezzap içsem
Daha kuvvetle can çekişirdim'
(dertten çıktık) söylendi (güzel bir kurtuluşa yöneldik) dendi
Heykel bekliyen kımıldamış
Abesle elele ahbab gibi
Avazı çıkınca bağırmıştır

- Durmadan deniyor ki vatanım neredir
Heykel ne diyor
Konuşmaz heykel
Felçtir

Karşılıklı
- Kaslarımız karşılıklı kasılsın
Olsun
- (Kalbimiz tüm insanın namına) iddiasında
- Dertten çıkmışsın ötekine kavuşmuşsun da
Diyor ki diyor ki
Geçmiş nedir kavim kimdir dert nerdedir

Kırbaçla ayağa kalkarlardı
'biz artık... anneciğim.. dağımıza..'
ruhum geçer bedenine yüz bin kara nokta yemiştir soyrad
..ve nasıl olan oldu - o ve yeni uygar dostları
Bir noktalar anlaşmasıdır fabrika baca ve duman
Anne onları kapıya kadar uğurla gel
Delinen böğrüme bir sed geçer
'yapmayın yapmayın' çığlıkları
Güneş doğsun mu doğmasın mı kararsızım
Başlarını bana çevirmiş büyük baş hayvanlar
londra moskova vaşington berlin pekin
hava ceryanları sarsılan ikindiler
korkularımız intihar dönemlerinde
kötü bir alışkanlık peyda olmuştur
bağ budama hasat zekat
evlenme hoş görme
Buğday ve ekmeğe saygı göreneğine doğru
- İnce bir düşman yönelmiştir
- Hayır içimizden yönelmiştir
- Oh oh dıştan yönelmiştir
- Dıştan ve içten mi yönelmiştir
- Ne yönelmiş ne yönelememiştir
- Yönelememiş önele Miş

'Ey örtülerle donatılmış Mustafa'

- Oğlum sen artık
şarapnel gibi yağmalısın
düşmanı güzelce vurmulısın

'...biz artık dağımıza.. anneciğim..'

(Komşudan o ölü de kalktı
Boşluğuna bir kırbaç uzatıldı)

(Çoktandır şu maraş kalesi hatıraları elinden alınmış
bir taş yığınıdır.-onların yerine bilardo masaları konmuştur-
şalvarlı şövalye ve kovboylar bilardo oynamaktadırlar)

-Uykum geliyor kaderim yorula geliyor buz gibi eller
Bu yaz hayatı beğenemedin aklımda kandan gökdelenler



Ey aşk &.. ve ey aşk mı dedin..&
Onlar küçücük küçücük gördü sana seslenenleri
Gücendirilmiş gibi kayboldun
Yerine piç döller yolladın

Komşudan o ölü de kalktı
Köyde devinimdir kırışık alın derileri kımıldar
Kaş ve kalb zorla - kıvranarak
Erkeklik ve kadınlık
Ölümün önünde değersiz ama siperdedirler

Bir değişime gibidir azrail -
Mezarla uğraşmaz toprağı insan kazar
O yere o ölü
insan kalabalığında ansızın bir boşluk açılmıştır
alın kımıldasın
kâlb kıvransın
Gölden ansızın bir tabutluk su alınmış gibi
Bütün köy kımıldayacaktır & göl gibi

Azrail devinimle çevirir bir gölü
Bir insan kası - kadını kavrayan elleri
mezar kazar toprak karşı komaz aralanır
İnsan mezar kazar arada bar bar bağırarak
- Ey süleyman oğlu nalbant izzet - nice rençberlik ettin
Güneşin alnında bakır gibi göverdin

Toprak kaz arada bir ölü görünürlerde mi bak
- ahmet mehmet hasan hüseyin paytak mahmut babası
hacı izzet süleyman oğlu hey
nice öldün
neyledin
nasıl becerdin

Köyden o ölü kalkar
Süslenmiş kordelalar takılmış bir koç
Kapıda tabut tahtaları arasında beklemektedir
Bayram değil seyrandır
Aşk aceleyle oraya buraya göz gezdirir
Sevgi sabırla ahır kapılarından süzülmektir

Köyden o ölüde kalktı
- Sen de kalk hayvan sesleriyle yuvarla
Köy bir ahenk kuşu sesi çıkararak
Kasabaya bir ölü haberi uçursun
Minarelerden ölgün bir kol gibi sarksın ölü selası

&. Ölü ilk müezzin - minare uyarlamalarıyla dirilmektedir
Köyden kasabayı dürtmektedir. &
Bedir efendi durur selayı dinler - Kim'ola -
- (Ben yüz yıl oldu babasızım) boğuk
(Çukurovada eski kale burçlarıyla itişirdi akranlarım)
(Sağ elim sualtı zengin bir köydü damağımıza kadar pancar)

(O ufak çocuklardık - Bakışları)
(Olmaza karşı koyuşları)
(Şimdi köy acı'dan eğilmiştir)
(Ben ölümle eğiliyorum)
(Barsakları düğümlendi koyunlarımın)
Bedir efendi durdu selayı dinledi - Kim'ola -
Evlerden yarış atları gibi çocuklar fırlar
Daha ilk namesinden alırlar ölüyü
Burunlarıyla kim ölmüş sorusunu soluyarak
Yokuşlara bir nefeste bayılırlar
- Öyle bir çocuk tanıdım
Karşılışınca başka çocuklarla hızlandı

Minarenin kapısında bir çocuk halkası
Müezzinle inecektir ölü
Ölü çağırır çocukları alıştırır camiye
Ve ölüyü eve ulaştıran çocuk
Kutlu çocuktur
Taşıdığı haberle masum onunla dopdolu ve büyük
Ölü adı taşıyan çocuklar dönüşlerinde
Şehri ağırlaştırırlar - Minare yükünü atmış
Yeniden serpilmeye başlamıştır

