![]() |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Güzelleme. .
Şair: Ahmet Erhan Seni, gülüşü gül olup da açan kız Uzandığım her kapıda yüzümü saran esinti Seni yürüyüşü yağmur, kokusu nergis Seni, turuncu düş, seni deniz mavisi... Eksik kalmış tek sözcüğü uzun bir şiirin Bir dalın açmamış o son tomurcuğu Yüreğime selamsız sabahsız girdiğin Belli, geçerek o dikensiz yolu. Seni, yaz günleri topraktan tüten buğu O bir anlık, bir solukluk yağmurlardan sonra Seni, sevincin yangını, acının külü Gittin artık, bu şiirler kaldı bana. Gittin artık, ardında mavi bir tütsü Saçarak, deniz ufuklarından sonsuzluğun Ey kara sevdalarımın göçmen kuşu Diyemem istesem de, seni unuttum.. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Göçebe Yürek
Şair: Ahmet Erhan Göçebe yürek Kampana çaldı Pılını pırtını toparlayacak sanki ne vardı Bir kör bir topal Ömrün Kısalıp uzayan iki çizgi arasında Gelir gider Ölümü yalnız bırakacak kadar Durul artık Oturmayı öğren İnternet’te bir sayfa aç kendine Kurul artık Danimarkalı akranınla hasbihal et Göçebe yürek Bağdaş kur Otur artık... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Göçmen Çiçek
Şair: Ahmet Erhan Aykırı bir uçurumum yolunun üzerinde Elini uzatacağın dalları yamacında saklayan Birdenbire patlayan Bir çığlığım sessizliğinde Ele-güne karşı seni utandıran. Yaz günü palto giyerim Ceplerim dolu dolu şiir Gören beni deli sanır Adım kaçığa çıkar keşke kaçsam Keşke kaçabilsem şu dünyadan. Aykırı bir şiirim kitabının arasında Kargacık burgacık bir yazıyla yazılmış Sondan okumaya başla Nokta koy her dizenin önüne Anlamaya çalış.. Bedeninin bir noktasından dalıp Yüreğini bulabilirim Geceyse, başlar yastığa düşerse Ve yorgunsa yüzün Yıldızları soluğumla bir bir ateşleyip Kandiller gibi başucuna koyabilirim.. Ey bütün tufanların ardında Bulduğum dinginlik! Göçmen çiçeği dünyanın Kökleri ardısıra sürükleyen çılgınlık! Madem ki yaşam bu Madem ki taşın taş olmaktan öte bir umarı yok Bir türkü söyle kadınım Yürüsün dünyaya mutluluk... Yağıyor incecik bir yağmur dışarda Yüzün çamurlar üstünde tüten buhur Islak toprak kokusu Doluyor odama Sıkılıyorum Kitapların üstüme yıkılacağından Korkuyorum şimdi Yel esiyor Söküyor duvardaki bir resmi Yerine senin yüzünü koyuyor. Yüzün şimdi karşımda Yüzün akşam karanlığında Toprağın üstüne bırakılmış Bir demet çiçek gibi parlıyor.. O zaman açıyorum Bütün perdeleri O zaman yakıyorum Bütün ışıkları Camları darmadağın ediyorum Yüzünü avuçlarıma alıyorum Alnını öpüyorum Dünyayı öper gibi... Sana uzanamadığım gün Ellerim yok sanıyorum Senin bakışlarını yakalayamadığım gün Gözlerim yok.. O zaman bir yumruk bütün gücüyle vuruyor Eski bir piyanonun tuşlarına Binlerce martı Kayalıklara çarparak ölüyor Ayışığı tutkal gibi Yapışıyor pencereme Açamıyorum perdeleri Şiir yok artık Türkü dindi.. Meyvelerini taşıyamayan Ağaçlar gibiyim Sularını taşıran ırmaklar gibi.. Bu kadar mutluluk çok bana Onu günlere Onu aylara bölmeliyim Ve bir tek gülüşünü senin Kutlamalıyım yıllarca... Sana yüreğimde bir sürgün yeri Göçüp konacak Bir toprak yaratsam Kadınım, sarışınlığının bittiği anı Gizli bir esmerliğe eklesem.. göçmen çiçek Her yerin yabancısı Yolların, yolların ötesinde bize bir tek Yarınlar kaldı Göğün tükenip, denizin Başladığı yerde.. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Gökyüzü Maviliğinden Soyunuyor
Şair: Ahmet Erhan Gökyüzü maviliğinden soyunuyor Gitsem kime, kalsam kimde, nereye kadar? Sılasızım işte, gurbetim de yok Adres defterime adlar değil Yalnızlıklar yazılıyor. Bir yanda yurdum ve uçurum sözcüklerindeki O sersemce, o saçma uyak -Demek ki, iki sözcükle de bir şiir yazılıyor Yüreğimi, yüreğimi bir bıraksam Dünyanın telaşına katılacak Yine birileri dağlarda kahraman Salonlarda mümin oluyor. Gökyüzü maviliğinden soyunuyor Akşamdandır diyorlar, dünya hala dönüyorsa Öyle dalgın, umarsız... Sorsam neyi, bağırsam kime, beni kim anlar? Bir kaçık şair diyecekler Anca yalnız, kanca yalnız... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Hayır Hayır Hayır
