![]() |
|
İsmet Özel şiirleri
https://d.neoldu.com/news/65954.jpg Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Resmin Arkasındaki Satırlar Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında. Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar ben yaşarken koptu tufan ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat her şeyi gördüm içim rahat gök yarıldı, çamura can verildi linç edilmem için artık bütün deliller elde kazandım nefretini fahişelerin lanet ediyor bana bakireler de. Sözlerim var köprüleri geçirmez kimseyi ateşten korumaz kelimelerim kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına uçtum ama uçuşum radarlarla izlendi gayret ettim ve sövdüm bu da geçti polis kayıtlarına. Haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa laboratuvarda çalışanlara sorarsanız ruhum sahte evi Nepal'de kalmış Slovakyalı salyangozdur ruhum sınıfları doğrudan geçip gerçekleri gören gençlerin gözünde. Acaba kim bilen doğrusunu? Hatta ben kıyı bucak kaçıran ben ruhumu sanki ne anlıyorum? Ola ki şeytana satacak kadar bile bende ondan yok. Telaş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir devlet sırrıyla birlikte insanın sinematografik bir hayatı olabilir o kibar çevrelerden gizli batakhanelere yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri ve sonunda estetik bir idam belki! Evet, evet ruhu olmak bütün bunları sağlayamaz insana. Doğruysa bu yargı bu sonuç bu çıkarsama neden peki her şeyi bulandırıyor ertelenen bir konferans geç kalkan bir otobüs? Milli şefin treni niçin beyaz? Ruslar neden yürüyorlar Berlin'e? Ne saçma! Ne budalaca! Dört İncil'den Yuhanna'yı tercih edişim niye? Ben oysa herkes gibi herkesin ortasında burada, bu istasyonda, bu siyah paltolu casusun eşliğinde en okunaklı çehremle bekliyorum oyundan çıkmıyorum korkuyorum sıram geçer biletim yanar diye önümde bir yığın açalya bir sürü çarkıfelek gergin çenekli cesetleriyle önümde binlerce çiçek korkuyorum sıra sende sen de başla ve bitir diyecek. Yo, hayır yapamaz bunu, yapmasın bana dünya söyleyin aynada iskeletini görmeye kadar varan kaç kaç kişi var şunun şurasında? Gelin bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar! Bana kötü bana terkettiğiniz düşünceleri verin o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar onları verin, yakınmalarınızı artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar ben aştım onları dediğiniz ne varsa bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı verin bana verin taammüden işlediğiniz suçları da. Bedelinde biliyorum size çek yazmam yakışık almaz bunca kaybolmuş talan parayla ölçülür mü ya? Bakın ben, bir çok tuhaf marifetimin yanısıra ilginç ödeme yolları bulabilen biriyim üstüme yoktur ödeme hususunda sözün gelişi üyesi olduğunuz dernek toplantısında bir söyleve ne dersiniz? Bir söylev: Büyük İnsanlık İdeali hakkında! Yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim kazanana vertigolar, nostaljiler karasevdalar çıkar. Yapılsın adil pazarlık yapılsın yapılacaksa işte koydum işlemeyi düşündüğüm suçları sizin geçmiş hatalarınız karşısına. Ne yapsam döl saçan her rüzgarın vebası bende kalacak varsın bende biriksin durgun suyun sayhası yumuşatmayı bilen ateş öğüt sahibi toprak nasıl olsa geri verecek benim kılıcımı. (1984) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Bir Yusuf Masalı
başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı ilk önce damarlarımızda duyuyor çağıltısını uzak iklimlerin kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz bize ait olan ne kadar uzakta! |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak
Benim adım insanların hizasına yazılmıştır. Her gün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu. Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olmasaydım Ölüm ve acılar çatsaydı beni Düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak Sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı. Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım Diri-gergin kasları konuşsaydım Kardeşler! deseydim Kardeşlerim! Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan Bakın yaklaşıyor... Yazık, şairler kadar cesur değilim Çocukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan Gövdem kuduz yarasalarla birazcık yatışıyor. Benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı Öyle bir çalımlarla gecenin çitlerinden atlardım Bir güneş sayardım kendimi denizin karşısında Çünkü çam kokularına sürtünüp ağırlaşan ruhların İnanmazdım dosyalara sığacağına Gittikçe ışıldardım dükkânlar kararırken Hüznün o beyaz etrafına sakallarım batardı. Benim adım bilinen cevapların üstüne mühürlenmiş Ellerim tütsülenmiş Evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında Dirgenler, bakraçlar, tornavidalar Bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar Ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa Gövdem açık bir hedef kılındı belâlara. Ve bu yüzden yakışıksız oluyor İnsanları hummalı baharlar olarak tanımlamak Ve bu yüzden göğsümde dakikalar İnce parmaklar halinde geziniyor Konvoylar geçiyor meşelikler arasından Bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına Ölümden anlayan, ciddi bir yaprak Unutulacak diyorum, iyice unutulsun Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak. (1972) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
İçimden Şu Zalim Şüpheyi Kaldır Ya SenGel Ya Beni Oraya Aldır
Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar kalmışsa bir kaç ısrar ölümle yarışacak onların yardımıyla dünyamıza acıdım. Dünya. Çıplak omuzlar üzerinde duran. Herkes alışkın dölyatağı bersalarla ağulanmış bir dünyaya Benimse dar çünkü dargın havsalamın gücü yok bazı şeyleri taşımaya. Önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu sakın Styks sularının heyulası sanmayın er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu, biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz öyle hisab katındayım ki katlim savcılardan sorulmaz ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak ne ellerin hırsla yaban tutuşu ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır dev iştihasıyla bende kabaran aşkı yetmez karşılamaya. İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır o ferah ve delişmen birçok alınlarda betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim şakaklarıma dayanınca güneş can çekişen bir sansar edasıyla uğultudan farkedilmez olunca konuştuğum kadınların sahiden doğurduğuna toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum nicedir kavrayamam haller içinde halim demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum duydum yağmurların gövdemden ağdığını. Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları bir harfin başlattığı yangın ile söndür beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım öyle mahzun ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın. (1975) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Münacaat
Bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde bir zamandı heves ettim gölgemi enginde yatan o berrak sayfada gezindirsem diye ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. Vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti demedim dilimin ucuna gelen her ne ise vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi. Hata yapmak fırsatını Ademe veren sendin bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi. Çeşme var,kurnası murdar yazgım kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi. Gençtim ya,ne farkeder deyip geçerdim nehrin uğultusu da olur,dalların hışırtısı da gözyaşı,çiğ tanesi,gizli dert veya verem ne fark eder demişim bilmeden farkı istemişim. Vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık! Yola madem çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım hava bozar,yüzüm eğik giderdim yine yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar yola devam ederdim. Gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın onunla ben hep sevişecek gibi baktık birbirimize. bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık. Oysa bu sürgün yeri,bu pıtraklı diyar ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık ah,bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık gönendi dünya bundan istifade dünya bayındırladı: Bir yakış,bir yanış tasarımı beride öte yakada bir benî adem her gün küsülü kaldık. Bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan artık bu yaşa erdirdin beni,anladım gençken almadın canımı,bilmedim demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer çiğ tanesi sanmak ne cüret,gözyaşıymış insanın insana raptolduğu cevher. Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi taşınacak suyu göster,kırılacak odunu kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin tütmesi gereken ocak nerde? |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Amentu
İnsan eşref-i mahlûkattır derdi babam bu sözün sözler içinde bir yeri vardı ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman bu söz asıl anlamını kavradı geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı kararmış rakamların yarıklarından sızarak bu söz yüreğime kadar alçaldı damar kesildi, kandır akacak ama kan kesilince damardan sıcak sımsıcak kelimeler boşandı aşk için karnıma ve göğsüme ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden aşk ve ölüm bana yeniden su ve ateş ve toprak yeniden yorumlandı. Dilce susup bedence konuşulan bir çağda biliyorum kolay anlaşılmayacak kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın yanık yağda boğulan yapıların arasında delirmek hakkını elde bulundurmak rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için bana deha değil belgeler gerekli kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza gençken peşpeşe kaç gece yıllarca acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım bilmezdim neden bazı saatler alaturka vakitlere ayarlı neden karpuz sergilerinde lüküs yanar yazgı desem kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma Tokat aklıma bile gelmezdi babam onbeşli olmasa. Meyan kökü kazarmış babam kırlarda ben o yaşta koltuğumda kitaplar işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları kafamda yasak düşünceler, Gide mesela. Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar resimli bir kitaptan çalardım hayatımı oysa hergün merkep kiralayıp da kazılan kökleri Forbes firmasına satan babamdı. Budur işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku işte şehirleri bayındır gösteren yalan işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla güç bela kurduğum cümle işte bu; ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan tenimin olanca ağırlığı yok oldu. Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak bile bir bir çınlayan ihtilal haberidir ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu nisan ayları gelince vücudu hafifletir şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim gider şehre ve şaraba yaltaklanarak biraz ağlayabilmek için fotoğraflar çektirir babam seferberlikte mekkâredir. İnsanın gölgesiyle tanımlandığı bir çağda marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak belki ruhların gölgesi düşer de marşlara mümkün olur babamı varlık sancısıyla çağırmak: Ezan sesi duyulmuyor Haç dikilmiş minbere Kâfir Yunan bayrak asmış Camilere, her yere Öyle ise gel kardeşim Hep verelim elele Patlatalım bombaları Çanlar sussun her yerde Çanlar sustu ve fakat binlerce yılın yabancısı bir ses değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur polistir babam Cumhuriyetin bir kuludur bense anlamış değilim böyle maceralardan ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur yalnız coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan nüfus cüzdanımda tuhaf ekmek damgası durur benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu etin ıslak tadına doğru yavaş yavaş uyanmak çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp hırsız cenazelerine bine bine temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme korkak dualarından cibinlikler kurarak dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz nakışsız yaşamakları silâhlanmak sanarak çıkardım boğaza tıkanan lokmanın hartasını çıkınımda güneşler halka dağıtmak için halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa fly Pan-Am drink Coca-Cola Tutun ve yüzleştirin hayatları biri kör batakların çırpınışında kutsal biri serkeş ama oldukça da haklı. Ölümler ölümlere ulanmakta ustadır hayatsa bir başka hayata karşı. Orada aşk ve çocuk birbirine katışmaz nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı kendi tehlikesi peşinden gider insan putların dahi damarından aktığı güne kadar sürdürür yorucu kovalamacayı. Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan? Nerde, hangi yöremizde zihnin tunç surlardan berkitilmiş ülkesi ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan parti broşürleri yoksa kafiyeler mi? Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim takvim yapraklarının arasını dolduran nedir o katı şey ki gücü gönlün dağdağasını durultacak? Hayat dört şeyle kaimdir, derdi babam su ve ateş ve toprak. Ve rüzgâr. ona kendimi sonradan ben ekledim pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu ham yüreğin pütürlerini geçtim gövdemi alemlere zerkederek varoldum kayrasıyla Varedenin eşref-i mahlûkat nedir bildim. (1974) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Yıkılma Sakın
Sana durlanmış kelimeler getireceğim pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler kelimeler, bazısı tüyden bazısı demir seni çünkü dik tutacak bilirim kabzenin, çekicin ve divitin tutulduğu yerden parlayan şiir. Zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı. Her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan acılar bile duymadım kof yürekler önünde beynim her sabah devrimcinin beyniydi ayaklarım donukladı gelgelelim sağlığın yerinde mi? Yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor halkın doğurgan dünyasına dalmakla onların güneşe çarpan sesini anlamayan dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri seyir bile edemezken içimizdeki şenliği yılgı yanımıza yanaşmazken bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat yıkılmak elinde mi? Boşuna mı sokuldu bankalara petrol borularına kundak kurşun işçinin böğrünü boşuna mı örseledi varsın zındanların uğultusu vursun kulaklarımıza yaşamak bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki. Bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar sevgiyle hatırlansa bile hatta. Köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim bütün devrimcilerin çektikleri biliriz dünyadaki yorgunluk habire mızraklanır dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak ama budandıkça fışkıran da bizleriz ölüyoruz, demek ki yaşanılacak... |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Evet, İsyan