Süleyman oğlu hacı izzet evlere
bir sepet incir gibi dağıldı
evlere süleyman oğlu hacı izzet

Müezzin kıs kıs gülmektedir
kasabada evler - bir hacı izzetin varlığını bilmemekten -
keder içindedir

nine : kim'ola hacı izzet
birazdan halk top gibi patlar
- kasabalı değil hacı izzet bülbüllüdenmiş
- oh oh bülbüllüdenmiş
bütün evlere şimdi büyük
büyük bir memnunluk çağlamaktadır

Jön TüRk 13 May 2020 17:02

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Berducesi -- 1962

Dehşetli üşüyor
ansızın gözbebeklerinden alaturka kurtulmuş
yoksa saçları bütün saçları dünyaya akıyor
Aksaray da ve üç kulaç derinde
beklemek daha başka sırtüstü yatıyor
bütün azaları kirlenmiş
günahlarından işlenmiş apayrı tüyleriyle
kızgınlığından tavşan dokunulmazlığı bir sahne mutlaka
ve galiba
karnının bir bölümünden sonsuz ürperiyor
topyekun bahriyeden ve murtazadan
çırılçıplak saçlarıyla gizleniyor
delikanlı kucaklardan hoşlandığı kadar
derin yataklarda anlaşılmış
Haydarpaşa'dan binip Kurtalan'da
trenden iner gibi bir kız
beklemek daha başka şey
sen benim kızlığını bildiğim
kiliselerden kaçmış yağmur gibi gözyaşlarınla
minareler gibi tutuldun
sır vermez dip odalarına atıldın kahramanlığın
başkalarına kalırsa her an dokunulmaktasın
bunca tanışıklığımız varken
sana dair
bana söz düşmüyor eğer düşerse
benimle kutsaldır
buna rağmen
başından bir maceradır geçmiş
bin türlü makam geçmiştir derim

b
yaratılmanın bir yoksulluğu da gereklilik
bir de öğünmüş gibi değil oysa kuşların
ikimizi gece yirmi dört cephelerinde gözlemesi ustalıkla
yüzde yüz bir tanımazlık sorunu
her yanın dudaktır üstün bezelye taneleri
senin kır çiçekleri ayarında laleliğin
mayland'da hiç ama aşk değil
bir tutam göz ağrısı
aşk değil
kana bulanmış bir yürek
bir etek serüveni
sonuç zavallı ilkbahar giyotinleri
güneşin ilgisiz damarlarıyla yapayalnız bir keder
sendeki santa luçiya gözleri
benimkisi harzemşah

c
saygılı dudaklarınla yarıştım
ince bir ilgi yaşarım kıvranışlarında
gözleriyle 'harikulade' yaş bulutları
yürek safındaydım sen bin mil uzaktan koska
göz değil aşk
aşk değil bin çeşit göz
bunca çıldırdım hem ilgisiz
koridor görüp ölüyorum
çizmeli tülbentli kız
saçlarında yirmi yedi yıl lodos
laleliden otobüse biniyor
kim bilir nerede oturuyor
her çizgisi ezmeyle bilenmiş
üz 'aziz' bakışını yakaladım
bin yıldır cephane taramış
hep blek börd bir gözdeyiz
sıra kimin
benimse - rölans

Jön TüRk 13 May 2020 17:03

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Bir Sahil Yoklaması


Bir kaç balıkçı belirdi
Başları kollarının üzerine eğilmiş
Dinler gibi oltalarıyla balık dilini

Martı kendiyle halkalanır:
haydi ana
sen karadan
ben kumsaldan

Sen bulgur çuvalından peynir ceresinden
nice yufka ekmeği külekten
kış yemişini şireyi tahta sandıktan
aç misafir sofralarını nişe kokularıyla Çamaşırı bakır leğenlerde dengele
taş mutfaklarda
arınırken odun ateşiyle ısınan sağlam sularda

Ben
birden
kıyıya çekilmiş sığ sularda
taşlarda çırpınan kofana

Bir kaç balıkçı daha belirdi
Gözleri ellerinin üzerinde siperlenmiş
Nöbetini bekler gibi kaderin

Jön TüRk 13 May 2020 17:03

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Böyle Ol Böyle Söyle


Doğuyor çocuklar
Türkiyede
Cezairde
Kenyada
Eskimolar ülkesinde

Dünya ne uzun
Ne kısa

Milyarlarca milyarlarca çocuk
Geldi yeryüzüne
Her birinde bir çift göz
Baktılar yer-gök aleme

Şimdi Eğleşir eşyada
İki kere milyarlarca gözle
Baktılar nehirlere
Yanyana akıp
Karışmayan
Tuzlu suyu tatlı suya
Kuşlara
Dağlarda dolanan kartala

Şurada bir savaş var kan akıyor
Şurada. İki kere müslüman kan

Ve milyarlarca çocuk
Tarih boyunca
Büyüyüp
Avuçladı dünyayı
Giderken
Bıraktılar hep

Doğuyor çocuklar
Çinde
Afganistanda
Türkiyede
Şimşek sabahta yıldız gecede

Doğumlara artık ebeler
Anneler de karışmıyor

Ya bu sonbahar
Dünyanın mevcudu ne
Nereye gitti
Doğup doğup boy atan nağra atanlar

Ne sesleri kaldı
Ne cisimleri

Ah çocuklar çocuklar
İçiniz kararmasın sakın
Açıp
Okuyunca bu şiiri

Şimdi biraz
Baksın dikkatle bana gözleriniz
Ögrenelim şu duayı
Yol boyunca
Beşikten başlayıp
Mezarlara kadar

Önce besmele
En güzel kelime
Allahım
Yol boyunca
Bırakma elimi
Düşerim sonra

Allahım
Niçin halkettinse beni
Kalbime söyle iyice
Engellerden arınsın yolum

Allahım
O güzeller güzeli

Hangi iyilik diledi senden
Dilerim ben de öylelerini

Allahım
Peygamber efendimiz
Hangi şerlerden sığındıysa sana
Upuzak tut benden de onları