Şair: Ahmet Erhan Hayır hayır hayır hayır Gökyüzünde bir çapak gibi duruyorken güneş Evlerde oturmak bana göre değil Elimde pergeller, gönyeler, iletkiler Bir gülün hacmini ölçmeye kalktım Yanıldığım kesin Yenildiğim belli değil Hayır hayır hayır hayır Bütün şiirlerimi odanın duvarına astım Ağzım kurudu tükürmekten Ömrümü cm2'lere böldüm de bir türlü anılarımı Yazamadım Sarı peruka takmış bir acı Sokaklarda sürtüyor boyuna, barlarda benim adıma beş tek bir duble konuşuyor Ancak ölümle diyor, ancak ölümle sağalır yara Cebimde jeton var, uluslararası Sylvia Plath'ı arıyorum, mezarında buluyorum konyağını yudumlarken Bana daha bir incelmiş, ne bileyim daha bir güzelleşmiş gibi geliyor Thank you very much! diyorum ve jetonumun soluğu tükeniyor Cüzdanımda mor bir biletten başka bir şey yok Gecenin son otobüsü çoktan gitti Durdum ardından baktım Güneşi sabah sabah burnunu karıştırırken yakaladım Ay ağlıyordu ve bilmem kaç milyonuncu kez öldüğünü sanıyordu Parkta çükünden su fışkıran o tuhaf melek heykelinin önünde yüzümü yıkadım Kar yağıyordu usul usul Hayır hayır hayır hayır Paltomun yakasını bir daha kaldırdım, atgözlüğü gibi Yalnızca önümü görmek istiyorum artık Kızılay'dan Ulus'a doğru yürürken yolda Pink Floyd için üç şarkı sözü yazdım Küllerini suyla yoğurup bir hamur yapmak istedimse de boşuna Doymadı karnım Radikal takılıyorum son günlerde Ultra-yalnızlık sokağından geçtiğimden beri Dün annemin aynasına bir boyunbağı astım Ve üstüne yapıştırdım on yıl önceki resmimi Bu kadar bendeki nostalji Hayır hayır hayır hayır İpsizin biriyim, doğru Kendime oniki formalık kara bir defter aldım Oturdum sarı şiirler yazdım Artık bana kim inanır Güneş ve ay yerli yerinde duruyorken Ve ben sonsuza dek kova burcunun çocuğu Sanki bir yağmur yağsa oluklardan gök boşanır Yüzüme öyle dönüp dönüp bakma Bana artık herşey yakışır Terzim dünya çünkü, o ki kimlere neleri yakıştırdı günlerini ölüme teğelledi ölümlerini unutuşa kopçaladı Hayır hayır hayır hayır Duymak istemiyorum artık tek sözcük bile Niye ben, neden, böyle mi olmalıydı Aklımı her hafta temizleyiciye vermek Aç karnına yuvarlamak binlerce birayı Niye ellerim ceplerimde hala Niye bir yumruk durumunda değil Dünyada bir tek insanın bile Kuracağı bir şeyler vardır Hayır yaşam hayır ölüm hayır su hayır toprak Hayır hayır hayır hayır Çok mürekkep yaladım ama tükürüyorum burada hepsini Bütün sözcüklerini Okuduğum kitapların Yazdıklarımınsa arasından bilmem ne kalır Aynalarda her sabah her sabah O cam kırıklarından oluşmuş yüzü görmekten bıktım Hiç değilse elişi kağıtlarım olsaydı İpsiz uçurtmalarım Göğe fırlatılan bir naylon tabak gibiyim Ve kendi kollarıma atılıyorum her keresinde Hayır yalnızlık hayır kimsesizlik hayır sıla hayır gurbet Hayır hayır hayır hayır Gezinip dururum yıllardır Koltuğumun altında Radarlardan kurtulmuş üç beş kitap İyi demlenmemiş bir çay gibi kaldım Kırdım dolduğum tüm fincanları Bana iyilik edenlerin yüzüne tükürdüm Ve sevdim düşmanlarımı (Atılan güller solar, geride hep taşlar kalır) Hayır hayır hayır hayır Ne saptan yanayım şimdi ne de baltadan Kırdığım ceviz sayısı kırkı geçmedi daha Ama hiç değilse az kaldı Hele bir geçsin Olurum iyi bir aile babası Hayır akşam hayır yol hayır otobüs hayır ev Hayır hayır hayır hayır Ölüm ki ancak bir başka ölümle yıkanır Teneşirler bu yüzden hep beyaz kalır Kandan, pıhtılaşmış kandan bir anıt yükseliyor önümde Gece artık bütün günü içeriyor Ve ben umutsuzluk hakkımı elimde tutmak için Bir sürü saçmalık yapıyorum Bay garson, sizden özür diliyorum Demek saat 0.2, demek ki servis çoktan kapandı Bahşişin güneş olsun iyi mi Hayır hayır hayır hayır Toprakta yaralar açıyor her damla yağmur Kovulacak bir kapı daha bulmak için Yangın merdivenlerine tırmanıyorum ben Annem niye böyle uzakta oturuyor Ve otobüsler niye bu kadar erken Geçip gidiyorlar ufkumdan Şöförleri ölü, yolcuları uykusuz Her gece oniki kilometre yürüyorum Köstekli saatimi rehin bıraktığım için Hayır hayır hayır hayır Kardeşler, bu dünya bana göre değil Kötü basılmış bir kitap gibiyim Çamur duygusu veriyorum okuyana Elimde bir gümüş zincir Alnımda bir derin leke Kar mı yağmur mu ne yağdığını bilmediğim bir gecede Ey hayat, seni sevdiğim için özür diliyorum Duruyorum önünde, düğmelerim ilikli, aklımın ipleri çözük Hayır hayır hayır hayır Yazmak umurumda bile değil Okumak da bir rastlantıdır artık Annem üzümlü kek yapıyor mutfağında Karım akvaryumdaki balıklarla oynuyor Okul-aile birliğinden gelen bir yazıyı okuyorum bense Çiçekler bile sulanmaktan bıktılar Ellerim titriyor, neden bilmem Belanı mı arıyorsun be adam! Böyle diyor kimi görsem Ne yapsam yağmurdan kaçırılmış bir şemsiye kadar saçma kalıyorum şu dünyada Bütün insanlar tutuklanır sanıyorum Ellerimi göğsümde kavştursam Güneşi masturbasyon yaparken yakalıyorum o an Hayır hayır hayır hayır Ey hayat Başımda lacivert berem Önümde konyak durur Beni oğlum, beni oğlum diye Saracaksın ne zaman Radikal bir çiçeğim ancak kendi saksısında açan Annesini seven Oğlunun okul taksitlerini ödemeye hazırlanan Karısını ancak barışırken görebilen Böyleyim, sulak toprakta gövermeyen tek ekin Bilmem bir yerde durur muyum, durulur muyum Alnıma dövülürse kara bir yalnızlık gibi ölüm Arkamdan üç kulfallahi bir enam okunsun Sonra naaşım Tekel kibritiyle yakılsın Nasılsa gözyaşları söndürür Hayır hayır hayır hayır Bırakmayın, beni ölüm götürür... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kalıt . .