Demirden sağnaklar altında uyur sevdiğim göğsünde hazin ayak izleri eski Şubatların onu yaralar kıpırdatıyor ve o sertelmektedir yaralardan kasıklarına boşalmaktadır nal sesleri saçları bukleli bir çocuğu öperek uyandıran içimize güneşler bırakan nal sesleri. Keserle yontulmuş bir ağzı var sabahın varınca bayrakları, marşları duyuyorum başım çılgınca sarsılan dallarla uğraşıyor durup dineliyorum bütün taframla bütün taframla, bütün yumruklarım, bütün hantal yüreklerin olduğu orda. Kesik kolları var aşkın döl ve inat barındıran. Hırpanî bir okşayışla akşam yanaşınca çocuklara ben karakavruk yüzümün arkasında kırbaçlayarak büyüttüğüm ağrıyı bırakıyorum bana ne çerçilerden, çerilerden, kullardan halksa kal'am onu kal'a kılan benim boşanır damarlarıma yılların kahraman gürültüsü çünkü kavganın göbeğidir benim yerim. Ay vurunca çatlatır göğsümdeki mahşeri çünkü kavganın göbeğidir benim yerim canlarım, kollarında Parti pazubentleri dik başlar, erkek haykırışlarla göndere, en yukarlara çekiyorlar en yukarlara çatlıycak kadar aşkî yüreklerini. Yıllardır çocuk başları akıyor yamacımızdan yıllardır balçıklı bir hayvan çeperlerimizde kentlimiz cebinde cinayet fotoğraflarıyla sofraya oturuyor köylü -biraz sessizlik- ne tuhaf bir kelime? Asfalt yakıyor genzimi asfalt adamlarını topluyor aramızdan yıkılıp omuzdaşlarının seslerine yıkılıp bir boran içinde toplayarak çiçeklerimi. Ben merd-i meydan yani toprağın ve kanın gürzü güllerin bin yıllık mezarı bendedir yukardan bakarım efendilerin pusatlarına insanların bütün sabahlarını merak ederim gök hırpalanmaktadır merakımdan ıtır kokan benim yumruklarımdır benim kavgamdır o, aşk diye tanınan. Alanlara çok bilenmiş yüreğim alanlara vurulsun kösleri şu gâvur sevdamızın vursun isyanın bacısı olan kanım karanlığa Zülküf de vursun. Yüzüne ay kırıkları çarpıp uyansın sevdiğim. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Yaşamak Umrumdadır
Sabah şairin üstüne saldırıyor yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi onun kalbi topraktan sıyrılıyor aşk dahi sıyrılıyor topraktan gözlerini tanıyorsunuz: çaylak sürüleri beyni: aç kuşlardan bir ambar. Bir kıyısına ilişmiyor dünyanın Allah'ın ve devletin dibinde insanlar onu barutla karıştırıyor ve zerdali çiçekleriyle. Ahali kapısını taşlıyor onun onun için develer kesiyor halk aşka ve kavgaya aydınlık getiren kalbi topraktan sıyrılıyor. Ben topraktan sıyrılıyorum buğular ve aşiret rüzgarları kanımda. Arklardan gece vakti sular kaç zaman ayaklarıma yaslı bir selam gibi dokundu kopartılmış yapraklarımdan ibaretti hüzün dedim rahmet yağar ben yürürken gece benim ardımda taşıdım kara gençliğimi dağların damarında hep döşümde yaratkan, patlayıcı bir kimya beynimde hep manalı bir uçurum. Benim hayranlığımdan inlerdi şehir ben atlara ve uzaklar hayrandım kendi ehramlarını bile tanımayan kadınlar ansızın patlak verirdi baharda. Dudaklarımda çürükler vardı dağ çiçeklerinden ötürü. Irmaklara salardım kendimi ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya bana hain sevgilimdi. Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim Yürüsem rahmet boşanacak. ve sana bir karşılık vereceğim Sana bir karşılık vereceğim toprağı deşen boğuk sesimle sana bir karşılık vereceğim amansız kum fırtınası altında sana bir karşılık vereceğim birbiri üstüne yığılırken günler ey taşan suların imkanı ey taşan suların bekareti sana bir karşılık vereceğim. (1967) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü
Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka sonuçları bir bir gözden geçiriyorum pulluklarla devrilen toprağın ıslaklığındaki can madenlerin buharından elde edilen büyü bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular nelerse ki yaşamak sözünü asi kılan nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala. Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan ipte boynum, ağzım şehvet yalaklarında çapraştım, and içip ayna kırdım doğadan bir vahiy bekledimse boşuna baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın. Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Suyun Sızladığıdır
Sızıyı gideren su. Suyun sızladığını kimseler bilmez. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Sebeb-i Telif
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız yaprakla yağmurun aşkı meselâ kim olsa serpilen coşturuyor bizi imreniyoruz başkalarının mahvına. Yağmur mahvoluyor çarparak kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur silkiniyor vuran her damlayla. Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı ilkönce damarlarımızda duyuyoruz çağıltısını uzak iklimlerin kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz: Bize ait olan ne kadar uzakta! Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız başkalarının düşünceleriyle değil. Üstümde yıldızlı gökdemişti Königsbergli içerimde ahlâk yasası. Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa? İster gözünü oğuştur,istersen tetiği çek idam mangasındasın içinde yasa varsa. Girmem,girmedim mangalara Yer etmedi adalet duygusu içimde benim çünkü ben ömrümce adle boyun eğdim. Yıldızlı gökten bana soracak olursanız kösnüdüm ona karşı onu hep altımda istedim. Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla düşmanı gösteriyorlar,ona saldırıyoruz siz gidin artık düşman dağıldı dedikleri bir anda anlaşılıyor baştan beri bütün yenik düşenlerle aynı kışlaktaymışız incecik yas dumanı herkese ulaşıyor sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda tek başınayız. Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek belki çocuk ve ihtiyar,belki kadın ve erkek hepimiz,herbirimiz gizli bir isimle adaşız yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı hayatımıza kendi adımızla başlardık bilmediğimiz bu isim,hesaptaki bu açık belki dilimi çözer,aşkımı başlatırım aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine adımı aşkın üstüne kendim yazarım. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Sevgilim Hayat
Yüzüme bak ve yüzümü hırpala yüzümü değiştir, dağlı bir anlatım bırak sen her hafta oğlunu leğende yıkayan hayat yaban, diri memelerinden ısırmak dudaklarındaki tuzu dudaklarıma almak için çok oldu tepelere vurdum kendimi bulutlara karıştım ve karanlık kahvelerde tıraşı uzamış adamlardan huylarını öğrendim senin. Mahmur bir tohumdun delikanlı bağrıma. Ve hatırlıyorum lokavt vardı bezgin fabrika düdüklerinin dizlerine yatırılmış olan sabah senin kalbini kakışlardı Tomarla muştuyu omuzlayarak genç adamlar polisin sevmediği genç adamlar sokaklarda patronları kudurtan gazeteler satarlardı. Ey şehre başaklar: militan ruhlar ekleyen hayat! Gün turuncu bir hayalet gibi yükseliyorken izmarit toplayan çocukların üstüne çekleri imzalanıyorken devlet katlarında faşizmin bacımı koyvermiyorken şizofreni, yüzüme bak ve rahmini bana doğru tekrarla ben öyle bilirim ki yaşamak berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır çünkü biz savaşmasak anamın giydiği pazen sofrada böldüğümüz somun yani ıscacık benekleri çocukluğumun cılk yaralar halinde; yayılırlar toprağa etlerimiz kokar gökyüzünü kokutur çünkü biz savaşmasak Uzak Asya'dan çekik gözlerimiz Küba'dan kıvırcık sakallarımızla savaşmasak güm güm vurur mu kömürün kalbi Kozlu'da Ke san'da, Kandehar'da ümüğüne basılır mı vahşetin ve sen boynunu öperken beni sarhoş bir okyanusla titreten hayat sevgilim olur musun. Ben savaşarak senin bulanık saçlarından tutp kibirli güzelliğini çıkartıyorum ortaya dünya kirletilmez bir inatla dönüyor altımıza yıldızlar seriliyor yüzüm suya davranıyor koşaraktan. ve inzal. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Mataramda Tuzlu Su
West Indies,Kızıl Elma,İtaki,Maçin! Uzun yola çıkmaya hüküm giydim. Beyazların yöresinde nasibim kalmadı yerlilerin topraklarına karşı şuç işledim zorbaların arasında tehlikeli bir nifak uyrukların arasında uygunsuz biriyim vahşetim beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı kendime dünyada bir acı kök tadı seçtim yakın yerde soluklanacak gölge bana yok uzun yola çıkmaya hüküm giydim. Uzak nedir? Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için gidecek yer ne kadar uzak olabilir? Başım açık, saçlarımı ikiye ortadan ayırdım kimin ülkesinden geçsem şakaklarımda dövmeler beni ele verecek cesur ve onurlu diyecekler halbuki suskun ve kederliyim korsanlardan kaptığım gürlek nara işime yaramıyor rençberlerin o rahat ve oturmuş lehçesinden tiksinirim boynumda bana yargı yükleyenlerin utançlarından yapılma mücevherler sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok uzun yola çıkmaya hüküm giydim. Bir hayatı,ısmarlama bir hayatı bırakıyorum görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta askerken kantinden satın aldığım cep aynası bazı geceler çıkarken uçarı bir gülümseyişle takındığım muşta gibi lükslerim de burda kalacak siparişi yargıcılar tarafından verilmiş bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım burada bitti artık işim, ocağım yok uzun yola çıkmaya hüküm giydim. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Mazot