Allahım
Yol boyunca
Tarih boyunca
Başıboş bırakma bizi

Jön TüRk 13 May 2020 17:03

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Busat


Artist milletizdir.
Bizde defaten ölünür
ve kalkılır ki sofradan
hamdüsenalarla palalarla
el yıkanmadan
ağız misvaklanmadan
zinhar vurulmaz ha
ne dosta ne düşmana

Jön TüRk 13 May 2020 17:03

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Can Eriği İlk İz


Yumuşak canına ve ince çizgisine
Huzur akıtan düş sesi
Ve halkalanmış yüreğinin bir yerine
Lekesiz güneş çizgisi
Bu yaşlı bir ırmak asıl bundan sonra
Bir öğle sonrası menekşeden rampaya
Kıvırcık göğüsleriyle eğildiler
Geçti yalnızlık bir serüven konuştular
Bir fidan bulup diktiler ırmağa
İçinin bir yerine köşeli bir taş gibi
Ad veremedi geçişine can eriğin
Pembe duruşuna horoz rengi öpücüklerle Ve bir an bir duygulu adam
Mola verdi yanlarına
İlk acıtan diken
Can eriğine yaklaşan yeni bir dünya treni
Sahipsiz noktalarda durdular
İki ay geçici karanlık
Ve bir güneş çizgisi yine bir öğle sonrası
Havuzlu
Ve unutulmaz çimenli
Dört duvarlı bahçede
Kurşun gibi kesin
Tüy gibi yumuşak
İpince gelişi can eriğinin

Jön TüRk 13 May 2020 17:05

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Çağın Küçük Bulanığı


- ah şu yalnızlık
kemik gibi
ne yanına dönsen batar

...
Küçük


Haber verdiler
Arka karanlıkta
bir kadın var yüzü göğsüne akmış

Jön TüRk 13 May 2020 17:05

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Çocuğan


Bu bir geç kalıştır
Akşam duruşlarında
Alna vuran ürpertinin
Direklere benzeyen düzenli
Gizlenik adamında bir kadın
Bir geç kalıştır
Taş kapıdan ürkek bir güvercin
Aşağı sokaklara uçuşan saçlarıyla
İlk akşam vuruşuna kadar
Ardında gizlenir bütün seslerin
Bu koşu büyür elbet
Geçmiş bilinen çehreler sırasından
Açıkça saçları belirir
Bir gözleri bakar
Dudakları gizlenir ağzına
Burada yoğun bir savaştan
İnmek gerekiyor
Taşlarla koşuyu
En yakın sonuna
Örtmeli
Güçleri buğudan atları
Kırbaçlarla
Kavga gider yol uzayınca
Bitirir şarkıyı şapkayla
Şaraba sabahsız
Uzanan ellere
Bir keklik dimdik bakınır
Bir kazanca dokunur aklıyla
Dünya
Sırtına çevrilmiş hamalın
Yorgun kalkışı
Şehrin torbalanmış sıcağına Kalabalık bir şaldasın
Arkandan bir şovalye gelir
Üzgün ve eski
Zincirlere benzeyen yanlışlarıyla
Tutarsa kolunu özgürlüğüne tutar
Sen savrulup gülmektesin
Dağı anlarım durur kızmadıkça
Dağılır buzlar yolları kesilince
Akla dümdüz
Demir atıp ancak durulan
Sedirsiz taş kapıda
Sevecen gezdirir ellerini
Sürdürür çocuğan çağında
Sürmeli
Sçar ordularını sevgilimdir
Kurar çadırını bir tiyatro kahvesine
altıncı kata bir denize yükselir
Anlatır haftalarca
Telefonda susta duran
Kapıda bir saat vuruşunun önünde
Silahsız duran serçeyi
Sen
Bir şehir açsında çevrilensin
Bu koşan eski ve solgun
Aşkın
İkinci serpilişin bir yüreğe
Tuzaktır adını bildirmek
Ama bir şarkıda geçer adımız
Sahipsiz vuruşuyla İspanyolun biri
bir balıkla yan yana sorulur
barıştıramazsa bizi
denizler adına ne duymuşsa
hepsini çizdirir ve üzgün
bir kalkışla çıkar karşımıza

Jön TüRk 13 May 2020 17:07

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Çoğalmak


Çocuklarımızla
Atlara biniyorduk

Dönüp bakarken geçmişe - kumandalı
Atlara biniyorduk
Benim çok çocuğum oldu
Kadınım sen onların yüzlerini
Çalılardan kolla

Bütün çıplaksın - omuzların
Birbirine içiçe iki saat rakkası
Gelecekte kumandalı - dönüyor
Güneşi alıyor - alıyor gövden
Karanlık eşyada bulup
Ürkünce parlayıp koşan hayvanda bularak

Çocuklarımızlaysa - seçerek beni
İçinin çağırması bir kır hayvanı düzlüğüyle
Bedensel - seçerek ve buyruk üzerine
İçine alışın doyuruşun
O erkek giysilerine giydirişin

Doğanın çizdiğini
Çizip kanattığını hiç görmedim seni
Çalı eğildi yumuşadı batan taş
Kabuklar düz bir sıyrılma oldu
İşte en başta ve değişen dünyada - durmadan "sen"
kalabilirlikle

Güzel kılınan sen
Beni de kutsal sıvamaktasın

Güzelleşiyorum çocuklarımızla
Hatırladıkça koşuyorum - biz geleceği
Çoktan yaşadık öylemi kadınım
Koşarak hatırlıyorum alnımın terini
Avucumda tutup doyuran buğday ağırlığında
Sunarak göğe
Sınayarak elimin alnımla anlaşan hünerini
Ve hatırlıyorum koşarak o gelecek zamanda
İçimize söyleyen sese akıyorduk
İlkin korkuyorduk
Taşın kovuğunda oturuyorken
Önümüzde ağaçsız düzlük - Çöl yada kumsal
Gökte o acaip bakılamayan parıltı
Buyruk alıyorduk