Şair: Ahmet Erhan Acım, beni bir gün boğabilir Kalırsa bir çığlık benden kardeşler Koruyun, saklayın onu ne olur. Her insanın kendince bir tarihi vardır Bir seyir defteri, ağaca atılan çentik belki Hani bir gün dönülür de bir şeyler anımsanır. Kimsesizim, dalsızım, duraksızım şimdi Yaşamla aramda çözülmedik ne kaldı? Bütün köprüler atılmış, yollar yokluğa çıkmıştır. Yaralarımı sağaltacak söz nerde? Bazı kitapların altı çizili yerlerinde mi? Şimdi her çizgiye bir kan yolu yürümüştür. Tanımlara sığmayan sözlerim varsa da Bir gün, kendini deşen hançerden öte Bir şey olmadığım nasılsa anlaşılır. Şaire ölmek yaraşır, filiz sürerken şiirleri Tufanların alıp götürdüğü bu toprakta bir tek Birkaç sözcük mutlak kalacaktır. Acım, beni bir gün, beni bir gün boğabilir Kalırsa bir çığlık benden kardeşler Koruyun, saklayın onu ne olur... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kaza
Şair: Ahmet Erhan Ne çabuk unuttum Dağları ırmaklarla ördüğüm geceyi Ne çabuk unuttum Nankör ve asi İpsiz sapsız bir çocuk muydum Kanımı dellendiren akşam güneşi Alkol ve tütün O kadar mıydım Tek kişilik bir ayak izi Şehrin sokaklarında dikiş diker gibi Ve ayyaşa çıktı adım Ne çabuk unuttum Gözlerinden boncuklar fırlatan sevgilimi Şimdi şehrin öteberisiyim sanki Dolanır dururum Masalara kazıya kazıya Adımı unuttum Karaya vurdum teknemi Unuttum ki unutuldum.. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kiraz Mevsimi
Şair: Ahmet Erhan Kiraz mevsiminde rakı içmedim Yatmadım olmadık kuytuluklarda Serumlarla doldur boşalt yaparken bedenim Bekledim sessizce gönlümün ücralarında Dünyaya yine de bir ağırlıkmış hacmim İzmit'te bir sevgili, ölüm oruçlarında iki çocuk yitirdim Ne ilgisi var, Türkiye buralar Alnımı toprağa yapıştırıp yürüdüm Şairler, hükmüm bir kör tırnak kadar Kalksam attığım her adım kan kuyusu Otursam sağım solum uçurum Kimyama derbeder hayatlar karışıyor Ölsem sanki buğum camlarda yaşıyor Kiraz mevsiminde rakı içmedim Demek ki İstanbul bana böyle yakışıyor... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kokteyl
Şair: Ahmet Erhan Evlerde, güneşin kapadığı evlerde Bir çocuğun güzel günler düşündüğü Molotof kokteyl yaptığı Bir ölçü cin, votka, nane likörü, soda Ve sonra birbirine bir güzel karıştırdığı Bir ölçü ölüm, hayat, acı, mutluluk Go home amerika! Go home amerika! -Altıncı filo büyük bir törenle karşılandı On-onbeş kişilik bir topluluk Sol yumruğunu gökyüzüne doğru kaldırdı Dostlarımız gücenmedi bile Babam o günlerden beri bir gül tutar elinde Büyütür de sular kendisi sanatoryumda yatsa da Go home amerika! Go home amerika! Heybeliada'ya her gidişimde dünyaya ne oldu diye sorar Mersin'de gün geç doğar, erken batar O çocuğun gözleri yedinci filodur akdeniz'de Cemal Abdül-Nasır'a selam götürür en olur olmadık yerde gökyüzüne bakan çocuk Güneş, ay, bulut, merih, uranüs, satürn Artık ne bulursan hepsini karıştırıp Bir kokteyl yapabilir misin? Yedinci filo gün ışığında yola çıkar Ve uğrar bütün limanlara... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kovulduğum Bütün Kapılara
Şair: Ahmet Erhan Kovulduğum bütün kapılara geri dönüyorum Yurdum için, alnımda yaralarla Ellerinde taşlarla herkes beni Benimse aklım yitip giden dostlarda Onca insan niye öldü - sormuyorum artık Ölüm bile kılık değiştirmişken şimdi Hala yaşıyor olmanın şaşkınlığı var üstümde Sanki her doğan gün bir bağış gibi Geçtim herkesin geçtiği yollardan Ne yerineceğim bir şey var, ne övüncüm Öyle yalın çıksın istiyorum ki sözcükler ağzımdan Acısı acı olarak adlandırılsın bu ömrün Kardeşler, size yine şiirler getirdim Unuttuğumuz kimi duygulara ilişkin Kırık dökük bir takım anımsamalar... Hiç değilse şunu düşünün, nasıl geldi bu adam, bu günlere kadar? |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Küçük Balıkçı Köyü
Şair: Ahmet Erhan Ağlar asılmış evlerinin önüne yakalamak için yıldızları. Akşam olunca yanan gaz lambalarını yem olarak kullanıyor bura insanları. Yıldızlar bir gece olsun kanmıyor bu yemlere. Ne bu düş gidiyor oysa ne de yoksullukları. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Küçük Harfler
Şair: Ahmet Erhan Adını büyük harflerle başlattığım Hayat Gitgide dayanılmaz oluyor Buzdolabında çocuk ölüleri Sokak korkusu, anason yalazı - Beni niye kimseler sevmiyor? Ki ben Hiçlik’e adanmış bir asansör kuğusu Üçüncü kattan sonrasını hatırlamıyorum Boynumu büküp kıvrılıyorum -Ama niye beni hiç kimseler sevmiyor? Kendi küçük harflerime sığınıyorum... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kül Altındaki Kor