Ağlamadan dillerim dolaşmadan yumruğum çözülmeden gecenin karşısında şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı üzerime yüreğimden başka muska takmadan konuşmak istiyorum. Şehre neden esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum niyedir sarmalasın vites dişlilerini defneler, nakışlar yok alnımda neden. Ağlamadan etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan o mavi korularda ve dibektaşlarında bırakıp sözlerimin kalıntılarını açıkça konuşmak istiyorum. Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini göğsünün kafesinde yalnızca pasak biliyorsun korkutulmuş bir kızın yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret hergün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti bunları bütün bunları biliyorsun dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi şehre varınca artık meşinler giymelisin daha esmer daha kankusturucu sen o baygın sevgilerin adamı değilsin. sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin ki ölüm her yerde uyanıktır alestadır korkunun yardakçıları tez kızaran güllerden kendini sakın sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı- Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine bıraktın vazgeçilmez ırmakları gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları. (1970) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Kanla Kirlenmis Evrak
Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda. Asklarim, inançlarim isgal altindadir tabutumun üstünde zar atiyorlar cebimdeki adreslerden umut kalmamistir topraga sokuldugum zaman çapa vuran adamlar denize yaklasinca kumlar ve çakil taslari geçmis günlerimi asagilamaktadir. Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda. Ve rüzgar burusturuyor polis raporlarini kadinlar fazlasiyla günaha giriyorlar bazi solgun gömleklerin çözük dügmelerinden çelik tirpan gibi silkiniyor çocuklar denizin satirlari arasinda. Gece arsizca kükrüyor pasli beyninde sehrin küfre yaklastikça inancim artiyor. Karanlik sözler yaziyorum hayatim hakkinda öyle yoruldum ki yoruldum dünyayi tanimaktan saçlarim çok yoruldu gençlik uykularimda acilar çekebilecek yasa geldigim zaman aciyla ugrasacak yerlerimi yok ettim. Ve simdi birçok sayfasini atlayarak bitirdigim kitabin basindan baslayabilirim. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Bakır Tenli Yapraklar
Bak, ölüm güzü kiskaniyor simdi issizdir onun sevimli kedisi ve herkes onun el degmedik yerleri oldugunu saniyor. uzayor defterine ugrayan kan lekesi senin kuslarin olurdu mevsimi yolculuklara çagiran içli tasra kizlarin gizemli eviçleri kapilarin olurdu korkudan çok denizlere açilan o denize açilan ellerin nerde simdi? yine bir güz büyümekte kaninda gölgelerin o üzünç ordulari tarlalar çignemekte bak, ölüm güzü kiskaniyor mevsimi aska çagiran kuslarin nerde senin güze el degdirmeyen ellerin nerde? |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Aynı Adam
Tozludur saçlarım, saçlarımdan devrilmiş sarayların dumanları savrulur yüzüm yanıktır yüreğime bir karanfil sokuludur ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı benim göğsüme göğsüme vurup durur. Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum bahar da sürgülenir içime katranlar da hem koşarak yarattığım sevgiler vardır hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum. Beni sular kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular umutlu sakinlikleri lohusalıklarıyla. Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum kökten dallara yürüyen sular gibi yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye torna tezgahlarında demir. Yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri kanla dolar pazuları tarladakinin hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri. Aynı adam Ekim günlerinden beri gümbür gümbür gelirim teneke damların üstüne safi sinirden doğan güneş portakallar fırlatarak parlıyor benim adımlarımla anladım neden yorgunluk gülümserlik getiriyor insana hayatın bana başat bana avrat oluşunu öğrendim işçiler bunu kurşunlanarak öğrendi on beşinde bir arkadaş inancını savunurken yargıca anladı bulana durula akmakta olan şeyi. Yürüyorum azarlanıyorum fışkıran başaklarla iki bomba gibi taşıyorum koltuğumdaki bir çift somunu hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından gözlerim nemli değil. gözlerim namlu. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Naat
Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar Falları grafiklerde bakılanlar siz de işitin.. Külden martı doğuran odalıklar Ve kahyalar Kara pıhtılarıyla damgalanmış veznelerde dili Şehvetsiz çilingirler, yaltak çerçiler Celepler ki sıvışık, natırlar ki nadan Ey hayat rengini sazendelik sanan Yırtlaz kalabalık! Dinleyin bendeki kırgın ikindiyi, Hepiniz kulak verin. Güneşin Koskoca beldeye suskunluk yaygısını serdiği Yazlar yok Yok artık altında suskun yolları saklı tutan Karla örtülmüş kırların kışı Gitti giden, yerine gelmedi başka biri Orada Duyumsatmadı kendini hiçlik bile Belli ki son yüzyılımız göğsümüzden Varla yok harman eden sesi uçursak Diye bize verildi Yetti bir yüzyıl böcekler ve otlarda Soluyuş izlerimiz silmek için Ne yesek Lokmaya vurulur gibi değil Yuduma gelmiyor içtiklerimiz Dernekler toplanıyor dışta tutmak için Kanat vuruşlarını yumuşak tutan etkeni Utançlı sessizliği tanımaz kalemlerle Kapanıyor bilanço Top mermisi, kör testere Defalarca boyanmış çaput parçaları Sıkıştırdık günlerimiz arasına ki Serazat kahkahalar atalım Yapmacıktan nefretimiz Sebep olsun kavgamıza Bekleyiş arzından kovsunlar bizi Ne yemen biraz öncemiz diyelim Ne biraz sonramız meksika Canı pek bir dünya son yüzyılda yaşadığımız Yüzü perdahla kavi, peçesi paramparça Üstü başı kükürtlü bu dünyadan Kancıklık Sıçradı çevirdiğimiz sayfalara Artık kimse bize haber vermeyecek Hemen şu tepenin ardında Saldırmaya hazır ve müsellah Bir düşman taburu durduğunu Çünkü gerçekten yok Böyle bir ordu Bir düşmanımız kaldı Kendi Dudaklarımız Arasında. Biliyoruz günden güne çopurlaşan yer yuvarlağında Bizleri yan çizen birer hemşehri haline sokan nedir Çırpını çırpını giden atlardan indik Girmek için patavatsız yurttaşlar sırasına Zihnimiz, acizlerin şikayetleri sığacak kadar Kanırtılırken ses etmedik Öcümüz alınacak korkusuyla irkildik Kaldıysa bir soru içimizde O da birşey: Nerdedir yerle gök arasındaki ulak, Nerde biz? . Kimseden bir işaret gelmeyecek Bir melek kimsenin alnını sıvazlamazsa Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca Hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile Öğretmek için cephe nedir Kıyam etti Torunu kucağında Dönünce bütün gövdesiyle döndü Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda Bir bilinebilseydi Nedir veche.. Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar Sıyırın kahkaha sırçasını cildinizden Omzunuzdan vaveyla heybesini atın Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın Neydi söğüt gölgesinde gülümsemek Ağız dolusu gülmeden taşlıkta... |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Partizan