Açık
Anlamlı
Şu bildiğimiz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Oku'maya başladık
Ben çocuklarım ve kadınım
Bilerek erkekliği yeryüzünde
Onun koşturmasıyla koşarak
Bilerek kadınlığı yeryüzünde
Onun koşturmasıyla kapanarak
Erçocuklar sezinleyerek
giderek tanıyarak erkekliği
Onun koşturmasıyla atılarak
Kızlar kendilerinde doğrudan bularak kadınlığı
Onun koşturmasıyla açılarak
Hızla istekle alarak

Ben ve kadınım
Açık anlamlı şu bildiğiniz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Erkekliği ve kadınlığı hükümet ettik

Somuttur benim başım
Rüzgar yüzümde engellenir
Su akar saçımdan
Öfkemde alnımda "v" damarı kabarır

Kadınımla hayvana benziyorduk
Saçaklı üç kollu üç ayaklı
Eti eti alıyordu bir hayvanı ( Boğuyorduk
Yoruyorduk
Ağırlıyorduk ) aramızda


Et eti alıyor - sert'e çarpıyor kanlı'dan geçiyor
Değiştirmeden bırakıyordu

Çocuklarımızla
Atlara biniyorduk
Dönüp baktırarak başımızı
Ardımızda kalan topraklara - Buyruk alarak
Atları belirginliğe kamçılıyorduk
Açık
Anlamlı
Şu bildiğiniz gibi
Ve dünyada
Yere basarak
Haberi alıyor yayıyorduk işlenmiş ovalara
Sesimiz olan atımızla - atlarımız olan sesimizle
Kadında çocuklarımızı çoğaltarak - şiirimizle
Kent kurulu yamaçlara - ıssız dağlara da

Tanıkol
yer sahibi gök sahibi
aktığımıza
İçimize koyduğun sesle

Jön TüRk 13 May 2020 17:07

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Çölde Gizli Bezginler


bir çiçek bahçesinde geceye durgun kalışın yağmur sıcağı gibi
öptüm sonsuz gidişinden saçlarının seyriyle seni
yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran
akreplerdir duygunun karanlık ordulara güneşsiz sokulan
bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek
şakakların sıcağında kuytu bir ses büzülüp ölecek
sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında
bahar şenlikleriyle sürdüren ellerini yangın borularında
şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından
burada biter düğün gidilir mi evin soğuğuna çölün sıcağından
gemilerimiz saklanır ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların
saplandık tadına durduk alnında yüreğe vuruşların
yollar sellere gider açılır parklar artık kuşlar dağılır bir aşkı gözyaşlarıyla bulvara çağırmak hiç keseye mi kalır
çizildi yalnızlar senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde
geçer üstümüzden yağmur alan donanmalar kürek sesleriyle
koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından
sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından
oturur iki bakış ormanından gerilip bir masayı kollar
uzayıp uzaya giden akrebe katlanıp zincire gelmeyen yolcular
bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından
su konuşmaz toplanmaz kuşlar ne kazandık yaşamamızdan
biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık
sevgi ektik sonsuz seçtik beğendik ama toprağı kazandık
sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle yalnızlıkla ben kaldım
sevindiniz işte alın kurtulun aha size son atım

Jön TüRk 13 May 2020 17:07

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Dağcılıklarım


Parçlanmaktan arınmış evcil olan
Yabana koşar bir aman
Kaçıp kuytulardan
Derisini sıvazlıyan yangınla yalaz
Ve döşüne varan bileklerini
Kent
dev dev bir kedi sokulmalığı
belirdikçe daha ağır fakat hareketli

Yarmaktan arındın evcil
(yani
sofrada
elimle birlikte ekmeğe uzanır eli) kurtağzı
gibi istekli
herbir yaprağında soluk soluğa
o ulu insan
insan
yaban çiçeklerini

Sonbahar günleri sağlık ve istekle
sikkeler çaktım uçurumlu gövdene
Güvendim
Demiri alıp ısıran boşluklarına

Yüz metre kayayı
Yedi vuruşta indim
Hep birlikte omuzum
demir halka ay
gibi
şekillenen bildiklerim
O buzul yarda kar yataklarında
Dağla armızda
Yalnız ve yalnız
Dostluk vardı aramızda

Adem :
buzulun bıçakcısında öldürülmeden kelimeleri
peki ama nerede gururum
ne oldu ona demişti
Ak hafif saygı duyarak
Soyunarak dağ keçisi sargılarından

- ille dert mi ola alemde
- dağsözün dinledik iflah olduk

Cilo kar yalabı
Süphan halat aklı başında sağlam
Değişik gergin
Burulurken iklimin kar kırmaları
Her yükseklikte
Dağla yanyana durur bedenim

Cilo Cilo karağlarken
Buz kaymağı yanağın

Dağ ve hava blokuyla
ben
dağ hava ve ben üçümüzün
gözü yekdiğerinin zirvesinde
dağ insan zirvesine tırmanıyordu bende
hava yatay bir uçurumla karşılaşır hemen
en küçük bir korku kabarmışsa ciğerlerimde

Bu küçük urganın
Küçük derli toplu ve ejder ağızlarıyla
O uzak kişilik çığrışlarıyla
Altta ormanlara
Aşıp ummana kavuşan ulamalarında
(büyük kent - insan - ilişkiler - kitaplık vesaire gibi)
Bir öz konuşma başlar
Şiir ve mahalliler üzerine

eksi bir eksi onbir
eksi bir eksi yirmibir

1

Şimdi uzak su kaplan kası aşındırır ışıltıyı
Bir ipek ince halı
Serilir metabolizması üzerine ve dürülüp içine
Aşktan rençberliğe azamet eyleyen dervişlerin
Haydin kalkalım
Adaşım ve kanilişkim olan beyaz çiçekler
Kömüre başkaldıran kara açmamak için
Ve kadın vuruşundan başka
Yaklaşım bilmeyen böcekler