Şair: Ahmet Erhan Gökteki bulutlar yüreğime yağıyor Bende iki dünya çarpışıyor artık Biri umutlu, devingen, gözüpekçe yaşıyor Öbürü masallarda sarhoş ve ezik. Toprağı avuçlarımda eliyorum usulca Bir kum saati gibi akıyor ömrüm Tükenecek bir gün o kumlar da, ey doğa Tekrar doldurmak için kalacak mı Güneş, daldan dala sıçrayarak yürüyor Bir neden var mı mutlu olmamam için? Daha ne kadar yaşadım ki şunun şurasında Adını biliyor muyum bütün çiçeklerin? Konuşturmayın beni, dilim sürçüyor Alışkın değilim söz etmeye sevinçten, mutluluktan Gideyim artık, kül atında kor gibi Dursun onlar, dönüp üflerim bazen... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kırkayak Takvim
Şair: Ahmet Erhan 1 Octavio Paz ölmüş Tarihsiz bir gazetede okudum. Yalnızlığın labirenti...Benim şu an içinde yaşadığım evin bir çeşit tanımlaması bu.Bazen o labirenti bir tabuta çeviriyorum o kadar. Octavio Paz dün ölmüş. Aradım demin evin altını üstüne getirdim sanki.Yok.Bende son zamanlarda eve her gelen konuğun bir kitap “götürdüğü” gibi paranoyalar oluştu. Ama biliyorum ki, o kitap burada evde bir yerlerde... Octavio Paz.Şiirler.Güneş taşı.Çeviren Sait Maden.Tünel kazmak pahasına o kitabı bu gece bulacağım.Evime ‘tabut’ yakıştırmasını yaptığım için kendimi tekzip edeceğim.Yalnızlık zaten bir labirenttir.Ama bir güneş taşı her yerde bulunmaz. 2 Ne kadar aptalmışım.O zamanlar-ne zamanlar-Bir “Her Yerde Bulunmayan Kitaplar Sözlüğü” hazırlamaya kalkışmıştım.Yarasanın ‘sahaf’ Pozisyonuna her ne kadar denk düşüyor gibi görünse de... 3 Düz yazı şiirin tökezlemesidir. Ama hiçbir yara izi yok dizlerimde. 4 Bir kuşluk vakti telefon çalar.Ben “Şu” der kadındır.Hatıralarda güzeldir. Ama üstüste okunmuş şiirler gibidir.Hatıralarda güzel midir? Belki de yalnızca kuşluk vakitlerinde güzeldi. Görüşürsün ve ellerini -nedense- hep ceplerine saklayasın gelir. 5 Octavio Paz sahiden ölmüş. Bütün kitaplığı devirdim.Sarhoş ceketlerimin ceplerine bile baktım: “Güneş Taşı” yok! Ey kendini bilmez kişi, ya o kitabı getir ya da kendin gel! 6 Mehmet Sönmez bile ölmüş. Ölüm fotokopi makinesini çalıştırmaya görsün. Kalbimde sardunyalar. 7 Mehmet Sönmez de sahiden ölmüş Ama bütün fotoğraflarında gülüyor. 8 Sevgilimin Bodrum’dan gönderdiği kartpostal Can Yücel’in !bir Siyasinin...”in kapağı. Mehmet Sönmez. Anlatıp duruyorlar: 1968.Asker mehmet.Bodrum. Ölüme en güzel uyak: En yakın dostumu yitirdim. 9 (Kalbim ıssız bir makamda Hatırasız şarkılar dinler Ne kaldı geriyeler...Sus. Bir yerden sonra kendini bekler Ölüm renginde bir kır çiçeği kopardım demin Suya tutsam olmazdı...kopardım Bir insan nasıl intihar eder Hayat dersinde herşeyi sanki çözdüm de Bir bunu anlamadım) 10 Telefonumun nasıl çaldığını duymak için kendimi dışardan aradım az önce. Boğuk ve yalnız bir telefondu. Kendi hatırımı sordum: İyiydim.Çok iyiydim. 11 Bütün memelilerden nefret ediyorum. 12 Sarhoşluğum en ayık halimdir. 13 “Sayın abonemiz telefonunuz borcundan dolayı görüşmeye kapatılmıştır.Lütfen telefonunuzu açtırınız.” Telefonum yalnızca çalıyor artık. 14 “Türkçe Sözlük” bile ayaklanıp gitmiş yada benim boyum yetmiyor. 15 Telefonum artık çalmıyor bile. 16 Yarasa değil, Kırkayak! Yalnızca yürümek istiyorum. 17 Bir çocuk örtüldü üstüme sanki. 18 Ellerim günlerdir portakal kokuyor. Hayırdır... 19 Az önce elektrikler kesildi. “Bir bu eksikti”deki eksik olmayan bu gibi. Yazının minesi soldu. 20 (Ama hizaya sokulmaz ki hüznüm benim En sarsak çocuğuyum solgun bir devrimin.) 22 Şimdi şu odaya sazlı sözlü bir güneş doğsa Yalnızlığın son piçi gibi Kalakaldım karanlıkta. 23 Uçkurlarını çözüverse ampul... Ne olur... 24 Kırk yaş...Kadınların ‘menopoz’ dönemi gibi bir şey sanırdım; ya da öyle derlerdi. Sanki ben hep kırk yaşındaydım. 25 Adımı kime söylesem mahçup bir duraksama. Ölüm bile hatırlamıyor artık beni. 26 Herkes ayılınca unutuyor. Bense unutmak istediklerimi bile hatırlıyorum. 27 Sen idam mahkumuna sorulan o sorusun. 28 En büyük devrimci hareket yürümektir! 29 Her insan kahvaltı ederken gazete okur ben yazı yazıyorum. 30 Aynada en hamarat kadınların bile silmeyi unuttuğu o lekeyim ben. 31 Uzun gezmelere hasret bir otopark bekçisi gibi kaldım burada.Ya da bir benzin istasyonu...nasıl yürümek isterse artık. 