Gırtlağımda bir harf büyüyor buna dayanacağım dişlerim kamaşıyor yıldızlardan buna da. Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir. Artık yırtarak açtığımız zarflarda ne kargış, ne infilak yalnız koynunda çaresiz, çıplak isyan işaretleri taşıyan bir ergen cesedi. Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir uyusam bir dağın benimle uyuduğu oluyor her gün şehrin ortasında bir ergen ölüyor domuzuna ölüyor bankerlere durarak noterden onaylı kağıtlara durarak mevlit ilanlarına durarak. Yunmadık saçlarını okşuyoruz, yavrum. - Yüzümüzde dolanan bir mayhoş kahkaha - Gırtlağımda bir harf büyüyor gırtlağımızda. Sarp bir güvercin düşüyor yüreğimden buna dayanmalıyım ölünce bir partizan gibi ölmeliyim sabahın kuşluk vaktine savrulan savrulan savrulan ergen ölüleri gibi. Şehrin şarkısını söylediğim zaman yağız bir kımıltı oluyor sesim korku ve cüzam korku ve cüzam korku Ne beklenebilir artık namlulardan. Harçlar karılmış duruyordur hem de kara bir gerdek olarak yaşıyoruzdur kendimizi ne beklenebilir. Yırtarak açtığımız zarflarda büyük tecimevlerinde, büyük çarşılarda pokerde-sinemada-genelevlerde ne bir suçlu çağrışımı, ne karabasan yalnız o herkesler o herkesler kendine akarak boğulan ve sürdüren bir güleç kocamışlığı. Bereketli kuşlar serpeceğim ayaklarıma genzimi yakarak bir cinayet türküsü söyleyeceğim ben de ölürsem bir partizan gibi öleceğim azgın bir gebelik halinde. Beni dinmeyen bir mavilik kanırtıyor buna dayanamam bir çeteci dişleriyle söküyor kanımdaki çiviyi buna da. Radyodan silah sesleri geliyor ter kokusu geliyor, ayak aksayan bir şey örtüyor yüreğimin kabzasını olmadık sesler geliyor radyodan beynimde korkunç bir vida olarak ergen ölüleri artık ellerimi bu rahlelerden ayırsam boyunbağımın ve gülüşümün o kirli rahatlığından, yırtık uğultusundan şehrin. Umudunun ayak seslerini okşuyoruz, yavrum. Kuşandığımız bu alkol kokusu bize ne getirdi ki! ÇIKSAM gök şarlayarak devrilse ardımdan - ölürsek bir partizan gibi ölmeliydik - yürüsem parçalanmış bir ceset tazeliğinde yürüsem beynimde kıpkızıl bir serinlik sonra denizler devirebilirim dudaklarımdan sonra aşk, sonra dirlik: partizan (1965) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Kısa Pantolon Paslı Çakı Dizde Kabuk Bağlamış Yara Kısa Çakı Paslı Pantolon Gözde Yarası Kalmış Kabuk
Nazlan Sitem et Kırıl bana Beni geç vakit Tek başıma suya yolla bahçede yüzünü öteye çevir Güle hayret ediyormuş gibi yap Gülümseyerek konuş da başkalarıyla Somurt avluda sadece ikimiz kalınca Kızıp en sevecen adımlarla üst kata çık En sevdiğim çiçeğin saksısı kaysın elinden Derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık Yamru bastım iş değildi hake çakılmak bayırdan Dağ sıra dağdı hangi haşin belden yol veresi Gece hep süzüldü yukarıdan lakayt kehkeşan Altımda beni hep yutmaya çağladı nehir Yetişir heceleme(n) sök beni bir kere En zoruma gideni yap hegame getir Çel beni tökezlet tuttur çitlere Ahla istida edecek ahval değil Kim bana kıymazsan bilebilir Dünya dedikleri samut küp Acılar tıkandıkça bende Hep seni seslendirir |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Kan Kalesi
Elbet bir hinlik vardır seni sevişimde ey kanıma çakıllar karıştıran isyan saçlarıma bin küsür yalnızlığı takıp girdiğim şehre insan varlığımızdan tuhaf tohumlar bıraksam günü geçmiş bir gazete, toprak bir çanak bir daha gelmem belki diye bir not bakır maşrapanın yanında şeytanlar da yürür benimle herhal ıslık çaldığım için bir şahan tüylerini döker ardımsıra artık bırakılmaktan yapılma bir adam sayılırım böğrümde kambur çocuklardan bir payanda. Gizemli bir dehliz gibi şehri dolaşıyorum sıkıca tutuyorum kendimi şehre karışmaktan alıkoymaya her yerimde urlar çıkıyor, biraz kürt, biraz köylü, biraz makina kangren oluyorum bahar geldiği için urlarımı kesiyorum kör bir usturayla ama kopmuyor onlar ve bana şehri dolaştırıyor bırakabileceğim her şeyi bıraktırıyor bana kızlardan geçilmiyor köprüler, ayak bileklerime dek yükseliyor kız tortuları tülbentlerden kanı süzülürken körpe yavruların bir bazı şeyler bulmalı yüzümüze tebelleş olan bu korkuya -Avluya çık -Avluya kara bir şey bırakılmış (bir bomba) Kulaklarımız alışmıştı tıpırtısına yağmurun şehre sıkıntının rahatlığı basmadan giriyorduk filimler üç günde bir değişiyordu bense ikircikliydim ama korkmuyordum polis olan babamla tatil arasında uçuşup duruyordum durmadan urlarım yoktu, suçum yoktu, ve beyaz kuşlar kalkardı anamın hırkasından şehre karışmayan bir dehliz değildim sevinçle kovalıyordum kendimi bunları ansımak başımı döndürüyor bazan elbet bir hinlik vardır seni sevişimde ey kanıma çakıllar karıştıran isyan. Azan bir hevestir artık tanyeri söküp gövdesinde bir cehennem parçalamak ister insan şehrin defterini dürüp uzanmak ister yanına üstümüzü kuş sesinden bir lekeyle örtmeli umudumuzu kapmaya gelen makinaları bütün çirkefini şehrin çarpıtıp aşkımıza solumak gece terlemek gece gece çarşaflara... Açıklanacak, belletilecek olan belki milât öncesi ve sonrası lâkırdıları karışık banka hesapları, navlun yani öylesine açık değil pek hatta -şehir mi, değil mi burası- kötürüm bir kurt çantamı karıştırıyor neden karıştırıyor, ne hakla direnmeler, erzurumlar, kalfalar gecenin ipini koparan gece safaları -Var mısın yok yere ağlamaya... Ki bir sis yanık bırakılmış bir fısıltı şehri sarıyor, bir dehliz olan bana ulaşamıyor ama herkesin içinde iğdiş bir bahar bacakları eriyor memurların, evkızlarının ve saat 24 vardiyasının işçileri inmiyor ocaklarına. Yufka mıdır yufka mıdır benim bakışım dünyaya ki acılarıyla başlatırım insanları derimi yalayarak geçen mevsim beni alır şehirden yıpranmış bakışlarla her askere gidenin, her tören yorgununun kondurur kemerinin kaşına. Böylece ben, o küskün, o karışmayan dehliz koca bir tomruğu yüklenirim arkadaşlarla koca bir tomruğu kaldırıp kaldırıp kümbetlere, bitkinliğin bordasına... Kanın çığırından çıktığı saattir bu memelerini bana sıkıca bastırdığın hercai bir yürek somurtkan kepenklerin ardında şehri acıtan çocukluğumuza değdikçe biz seviştikçe bizi acıtan kukumav kuşları, mânilerle dolu bir yatak zaç yağı şişeleri kocaman. Sen şimdi sevincimin akranısın ey kanıma çakıllar karıştıran isyan doğrusu seni toprağı eller gibi sevdim yaralarımı onduranımsın yatağımı hiç boş bırakmayan... Yüzümü ellerimle yine kapayayım mı? bekçi karısının belaltını mı anlatayım insanlara yoksa onlara bilinmez bir toprak mı adayayım değil partizanlığım dalaşmak istiyor anla bu sarsak hırgürüyle dünyanın dalaşmak dalaşmak dalaşmak böylece aşk akranım oluyor benim ey bayırdan ve yokuştan uzaklara ey çırpınan bir geyiktir memelerin karnın ısırgan otları gibi aklımda. (1966) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Tahrik
Bırakın ince kavak seslerini şehrin içinde paralar yaşlı kızların koynunda yatarken bırakın köprülerin üstüne yağmur ve basma perdelerden lânet bize. Şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde külçeler yüklüyüz ve çıkmak istiyoruz yokuşu Sokaklar gittikçe katı bizim adımlarımıza peşimizde bütün bahçeleri boşaltan ter kokusu yankımız soyunup sevap rahatlığı alınan yataklarda yürek elbet acıyor esvap değiştirirken bizden artık akması beklenilen kan da aktı kovulduk ölümün geniş resimlerinden. Efsanelerden kovulduk kan ve demir kelimeleri söyleyince elbiseler içindeyiz, şehrin içinde önümüz iliklenmiş, ayakkaplarımız bağlı kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan çiçek alıp eve götürüyoruz bunun bir delilik olduğunu bile bile en ıssız duyguların ucunda karakollar asmaların altı tuzak ve tuzak caddelerde külçeler yüklüyüz, çıkmak istiyoruz yokuşu gözler kısılıp bakılıyor bize. Biliniyor bizim mahsustan yaşadığımız biliniyor şarkıların sırası bizde biliniyor hayat bizden razıdır biliniyor otların sarardığı yerlerde güneş kurşunun değdiği tende heves kalmıştır. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Jazz
Bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam nöbette uyursam eğer kitaplarımı yakarlar etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar izin kağıdım yanar konuşacak olursam bu senet bankalar kapanmadan ruhumun rengini kapatmayacak olursa ölür kuyuya düşen çocuk çocuğun mercan saati çatlar mutlaka koşup haber vermeliyim yetkili memura bahar geliyor, ilerliyor yeminler alnımı kapıp getirmeliyim denizi karşılamaya kırlangıcın kanadındaki kezzap leylakta sıkışan buhar için nabzımı bulmalıyım nerede bulacaksam nabzımı çünkü ben kasadan fiş alarak yağmuru, selvileri zor durumda bıraktım benim yongalarımdan yapıldı bu çelenkler ben papatyaları şımartmadım diye oldu Mata Hari'ler casus, Al Capone'lar gangster inmem gerek gözbebeklerimin altına beynimin ortasına büzülmeliyim genşeyip kımıldayabilirim oradan sonra dum di dum duridum dubida kendi kalbimle zamanım arasındaki sarkaç püskürtüyor beni dünyaya bırakıyorum zerreciklerime kadar emsin beni Atlantik ve Pasifik ve beş kıta koşmam gerek yetişmem gerek yazgıma tutmam gerek, sormam gerek, bilmem gerek esenlemem, kargışlamam, irkitmem gerek niçin niçin, niçin, niçin kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin (1981) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Yildizlarin Uzakligina Ovgu
Kargasa. Anilacak günlerim olmadi mi benim? Ayaklarimin korkusuzca çiçeklendigi, silahima yapisip sabahin serinligini bekledigim, kuzey gemileriyle sagir oldugum günler, sepet ormeyi unuttugum günler olmadi mi? Ey geceyi ve kahverengi bir düzeni tasiyan ellerim! Yüzümün ugultusuyla sasirtin beni. o karanlik ormani yangina vurun. Çünkü ben de kaçarken ardimda kalanlari yakiyorum. Ama iyi biliyorum yildizlari, ama yildizlarin tanrilarin da üstünde parladiklarini, anilacak günlerimin gitgide yokoldugunu biliyorum. Kargasa. Ve kolayca yikilan inançlarim benim, benim en saglam ve daginik ellerim. Sabahi nasil tetikte bekliyorum. Safakla damar damara sevistigini görmek için bilgeligin. Ve onariyorum nasil hizla kendi gücümü. Nasil bir soylu bosluga çilginca kanayorum. Ey yanginlar artigi! Her yangindan arta kalan bir sey, her yangindan arta kalan gerçek sey çogalt beni. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Esenlik Bildirisi
Bir şehrin urgan satilan çarşilari kenevir kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa yagmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmiyorsa o şehirden öcalmanin vakti gelmiş demektir Duygular paketlenmiş, tecime elverişli gövdede gökyüzünü kişkirtan şiir sahtedir gazeteler tutuklamiş dünya kelimesini o dünyadan, o şiirden öcalmali demektir Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşi saygisiz ve zekâ babacan tavriyla tiksinti verir söz yavan, kardeşlik şarkilari gayetle tikiz öcalinmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir Yargi kesin: Aci duymak ruhun fiyakasidir kin, susturur insani; adina çidam denir susulunca tutulan çetele simsiyahtir o siyah öcalmakcasina gür ve bereketlidir Vandal yürek! Görün ki alkişlanasin ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir haksizlik et, haksiz oldugun anlaşilsin yaşamak bir sanri degilse öcalinmak gerektir. (1973) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Gececil Kuşların Ürkmediği Aydınlık
Günlerimize o ilkel sesleri karışır ya gemileri annelerinden çok seven çocukların bir adam gelir ya devinen bir sancıdır artık gelir eski günlerden ve uzar sanki uzar ırzına geçilmiş bir kahramanlık. Sinsi gülüşlerimizdir şimdi pis bir suda yıkanan korkulardır katar katar inenler gökyüzünden. Ay sürekli yükselirse içimizde çirkin ama güçlü bir tanrıya taptığımızdandır ondan ki sıkıcıyız bu eski ayaklarla ondan ki ulu bir tiksintiye hazırlanmışız, Kemerlerimizdeki en güzel geyik ölüm. Ama kim? Ben miyim burda bir esrime mi nedir bu kuşların uçuşunda gördüğüm? Aptalca beklerim o hiç sökmeyecek şafağı. Oysa yüreğimden akan o derin suda kırmızılar öylesine yırtılır ki siner kan, huysuz kemanlar dolar şahdamarıma, yansır kin savaşçıları, gürül gürül ordular utancın köpürttüğü yanaklarımdan. Köz komamış ateşinden bize o adam şimdi gülüşlerimiz yırtıcı, gülüşlerimiz korkunç ağır, kara bir zırh taşıdığımızdan. (1963) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Kuşun Ölümü
Kuş damdan düşünce sarişin bir yürüyüşüdür artik ölümün bir yagmurdur açilan kurakliga bir yagmurdur kulübesi nisandan ve onun ayaklarina dolanan o gökyüzü kansiz yüzleridir diri kuşlarin kuş düşünce camdan kuş düşünce damdan kizlar saçlariyla ölümü düşünürler uzun bacakli tanrilar koşuşur sokaklarda kuş öldü herkes mi ariyor gençlik mi yürüyor herkese ve mi ariyor onun gözlerini satilan çarşilarda kuş öldü kanadinin altindaki o yara yagmurun karanligini getiriyor geceye yagmurun irmaklarini getiriyor geceye kuş öldü küçücük bir yorgunluktu ölmeden önce öldü, kim isitir artik onun ellerini sularin aynasinda üşüyen ellerini sularin saygisiyla üşüyen ellerini. (1962) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Sevgilime İftira
Dudaklarından kalkarken boynun kurcalar beni bir yanımı kara çıbanlara saldılar,ıslak bir yanım hiç ayrılmamıştır,gümeçlerde saklıdır ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum ama bana şimdi gerçekten zor gelen şey bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak sözlerimi etime bastırıyorum içimde çalılıkları yaran bir postalın tortusu benim bu sası karanlığa zorla,zorlayarak tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu yeter ki sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için sen bir daha beni saçlarınla sıyır ağdalanmış sevincimi hışırdat,bunu yapabilirsin çünkü bütün bankalar,silah fabrikaları her gün bacaklarımıza sırnaşan kara köpük senin sessiz gururunda homurdanan tufanı hesabetmiş değil bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor belki evet onların mühürlerini kımıldatan barut dumanlarını solumaktan biraz çopurlanmıştır sesim senin göğsünü ağartırken yıpranılacak elbet bakışlar tozlanacak dolukmuş sofalardan ezikliğin şehveti yayılınca taptaze yaşlanmayı da öğrenmem gerekecek iştedir yalanı seyreltiyor uykusuzluklar aklımın köşesinden atlılar geçiyor değil mi ki beni şımartan gökyüzüdür ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim hiç bir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında kan değildir dostlarımın çakrışına bulaşan kan değil,mürekkep lekesi ben bilirim çünkü birgün gerçekten kan aktığında ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır karaysam şimdi öfkenin payı vardır karanlığımda aşktandır titrediğim eğer ki titriyorsam sözlerim öcalan ağza misvak,iyice anlaşılsın bu dağlanmış toprağa süzülen ayaklarımdan keşke kan olsa o zaman senin çardağına çıkarken karıştırırken şarapla kendimi sana varsın gün geçtikçe herşeyde biraz kahır biraz bakır çalığı olsun lokmamızda bana soru sor artık beni kurtarma,konuştur beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Dibace
Oradaydık hepimiz,müheyya bekliyorduk salaştı mukadderat,bozulmuş bir nışandı gebe rüzgar,ihanete uğramış deniz,kerrat cetveli dünyaya sokunmuştuk,dünya hamdı külsüzdü ocak,tellal çarşısız ağzımız noksandı. Rımbaud'nun haberi yoktu Menelik'ten Nijinski delirmişti Mahler'in beş yaşındaki kızı ölmemisti daha nehre Haşim annesiyle karanlık geceler bazı çıkardı zonklardı öpülmek için kavlamış dudaklarımız bekliyorduk;alnımızın çatında hepimizin bir çarpı. Kopmamış birer çığlık diyesilerdi bıze verilmemiş birer söz daha hıç çıkılmamış birer iskeleydi bedenlerimiz alnımız birer sayıltı azalarımız yerli yerine çakılmamıştı bir çift göz,bır yumruk yürek arasında darma dumandık küşümle kapanırdı yüzümüz çünkü kazınmıştı oraya yekten başkalarına ait bir çarpı. Yaşamak çarpısı derlerdi buna,yaşamak çarpıntısı. Ne acelemiz vardı? Kime kavuşacaktık? Yokuşu göze almak mı? Niçin? Bir geçit nereye açılmak için gerekti bize? Susmak bilmiyordu tepemizde ses,saklı ve açık: Tamamla çabuk! Çabuk bitir! Hadisene! Sese bühtan etmedi aramızdan hiçbiri değil mi ki hepimizin işaretli ve yarım dünyaya sarkık. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Acının Omuzlanışı