Şimdi uzak şu kadar
Durmadan olaha habire

2

1974 yazında
dünyada
toprağın hırçın çalkantılarından yadiğar
sarp üzerine sarp bir tepesinin önündeyiz
tüm hazırlıklarımızla

o kış başparmağım donmuştu
yeni yeni çözüldü donu

Şimdi ulanıp dolanıyoruz urganlara
Yükselirkenlerde
Solucanların toprak yemesi gibi durmadan
Etimden geçiyor dağın derisi

Biraz daha

Karlar başlıyor
Ve ecdadım nasıl oralara tırmanmışsa
Kanımda bir gürcü beygiri
Tesbih gibi aklımı çekerek
Götürüyor oralara
ve sonra açlığın verdiği korkularla
bir kaygı basıp giriyor içime
Esenliğimi - dedim ki
ben gidiyorum
ardımdan postala

Bir tek an'dır dağcılık
Sineğin camda
kımıldamadan
durduğu bir kaç saniyeyi hatırla

Ve ne uzun oldu duyargalarım
Şimdi kayanının yapısındaki tuz
granit
fosfat
alüminyum
demir ve çarpıntı yataklarından
Aşk ihtilacındaki bir delikanlı gibi geçiyorum

Sanki
Duyargalarımın
duyargalarının
duyargayarı ile
duyuyor gibi

O yozgatlı çocuk
ayak bileğini tuttu - Kırılmıştı

O gibi
daha inceleri
dağı fobilerden uzak
teknik-sağlam halat-
uçurumlardan bakabilme yeteneği
düğümcülük sananlar
dağcı bir kere hata yapar tasasıyla yatıp kalkarlar
Düşerek
Çarparak koldan ayaktan
ve belden kırıldılar

Ya o niksarlı
üzgündü
buzul görmeye dayanamıyorum
demiş
ağlamıştı

Ya gaziantepli fazlı
krater gölündeki kar suyuna atmıştı kendini

Jön TüRk 13 May 2020 17:08

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Delikanlılar


DELİKANLILAR

I

Gülünç şapkalarını sahipsiz şarkılarıyla
Bazen mavi yanaklı bir yıldızın
Kızdan heykellerini
Utangaç ve yenilgen
Bir gardırop odasında
Namluya benzer
Her şeyim
Dünyada
Üryan dolaşan bebeğin
Özgürlüğün ama her şeyin
Özgüre ödünç verilen geleceğin
Erişilecek bir üst bir alt kent
Bir de
İçinde durup demir atılacak
Bu binek aşkların
Delikanlılar sofrasında
Kamçılı bağrışları
Derken
Merhem
Yok merhem
Derken
Avuç içlerinin kadın bölmelerine
En usta hücrelerime
En yanıltıcı en dolup en boşalan
Ve boşa atılan
Yıkılan hücrelerime
Bükülen dizlerime
Ve kasılan karın etlerime
Kendime gelince ben kim oluyorum
Cevherim neyse nereden geliyor
Duvarların fayans çinko benzerleri
Kendime gelince
Gözlerini cihan gözlerini
Ellerini kollarını parmaklarını
Göğsüme göğsüme tam yüzüme
Uzatan eşya beyleri
Çanak çömlek Varlığına vardığım hücre gece
Her yandan karanlıklar biçilir
Dikilir üstümüze


II

Yolda kamyonlarla süt satanlar
Düşleri
Evleri ufalayan ve büyüyen çocuklardan
Değerli bir yoldaşlıkla
Ödünç alan ihtiyar babalar
Ateş yanan sokaklar geçiyorlar
Delikanlılar baba ve adam
Delikanlılar ve aşklar
Delikanlılar sevdalı oluşlardan
Bir yıldız poyrazı
İsa Meryem kadar
Bir balıkla girince sulara
İnsanlar kelime hücrelerinde
İnsanın denizlere dağılan saçlarında
--İsa da tam denizlere göre
insanlar İsa'ya göre
Eşyalarıyla ve hayvanlarıyla
Yaşar akıp giden uslarıyla
Geliştirme geliştirme
Bütün ölmek ve öldürmek sınavlarını
Anılarda bırakmak için
Tanrının ve Meryem'in yavrularını
Delikanlı bir çağanoz fabrikasında
Yürekleri devrilir doğum günü bayraklarıyla
Kentlere çağrılan ve insan biçimlerine
Nefret biçilen
Ve bunları düzenli anneler şeklinde
Yalnız düşman getiren
Babanın gecelerine
Delikanlı
Bir sahnenin perdelerinden sonra
Katmerli kadife ve kapanan karanlık küçük odalarda
Ve karanlık küçük odalarda

Jön TüRk 13 May 2020 17:08

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Doğa - Yılan - Kadın - Ana


Doğa seyiriyor gördüm döşüm
Okşanıyor gibi duyarak
Bir yılan ve arkasında halkı
Doğruldu kayadan gerilenerek
Bir bütünlükle kayayı toprağı
Kuşların çevirdiği havayı
Kapsanarak bir bütünlükle
Ve ışık boşluk bırakmadan akıyordu
Yere yapışmış ve doğudan
Ve batıya şeffaf hırçınlanmadan dehşetli
Güneş bakıyordu kayalardan
Kumları sıyırarak denize

Bir yılan doğruldu uzun
Kayasını güneşi ve ovuğunu sevmekten bilge
"Uzaklara bakışım unutulmaz ısınışım"
Ses ver komşu kızı
Çiçeklere su ver
Dudağında açan gülleri göster
Başörtülerin ne hoş ne güzel
Kınalı ellerinle
Şu akrebe bir yelken bir dümen ver