32 (Ahmet Erhan yürüyüşe çıkıyor Ve bağırsakları akasya kokuyor Ankara’nın Kalbim henüz yarı yoldasın Ellerim üşüyor, parmaklarım Şehirde özürlü bir kırkayağım.) 33 Takriben yaşıyorum. 34 Bu dünyada ne kadar kolay bir şey olmak ve ne kadar zor ‘bir şey’ olmak... 35 Bütün kadınlarım, ancak kendilerini aldattığımdan kuşkulandıkları zamanlarda yazdıklarımı okuma gereğini duydular. 36 Gece.Karanlık güzel.Güzel karanlık... 37 Ey hayat, bana ölümü çok görme! 38 Ayaklarının otuzdokuzunu yitirmiş bir kırkayak gibi kaldım şu dünyada. 39 Her sabah dokuzdur saatler Ve her gün pazartesidir. 40 Yetimlerin bile tüyü bitti. Hakkınızı helal edin. Benim helal edeceğim bir şeyim bile yok.. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Lades Kemiği
Şair: Ahmet Erhan Boğuk boğuk bir siren sesi Güz yağmurlarının geri çekildiği aklımda Aklımda geceler boyu Çınlayan yalnızlık Cam kırıkları yağan kar üstüne vuran ayışığı Odam soğuk Sevgilim yok Bir yılbaşı ağacının bütün lambalarının söndüğü aklımda Anı bile değil artık Her gün bir arkadaşın öldüğü Aklımda, tütün kokan ağzım üstüne maydanoz yediğim ama yine de anneme yakalandığım Denizden yükselen buğu Güneş vuruca Portakal bahçelerinden dağılan koku Solgun şafak. Kırağı yeli Odam soğuk Sevgilim yok... Aklım, kırılmayı bekleyen bir lades kemiği. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Limon
Şair: Ahmet Erhan Seninle aynı lojmanda, bana bir ev verseler İstifa ederdim şerefsizim, gerçeklerimden Sabah geç, akşam erken Giderim, gelirim Haberim bile olmazdı saatlerden Sen bir kompartıman dolusu insansın Havva'nın 20. yüzyıla aktarılmış renkli fotokopisi Sen ey bir zamansızlıksın ki... ne zaman geleceksin Her yerlere erken gelmekten rötarlı Alnımda 1 sivilce büyüdü yokluğunda 3 kasa bira, 18 paket Camel, 23 damla gözyaşı Simyadan kimyaya iltica etmiş rönesans yüzüm Her geçen gün biraz daha kazıdı aynaları Altından ne mi çıktı?. 24 ayar hüzün Ben bu geceyi bitiririm de, aydınlık nerde Bu da güya aşk şiiri, realizme seyrediyor İş, ekmek, hürriyetle doldurdum seyir defterimi Baktım ki iş ekmeğe, ekmek hürriyete yabancı Bu alçak ironiyle yatmasam, ben intihar ederdim Benzemezdi bu alacakaranlıktaki Ülke'nin en eski baskısına Ederdim sonra Cumhuriyet'in uzak bir köşesinden sizi seyrederdim Bir gün için votkanıza limon oldum iyi ki... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Macera . .
Şair: Ahmet Erhan Omurgasız bir acı Bedenimde uluyor Tenha otobüslerin kız kokan yalnızlığında Elim elimle buluşuyor Kulağımın arkasına takıyorum ömrümü Gecenin en olmadık Saatlerine taşınıyorum Bir şairin kendi halinde Bıyığını ve şiirini fazlalık sayan... Gitgide kendime Yakışıyorum Ortayaş göbeğimi aynalardan sakınaraktan... Bir alçak sakladı Ve unuttu beni zulasında Sanki Bir ölüm başka bir ölüme Miras bıraktı Bitti Sandığım o macera Hep yeniden başladı... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Mevsim Hadiseleri -1
Şair: Ahmet Erhan Alkol ve tütün Ben ölümü bunlarla yendim Ağaran bir tanın küf kokusunda Sabah savaşlarında Uçarı bir neferdim Herkes işe giderken ben sızardım Garip bir kitaba, tuhaf bir kitaba Gün ışığından sözcükleri sağardım Sığardım kendi dünyama Ekmek ve kadın Ben hayata bunlarla yenildim... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Milattan Önceki Şiirler
Şair: Ahmet Erhan Bu kez biraz uzun sürdü bu keder İçime ağır bir taş gibi takılıp kaldı Acı, takunyalar giyerek yürürdü yüreğimde Sevincinse tüyden ayakları vardı. Ve sorularım ne çoktu benim Ellerim her taşın altını kuşkuyla aralardı İnanmaz olurdum kimi, göğün mavi, yaprağın yeşil olduğuna Gözlerim her renkte saklı bir karayı arardı. Bu kez biraz uzun sürdü bu keder Kollarımı iki yana açıp, dansetmek istiyorum Mutlu olmak istiyorum, ey kuşlar, ey çiçekler! |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Milli Coğrafya
Şair: Ahmet Erhan Mutluluğum 39 derece ateşle yatar Dünyanın 42 derece enlem 26 derece boylamında Öğretirler Edremit’le Van arası kaç saat tutar Kanadı kırık kuş hesabıyla Hayatın dulu, ölümün ilk aşkıdırlar Bu ülkede bir çift kulak ve göz olanlar Ölüm tarihleri yazar nüfus kağıtlarında Sarhoşluğum 80 dereceye çıkar Meyhane taşradan musalla görünür amma... Oturdum kalbimin nüfus sayımını yaptım Bir iki dost, çuvalla düşman Ben ki iki lafı biraraya getirmeyi bilmem Haklıdırlar her şeyde dostlarım ve düşmanlarım da Ve mutluluğumuz 39 derece ateşle yatar Öyle ya da böyle Türkiye mezbahasında... Grevciler, şairler ve seracılar Don olayı bekleniyor, son uyarı Sinop’la Anamur arası bir kuş uçar Kanadı kırık ama göğsü kınalı |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Nostalji