Edip Cansever için Kadını bir gürültüye sapladılar. Evler tıkırtıydı, tıkırtıydı, tıkırtı kahkahamın düşürdüğü çiçekleri bulamadılar fırtınalı bir geceydi çünkü bulamadılar bombalar, bö sesleri, savaş alaborası... Yaşamak bir tıkırtıydı, aldırmadılar. Çocukların düşlerinde bir Markut bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün Markuuuut! Torbanı sarkıt. Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık öbür ucunda o kambersiz geçen düğün. Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler Markuuuut! Torbanı sarkıt. Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların. Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının? Gömleğimi zorlayan kuş sesleri. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Bir Ağrı Yakıldıkça Sevilmeli
Gecenin dürüstlüğünden herkes kuşkulanır korkulur o kuş yüklü iniltilerden ve mor ağzını gecenin kumuna batıran ben çağdaş serüvenler adına bütün fotoğraflarını yakan yakan ve bekleyen. Çarpar yüzü bir çocuğun mezarlara yine de ağartamaz tanımını gecenin. Ezgisiz ama esnaf bakışlarıyla soyunan bir kadın ayartılmaya uygun o çok baygın yerlerim ağartamaz çünkü çocuklar yağız bir öpüşle korunur ben yakarım çağımın ellerini. Ben bekliyenim. Gecenin kıyısında benden konuşulur. Kara bir irin akıyor öpünce o yıkılmış gülüşünden çocukların. Kara bir salgıdır çünkü büyük serüvenler ve çocukların soluk alışları da. Ürker herkes üşümüş bir anahtar olagelmekten bir çocuğun şehri çarpar yüzümün varoşlarına. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Bir Devrimcinin Armonikası
Binlerce binlerce çocuk koşarak dokumuş benim kumaşımı hançeremdeki bu şehrin o geçimsiz mushafı vardım dayandığım parmaklığına o büyük hesapların Hazırım ey kalaycı çırakları ve güyümcüler ey rakı sürülmüş yaralarım gövdeleşin kırçıl acılarım benim gök de bir mendil takınsın boynuna benim kağşayan umutlarım gövdeleşin çünkü ben oraya gidiyorum : boğulmaya. Nasıl birer suç çağrışımıyız dünyada adamlar,kadınlar,şehre indirdikleri bakraçları ne kadar uydurma ne kolay öpüşüyorlar yıllar süren intiharlarla Oysa insan zemheriyi ve kadının doğurma vaktini bilir hergün kalkıp öpüşebilir sabahın üniformasıyla yeni şeyler,yeni şeyler yaratmak için tabi. İşte potin bağlıyor çocuk bütün uykularından sürülmüş kurşunlar tütün gibi bakıyor nisanlara ve ben sahici kılmak için öpüşlerimi oraya gidiyorum : boğulmaya. Ben ki gövdemi bütünüyle ne yapmalıyım tahta bir bavul gibi duruyorum insan kıyısında makina çok acemi buluyor beni sanırım seyrek bir ölü vurdular alnıma,ekşi 1300 tarihli şehbenderlere dair talimata ve anamın kanserine alıştım ve de bir simsar gibi asvalta ve otobüslere bir vitrin gibi bir bıçak,bir setre. Tutuşan bir bıçak. içerimde tozuyan bağırtılar vardır Ondan işte gidiyorum oraya : boğulmaya. Oraya gidiyorum boğulmaya BOĞULMAYA bir partizanın armonikasında. Artık mazgallardan fırlamak büyük kamalar saplamak böğrüne coşarlığın büyük bir çatırtının ayaklarını ovmak armonikamla. Ey çatlayan tohumun hengamesi! İnsan,gülümsemeyi ve ürün kaldırmasını bilir çünkü derbeder bir okul çantasından serin ve sevişli bir ırmağa girilir ve benim o boğulduğum armonika halklara seğirtir,coşar o,korkunç bir yekinmedir buralarda Hannoy'da bir uçaksavar. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
İnce Sızı
Var mıdır nalçaları sevincin gün tene değince kanatları uzar mı derin bir secde gibi rüzgara aşılanmak dostları düşünmenin çarpıntısından mı Yokum arkadaş düşünmekle varılan tada hayata yalnızca kafanı banmak gövdende namusluca güdebilmek sevinci elbet burkulup kalmaktan iyi. Kara gözlerimde uğuldayan bu değil ancak elde tüfek, elde alet, yürekte kor cebelleşmek yalanla, kirle, tahvilatlarla damarlarına papatyalar doldurarak bir serinlik olup dünyaya sokulmak ben bir deli fışkın değil miyim sahibim Köroğlu'nun da sahibi değil mi ve çocukların ezbere bildiği gömleğimin kendirini kendim ekmedim mi Öyleyse arkadaşım sinem kanayadursun ta ki sürgün ya da mahpus kırışıklar yerine yüzümüz köylü ve gurbetçi yanıklığa dursun sevmekle doğrulanmıyor madem kalbimiz girelim yarimizin avlusuna tam tekmil ve mürdüm erikleri ve dopdolgun elmalarıyla o bahçede o geniş kalçalı yarimizi dört kere. (1968) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Kaçış
Serin karanlığıma bir çingene düşerdi gökyüzüne birikirdi hazineleri kışın dağların dağlarda birikirdi gölgeleri ürkütülmüş gölgeler kapımda çoğaldıkça yüreğime o tedirgin çocuklarda düşerdi kar yürürdü gözlerime tüyden ayaklarıyla kar yürürdü çünkü kar o temiz eldiveni gökyüzünün tüfengimin ıssızlığını büyütürdü bir dönülmez kaçışa uzanırdı çocuklar ve o üzünç bitkisi çocuklarda ölürdü artık üşümek çince bir çiçektir oralarda yolcuların taşıyamadığı bir çiçektir çünkü kardan yorulunca biz sıcak sulara inip sepet öreriz ve 'gecenin uzun ağzı sulardı saksıları' ve hala ay dağınık saçlara benzer oralarda serçelerin ayaklarına bağladığı karanlık kimseyi çağıramaz kendi adıyla. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Kalk Düğüne Gidelim
Sarardın üzüntüden, üç gün ağladın baktım gözlerine şıçramış halkın gözleri incesin bardakta bir karanfile benzemiyor inceliğin serçeler sekmiyor hayır, dudaklarında ham demirden bir çanakta dövülmüş otlar olur ısınmış taşlar olur yazları geceleyin sazlar kanımda Çiçek Dağı'nı vurur doldurur öylece göz yerlerimi inceliğin Tenimde iz bırakmış kar kokusu terli, muğlak adamların hevesleriyle harman edilmiş tenim sevinçler artırmışım çiçekli ve çiçeksiz bütün dağlardan. Sarhoşken bağrıma akıtılan yıldızlar özümü çekip ayırmış avuntulardan. Şimdi sana bakıyorum, kalabalık gözlerin ağlamasan bizi utandıracak sanki dünya Valentina Tereşkova ve çekik gözlü kadın komandolar çünkü üç gün beslendiler senin gözyaşlarınla. Sen ağlarken azığımız çoğaldı elledik halkın ağrılarını cesurca ağlamasan kök inatla kavramıyor toprağı boş umutlar içinde pervasız büyüyor kir ağlıyorsun ihanete karşı şavkıyor pıçak bir pıçak ki sevgilim, Sürmene işidir. Bir şehrin uzak semtleri gibi gözlerin üzgün, kara, ayaklanmaya hazır ben yaralar kuşanıp katılırım onlara onlara katılırım yedek mermi ve şarkılar alarak seni alırım sonra her bir yanım çağıldar bir oyuna kalkarız sıkılmış yumruklarla yazarız duvarlara fırtınalı yazılar. Bir gün burda, bu kalktığımız yerde kendini yaşamakla taşıran bir güneş kabarcığı zonklayan bir atardamar olduğu anlaşılır el tutuşmuş çocuklar ki o zaman senin gözyaşlarını heyecanla kapışır. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Kötü Şiirler
1. Senin çağıltın evladım sen denizi düşününce uğuldayan sokaklar açık renk bir elbiseye yakışan alnın sabah şehre henüz kamyonlar girerken bir kadın kıvranışını hatırlayıp kuduran ve zaten bu terli, bu tozlanan bulutlar altında bile saklı bir yerlerinde bir şeyler parıldatan senin çağıltın. Seni marifetli sanacaklardı karşısında uçurumlar çağıldamayan herkes seni marifetli sanacaklardı kalbini rehnedebilseydin eğer. 2. Uçsuz bucaksız gözyaşları. Dünyanın tımarlanmış ruhlara teslim edildiği günlere ait. Uçsuz bucaksız gözyaşları. Bir nehrin bir yüzyıla benzediği zamanlardan. Yaşadıklarının hepsi göçmen kuşlara bütün sevdiklerini çocukların hepsine paylaştıran bir dostumun gözlerini karartacak kadar uçsuz bucaksız gözyaşları 3. Bütün müsveddelerimi yırttım, göğsümün kıllarıyla gövdemin kokusundan buharlaşıyor şiir. Sana çok önceden, bir yaz sonu, bir parkta sıkılmış yumruğumu ısırarak buna benzer bir şeyler söylemiştim milât yok demiştim, milât yer almayacak hayatımızda. İşte bütün müsveddelerimi yırttım işte artık göğsümün kıllarıyla gövdemin kokusundan buharlaşıyor şiir işte onlar artık saçların kadar Boşnak karşılıksız mektuplarım gibi yepyenidir. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Üç Frenk Havası