Hey komşu kadın
Dost kadın Zeynep miydi senin adın
Ormanda ağaçlara
Tırmanırsa
Binlerce çocuk
Bahçede
Bir tek erik ağacına
Yoksa tırmanacak bir çocuk
Doğa seyirmeye başlar ve aşksızlık
Bir yılan doğrulmalığı giyer ve güneş
Tende çalışır
Teni burar burar ve güneş
Dönüşür kayalardan denize dökülen şelalelere

Ana
Ekmek tahtasında bir yufka ve bir düş
Kurar gibi gidip gelen el
Eğilen ekmeğe sıcaklığını veren beden
Sacın alevini alan incelik
İçinde tereyağı eriyen bazlamayı
Ana
Aç çocuğa bir atlı gibi yetiştirir
Yoksa çocuk
Elde kalmaz dağılır
Yuvadan kopmak isteyecektir

Jön TüRk 13 May 2020 17:13

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Evet


Evet hatırladım
Küçük basit şeyler
Yetiyor kederlenmeye
Ya mutluluğa

Jön TüRk 13 May 2020 17:13

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Güneş İnip Suya Dokun


Bir ara neydi o bulutlar
Somurtkan dudakları yere sarkan

Arkasında deniz alev alan adam
Çehrem sarsılıyor bakmaktan

Güneş inip suya dokun
Nehre yaslanıp baş aşağı koşan bir yaşlı ağaç ol

Jön TüRk 13 May 2020 17:13

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Güzelcin


Koşu koşuver nargözlüm
Yuvarlak biçimli ayakların
Küheylan kolanı gibi kuşağın
Gürbüz kalçalarının üzerinde

Koştur azaplardan kaçalım
Koruklar üzümlenmiş mi bakalım
Bir söze iki gülüş bir öpücük
İki bedeni birbirine katalım

Ruhsatlım sevdamsın berigel
Kanın höpürtülü başın dik O seven yuyan bakışınla
İçimi yu mermer döşegel

Dorukda yeni ay ince işaret
Geceye bir şey olmaz gayri
Ne kem gözler gezinir karanlığa
Ne evin sevincinden korkan bulunur

Asmalarda güneş ve çocuklarımız
Çardakta ıslak ve ekşi uyur
Bacın bazlama yağlasın sahana
Mutluyuz tüm dünyaya duyur

Jön TüRk 13 May 2020 17:14

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Hesaplanmadan Ölü


1

Onlardı uzak yerler seçtiler
Ve sayesiz ilahları
Kalın ovalar kuşları yaklaşan ağaçlar
Ve taşlaşan boğulu kalan nağra
Bir sarnıç kemeri eğrisinde
Dünden bugüne seyirten
Telaşsız sular seçti padişah buyurdu kervansaraylar
Hudutta kraliçe ağızları serhatte yagız duşlar
İpe saldıran yığınlar çün Osmanlı kanları
Melekmeşen at yangınları
Ülkeyi kol gezen projektör bakışlar
Hayvanlar bile altında rahat uyuyan
Ve elgizin göğsünde kışlık bahçeleri
Ağırlaşan bir çiçekte
Sultan sıcaklığına çarpıp
Ummana sıçrayan çekirgeler
Aşk donanmış bir havada
Şahadet getiren sedir ağaçları gemilerin
El çırpan iskele ve sancakları
-Üzülmek fethedilmiştir kışladan haber
Tevrattan sakıncalı sözler sakınmak gereken göz
Gerek kanatılan gelinler
Davulun orta yerinden bir baş soğan
Katlayıp ince ağızlarında çingen
İçlerin boşalan surlarına zurna

Toplanan şimdilik sürgüne eklenen
Değerli çocuklar
Arkalarında büyük rüzgarlı anne etekleri
Ucuna takılan yaşmak çeşitleri
Mavi çok renkli tülbentler
İri gözyaşı boncukları
İçine kainatlar sıkışan
Caminin yürek konmamış kayalıklarında
Durmadan her lahza yeniden arınan
Henüz bir böceklik yer açılan

Elleri aynı kumaytan
İçlerinde bir haremi tavşan
Açık duran kapılarının arkasında
Çocuklar baştan sona kadınlara düğmeli
Bu bir an yüzümü hayvanlara dikip
Çamurlu
-Ey Babilin yorulmaz artıkları

Dışımda açıkça bir tazı koşuyor
Ölümlerde yorulup
Bir güle kapanan
Gelincikte bekleşen

2

Sonunda ak tavşan ölüme benzeyince
Koşup bir ölümün önüne titremeler içinde
Diz çöken adamlar beynime atıldılar
Ağırlıkları safra taşları yanlarında
Bellerine kancalı tırpanları

Saçaktan akan buz parçaları
Ona birazda ben katılacaktım
Çünkü herhangi bir hazırlık yapmışlardı
Taş duvarın dibindeydik ölümünden
Ses çıkmasın beni kapıyorlardı bedenleriyle
Alnımı bana bıraksınlar
Hiç yalnızlık korkutmayan alnımı
Karnımdaki boşluklara
Saçlarım uzasın kirlensin ellerim ayaklarıma
Ama onların vakti yoktu onlar için
Ve onlar için çocuk duvara kadar
Gidip gelecekti salıncak ceviz dalında
Ve komşunun ölüm çocukları
Güçlükle göğüslerine tutunan nefesleri
Öldürmeye alışmaları karar kılışları
Toprağı karıştırıp şaşkınlıkla içlerine giriyorum onların
Ansızın bir kravat bazen bir kaç sene deniz
Renkli horozlar ve karanlık doğan yarasa
Sık sık anne tekrarı
Ve kalbinde Allah yazan çocuk
Kızlar hızlanan gelinler
Erkeklerde insen uğultuları
Çocuklar ki mutlaka kutupta bırakılan
Ve dönülen bayrak