Şair: Ahmet Erhan Sevgili ölüm Damarlarımı genişletiyor yalnızlık Çağırıyor beni toprak kokusu Odam dağınık İğrenç bir sabah Ağzımda hala alkolün buğusu Sevgili ölüm Uğulduyor kulaklarım Bir tek nefes bile çekmediğim sigara Parmaklarımı yakıyor Bedenim Bir de çocukluk Yokluyor arasıra Belki de evet belki de Dönüş yok artık Hiç değilse benim için Sevgili ölüm Penceresinde mızıka çalan Bir çocuğu anımsa Ne zamanlar Denizin karşısında Sevgili ölüm Artık anlıyorum şimdi anlıyorum Ben hep yaşayarak Seni büyütürmüşüm Gün gün... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Oğul
Şair: Ahmet Erhan Anne ben geldim, üstüm başım Uzak yolların tozlarıyla perişan Çoktan paralandı ördüğün kazak Üzerinde yeşil nakışlar olan Anne ben geldim, yoruldum artık Her yolağzında kendime rastlamaktan Hep acılı, sarhoş ve sarsak Şiirler çırpıştıran bi adam Kurumuş kuyunun suyu, incirin sütü çoktan çekilmiş Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi Ayrık otları, dikenler bürümüş Kapıdaki çıngırak kararmış nemden Atnalı ve sarmısak duruyor ama Oğlum, mektup yaz diyen Sesin hala kulaklarımda Anne ben geldim, ağdaki balık Bardaktaki su kadar umarsızım Dizlerin duruyor mu başımı koyacak? Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın.. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Otobiyografi
Şair: Ahmet Erhan Sana artık Ahmet Erhan diyorlar Yalnızlık, ölümün üvey kardeşi Eve hep geç saatlerde gelen babaların ayak izlerinden yükselen buğu Bir toprağın, dalına dokunamadığı yerde büyüyen boşluk Ayışığında kaldırımları süpüren bir kadının ikide bir durup, burnunu önlüğünün koluna silmesi Gibi boğuk, gibi çıldırtıcı, gibi silik Sana artık Ahmet Erhan diyorlar Nereye gideceğini yitirmiş yol, uçurum, dağ, bayır, çöl Bir kuşun kanadından çıkan kav Bir kibritin ömrünün, bir tek sigarayla sınırlı olması - Alkol, kendileri seni seviyor Her el titremesinin bir fotoğrafını çekmeli yanık masa örtülerinin, kırık bardakların Günışığında herşeyin, herşeyin görünmesi Gibi iğrenç, gibi gerçek, gibi anlamsız Sana artık Ahmet Erhan diyorlar Tökezlemiş söz, suskun türkü, rendelenmiş umut kırıntısı Şiir... alkolik bir babadan artakalmış sarışın güz boğuntusu Çıkılmaz buradan artık diyor bir ses, hiç değilse kapıları iyice örtün Soğuk, yalnızlığa özenip girmesin içeri Gibi sinsi, gibi alaycı, gibi bungun Sana artık Ahmet Erhan diyorlar Kötümserlik, kusmukların çiçek kalıplarına dökülmüş hali Herşeyin göreceli olduğu bir dünyada iş mi bu şimdi Değişimlerin bir türlü dönüşüme varamadığı yerlerde Aklımı teğelliyor bir çocuk durup dururken Gibi çılgınlığa, gibi serseriliğe, gibi ölüme Sana artık Ahmet Erhan diyorlar Parmak damgasının mülkiyete yettiği bir çağda Yüreğini kağıtlara basmanın bedeli Damarlara dolan toprak kokusunun hep ölümü çağrıştırdığı Yaşamın, konuşulan en eski lehçesi Gibi okunmayan, gibi tozlu, gibi gülünç Sana artık Ahmet Erhan diyorlar Diklendikçe, kendi rüzgarından başı dönen gurur Yürüdükçe, yollardan pencerelere yükselen buhur Çok şey görmüş geçirmişsin biliyorlar Gibi ölüm, gibi aşk, gibi şiir Sana artık Ahmet Erhan diyorlar Akdeniz 1958.1.72, 60 kg., evli, karısı hamile, iki paket sigara. sabah dokuz akşam yedi. - sahi ne vardı başka? Evet, diyorlar ve ekliyorlar: Önüne geleni öpme isteğiyle dolu bir insancıllık Sonunda götürse götürse, çiçek götürür kendi mezarına Gibi deli, gibi meczup, gibi seyda Ve keçe uçlu bir kalemle yazıyorlar: Doğacak çocuğuna ad düşünen nihilizm Sabahın alacakaranlığında, bir uçurum önünde bekleyen dirim Sana artık Ahmet Erhan diyorlar. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Penceremde Dolanma Ayışığı