1. Capriccio Alum Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için çünkü mahvına sebep nihayet bir sinektir ama Fanya Kaplan nasıl öldü diye sorarsak sanırım işimiz fazlasıyla ciddileşir. Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için. Ölümle şaka olmaz diyenler kıyasıya yanıldılar bu çağda Taksitle Alum diye bir roman yazıldı artık Önce Öl/Sonra Öde denilmek suretiyle aşılıp geçildi bu roman da. Doların dalgalanmasına bırakıldı bu çağda alum geceleri şehrin varoşlarında ikamete mecbur edildi gündüzün kimlik soruldu ona sağcı mı solcu mu olduğu sorusuna cevap verdi seken bir kurşun kadar kurşuni bir kış denizi kadar bile taraf tutmayan ölüm 2. Alum Cantabile Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerime yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı durmadan beyaz bir aygırla taşardım derin göllerden bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara güneşin zekasıyla doymak isterdim kaba solgun kağıtlar sunardı şehrin insanı bana şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin Ogün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı ham elmalar yemekten göveren dudaklarım mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını. Azıcık gece alayım yanıma yalnız serçelerin uykusuna yetecek kadar gece böcekler için rutubet örümcekler için kuytu biraz da sabah sisi yabani güvercin kanatları renginde biz artık bunlar olarak gidiyoruz eylesin neyleyecekse şehrin insanı şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin bozuk paraların insanı, sivicelerin işte öldüm, işte son kadife çiçekleri son defneler, badıranlarla kefenlediler beni bütün kaçaklar için inci bir melhem oldu benim ölümüm bütün hoşnutsuzlar yanlarında saklayacak benim ölümümden yayınlan kırpıntıları boğaz tokluğuna çalışanlar özenle kilitleyecek göğüslerine benim ölmüş olmamı hiç bir yaprak damarından hiçbir su özünden atamayacak beni ortaya benim ölümüm sürülecek pey akçesi olarak tanrıların ölümünü bir üstlenen çıkınca ama neler olup bittiğini hiç bir ayetten hiçbir vakit anlamayacak şehrin insanı şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin pahalı zevklerin insanı, ucuz cesaretlerin 3. Requiem Bozkırda yaz akşamları seni seyrederdi seni seyrederdi ormanda gürbüz sabah ağırkanlı bir güneşle yaşanan kış ağır, kanlı bir güneşle yaşanan hasat zamanı bekarların kaburgalarına gümleyen karanlık isterik kokusu beyaz dantelaların seni seyrederdi sen diriyken sana bakmak başlı ve sonlu bir uğraştı sanki. Gövdene imrenirdi ok atmayı bilenler gövden aklın gibi engebeli ve dakikti sokaklarda kavga çıkardı senin yüzünden sen topuğunu gösterirdin ve dövüş başlardı ejderlerle çarpışırdı bey çocukları müminler müşriklerle savaşırdı. Toprak ve yağmur savaşırlardı anahtar ve kilit birbirlerine girerdi ekmekle bulutlar kan ve su nadirle zenit. Isıtırdın salkımları bağlar bozulunca tohumların bilgisine hısımdın beyninde yelkenlerini açarak serinlerdi kısır kadınlar sen diriyken sepetlerine çiçek doldurup insanlar peşinden gelirlerdi serüvenler peşinden yürürdü endazelerin mekikler otlakların yörüngesindeydi ayıklardı insanların rüyalarını yaktıkları tütsü, okudukları yasin. Sonra öldün, sonra ıslıkladılar seni gösterişsiz tabutunu yuhaladılar lahana yaprakları attılar sana sonradan görme tombul ortayaşlılar semiz, genç burjuvalar seni tepeden tırnağa fermuarladı. akşam gezmesine çıkan emekliler bile duygusuzca silkeledi üzerlerinden senin gözyaşlarını Bir soğuk uzay parıltısıyla anılıyorsun artık kuru bir bilgisayar tıkırtısıyla açıyorlar taçyapraklarını ancak bir alkol koması sırasında senin yorgunluklarını hastanelere makbuz yaptılar çekingen duruşunu intihara karşı kullanıyorlar koğuşlarda çünkü çoktan alum götürdü seni alum alum gündelik sözlerimiz arasında geçecek kadar kaba. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Akdenizin Ufka Doğru Mora Çalan Mavisi
Kim yeni terleyen bıyığına, sakalına sevdalanmışsa Ölünceye kadar bu daireden dışarıya ayak atamaz HAFIZ Yaz günleri beni hatırlamıyor. Salgılı bir hayvanla bitişiyorum yaz yaklaşınca yayılıyorum ortasına sevgili tüylerimin geniş uykulardayım, muazzam uykularda yılların zulmünden haberim yok ne de sürgün taşralı kızlar korosundan geçiyor hazza yatkın dudaklarıyla gece canımın ilmekleri arasından. Beni artık kimseler arayıp da bulmasın beyaz harmanilerin göklere açık sofrasında yıktığım saltanatın dizinde inlediğim aşkın en tabanında yattığım anlaşılmasın çünkü ben çok gizli bir yanlışın dehşetengiz yeteneğini ölçmek için yepyeni bir hata için iniyorum Akdeniz'e Meryemoğlu sanıp ben zavallı ademi çarmıha çaktılar orda çok zaman önce. Çok zaman önceydi ki otobüsler mermer sütunlu şehirlerden sahil çardaklarına nice yılgın havarilerle gidip geldi. Hepimiz, yani taflan çiğnemekle güzelleşen çocuklar havariler karşısında harami gövdesinde hayvan kabarınca mecalsiz kutlu bir tan çıkarmayı denedik kayser makinasından anneler sevecen gözyaşlarıyla korurdular bizi. Bizi sen ey beyhude ve baygın duyguların yırtıcısı sen ey loş çalgıları uykulardan çıkarıp Bahçelerin hayatına yerleştiren esrar bizi bırakmıştın acı güller salınırdı kanımın raddelerinde ve ben güneş altında kendini bize öptüren neyse gece onun kimlerle buluştuğunu araştırdım o zaman yalın yürek kaldım şiddetin çölünde aldanışların çölünde korkudan denize dilimi soktum ayaklarımdan önce. Bu kadar, bu kadardı Akdeniz aslı yokmuş dinlediklerimin eski moda güneş sanrılarından bir şair cesedinden hiç farkı yok denizin. Yok ve yaz günleri beni hatırlamıyor boğulmuş hüznü gösteriyor bana memelerinden geçiyorum bir yakıcı maviden derinleştirilmiş mora geçiyorum ayaklarım altında kumları hıçkırtarak Kara yaz! Karanlık yaz! Kararan vücutlardan rıhtıma varmayan ceset elbette hatırlanmaz. (1974) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Akla Karşı Tezler
1. Gecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim düşünün: sabah çok yakın oysa ışıltı yok ortalıkta nerdeyse gece bitmiş ama sürmekte karanlık henüz uyanmış bazıları henüz uyumamış bazıları bazıları uyanmış uykusuna doymadan bazıları uykusuna varmadan doymuş görüyorsunuz ilm-i hilaf ü cedel düzeniyle hayat nasıl da sürüklüyor kendini ve ben bunu kanıtlayabiliyorum şu şair halimle böylece size ey saygıdeğer erbab-i cumhuriyet akıllı ve yetenekli olduğumu kanıtlamış oluyorum sizler de bu derin bilgeliği kavrayarak kendi değerinizi ortaya koymuş oluyorsunuz. 2. Ütüsüz bir pantolon kadar tedbirliyim tarihi bir gerçek kadar sıkılgan bilmem ki Tesalya'daki Termofil bir yiğitlik anısı bir hayınlık anıtı mı olsa yine bilmem quantum kuramını öğrenen insan haklı mıdır kendini ardıçkuşu sanmakta- ben yirminci yüzyılın sonlarında en uzak uyanışlar ikliminde yaşadım bir imparatorluk genişliğindeki gençliğim sırasında kadınlardan daha çok birinci şubeye vardım. 3. En mutlu insanlar belki de baca temizleyicileridir öyle dar, öyle kara karanlık bir yerdedirler ki yüreklerini geniş, dayanıklı aydınlık tutmak zorundadırlar buna yükümlü sayarlar kendilerini. Baca temizleyicileri başkalarını sevmekle kalmaz başkalarınca sevilirler aynı zamanda çünkü herkesi düşünmeyecek kadar mutlu herkes tarafından düşünülmeyecek kadar mutludurlar. 4. Köylüleri niçin öldürmeliyiz? Bu sorunun karşılığını bulamıyorum içinden çıkılmaz bi olay, ama önemsiz köylüleri öldürmesek de olur hatta onların kalın suratlarını görmezlikten gelebiliriz yapılacak çok şey var daha sözgelimi ben, kendim hiç hayıt ağacı görmemişim görmeden ölürüm diye korkum da yok değil mi ki albatrosu Baudelaire'den Yves Bonnefoy'dan semenderi öğrendim bir gün bakarsınız şu güzelim bilgiç beynimi kırıp teneşir tahtası olarak kullanabilirim. (1974) |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:22. |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.