Beni buruyorlar renklerin gidip gelişleriyle
İçinde kanlı zincirler elden ele
Yıldız süzerken kadınların karınlarında doğururken
Dilleri terleri damaklarıyla ısırdıkları pamuklar
Ağızdan ağıza
Ve meydanlara
Cılk çıkan yığılan çocuklar

Bağıran balık
Suyu zorlayan midye
Üzerimizden akan gemi karınları
- Çocuk kanlarla sarsıldı
Öğrenciliğim korkunç öğretmenlerim

Sızı olduğum kızlar
Onların şehvetime dokunup kalışları
Anı
Akıllı bir öğrencinin alayındayım
Kanımı ve kamalarını arıyorlar
Aeleyle elleriyle cepleriyle
Bedenime kanımı yapışık olarak
Ya da kumaşa emdirerek
Akıtacak olan
Ve bedenimi arayan korkumu
Açıklıyorlar önüme

(korkumu ölümümle ağzıma kilitlemişim)

İnsanlar salıncak altlarında solur
-Güneş hep aynı artist çocuktu
Nilüfer ipi çok ince parmaklarıyla
Dağlara göklere en yakın elmacık kemikleriyle tutmuş
Yüzüme gülerek severek

3

Şimdi yağmur birikiyor kubbelerin içine
Ak yürek baraj büyüyor
Yarış su pirinç ve içinde canlı çevrilen insanın
Çiçekle döşenen başı

Balıkçı tezgahları
Kayıkçı tezgahları
Ekmek tezgahları

Yağmur alınlara doğruldu
Secdeye durdu süslendi ölümle sözleşen
Ateşli hastalar gibi

Jön TüRk 13 May 2020 17:14

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Hızla Akan Mızrak


Sabahtır
Alkışlar gecenin
Sıcak damları sükun yapılarıyla
Aydınlatır bir ucundan
Kahvaltı sofrasında çay tasını

Düzgün uysal ışıklı bir de ağız
Gizlice götürür hücreyi bütüne
Ve akla her gelen telgraf telinde
Öpüşür iki güvercin
İncelmiş ve yumuşamış gagalarıyla

Bu geçen mızrak
Kalın kararlı
Atanın değer biçilmez atıyla
Kuşkusuz yolunda gerek

Mızrak geçer ışığı
Geçer geceyi dolduran karanlığı da

Jön TüRk 13 May 2020 17:16

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Mavi Gök Orda Mı


mavi gök orda mı
bakıyorsun kuşlar
hazır
sokak lambaları yanık unutulmuş
bir kadıköy vapuru hınca hınç insan
çok geçmeyecek
martılar beyhude turlar atacak
kıyılar lağım konserve kutuları
mısır koçanları

sevgi aranabilir yine
korkusuzca say koskoca kederlerini
bir kuyu bulunabilir

aklımdan çıkmıyorsun
sen hala dizüstü
bunca anıyı besleyerek
sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle
mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla
görür gibi olarak açıp baktığımı
bense şöyle diyorum
buradan bir acı kanamış boyuna

kuşlar hazır
öncü havalanmak üzre
şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar
o vapur hala hınca hınç
kimbilir herbiri hangi dünyaya sağır çok geçmez aradan

kadınlar kapı önlerinde
ellerinde meşalelerle
aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları
yorgun bir sarıyla ben de
geçeceğim önlerinden

aklımdan çıkmıyorsun dedim
başka türlüsünü yorgunum anlatmaya
telefonlar yan hücrede çalışıyor
bense kurşunî bir dere
ağaçlar hayvanlar bile kaygılı
onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar açılarak
mavi gök orda mı

yapayaşlı bir rum kadın
her şeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı
haydi koşayım diyorum belki dağılır
koşuyorum
sancağımda kendi rüzgarımla ölgün kıpırtılar
hayır daha sevgili daha sevimli değil
ne başka bir gün ne başka bir zaman

çok geçmeyecek aradan
şöyle diyeceğim
bulutlar açmadı
mavi gök orda mı?

Jön TüRk 13 May 2020 17:16

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - Meç


Ağaçlara kılıçlara benzer çocuklar çıkıyor
erikleri itiyorlar
erikleri onları yırtıyor
ellerinde dürtme silahları
plaj yıkıntılarına çarpıyorlar

sarsıntıyla akıyor
ayaklarını ıslatan
yaprakların gergin dallarında yüzücü nehir

gerginlik balık kanadı
sertlik gözlerine yakın gelmiş
suçlu ağızlarında çiğnenmiş bir gemi

çocuklar elleriyle dalların uçlarındaki eriklere
bir mahzendeki uzaklığa kayar gibi

Gerçekler başlarına konan çiçekler
yaprakları boğuluyor
yorgun bir meyve daha geliyor ağaç kökünden

bu sırada tramvay geçiyor
ve duruyor fidan küçük ağaç
göğüne üç ayak yaklaşmış
ilk koçanını ezberine biliyor

her an ürperti geçiriyor
odaya sokulan yemiş

odaya sokulan yemiş
göz hapsi

evinde durmayı seven kadınlar
mermerle sıvıyorlar çocuklarını

top uzağa yakına çağırıyor
hep bir noktada kalan adama
varmaya doğruluyor
sulardan sorulmayan
ama sulara yatkın anılarına
sevgiler koşturan
pencereyi parça parça aralayıp
denize açılan bir sokak kadını

denize açılan çuha kadınını
açıktan geçen son sağlığa bağlamak için
makina ustası
amma da mideli yıkılmadan geliyor
ve sırım sessizliğiyle çalışıyorsa başına ben
gittikçe soğuyan ve soğuyan ben
ekmek kırıntıları döküyor

her zaman yaprak düşleri başlıyor
serpilen kuşlar çimen düzlerine
gelip bir kısrağa yakından bakıyorlar

kuruyan ağza kapak göze kapak çölüne atılan zar
sulardan serpme balık

deniz görünce kargılar atılıyor
karlı yamaçlardan
kızgın kumlara erenler kaydırak
arkalarından aç karınlı
sevilen kurtlar iniyor

ağaçlar dimdik
dallarında gergin su
haber gibi bir şey bekliyorlar
kökleri toprağı geziyor

bir yatagan aşırı gitti mi
zindana çıkıyor kök ucu

zufa bir cins ağaç

Devlet sokağını tek başına bir ayyaş geçiyor
kente verdiği cevap pandomim

başı bir gölge altı açıyor
hotozlu kadınıyla
hovarda damı
yan yana koyunca yatak
yaşama simidi