Şair: Ahmet Erhan Pencereme dolanma ayışığı Rüzgarın soluğuyla titreye titreye Ağaçların hatırını sor - Yoksul ve kimsesizdirler Denizlerin dibinde oynaşıp duran Balıkların sırtlarını ışıt Pencereme dolanma ayışığı Gözlerimle sokaklara abandığımda Yalnızlığı bulursam Öksüz ve dağınık kitaplarımı bulursam Odalarda, evlerde Her radyoda yürek tellerini titreten Bir türkü bağırırsa Pencereme dolanma ayışığı Rüzgarda el çırpan nehirleri anımsarım Teninde keklik hoplatan kırları Dallarında yeni gelinler gibi İstekle kıvranan Erikleri Eski bir pikapta Theodorakis çalıyor Bir gemi açılıyor Pire limanından Çarpa çarpa dalgalarına Dostluğun ve sevginin Eski bir pikapta kardeşlik çalıyor İç çekmeler ve bağırışlarla Titriyor teller Pencereme dolanma ayışığı Özlerim bir dostu kucaklama duygusunu Onunla ağlaşmayı sessizce Özlerim bir çiçeği öperken Toprağı öpüyormuşçasına sevinmeyi Pencereme dolanma ayışığı Yorgunum Pencereme dolanma ayışığı bu gece |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Röportaj
Şair: Ahmet Erhan Ben bu şiiri daha önce hiç yazmadım Kalemler ağladı, ben yazmadım Gittim bir sürü saçmalık yaptım Bir zaman ölüme taktım aklımı Yağmurlara, denizlere, sorulara, aşklara ve daha pek çok şeye Çevremde hiç akranım kalmadı sonra Elim, ayağım, kalbim, aklım sobe! Yalnızlığın resmine bir fırça da ben attım Dönüp bir daha attım Futbol maçlarına belki ufuk çizgisini görürüm diye gittim Kadınlara, kızlara askıntı oldum bir ara Deliliğime kılıf olsun diye hep sarhoş gezdim Enlemleri, boylamları birbirine düğümledim haritalarda... Ne soracaksan sor artık Bay gazeteci, elindeki kağıda bakmadan ama Gez, göz, arpacık Patlasın flaş. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Sela
Şair: Ahmet Erhan Gökyüzünde akan tek kişilik bir uçak gibi Devletin hava sahasını daraltan Böylece geçtim ölümlerden, altyazılı bir şiirde Kötü bir çeviriyle kendimi aldataraktan Otuzlu yaşlar intihar yaşlarıdır Ömrümüzün gazeli savrulur soluğumdan Musluklar bozuktur, kadınlar şikayetçi Bir küçük rakının, üç günlere bölündüğünü hatırlatan Ve şairlerin selaları yükselir meyhanelerden Çünkü otuzlu yaşlar intihar yaşlarıdır Gitsem, kayıt mı olsam seçmen kütüklerine Yoksa avluda uyuklayan köpekle mi helalleşsem... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Sevda Şiirleri
Şair: Ahmet Erhan Burada bitiyor bir sevda, yenisi nerde başlar; ya da başlar mı bilmem? Kendi derinliğiyle dolan bir kuyu mu yüreğim; kendi boşluğuyla yetinen? Burada bitiyor bir sevda, ele avuca sığmayan kederler, kimi gülüşler ve bir o kadar da unutulmaya yatkın anılar bırakarak geride; belki birkaç da şiir... Sürüp gidecek yaşamım, kimi yerlerde sanki yeniden okur gibi bir romanı ve gülümser gibi yine aynı şeylere sıkıntılı, dalgın; çoğunlukla acılı. Burada bitiyor bir sevda, kaldım işte yine dağlar, uçurumlar arasında birbaşıma. Burada bitiyor bir sevda, önsöz gibiydi bir çağrıydı, daha nice yeni sevdaya. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Sesim Boğuk Çıkıyorsa Da
Şair: Ahmet Erhan Sesim boğuk çıkıyorsa da Aldırma Nice dağlar kırdı onu Nice denizler Savurdu Sesim boğuk çıkıyorsa da Aldırma Artık bir şeyler yapmanın Zamanı geldi Bazı şeyleri kırıp dökmenin Bir kentin sokaklarını Yeniden keşfetmenin Özlemleri, çocukluk günlerini Bir yağmur altında bırakmanın Zamanı geldi Sesim boğuk çıkıyorsa da Aldırma Nice anılar yordu onu Nice özlemler böldü Sesim boğuk çıkıyorsa da Aldırma duyuyorsun ya... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Sevgilim.. Sevgilim
Şair: Ahmet Erhan 3 Elinden şekeri alınmış bir çocuk gibi kaldım Yokluğunda... Yağmur yağar, kar yağar Günler kısalır, geceler uzar On parmağımın üstüne on mum yaktım Gecesefalarının gündüz yalnızlığıydım 4 Ateşböcekleri ışıtır gecemi. Hepsi bu Kanar bir yerlerim: Sevgilim Ufkunda bir yalnızlık aylasıyım Bir delta gibi genişleterek yokluğunu Sevgilim. Hep geceye sakladım sende bulduğumu... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Son Damla
Şair: Ahmet Erhan Her bardağı taşıran bir son damla vardır Toprak gelince ölümle, meyhanelerde bir koltuk daha azalır Damlaya damlaya gider Ahmet Erhan, sel olur gelir ölüm Hayat buysa eğer, meğer ki aldatılışım. Yalnızım... sokağın zulasında bir köpek gibi kaldım Islak bir köpek gibi ancak sabahla ayılır Sürüklene sürüklene götürülür Ahmet Erhan Komiserim, tebdil-i hayatta şiir vardır Şimdi bir ölsem ve artık hiç konuşulmasam Çocuğumun belleğini kefenimle silsem Anlamam ki nicedir yaşım murada ermiş dölüm Neden her çocuğun ille de bir babası vardır Oğlum, zaman ağır, gün ağır, gece acıya aşinadır. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Sunu . .