şimdi eskimolara bakın
kadınları fok balıklarından
buzdan yataklara girip
sımsıcak çoğalıyorlar
denizlerini kargılarını köpeklerini yemeklerini kayıklarını
ve kaygılarını
ayı balıkları bekliyor
ve
başkentte korsan gülçin dil balığı

yelken
gelmek üzereyim gelmeye hazır
şaramla doldurdum
sözleri ağarınca bu geceyi
hartuç ve hece

göğsü kızgın köpüklü tayfası
şişti mi kadın kollarını
kadın ellerini biçimli gergin tutan
insanın su başı rahim
kelime yorgun
gece soldu çan
çan ve çayır
suçsuz çocuklara koridor
yapraklar balık pulu
balıkçılar pul pul
yalnızca bakışlarını kıprıyorlar
dokununca
çatılarda kirişlerde serin dubalarda

artık göze bakmak oyunu yok

Jön TüRk 13 May 2020 17:16

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - İkinci Ayna


Korkup kaçarken çıktı benden
Bir çeşit hayvan nereye dönsem o

Kış olmadı duymadım hiç bir kar
Tendeki papatyaların tutunduğunu

Komşuda bir çocuk daha ağlıyor
Gözyaşı akışı neden var bilseydim

Ve dost yok karşımda daha da çevrildin
Küçülüp yürümek isterim karıncalarla

Bir çeşit sevdam var
Bir çeşit yalnızım kapıda
Yaradana giden yoldadır her ruh
Çocuklar gibi sevmese de kalpler

. şapka bisiklet beyaz sarı
. kırbaçlanan gülüş zalim ağzı

Bir gıybete kapanıyor akıllar
Bizde ruh gencini ihtiyar ederler

Aşabilsem boğulmalarını ömrümün
Bir çocuk havliyle geçsem sevgisiz ıssızları

Yüzün çepesine koştur beni
İsyan eşiğim toprak kayıyor içim

Jön TüRk 13 May 2020 17:17

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - İsteyerek


Karşı dağdan meleyen canım
Günler nasıl homurdanıyor başımızda
Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde
Bülbül neden kenetlenmiş Sorman oldu mu hiç
İskeleti havlar mı bir insanın. Gördüm
Karşı dağdan meleyen canım

Evin görünmeyen elleri
Yağmur yanaklarında gözyaşı taneleri
Art arda gidenler can pareleri erkek kardeşleri
Evde kızlar kimsenin görmediği kızlar
Ateş gibi ülfetleri
Dağlamış serin taslar bakraçları
Anaları bilinmez bir köşede
Bir nağra gibi. Hayatın başında
Tozut koyun yünlerini hallaçla zamanı hallaçla
Bir kapalı ağzın var. Sanki susar çağın ünlü marşlarını

Yüklükten bana bir yorgan çıkardılar
Üstü mavi papatyalar
Bir dehlizden geçirip zirveye döşek attılar
Taradılar uykumun saatlerce uzun saçlarını

Şimdi sırtım sağlam
Karşımda hamle yatakları. Bir elimde kılınç bir elimde zafer duaları

Jön TüRk 13 May 2020 17:17

Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
 
Cahit Zarifoğlu - İşaret Çocukları


Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan
Geçerdi babam
Başında yağmur halkaları

Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde
Daha ilk güzelliğinde
Alnını iki dağın arasına germiş
Bir devin göğsüne benzer
Göğsünden dualar geçermiş

Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri
Cami avlularına açılan
Havuz sularına kapılan çocuklar
Görmeden güneşin bütün renklerini
Götürmezlerdi dükkandaki babalarına
Ocaktan akan kaynar yemekleri
Nenelerinin koyduğu avuç taslarına

Başı ve yüreği şahbaz
Kaleleri ağırlayan kadınların
Süslerini kemerlerini
Başlarını ağırlaştıran
Ağır siyah şelale saçlarını
Tutunca gençleşirdi erkekler

Sonra insan o ki denizde
Küçük ve büyük nehirde
Bedeni ıslatan afsunlu suda
Önce niyet sonra yıkanırdı
Zaman dert getirdi sulara
İçinde eski balıkların yattığı kayalar
Savaşan insanların elinde
İnce yontulup taşındı balta mızrak şekline

Anam kanları kuruyan
Kavga ayıran bir kargı elinde
Kara ocağın taşlarına
İşaret koydu çocuklarını
Belinde gezdiren babamın
Beyaz yazılarla kazandığı adları

Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın
Unutup genç gelen günleri
Zamanın sürerken çektiği günleri
Çetin bilmecelerle
Sürdü atını şehirlere

Yün ören at güden kadınlar
Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde
Küçük pencereli karanlık dar odalarda
Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin
Uzağa çekilip giden
Ayazda donan gülmeler içinde
Ormanlarda süt emziren anne
Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu

Hep kaçarmış şehirlerin
Demir dağlarına
Uyuyunca toprak beşiğimde
Sahipsiz kalan
Ellerimden kayan aydınlık günlerim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:47.
  • Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan
  • 1
  • 2

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.