Şair: Ahmet Erhan Bedenini bir dünya haritasi gibi dizlerime Serip de, yollar aradım yürümek için İçime çekmek için hava, koklamak için çiçek Ve bir kadın, yaşamı benimle bölüşecek Sevdiğim şeyleri sevecek, bir incir ağacından Damlayan süt dolarken memelerine Çocuklar doğuracak, kara gözleri Dünyaya bıkıp usanmadan sorular soran Kendisiyle yüzleşmekten çekinmeyen, doğayla Ve insanla sonuna dek barışkın... Yüzünü ak bir kitap gibi ellerime Açıp da, umutlar aradım yaşama ilişkin Uçurumların yamacında kök salacak ağaçlar Boğulanlara uzanacak bir kol belki Bunun için sevgilim, seninle başlattım bu şiiri. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Türkü
Şair: Ahmet Erhan Uyandım, dağlarda duman Ovada sabahın tütsüsü Deniz ürperiyor uzaktan Koynunda güneşin gülü Kanat kanat dağılsam Unutmam kendi göğümü Gelirsin bana sulardan Yüzünde yosunların tülü Yaşamak, seni seviyorum Demenin başka türlüsü.. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Sıkıntı
Şair: Ahmet Erhan Yağmur eritti elimi, yüzümü Bu dünyada bir yürek kaldım Acılar burdu düşlerimi Kanıksanır oldu ölüm denen şey Şaşırdım, ürktüm, ağladım. Bu iş de burada biter Yarın bir bilet almalıyım Nerede olursa olsun diyerek Geceyarısı kayıp giden trenler Uykularımda koca bir engerek Kendimi ölümün olmadığı Bir dünyada bulmalıyım Yorgunluğumu, tedirginliğimi Boynumdan bir kement gibi çıkarmalıyım. Yağmur eritti elimi, yüzümü Bu dünyada bir yürek kaldım |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Uçurum .
Şair: Ahmet Erhan Aklımda kayalar kopuyor, duvarlar yıkılıyor Yüreğimde, kuruyan bir ırmağın yatağındaki boşluk Ayak izlerimi bırakmaya çalışıyorum taşların üstünde Kimsenin arayıp bulamayacağı bir adresim var artık. Dostlar da çekilip gidiyorlar hayatımdan Yürüdükleri yollarda arıyorum anları, Sevdikleri kıyıların gözlerinde Kendi sularınca boğulan bir denizim ben Kendi taşlarınca zapt edilen bir kale Başımı avuçlarıma alıp sıksam ne olur Çıkarabilir miyim beynimdeki o kara suyu? Bir çiçek tarlasına dönüştürebilir miyim? |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Uçurumlar
Şair: Ahmet Erhan Yatıya kaldı ömrüm olmadık acılarda Yorgan döşek Anladım ki şu dünyada Damarlarındaki kana daha ziyade şeyler de eklemek gerek Kalbim uyuzgezer sanrılarda Boğuntulu camlarda tütsülenir durur Nedir nedendir çok mu kötüdür Arasıra tökezlemek ve diklenmek pahasına Ancak uçurumlar elverir bana.. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Umut .
Şair: Ahmet Erhan Usul usul geceleyin Sirenler duyarsan derin Kapını gökyüzüne dayayıp da bekle Yolunu şaşırmış bir yıldız düşer belki üstüne Başını yastığa göm Yüreğini ayışığına ayarla Yorganına sıkıca sarın Derin bir nefes al Ve sakın ağlama... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Uykusuz Leyli
Şair: Ahmet Erhan Leyli okudum ölümün okulunu Beştaş oynayarak yıllarla Yüzümde mecburi hizmet solgunluğu Uçkuru düşük bir acının ayazında Leyli okudum... aklım karışık, bıyıklarım gürdü Ömrünü parselleyip, alkole imar izni çıkartmakla uğraşan Bir memur, dayardı yüzüme yüzünü uzun uzun içerdik her akşam Leyli okudum ölümün okulunu Ben çalışkanıydım intiharların - ip, ilaç ya da sınıfta kaldım, okşadım diye oğlumu Tayinim çıktı hayatın doğusuna... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Veda . .
Şair: Ahmet Erhan Yitirdim cebimdeki bütün adresleri Yağmurlar, yağmurlar ortasında kaldım Aklımı boğacak o selleri Ben kendi damarlarımda yarattım Artık ne bir satır yazı, ne de bir selam Tek kişilik bu oyunda rol alabilir Gitti bütün seyirciler, boşaldı salon Geride kalan yalnızca, yalnızca maskelerdir Eli naylon güllü o dostlukların Bir tek anısı ve sızısı yok içimde Yitirdim cebimdeki bütün adresleri Kendimi kazandım bir başka biçimde... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Yağmur, Ağıt Yak Arkamdan
Şair: Ahmet Erhan Yağmur, ağıt yak ardımdan Karanlık sokaklar boyunca Ben yurdumun özoğluyum Kimseler yanmıyor bana Yaprak yaprak içimde yalnızlık Onun dalları dünyadır Kendi göğümde bu sürgünlük Bedenimdir ona tek sınır Kimsenin bir şey söyleyeceği yok Ben susarsam, konuşmazsam Acı bile sustu artık Yağmur, ağıt yak ardımdan... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Yağmurda Ölürüm
Şair: Ahmet Erhan Yağmurda ölürüm, su çeker bedenim Bir yeraltı ırmağı olur gömülünce Ben bu dünyada bir tek hayat’ı sevdim Karşılıksız aşkların lümpenliğince Yağmurda öleyim, su çeksin bedenim Sokağın ortasında serseri bir ağaç gibi Anlasan, sen anlardın kalbim Göğün toprağa akıttığı o şehveti Yağmurda ölürüm, kağıda yine zam gelir Ben uzun uzun üşürüm ıslaklığımdan Su ve kan! Görüp göreceğim budur Rivayet olunur kim, suyun kanı yıkadığından Yağmurda öleyim, su çeksin bedenim Kan! En dayanıklı tüketim malımızdır, onu kimse yıkamaz Dolar, Mark, İMKB, Altın, Hisse Senedi... Kalbim, kanla yıkananlar bir daha onmaz. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:35. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.